28 Şubat 2007 Çarşamba

İstanbul kaldırımlarındaki parlak lekeler

Yaz bitince hava soğur, kış gelir. Kış gelince bizim millet nezle olur. En azından küre olarak topluca ısınmamızdan önce olaylar böyle gelişiyordu. Bu sene kış mevsimi yerine kuru ayazlar yaşıyoruz, gelgelelim kar kış kıyamet görmeden de , milletce nezle olmayı başarabiliyoruz. Yediklerini çişe, içtiklerini kakaya dönüştürmekten başka bir yeteneği olmayan bazı vatandaşlarımız bu noktada 3. bir beceri geliştiriyorlar. Bu beceri burnun bir deliğini tıkayıp diğerinden keskin bir atış yapmak, veya burundan derin bir nefes alıp, nefesle beraber aşağı inen kütleyi , "hhhhaauurkk tuuu" efekti ile kaldırım yapıştırmak. (içim bulandı be)

Bu gelişmelerden sonra kaldırımda kendi halinde yürüyen diğerlerinin kaderi de, her adımda, yere yapışmış, parıl parıl parlayan, yapışkan, sümüksü ve de amipsi puantiyelerle gözgöze gelmek oluyor. (bu noktada güleyim mi kusayım mı, bilemiyorum)

diyeceksiniz ki, kafanı havaya kaldır, yere bakmadan yürü, amma ben hem miyop, hem gözlüklü, hem de sakar bir insanım, kafam havada yürürsem ya çukura düşerim, ya direğe toslarım (tecrübe ile sabittir) . O açıdan böyle önüme baka baka yürümek zorundayım ve ıyyyhhh, yerler dolu yani, benek benek, leke leke, parlak parlak öööööööööö



27 Şubat 2007 Salı

Oscar dedikodusu

Öncelikle bana bu onuru verdiği için Akademi'ye teşekkür ederim, anneme, babama, ajansıma, dahi yönetmenime, fedakar yardımcı oyuncularıma, harika senaristime, tüm crew'a, ve beni bugünlere getiren Real Fiesta ekibine teşekkür ederim, hahahahayytt, işte teşekkür konuşması da hazır dostlar.

Bu yılın Oscar töreni geçen yıldan daha hoş, sunucu Ellen sevimli ve komik amma Billy Crystal ile boy ölçüşemiyor sayın seyirciler, Billy'nin aday filmleri tanıtmak için yaptığı gösteriler müthiş olurdu. Neyse, Oscar'da en akılda kalıcı imaj kesinlikle kıpkırmızı tuvaaletiynan Nikol Kıdmın. Büyüleyici! İlk ödülü de o sundu, bööyle süzülerekten sahneye çıktı, bir kürdan kadar zayıflamıştı. Kendisi Real Fiesta'nın stil ikonudur da.

Sonra bizi ilgilendirmeyen teknik, artistik, cart curt ödüller dğıtılmaya başlandı. Kovboy filmlerinin müziklerini yapan Ennio Morricone'ye onur ödülü veriliyor. Tiksindiğim Selin Diyon o yamık ağzını bura bura şarkı söyledi bir de, içim kıyıldı! Ödülü de Moruk kovboy Klint İstvud takdim edecek, kendisi iğrenç derecede yaşlanmış, bu adam lütfen bir daha Oscar'a katılmasın kardeşim, üç kat olmuş gıdısını görmek zorunda mıyız?? ! Töreni George Cloney sunsun, hayvan yakışıklı kendisi!
Cenıfır Löpet gerzzek bir elbise giymiş, 200 kilo görünüyor, Givenit Paltrov düpedüz çirkin olmuş, geri! Bir de Robert Downey Jr vakası var, yıllar önce Chaplin filminde Şarlo oluveren sonra da yıllarca esrar kokain alkolizm alemleriyle kafası güzel dolaşan güzide kişilik! Yaşlandıkça Al Pacino'ya benziyor! Bakınız :


Törendeki en güzel kısımlar, sinemayla, film tarihi ile ilgili kolajlar. Şöyle bir muhteşem Al Pacino kolajı yapsalar diye düşünürken işte bir kolaj daha, bu sefer kendilerini babalıyorlar , Amerika'yı. Kızılderilileri katlettiklerinden bahsetmek yok tabii, ya da Irak'ta yaptıkları katliamdan bir kare yok. Kolajın ilk karesi The Godfather Part 2, Vito Corleone'nin Amerika'ya gelişi, işte Marlon, işte işte AL PACINO Scarface'de ortaliği kan gölüne çeviriyor falan ama bunlar yine kendilerini coşturuyorlar, hiç sevmiyorum bu Amerika'yı.

