31 Aralık 2010 Cuma

2010, unutulmayacak bir yıl!

2004'den beri yaptığım ettiğim herşeyi blogda yazıyorum. Ondan önce bir 10 yıl da günlük yazmışlığım var. Evet, aman serüven yaşamıyorum diye sıkılmaz,  elime geçen  tip tip ajandalara yazardım en sıkıcı detayları ya da en karanlık düşüncelerimi. Her yılın sonunda da, geçip giden yılı özetleyen bir mektup yazardım, vallahi salakmışım ya, kime neye yazıyorsun özeti a gerizekalım??? Zaten tapi tapi o berbat elyazınla yazmışsın sayfalara olanı biteni???

Neyse, bu alışkanlığı zaman zaman blogda da tekrarladığım oldu. 2010'a bakınca kişisel olarak oldukça başarılı bir sene geçirdiğimi görüp, bir özet geçmenin hoş olacağını düşündüm.

2010'da ben çok değiştim dostlar, hem de öyle böyle değil. Önce 12 kilo zayıfladım, sonra da lazerle gözlerimi çizdirip gözlükleri attım. Kıyafetlerim bile değişti. Ayol resmen "Tanrım beni baştan yarat" olayını yaşadım!

Bakınız :

Aralık 2009:


Veee Aralık 2010 :


Valla artık o gözlüklü fotoğrafları görmek istemiyorum, gözlük sanki Demir Maskeli Adam'ın maskesi gibi beni hapseden birşeymiş, bu özgürlük hissini ben çok sevdim.

2010'un en müthiş hatırası ise, kesinlikle 6 Eylül 2010 U2 İstanbul konseri idi. Bunu uzun yıllar unutamayacağım gerçekten. Bir hayalin gerçeğe dönmesi idi benim için bu konser.

2010 senesinde, bilmem hatırlar mısınız oldukça karlı bir Ocak ayı geçirmiştik. Her yer bembeyaz olmuştu. Ocak ve Şubat ayı bol yemekli geçmişti aynı zamanda, Jadore'da çikolata föndüleri, Kanatçı Haydar, La Capitana'nın ziyafetleri bunların birkaçıydı sadece.

Mart ayında ilahlara yaraşır dürümleriyle Dürümcü Sedat'ı keşfetmiş, dostlarla Kırıntı'da doğum pastamı yemiş, Eminönü ve Sultanahmet'te çok güzel bir gün geçirmiştik.

Nisan ayında Bibuçuk ziyafeti,  Büyükada fiyaskosu, Moda gezimiz, İndiana Jones çizgiromanlarım ile rengarenk geçmişti. Moda'da gezerken blog arkadaşım Mehmet'le tanışmak ise bu ayın sürprizi olmuştu:)

Mayıs'ta Kırklareli ve Edirne'ye harika bir seyahat yapmış ve son ziyafetlerin ardından, diyetisene gitmeye başlamıştım.

Haziran ayında, Ezel dizisinin ilk sezonunun son bölümlerinde heyecan doruğa çıkmış; ben de bölüm incelemeleri yazmaya başlamıştım. Bu arada Türkiye'de internet sansürü iyice ağırlaştı, Google Apps'in engellenmesi sebebtiyle özel domainlerde tutulan bloglarla beraber internetin yarısı bizim için erişilmez hale geldi. Body Worlds sergisi İstanbul'a geldi ve Aşk-ı Memnu dizisi evlere şenlik bir finalle bizlere veda etti. Ezel ise tarihe geçmeyi hakeden şaheser bir sezon finali ile tatile girdi ve Kenan Birkan'ın kimi oynayacağını tartışmaya başladık.

Temmuz ayında Twilight serisinin 3. filmi gösterime girdi, biz de ilk günden koştur koştur gidip, sonra da nefret ettik filmden. Pera Müzesine Botero sergisi geldi, şahaneydi. Veee Begüm'le Korhan evlendiler, ah ne güzeldi, Sibo fotoğraf çekimi yaptı, yazın en güzel günlerinden biriydi kesinlikle o gün.

Ağustos ayında 1 haftacık tatil yaptım ama burnumdan geldi, tatil dönüşü kedim egzama çıkarmıştı, bir iki hafta sonra da kalçası çıktı, ah ne üzüntülü günlerdi, ama durumun ciddi olmadığını öğrenince rahatlayıp Sabancı Müzesindeki Efsane İstanbul sergisine gittik. Bu ay çok güzel bir hikaye ile bitti, Bozcaada'ya giden Mehmet, abimin müzesini ziyaret edip benim anlattığım aile hikayelerini en birinci ağızdan dinlemiş, ve harika bir yazı yazmıştı.

