26 Temmuz 2007 Perşembe

TOTORO

İşte, işte nihayet Miyazaki ustanın sevgi poturcuğu Totoro ile tanışabildim sayın seyirciler. Geçen Cuma maaş almıştım üzerinize afiyet, Cevahir'e gittik tabii hemen. Tapon dvd köşesinden bir Al Pacino Any Given Sunday, bir Marlon Brando Rıhtımlar Üzerinde filmleri alıp kasaya ilerlediğimde bir de ne göreyim? Totoro! Tabii aynen Totoroooo diye çığlık atıp kendisini ele geçirdim.





Kahramanlarımız Satsuki ile Mei, babalarıyla kırda eski ve güzel bir eve taşınıyorlar. Ve yakındaki ormanda totorolar var, ormanın ruhu yani. Biri küçücük beyaz, biri acık büyücek mavi veee kocaman , göbeğinde hoplayabildiğin büyük Totoro. İşte film bu totorolarla kızların macerasını anlatıyor, baştan sona mutlu, neşeli ve özellikle de Kedibüs karakteriyle "bu ne hayal gücü yarebbim" dedirten, Miyazaki ustaya bir kere daha hayran olmamızı sağlayan harikulade bir film. Sonunda yazılar akarken hep beraber tot-toroo toot-toroo diye şarkı söyleyeceğiniz de garanti.




15 Temmuz 2007 Pazar

Indy!

Bu sefer resmen geliyor! Steven Spielberg; George Lucas ve Harrison Ford , dördüncü İndiana Jones filminin çekimlerine başladılar. Artık cümle alemin duyduğu üzere, emekliliğin rahatından ayrılamayan Sean Connery ekibe dahil değil. Ama kamçılı adam geri döndü :

Kadın oyuncu Cate Blanchett; olay 50li yıllarda geçiyor. Indiana Jones resmi web sitesinde Harrison Ford'un, Spielberg'in falan çekimlerden videolarını izleyebilirsiniz.

Film kısmetse 2008 mayısta sinemalarda.

14 Temmuz 2007 Cumartesi

ooooooooooooooofffffffffffffffff

seyyahat şortum, birkenştok terliklerim, saybırşat fotoğraf makinem, penye geceliğim, hatta şengen vizem, hepsi hazır! AMA TATİLE ÇIKAMIYORUM. bak bu işin sonu hayır değil söyleyeyim, bir giderim pir giderim, bu ne ya! seyyahate çıkmam lazım acilen kimse anlamıyor mu??!! ya da komple tırlatacam ooohh, ondan sonra ömür boyu hayal alemlerinde kaçık kaçık yaşayıp giderim. tralalala...

12 Temmuz 2007 Perşembe

Sbarro

Dün öğlen şirketten kaçarak Cevahir'e yemeğe gittik sayın seyirciler. Sbarro isimli bir İtalyan restoranını denedik. Restoran değil de aslında bizim Lady Charlotte ile İtalya seyyahatimizde yemek yediğimiz Auto Grill tadında bir mekan.

Self servis, önce pizzanı sonra istersen bol kaşşarlı , soslu, sebzeli makarnanı seçiyorsun. Pizza dilimleri dana kadar. Bir de salata büfesi var ki, soslu kızarmış patateslerden, mantara, haşlanmış brokoliden patlıcana herşey var. Buradan da kocaman bir salata tabağı yaparak içeceğini de alıyorsun ve de kasada ödüyorsun.
Ben bir dilim mantarlı, ıspanaklı pizza ile bir tabak salata, bir de içeceğe 17 YTL ödedim. Salata tabağını daha çok sevdim, pizza çabucak soğuduğu için tadı kaçabiliyor ama lezzetliydi.

Sbarro'da böyle içi eriyik peynirle dolu ekmek gibi birşeyler de vardı, aklım onlarda kaldı açık konuşayım. Makarnalar da süperdi. Yemekten sonra biraz Zara'da dolaşıp şirkete geri döndük. Zara'da penye bir elbise ile zebra desenleri tayt beğendim püaahaahah. Ama penye elbiseler pasajlardan 10 liraya alınır, zebra desen de bizi bozar. O yüzden hiçbir şey almadan geri dönmüştüm sayın seyirciler.

10 Temmuz 2007 Salı

Memo Tembelçizer

yuffiii, Memo Tembelçizer blog yapmış çok şekerrr : memo tembelcizer

özellikle Aşık Memo külliyatını tavsiye ederim püüahaahahah : http://asikmemo.blogspot.com/

Cihangir'de bir gece

Dün akşam Sinem arkadaşımızın doğumgününü kutlamak için Taksim'e gittik sayın seyirciler. Hava çok güzel, Taksim kalabalığı da o hırçın, insanı ezen kalabalık değildi. İçimde turist olma arzusu doğdu. İstiklal'de sanki her şeyi ilk kez görüyormuşçasına yürüdüm, Grand Rue de Pera'dan kalma yapıları hayranlıkla izledim


Turist olmak ne güzel şey değil mi? İnsan yabancı bir yerde çok daha özgür hissediyor, o yüzden seyyahat etmeyi çok seviyorum. Hem saçma şeyler yapmaya da hakkın oluyor, ben de dün İstiklal caddesinde turistlik hakkımı kullndım, of çok eğlenceliydi.