Şimdi bu sene ölen sinemacıların anı filmini izliyoruz. AY ! Olamaz! Robert Altman ne zaman öldü? Farketmemişim, çelenk yollardık! Pret a Porter isimli Paris hazırgiyim haftasını anlatan filmini çok severim de.

And the Oscar goes to Helen Mirren! Muhteşem London aksanı ve harikulade İngiliz esprisine bayıldım. Kraliçe yıllardır gururunu, cesaretini ve de saç biçimini koruyor dedi hahahayt! yedinci kere oscar alamayan Kate Winslet yine ağlıyor, zalak! Titanic ile kazanamadığı zaman çok kızmış, öfkelenmiş, bıdı bıdı yapmıştı. Şimdi Akademi buna her sene gösterip vermiyor hahahaahahah.

And the Oscar goes to Forest Whitaker. 80 yıl sonra nihayet zenciler de kazanıyor artık ve çok geberiyorlar, ne ezmişler yıllarca bu adamları, daha 30 , 40 yıl önce bunlarlan yan yana oturmaz, gündüz feneri der üniversiteye sokmazlardı. Amanın herkes ağlıyor Forest'ın konuşmasına.

OOOOOOOOOOOOO GEORGE LUCAS, STEVEN SPIELBERG, FRANCIS FORD COPPOLA babalarrrrr, en sevdiğim filmleri yapan herifler, Star Wars, Indiana Jones, The Godfather. En iyi yönetmen Oscar'ını verecekler!


İşte Martin Scorsese NİHAYET Oscar kazanıyor sayın seyirciler, yüz kere falan aday gösterilmişti, salon alkışlarla yıkılıyor !!! Al Pacino'nun nihayet Kadın Kokusu ilen Oscar almasından beri kimse bu kadar alkışlanmamıştı. Zavallıcık, bembeyaz saçlı, kapkara kallın kaşlı bir ihtiyarcık olunca ancak kazanabilmişti. Zarfı tekrar kontrol edin dedi ahahahayt.

Aman yarebbim, Jack Nicholson kellesini kazıtmış ve yanında Diane Keaton varrr, en iyi film adaylarını sunuyorlar, Diane çok sevimli ve çok güzel görünüyor. Halbuki 60'ını geçmiştir? İşte Departed en iyi film seçilmişti. Zavallı Martin Scorsese sevinçten ağlayacak herhalde. Diane Keaton, Jack Nicholson'a sarkıyor. Jack hasta mı? Niye saçını kazıtmış. Çok meraklandım. Patates suratlı Leo Di Caprio. Pardon adam 40 yaşında hala 20 gibi görünyor, ne iş? alla alla!!!

hade canım hade, bir Oscar daha sona erdi. Saat 1.20, yarın hazırlamam gereken bir yığın rapor var, bu kafaylan Oscar'ı değil babayı alırım artıkın oyyyy.

26 Şubat 2007 Pazartesi

otantik moka kahve

önce birazcık su kaynatıp, kocaman bir fincana dökelim, 1,5 kaşık neskafeyi bu suda eritelim, bu arada sütümüz kaynamakta olsun. Fincandaki karışıma kakao ekleyelim bol bol, ay Emine Beder'e döndüm ayol hahahaytt, kakaoyu neskafeylen iyice karıştırıp kaynayan sütün kaymağını atarak sütümüzü bu karışıma ekleyelim, iyice karıştıralım, işşşte size moka kahve!

hayat ne garip

internette nicole kardesin elbisesinin tamamini gormek amaciylan dolanirken bu muhtesem fotolari kendi sitemizde bulmak ne garip....
iste hep yanibasimizdakine gozlerimiz kapali degil mi zaten hayatta da ?

Nicole Kidman 2007 Oscars Red Carpet

alev alev yanıyor...

Balenciaga  :








21 Şubat 2007 Çarşamba

3 vakte kaddar yolum var

walla cok basarili idea da o resimdeki turruncu lokum cok artificial olmus. grafik ustunde de eleman biraz daha calissaymis keske ....
neyse gene de 3 vakte kadar yolum var , takip sepeti koluma geliyorum...
herkesi opuyorum...