Eylül ayı, bu seneye damgasını vuran U2 konseri ile açıldı. Rezil organizasyon yüzünden konser dönüşü yollarda sefil de olsak, senenin en unutulmaz olayı kesinlikle bu gösterişli konser ve Bono'yu karşımızda görebilmekti. Bu ay aynı zamanda Ezel'in 2. sezonu başladı ve Kenan Birkan'ı Haluk Bilginer ustanın oynadığını öğrendik. Kedicik de haftalar sonra tam olarak iyileşip yürümeye başladığından benim için oldukça mutlu bir ay oldu Eylül. Ayrıca yeni ekran fenomeni, Behzat Ç. dizisi yayına başladı, benim de kalbimi çaldı hemen. Taksim'deki sahaflar şenliği ile bu dolu dolu aya veda ettik.

Ekim'de hava soğudu, birileri çıkıp 1000 yılın en soğuk kışı geliyor dedi, epey güldük:). Ama bir akşam İstanbul'da deprem oldu, eski korkularımız hortladı, o zaman hiç gülemedik doğrusu. Birkaç gün sonra benim Fransız müşteri ziyarete geldi, Anjelique senin Çiçek Pasajı benim dolaşıp eğlendik. Patrick'le. Disney'in Güzel ve Çirkin animsyonunun dvd'si çıktı, senenin en güzel dvd'si bu oldu herhalde benim için. Ayrıca mutlu bir haber aldık, 2011'de Bon Jovi İstanbul'da konser vermeye gelecekmiş oleyyy. Veee sonunda ameliyat olup 20 yıldan fazladır taktığım gözlüklerden kurtuldum.

Kasım ayı geleneksel olarak Kitap Fuarı ile başladı. Yavaş yavaş sonbahar geldi, 1 haftalık bayram tatili yaptık. Ve nihayet günleri sayarak beklediğimiz, Harry Potter ve Ölüm Yadigarları gösterime girdi, kitaba bağlılığı ile kalbimizi çok fena kazandı.

Yılın son ayı ise bol bol gezip kitap okuyarak geçti. Zoitsa'nın kurduğu Kitap Kulübü mail grubu sayesinde dostluklarımızı pekiştirip yeni arkadaşlıklar kurduk. Bol bol kitap muhabbeti yapmaya başlayıp yeni kitaplar keşfettik. İdefix fuarından, Amazon'dan çok güzel kitaplar aldık. Yılbaşına doğru şehir ışıl ışıl süslendi. Pera'ya bu sefer Frida geldi...


2010'da aldığım yegane albüm:
Mor ve Ötesi'nden Masumiyetin Ziyan Olmaz

2010'da izlediğim yeni filmler :
Kurtadam : Harikaydı.
Veda :Senaryoda sorun vardı, görüntü ve oyunculujlar güzeldi.
Shrek 3D : Mükemmeldi.
Sex and the City 2 : Gayet osuruktandı..
Twilight Saga Eclipse : tek kelime : kabız!.
Eat, Pray & Love : sinemada uyuduk, berbattı.
Harry Potter and the Deathly Hallows : Mükemmeldi, Dobby'si ile, Hermione'si ile ağlattı.
Av Mevsimi : eh işte.
Ejderha Dövmeli Kız : Süperdi.
Black Swan : Konu itibariyle klişe olmasına rağmen Natalie Portman tek kelime ile büyüleyici idi.

2010'da en sevdiğim kitaplar
Şenlikli Bir Cinayet, Gilbert Adair
Her Temas İz Bırakır, Emrah Serbes
Son Hafriyat, Emrah Serbes
Ejderha Dövmeli Kız, Stieg Larsson
Ateşle Oynayan Kız, Stieg Larsson
Roger Ackroyd Cinayeti, Agatha Christie
Lord Edgware'i Kim Öldürdü, Agatha Christie
Star Wars Darth Vader Türkiye Özel Cildi (Grafik roman)

Hayal kırıklıkları:
Oniki, Jasper Kent (Gazı kaçmış cocacola gibiydi)

İkinci Mesih, Glenn Meade (Çok sevdiğim bu yazarın yeni kitabı fos çıktı)
Dumas Kulübü, Arturo Perez Reverte (Hayal ettiğim gibi değildi)



2010 senesi ARKADAŞLARIM sayesinde bu kadar dolu dolu ve şahane geçti. Beraber gezdik, yedik, içtik, sergilere gittik. Parasız kalıp ekonomi yaptık ya da çılgın alışveriş turlarına çıktık. İstanbul'un tozunu attık, yemeğin dibine düştük, bol bol kahve içtik, çokça güldük. Ya da hiç yüzyüze tanışmadan yazıştık, yorumlar yazdık, mailleştik, twitleştik. Canım dostlarım, sizleri çok seviyorum ve bu harika yıl için teşekkür ediyorum.