Aslında arada sırada hep içinde yaşadığımız mekanlara bu şekilde yaklaşabilmek lazım diye düşünüyorum. Turistmiş gibi, herşeye farklı bir gözle bakamayı ve yeni şeyler görmeyi becermek lazım.

Yemek için Alman Hastanesi'nin oralarda bir yerde, 5.Kat'a gittik. Ben daha önce hiç gitmemiştim, ne kadar çok şey kaçırmışım, taa Boğaz Köprüsünden Marmara'ya kadar uzanan nefes kesici bir manzarası varmış bu mekanın. Manzaraya dalıp lezzetli yemekler, İspanyolca, Fransızca şarkılar eşliğinde sohbet edebiliyorsunuz. Yüksekte olduğumuz için hava çok rüzgalı idi ancak garson kardeşler bize leopar desenli battaniyeler verdiler ve gayet şuh bir kılıkla yemeğimize devam ettik hahaahahah.



Mekanın spesyal ekmeği ve zeytinyağı ile iştahamızı açtıktan sonra; açılış tabağı ile yemek şölenimize başladık. Aslında 4 kişilik olan tabaktan 2 tane almıştık, oburuz ya!


Tabakta çıtır tavuk, hellim kızartma, felafel ve peynirli kıtır pidemsi birşeyler var, çok hoş bir sosla servis ediliyor, çok beğendik.


Ana yemekler oldukça çeşitli, ben acılı soslu, noodle ile servis edilen thai tavuğu aldım



Doğumgünü çocuğu Sinem , nohutlu ve safranlı pilavlı bilmemne tavuğu aldı , adını anımsayamadım

Deniz'le Gökhan da 4 peynirli bonfile ile 5.Kat bonfilesinden yediler. Zaten o açılış tabağı ile doymuştuk ama ana yemek öncesi garsonlar makul bir süre beklettiler yemeklerimizi, o yüzden etleri de gayet midemize indirdik.

Gecenin sonunda ise daha şişman olarak evlere dağılmış idik sayın seyirciler. Bu arada farkettim ki, bütün fotoğraflarda ben varım, zorla Sinem'e kendimi çektirmişim hahahaayytt ..

9 Temmuz 2007 Pazartesi

Howl'un Yürüyen Şatosu

Miyazaki usta serisine son süret devam ediyoruz sayın seyirciler. Bu hafta izlediğim anime Howl'un Yürüyen Şatosu, yine büyüleyici, sihir, macera, eğlence dolu bir anime idi.



Kahramanımız Sophie şapkacı dükkanında çalışan kendi halinde bir genç kız iken, fettan bir cadı Sophie'ye kadim bir büyü yaparak yaşlanmasına sebep oldu. Sophie bu büyüden kurtulmak için büyücü Howl'un harikulade yürüyen şatosuna gidip burada temizlikçi olarak yaşamaya başladı. Howl'un yardımcı oğlanı Markl ile arkadaş olan Sophie Howl'a da aşık olmaktan geri kalmadı ama yaşlı kadın halinden kurtulmak için minik ateş şeytanıni serbest bırakmak zorunda idi. Bu küçük aileye bizzat Sophie'yi büyüleyen yaşlı cadı, sihirli bir korkuluk ve sevimli minik bir köpek de eklenince seyredin siz cümbüşü. Sonunda da ultra hiper mutlu son. Vallahi bir renk ve hayal aleminde kendimi kaybettim bunu izlerken. Ellerin dert görmesin Miyazaki baba.

3 Temmuz 2007 Salı

Kiki'nin Teslimat Servisi

Haftasonu çok güzel bir anime seyrettim sayın seyirciler, Miyazaki ustadan Kiki'nin Teslimat Servisi. Kahramanımız Kiki 13 yaşında bir cadı kızı. 13'üne geldiği için kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor ve süpürgesine atlayıp kendini ispatlayacağı bir şehir aramaya başlıyor. Yanında da minik kara kedisi Jiji var, o kadar sevimli ki :

Kiki, deniz kenarında çok güzel birşehre yerleşiyor, böyle Lizbon, Napoli tadında bir memleket burası ve uçma yetenepini kullanarak bir acele teslimat servisi kuruyor. Filmin sonunda da yeni arkadaşlıklar kurup heyecanlı maceralarayelken açıyor. Gerçekten çok eğlenceli ; insanın içini açan bir anime bu. Miyazaki ustanın ellerine sağlık.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...