2010 İstanbul kültür kenti afiş yarışması birincisi

Lady Charlotte , cicim sana yol göründü :)



18 Şubat 2007 Pazar

Sulu Remziye

Cuma günü maaşlarımız alınca Yeşim ve Ceyda ile hemen Taksim'e alemlere aktık sayın seyirciler, bu sefer hedefimiz Kadınlar Kahvesi'nde sulu fal baktırmaktı. Önce Çin Büfe'de jumbo karides, erişte, çıtır sebze, kıtır çin mantısı yedik, sonra koşturarak falcıya gittik. Kadınlar Kahvesi, Emek Sineması'nın karşısındaki sokaktan dümdüz aşağı iniyorsun, Melekler Kahvesi'nin karşısı (eskiden bu Cafe Des Anges'da Nigar'a kahve falı baktırırdık , hey gidi)

Kadınlar Kahvesi'nde bize kapıyı pek fena suratlı bir adam açtı, valla bu adam bize ilaçlı kahve içirip satar diye korkmadım değil! Daracık ve basamak aralıkları çok yüksek olan merdivenlerden yukarı çıktık, sonra kurbanlık koyunlar gibi sırayla arka odadaki sulu Remziye'nin yanına girmeye başladık.

İlk sırada ben vardım, Remziye, annemin adını ve benim adımı sorup elindeki bir parça kağıda bunları yazdı. Sonra mırmır okuyup üfleyerek bu kağıdı elindeki plastik şaşal su bardağına daldırdı, bardağın üzerinde benden önce bu faldan medet ummuş diğer şaşkolozların kağıtları yüzmekteydi!




Sonra Remziye suların kendisine ilham verdiği öngörüleri bana aktarmaya başladı; işimden memnun olduğumu, 2 ay sonra birisi ile tanışacağımı söyledi. hatta bir parça kağıda, bu esrarlı sevgilinin yaşını, boyunu posunu, ismindeki harfleri yazıp bana verdi, bu adamı bulunca sakın kaçırma hemen bana gel diye tembihledi. Sonra da hadi yallah kızım diyerek dehledi.

Böylece fallarımız fallandıktan, halimiz çıktıktan sonra; Starbuck's'ta kahve içip kendimize geldik, eve dönerken Koska Helvacısı'ndan güzelim şekerlemeler, lokumlar aldık, evlere dağıldık. Ceyda ile az kalsın Tarlabaşı'nda otobüsler bizi çiğneyecekti sayın seyirciler. Elimizde torbacıklarımızla gülmekten yürüyemeyince...

14 Şubat 2007 Çarşamba

Venge'de Sevgililer Günü yemeği mmmmm







İşte bu Aziz Valentino gününü Venge kebepçısında patlayana kadar yemek yiyerek kutlamıştık sayın seyirciler. Ofiste böyle 15 tane kızdık ama akşama kadar kimseye çiçek miçek gelmedi. Tam çıkmaya yakın Yeşim'e esrarengiz bir demet gül gelmesin mi, herkes helecanlandı, demek ki, gizli bir sevdiceği vardı??? 10 dakika sonra da Ayfer'e gül gelmesin mi, başka kimseye birşey gelmedi, Allaaah, herkes şişti ofiste, kös kös makyaj yapıp dışarı attık kendimizi.




Venge kebapçısı kırmızı balonlar, peçeteler, kalp şeklinde çikolatalarla çok güzel süslenmişti. Masamıza yerleşip mezelerle donatık : Süzme yoğurt, haydari, acılı ezme, gavurdağı, fındık lahmaç, patlıcan ezme, mantarlı başka bir ezme, sıcacık lavaşlar, içkiler, tulum peyniri, tereyağ derken muhabbet alıp başını gitmişti.



Tabii Venge'nin spesyali kaşarlı patlıcan ezmesinden de getirttik, cennet taamı gibiydi. Minik Ceyda bütün garsonları tanıyor, adamlar masamızın etrafında fır dönüyor, boşalan bardaklar, eksilen tabaklar hemen doluyordu oyy oyyy, sonunda kocaman bir tabak karışık kebap pirzola döner gelmesin mi... Zaten doymuştuk kebaplarla patlama noktasına geldik.