En kötü yılımız böyle olsun!

Gel bakalım 2011!

30 Aralık 2010 Perşembe

Pazardanananasaldırdımmmmm:)))))))))

Ay başlığı doğru yazdım mı bilemedim ahahaha gözlerim şaşı oldu ananas yazarken :)))

Ne kadar mutluyum, ne kadar güzel bir gün oldu anlatamam. İşten izin almıştım bugün ve yarın için. Sabah fazla gecikmeden kalkıp kahvaltıdan sonra Bebek'e indim, saçımı kestirecek idim. Kuaförüm İsmail Abi, beni en son lazer ameliyatından önce görmüş idi ve dükkandan içeri girdiğimde beni birkaç saniye tanımadı adamceğiz dostlar :))) Adam ilkokuldan beri saçımı kesiyor, neredeyse 25 yıldır !!!

Saçımı hafiften kestirip kahkülleri düzelttirdikten sonra geleneksel olarak Bebek Kuruyemiş'ten badem, Antep fıstığı, tuzlu fıstık, kaju fıstığı veee soslu mısır aldım. Bu aldıklarım içinde en zavallısı bu mısırcıklar (küçük şirin pepildekler HAHAAHAHAH) ama aylardır canım onu çekmekte idi ve yarın kısmet olursa doyasıya yiyecektim:))). Hala duymayan kaldıysa, yılbaşında diyetisyen izinlisin dedi, yani yarın bana açık büfe herşey serbest yuppiiiiii.

Yılbaşı tatlısı olarak Pelit'in üzeri framboazlı dillere destan milföy pastasından sipariş ettim. (Yarın tazesi gelince arayacaklar, gidip alacağım). Sonra da elimdeki kalori bombası kuruyemiş torbasını sallaya sallaya eve geldim. Haa cips de aldım tabii, bütün pislik şeyleri yiyeyim de sonra canım çekmesin:)

Evde beni bir paket bekliyor idi. İçinde tanımlayamadığımız bir cisim olan Yurtiçi kargo poşetine annem meraklı gözlerle bakmakta idi. Aaaa meğersem Korhan yollamış, tabii jeton düştü, Begümiko beni kandırıp kart atacağım diye adresimi istemişti, ve canım arkadaşlarım bana hiç üşenmeden GELENEKSEL YILBAŞI ANANASI yollamışlar ahahahaha, yani o kadar hoşuma gitti, o kadar güldüm ki anlatamam. (Niye geleneksel diye soranlar, biz çocukken ananasla hatıra fotoğrafı çektirmiş bir nesiliz, ondan işte:))) 


Yaa işte görüyorsunuz ne eğlenceli, ne tatlı arkadaşlarım var benim:))) Ananasımla yeni bir hatıra fotoğrafı çekip buraya da koymazsam ben de Judy değilim:)))


Böylece moralim artık tavan yapıp, mutluluktan uçarak otobüse atlayıp Taksim'e geldim. Yağmur çamur yoktu çok şükür ama meşhur eşşek anırtan soğukları başlamış, ne ayaz, ne ayaz; elim yüzüm buz kesti dostlar. Neyse İstiklal'de aşağı yukarı yürürken ısındım; anneme Paşabahçe'den Selçuk Demirel'in kedi çizimiyle süslü vazoyu aldım, ne zamandır vazo vazo diye sayıklıyordu, buna bayılacak eminim.

Yorgun argın eve döndüğümde artık açlıktan bayılacak halde idim. Yemek yedim, kahve suyu koydum (Ejderha Dövmeli Kız'da habire kahve suyu koyan İsveçli dostlara özendim, evet). Kahvemi içerken eski Mısır seyahatlerini anlatan güzel kitabıma baktım.

Bu yılı çok tatlı bir şekilde kapatıyorum, inşallah yarın da böyle neşeli ve mutlu geçer, yeniyıla kafalarımız güzel, keyiflerimiz gıcır gireriz:)

Yılın son yazısında görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın:)

xo xo

29 Aralık 2010 Çarşamba

Ezel 2. Sezon 15. Bölüm : AŞKTA VE SAVAŞTA

Ezel'in 46. bölümde başlayan yükselişinin devam ettiği ve bana "Ezel is back" dedirten çok güzel bir bölüm izledik dostlar. Dün kısaca yazdığım gibi, Maserati ile beraber hem karakter olarak Ezel'in hem de topyekün dizimizin eski günlere geri döndüğü ve beni pek keyiflendiren bir bölüm oldu.

Hemen görelim :



EZEL 48.BÖLÜM SPOILER



Şebo'dan Serdar'ın adresini alan Ezel kudurmuş gibi adamı vurmaya gidiyordu, Ali de yanında. Eve geldiklerinde Ezel sanki vedalaştı Ali'yle "Barı sen al, Tefo'ya göz kulak ol. Sizin Azad'la ne iş?" diye espri bile yaptı.

Tefo ile Şebo uyuyorlardı, Şebo kalktı, Cengiz'e gitti. "Ben artık yapamayacağım, Tefo bana aşık, ona bunu yapamam".  Cengiz, "Merak etme Tefo'ya birşey olmayacak" dedi Sincap'a. Şebo da ona ne planladığını sordu.


Ezel Serdar'ın kapısına dikildi, silahı da çekti. Bu esnada Cengo Şebo'ya planını açıklıyordu "Ezel Serdar'ı öldürecek. Ayarladım, Eyşan da bunu görecek. Sonra ben Eyşan'a bütün bunları Kenan'ın yaptırdığını anlatacağım. Kenan'dan da Ezel'den de kurtulacak, biz biraraya geleceğiz."

Serdar kapıya çıkınca Ezel silahı Serdar'ın kafasına dayadı "kardeşim için". Fakat o esnada Can denen velet, ardından da anası içerden çıkageldiler. Bu sefer Ezel'in gözü döndü, Eyşan'ı tartakladı anlaşmaya uymadığı için, Can'ı güvenli bölge sayılan mahalleden çıkarttığı için. Sonra Can'ı çekiştirip aldı, Ali'ye verdi, çocuğu arabaya tıktılar. Ezel Serdar'a dedi ki "bugün! nereye gidersen git, bugün!" Ve Serdar Ezel'in herşeyi bildiğini anladı. Serdar babacık bugün ölecekti.

Ezel çocuğu Mümtaz'ın evine geri getirdi ama Can orada kalmak istemiyordu. Eh haklı ben de olsam deli Meliha'yla kalmak istemezdim. O kadar aksilendi ki Ezel çatt diye tokatı çaktı çocuğa. Can ağlamadan içeri girdi, bi de dedi ki "acımadı ki, kız gibi vuruyor!"

Ezel'in asabı bozulmuştu, Ali'ye içini döktü "nasıl tuttu kendini, ağlamadı. Aynı Eyşan. Serdar'ın torunu, Eyşan'ın çocuğu. Ya onlar gibiyse, kötüyse, hainse benim çocuğum?"

Yani bu gerizekalı düşüncesi için ben de Ezel'e bir tokat atmak isterdim. Adam gibi yetiştirin o zaman çocuğu ya, Meliha'nın yanında herhalde psikopat olur evladım.

Bu mal konuşma sırasında Ali'nin telefonu çaldı. Dayı idi arayan. "Ezel'e söyle, vakit kaybediyoruz, eve gelsin" dedi. Kenan da Cengiz'le buluşmuş "Şebnem'e söyle, Ramiz'in yerini öğrensin" diyordu. "Eğir'den de gözünü ayırma"

Bu lafın üstüne Yusuf Eğir de ikiliye katıldı ve Kenan'la büyük bi işten bahsetmeye başladılar. Bir ihale işine gireceklerdi. Dayı ise ekibi toplamış, beyin fırtınası yaptırıyordu gençlere. Meğersem bu Yusuf'la Kenan, üç beş yılda bir yapılan bi silah ihalesine gireceklermiş. Yusuf Eğir paketi alıyor, Kenan da ihale alımını kontrol edip güvence veriyormuş. Bir de hayalet satıcı varmış. Dayı bir an önce harekete geçmelerini istedi ama Ezel'in başka işi vardı. "Yusuf Eğir sana savaş açtı, beklemez, biz şimdi onun kolunu kıracağız yeğen". "Şimdi olmaz, başka bir iş yapacağım". "Bu benim kazanamayacağım bir savaş, ancak ikimiz birarada olursak başarırız. Sana yeni bir zırh aldım, bir dene, sonra bana gel".