Fakat bu gece biz hakikaten coşmuştuk, garson oğlan konuşmamıza bile izin vermiyor "siz keyfinize bakın" diyerek masayı donatıyor, bana da "siz de içmeye devam edin" diye gaz veriyordu. Sonunda dondurmalı irmik helvası ile çeşit çeşit meyvalar geldi, o helva ağzımızda eridi adeta dostlar, biz de bir tabak daha ısmarladık!
Bu güzel ziyafetin günahı kişi başı 45 ytl ve 2500 kalori idi sayın seyirciler. Evlere dağılarak soda içip geğirerek yediklerimizi hazmetmekten başka yapacak birşey kalmamıştı... Allahım ne güzel bir sevgililer günü değil mi???

real fiesta kizlarina benden sevgililer gunu hediyesi

birini cok sevmek ne demekti
neye benzerdi gercek asklar
kosusturmaca saplantili hayatlarda,
asklara yer var miydi
bu gitmekle kalmak ikilemi
bir gun son bulacak
tedirgin ruhlar huzuru bulacak miydi
birinin gogsune baslar suphesizce yaslanip
derin bir uykuya sualsiz
dalinabilinecekmiydi
sevenleri tebrik edip
yuruyup giderken
ve hayat boyle bencilce akip gecerken
kacirilan asklar icin bir umut varmiydi?

13 Şubat 2007 Salı

kaç gece?

ne berbat bir dizi bu be??!!! Binbir geceyi bırak , o donuk suratlı Şehrazat'a bir gün bile katlanılmaz, bir de heriflerin hepsinin buna deli divane olduğuna inanmamız gerekiyor, olacak şey değil dostlar. Sonra mütemadiyen bekliyorsun ki birşey olsun, bir hareket, aksiyon... yok! Karı ayağa kalkıyor , daaan gerilim müziği, herif başını sağdan sola çeviriyor, daaaan yine aynı müzik, "efenim asansörde kalmışlar" daan yine o müzik! Yahu sanki bunlar CTU'da bir asansördeler, yanlarında 3 dakika sonra patlayacak nükleer bir bomba var! Ne çalıyon??? Ay çok kızdım! Seyretmeyin böyle abuk şeyleri , kitap okuyun. Ideefixe.com sitesinde Jules Verne tam baskı çeviriler 4,90 YTL'den satılıyor, onları alıp okuyun. Diziyi merak edenlere ben söyliyeyim, Şehrazat herifi binbir gece süründürüp sonundaaa...

11 Şubat 2007 Pazar

Entel dantel alemler

Dün gece Didem, Yeşim, Gökben ve flörtü Luke Skywalker ile Taksim'de alemlere aktık sayın seyirciler. Asıl amacımız SHAMAN WORLD MUSIC DAYS etkinliği sebebiyle İstanbul Garaj isimli bilmediğim bir mekanda konser verecek olan tanımadığım Talvin Singh isimli Hintli müzisyeni izlemekti. Kendisini tanımam etmem, konsere de kendi istek ve rızamla gitmedim, kızlar beni kandırmıştı, bunu da lehimde bir nokta olarak not ediniz!

Evet tabii önce minik Çin Büfe'de erişte, sebze kızartması yiyip, yasemin çayı içtik. Sonra Starbuck's'ın İstiklal Caddesi'nde en son açtığı ortadaki tükkanına giderek kahve içtik sayın seyirciler.