Ezel, Dayı'nın yeni aldığı takım elbiseye bakarken Mert'in hayalini gördü. (Burada Behzat Ç.'ye selam mı çaktılar acaba?)


Herkes barda toplandı, Şebnem Bade'ye ters davranıyordu. Ezel konuşmak için Şebo'yu yanına çağırdı. "Kamil'den sonra mı?" diye sordu, "Bana kızdığın için mi?". Şebnem "Kamil'in cenazesine bile gelmedin" dedi. Ezel onun hikayesine inanmadığını söyledi. "Bence hikayenin sadece başı ve sonu doğru, ortası doğru değil. Sana güvenmiyorum. Bundan böyle yaptığın herşeyin vebali Tefo'nun boynuna, hata yaparsan o öder bedelini". Ezel'in Şebo'nun hikayesi hakkında ne demek istediğini anlamadım. Yani aslında zorla Temmuz'un yanında kalmamış, kendi isteği ile mi kalmış Şebo, bunu mu demek istedi?


Azad ile Ali de kahve içiyorlardı barda, Badecik "siz sevgili misiniz?" diye sordu pat diye. Azad bu lafın üstüne Ali'yi arkaya çekti "Bizim aramızda ne var?" Ali'nin cevabı :" Kim??!!" AHAHAHAHAH epik bir andı. "Babamdan mı korkuyorsun, ne oluyor" diye üsteledi Azad. "Bizim aramızda Bahar var, ben Bahar'ı unutamam" dedi Ali abi. "Unutma zaten, ben hayranım onu sevişine" dedi Azad "bana birşey hissetmiyor musun?" diye sordu, cevap alamayınca adamı öptü, "Tamam, sonra dersin" diye güldü.

1974
Selma, kulisdeki odasında Ramiz'i hayal ederek mutluluktan sarhoş olmuştu. Ramiz ise film yapımcısı Hayri Sonsöz ile toplantı yapıyordu. Masaya gelen Selma'yi Hayri ile tanıştırdı. Bu sahneler tam nostaljik olmuştu, bu hafta benim daha da hoşuma gitti. Hayri, Ramiz'in hayatını filme çekecekmiş, başrolde de Selma'yı oynatacakmış. Bütün şartlarınız kabul, yalnız film icabı aşk olacak dedi bizimkilere. "Nasıl bir aşk?". "imkansız bir aşk". "neden?". "aranızda biri olacak". Selma çok etkilenmişti , "sonunda kavuşacak mıyız?" "kavuşursanız aşk olmaz ki?" Selma basbayağı ağlıyordu şimdi, Ramiz içeri çekti kadını "Halledeceğim, ağlama. Böyle yaşamayacağız, Kenan'la konuşacağım. Kenan'ın arkasından iş çeviremem" dedi.

2010

Ezel şimdi de odaya Tefo'yu çağırmıştı. Güya azarlıyordu "Sen tetikçisin, ama fazla iyisin, gittin aşık oldun" diyordu ama kovmadı Tefo'yu. Gülüştüler. "Bugün bana adam öldürmeyi öğreteceksin" dedi sonra. Tefo yüzünde güller açarak tam çıkacaktı ki, "bozulmuş çık kapıdan, azarlamışım gibi" dedi Ezel, Tefocuk düşürdü suratını pıt diye AHAHAAHAHAH çok yaşa Sarp Akkaya.

Eyşan babacıkı alıp Kenan'a gelmişti. Serdar Kenan'la yanlız konuşmak istedi. Çekirdek çitlemeye başladı sonra Kenoş'un Boğaz'a hakim muhteşem terasında. Aferin lan Babacık HAHAHAHA. "ben de ticaretle ilgilendim Kenan Bey. Sizin gibi değil ama, seyyar satıcılık yaptık Eyşan'la. Tip tip adam gördüm. Sen beni aptal yerine koydun katil ettin. Acaba Eyşan babacığına ne yaptırdığınızı bilse ne derdi?"

Eyşan gelip babasını alınca, Kenan hemen Cengiz'i aradı "İşi bugün yapacaksın, yarın değil. Bugün!"



Vurkaç barda, müdürün odasına son olarak Ali çağırıldı. Ezel "seni asla affetmeyeceğim" dedi, "onun için peşimde dolanıyorsun ama bunu bil, seni asla affetmeyeceğim." Herhalde dizinin sonunda Ali gerçekten ölecek de, Ezel de onu o zaman affedecek, di mi, filmlerde hep böyle olur. "Ama hatırladım" dedi Ezel sonra "neyi?" "seni hatırladım, beni hep kollayan Ali abimi, sen yine Ali Abimsin benim.". Sonra Azad'la Ali'yi Dayı'ya yolladı.


Dayı bu işten hoşlanmamıştı "Ezel yanlış yaptı". Ama plana devam edeceklerdi "Bir alıcı daha var, güçsüz, biz güç birliği yapacağız, Eğir'den ihaleyi alacağız". Sonra Dayı Ali'yi gönderip Azad'ı liseli kız gibi sorguya çekti. "Ben hep bir kızım olsun istedim, seni ilk gördüğümde, o yemyeşil gözleri ilk gördüğümde, içime bir ateş düştü. Dedim ki birgün o gözler başka bir kalbe düşecek. Birgün karar vermeye zorlanırsan, bana sorar mısın kızım?" Azad da "Ali'yle aramızda öyle birşey yok, ama olsa ne olur ki" diye çıkıştı. "Olmaz kızım, o başka, sen başka.". "Annemle sen de başkasınız ama olmuşsunuz??". "Olmuyor kızım, kolay olmuyor"

1974
Ramiz, Kenan'ı Antep'den geri getirtmişti. Gazinoya girerlerken Selim'i gördü Kenan. Abisi gara adam yerleştirmiş, oradan biliyormuş Kenoş'un döndüğünü ve döner dönmez gazinoya geldiği için yıkılmıştı. "Sana mı dönecektim abi?". "Artık tükendim Kenan, son kez soruyorum, geliyor musun?". Kenan cevap vermedi. "O zaman unut bizi, evin burasıysa artık bir ailen yok".


Kenan gazinoya girdi, Ramiz'in masasına oturdu, ilk tanıştıkları gün bu mekana giremeyen, elinde avucunda hiçbirşey olmayan Ramiz iken, şimdi Kenan kimsesiz, parasız, bir hiçti. "Birlikte yola çıktık, şimdi benim hiç birşeyim kalmadı, o hariç. Varsın hiç birşeyim kalmasın, Selma var ya, o benim herşeyim Ramiz Abi"

2010
Tefo ile Ezel, Cengiz'le Eyşan'ın evinin önünde pusu kurmuşlardı. Çok güzel bir sahneydi, Tefo adam öldürme dersi veriyor, arada erkek erkeğe kız muhabbeti yapıyorlardı. "Sen beni neden kovmadın abi? Ömer gibiyim diye di mi?".  Ezel artk Eyşan'ı sevmediğini (ohhhh çok şükürrrrr çektik burada)  aşık olmak istediğini anlattı acemi acemi. Tefo evi basmadan bunu düşünmesini istedi Ezel'den. "öldürmeye giderken bile yaşamak için bir sebebin olacak"


Ali ile Azad, diğer alıcı ile görüşmeye gelmişlerdi, asansörde Azad cevap beklediğini hatırlatıp Ali'yi öptü.

Eyşan, Cengiz, Serdar ve Kenan yemekte idiler. Şebo bardan arayıp Cengiz'e Ezel'in evin önünde olduğunu haber verdi.


Bunalan Kenan , villanın bahçesine çıktı. Eyşan yanına gelince, "kaçalım" dedi ona. Eyşan ona ne düşündüğünü sordu, cevap şu idi "Ramiz'in niye beni değil de Selma'yı seçtiğini düşünüyorum"
Sonra Eyşan'a bir soru sordu : "Hiçbir mecburiyetin, bağın olmasa, sen kimi seçerdin?" Cengiz geldi, Kenan'ı çıkarttı, "korumaları çek, Eyşan'ı da bir bahaneyle çıkartırız, Ezel burada, Serdar evde yalnız kalacak" dedi. Kenan arabasına giderken Eyşan koştu, eldiven mi ne unutmuş Kenoş, nedense eldiveni yere düşürdüler ve eğilip elırlarken Eyşan adamın kulağına "Seni" diye fısıldayıverdi.

Kenan, Cengiz ve korumalar gittiğinde Tefo ile Ezel eve daldılar.