Kahveden sonra saat 9'da (tastamam biletin üzerinde yazan başlama saati) Garaj'a iniverdik. Hani şu minik Culina'nın önünden aşşağı doğru iniyorsun , orası! Fakat kapıdaki 24 dizisindeki CTU'dan fırlama ajanlara benzeyen adamlar bize tuhaf tuhaf baktılar. Talvin saat 1'den önce çıkmaz dediler. Ama nasıl olur, bilette 9 yazıyor dedik, bıyık altından güldüler! İşte beni zorla getirdikleri bu konser aslında yoktu bile sayın seyirciler! Bu Talvin denen abi DJ idi ve performansına ne zaman başlayacağını da bir Allah bir de kendi paşa gönlü bilirdi! Fakat biz dana gibi ortada kalmıştık, ne yapacaktık. Böylece İstiklal'in tıkış tıkış kalabalğına karışıp dolanmaya başladık, kitapçılara falan baktık, dergileri karıştırdık. Sonra Jaz Cafe'ye gidip içmeye karar verdik. Aman burası ne kadar güzel bir bardı anlatamam. Aynen Cheers'deki gibi bir mekan! Hani hep acaba buralarda var mıdır bir benzeridiye merak ettiğimiz bir yer. Güzel ama konuşmanı engellemeyen müzik, aydınlık ortam, kırmızı duvarlar, bar, masalar, süperdi!İşte bu güzelim mekanda içip coştuktan sonra Garaj'a geri döndük, paltolarımızı vestiyere bıraktık (6 ytl) ve mekana girdik. Gerçekten kocaman garaj gibi, ferah bir mekan. Sigara içilmeyen bir kısım bile vardı. Fakat ben bu tarz mekanlarda ne yaptığımızı unutmuşum dostlar. En son ne zaman Mojo'ya gidip de sabaha kadar dansetmiştim? 2, 3 yıl olmuştur. Buradaki sorun şu idi, sahnede bir DJ hafif etnik tabanlı elektronik müzik yapmakta, gençler bu müzik eşliğinde coşmakta. Amma gelin görün ki, ben sevdiğim şarkıları söylemeden coşamam, rockingen şeyleri severim, DJ'den elektronik müzikten tiksinirim, aman yarebbi, beni kandırıp nereye getirmişlerdi???

Vallahi, biz Didem'le bu san'atsal DJ müziğine 1 saat kadar katlanabildik. Sonra Talvin'i bile göremeden önden evlere dağıldık sayın seyirciler. Bir de Garaj'ın vestiyerinde paltolarımızı alabilmek için kavga etmek zorunda kaldım, çünkü vestiyer dolup taşmış, mekanın girişinde dışarılara kadar kalabalık bir kuyruk uzamıştı, herkes kızgın, homurdanıyor, bir de dayak yiyecektim aradan paltomu almaya çalıştığım için.
Böylece tanımadığım bir DJ'i dinlememek üzere vermiş olduğum 30 ytl götümde patlamış olarak bu hoş akşam sona ermişti. Bir daha mı DJ, performans, world music??? tööbeeee!!!

9 Şubat 2007 Cuma

HATIRLA SEVGİLİ

Herkes bu diziyi izliyor mu! Atv'ye helal olsun. İlk kez bir dizi film beni yerimden kaldırttı. Çünkü sahneye İsmet Paşa olarak Savaş Dinçel çıkmıştı! Kurtuluş ve Cumhuriyet'te İsmet İnönü olarak izlediğimiz harikulade Savaş Dinçel! İşte kulaklığı, mükemmel yaşlandırma makyajı ile bu kez İnönü'nün yaşamının daha ileri dönemindeki dramatik bir sahneyi canlandırıyordu. Şu dizi başladığından beri İnönü hiç çıkacak mı diye merak etmekte idim ve bu kritik sahne ile Savaş Dinçel nasıl da konuşturdu karizmasını. Halbuki bir saattir hayranlıkla Okan Yalabık'ı izlemekteydim, kendisi sapsade ve o kadar içten oynuyor ki, samimiyeti, içtenliği ile sizi ele alıyor. Adeta çarpıyor sahiciliği ile! Ağzım açık Okan Yalabık'ı izlerken birden Savaş Dinçel muhteşem bir giriş yapınca yerimden fırladım dostlar. Herkes bu diziyi izliyor mu! İzleyin. Bu yapıma döküldüğü inanılmaz aşikar olan devasa bir emek var. Ellerine sağlık doğrusu.

Hatırla Sevgili dizisi, bölümleri, videoları
http://www.hatirlasevgili.blogspot.com/

Hatırla Sevgili Dizisi fan Sitesi
http://www.hatirlasevgili.net/index.php

Herkes ne zaman ölür? Elbet gülünün solduğu akşam...


5 Şubat 2007 Pazartesi

Chilean Patagonia

Yahu ne olur biri beni götürsün, Güney Amerika kıyılarına bıraksın, sonra ben alicenap Lord Glenarvan ve cesur arkadaşları ile Patangonya'yı yürüyerek katedeyim. Kıtanın öbür ucunda şerefli İskoç yatımız Duncan bizi karşılasın.

Chilean PatagoniaTorres del PaineTravelTours OperatorsHotels

gitmek istiyorum ben, gitmek.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...