Barda tuhaf şeyler oluyordu. Şebo klimaya baksın diye Bade'yi arkaya yolladı, bu esnada pislik suratlı bi adam gelip Bade'yi taciz etti. "burası kara listede" dedi. Şebo yetişti ama adam kaçti. Badecik sokağa çıkıp hüngür hüngür ağladı.

Ali ve Azad görüşmeye gittikleri yerde tuzağa düşürüldüler. Ali, Azadı yere atıp herifleri vurdu.

Ezel Serdar'ı alıp depo gibi biryere getirmişti. İşte burada Serdar, olanı biteni, yaptıklarını herşeyi Ezel/Ömer'e anlattı. Salih Kalyon bütün ustalığı ile hipnotize ediciydi adeta bu bölümde. Karısı Baygın Rahime'nin babasının gümüşlerini, mücevherlerini çalıyorken bir kaza olmuş "Eyşan". Evlenmek zorunda kalmış yakışıklı Serdar. Halbuki o hovarda adamdı, dayanamazdı buna. Baygın Rahime o kadar baygındı ki, öldüğünü zor anlamıştı ve anladığında Eyşan'ı alıp o kasaba senin bu kasaba benim dolaşmaya başlamışlardı. Yakışıklı ile küçük afet. Sonra birgün Eyşan'ın aklını çelmişler, kız teyzesinin yanına kaçmıştı. Ama küçük afet olmadan yakışıklının işleri kesat gidiyordu. Bir de gelip ne görsün, kızı yanında bir devekuşuyla dolaşıyor. "Ben hemen hissederim oyunu, sen de Cengiz de Kenan da tırnağım olamazsınız, ben kokuyu aldım mı hemen kurarım oyunu." Böylece Serdar, öteden beri bildiği Bahar'ın hastalığını yeniymiş gibi yapıp Eyşan'ı kandırmış, ona cinayetten bahsetmemişti. "hayatımın volesiydi". Sonra Eyşan'ın teyzesini de öldürdüğünü itiraf etti Serdar. Çünkü kadın soygunla ilgili gerçekleri yazmıştı o mektupta. Sonra Mert. "ben onu sen sandım" Serdar Mert'i son dakika görmüş, ama durmamış onu ezmiş,sonra yaşadığını bile bile bırakmıştı onu, 1 saat soğuk betonda can çekişerek ölmüştü Mert. Ezel yine Mert'in hayaliyle konuşmaya başladı. Serdar'ın aklı uçtu "Vur da bitsin Ömer, vur da bitsin!". "hayır!" dedi Ezel. "Ha??!!". Ezel Serdar'ın kulağına eğildi "herkese gösterdiğin ama kimseye satmadığın bir şeyi aldım senden." Ve arkadan herşeyi dinlemiş olan Eyşan çıktı. Ezel silahı iskemleye, Serdar'ın kaderini de Eyşan'ın ellerine bırakıp bara döndü.


Ali arayıp Dayı'ya fiyaskoyu haber verdi, "senin görevin tamam" dedi Dayı.

Tefo bara dönüp Şebnem'i dışarı çıkarttı ve evlenme teklif etti.

Olanlardan korkan Bade Ezel'e işten ayrılacağını söyledi.

Azad, Ali'ye "var mısın?" diye sordu

1974
Kenan'ın konuşmasından etkilenen Ramiz kulise geçti, Selma'dan ayrıldı. "Bitti Selma". Selma yanlış anladı, Kenan'a anlattı sandı. "Kenan bilmeyecek" dedi Ramiz, oh be Dayı godoş değilmiş o kadar demek ki:))) Selma yıkılmıştı "Doğruyu söyle, bitti diyorsun ya, hiç olduk mu biz? hiç sevdin mi beni?". "Unut beni, Kenan'a dön" dedi Ramiz. Ah ne güzel bir sahneydi, görmeliydiniz. Selma "kullandın beni" diye ağlandı, bağırdı, çağırdı, sonra "gitme" diye inledi Ramiz'in arkasından. Ramiz de yıkılmıştı, ama ne çare "Ben değil Kenan hakediyor seni" dedi ve gitti.

Elinde güllerle kulise gelen Kenan şaşkınlıkla Selma'nın bavulunu topladığını gördü. "Defolup gideceğim, hiçbiriniz görmeyecek yüzümü". Kenan yanlış anladı "Ramiz üzdü mü seni, ben konuşurum onunla". AHAHAAHAH. Selma dayanamadı artık, "Öldürecek misiniz siz beni?". Selma çıktı, onu bırakmayacağını söyleyen Kenan da peşinden gitti. "Dayanamam ki bu haline, yanında olacağım". "Olmaz, kavuşursak aşk olmaz". "Gel, izin ver iyi edeyim seni". Kenan Selma'ya sarıldı, geriden onları izleyen Ramiz yumruklarını sıktı.

2010
Ali Azad'a "arkadaş kalalım" dedi.

Şebnem Tefo'ya "Evet" dedi

Ezel Bade'ye "gitme" dedi "1 şans daha ver, 1 hafta daha". "niye". "işte!". "tamam" dedi Bade.

Ezel  Dayı'ya telefon açtı, "geliyorum" dedi.

Yusuf ve Cengiz; silah satıcısı ile buluşmuşlardı. Adam yabancı idi. Bunlara "çok eski bir dost aradı, araya girdi, teklif verdi, kıramadım" dedi.

Ve muhteşem Maserati ile Ezel Bayraktar çıkageldi. Yusuf Eğir mosmor, göt olurken, Cengiz hafiften sırıtıyordu. Ya bak bu Cengiz Ezel'in adamı çıksın sonunda nolur yeaaa:)))

Serdar'la Eyşan'ın ulundukları depodan, 2 el ateş sesi geldi.

Ve bu bölüm böylece bitmiş oldu.

Şu Kenan'la Selma karşıkarşıya gelmeyecekler mi hiç günümüzde, ay çatlıyorum öyle bir sahneyi izlemek için.


28 Aralık 2010 Salı

Ezel Strikes Back

Yine çok zevkli bir Ezel bölümü izledik dün gece dostlar. Hem genel havasıyla dizinin hem de baş karakterin (Maserati:))) geri döndüğü, olayların biraz daha açılıp herşeyin yine belki göründüğü gibi olmadığı bir bölümdü. Ben de uzun uzun notlar aldım ki yazayım size ama notları yanımda getirmeyi unutunca, yazı da hayal oldu. Eğer gözlerim iyi durumda olursa akşama, yoksa artık yarın sabaha yazabilirim:((

Bugünlük kısa bir özet geçelim :

Spoiler


Dün akşamın ilk mevzusu, Yakışıklı Serdar'dan alınan intikam idi. Herşeyi başlatan, en iğrenç oyunu kuran, sonunda Mert'i çiğneyerek öldüren adam, ilk kez Ezel'e neyi nasıl yaptığını iyice anlattı. Bilmediği, bu anlattıklarını kızının da dinliyor oluşu idi. Sonunda Ezel babacığı Eyşan'ın merhametine bıraktı. Acaba Eyşan gerçekten babasını vurdu mu?

Bir diğer hikaye de Yusuf Eğir'le savaşan Ezel ve Dayı'nın Yusuf'un silah ihalesine taş koymaları idi. Maserati ve yeni takım elbiseleri ile ihaleye oldukça havalı bir giriş yapan Ezel de, ilk sezondaki havasına geri dönmüş oldu. Ezel'in bu girişi esnasında Yusuf Eğir'in göt olmasına Cengiz'in neredeyse mutlu diyeceğim bir ifade ile sırıtması ise benim en çok dikkatimi çeken şeydi. Ya bak kaçtır diyorum, bu Cengiz hain değil galiba, kritik bir anda aslında Ezel'in yanında olacak.

Dizide nihayet Ezel-Eyşan aşkının bittiği, Ezel'in Bade'ye aşık olacağının sinyalleri de verildi de rahatladık, bu Allahın cezası lanetli aşktan hayır gelmeyecekti ve içimizi bayıyordu zaten.

Ali ve Azad ile iyi bir ekip oldular ama Ali "arkadaş kalalım" dedi Azad'a.

1974'deki hikayede ise, Dayı'nın aslında godoş olmadığını gözümüze soktular, Ramiz Kenan'ın Selma'yı ne kadar çok sevdiğini görünce Selma'ya "unut beni" dedi. Bu sahneler yine film tadında pek lezizdi.

Spoiler

İşte dün akşam kısaca bunlar yaşandı. 

26 Aralık 2010 Pazar

Frida Sergisi ve Beyoğlu'ndaki renkli cümbüş

Dün hava güzeldi, biz de Taksim'de buluştuk. Ben erken gitmiştim, ama İstanbul'da hele Taksim'de buluşmaya erken gittin diye canının sıkılması imkansızdır.


Sanırım İstanbul Kültr Başkenti etkinlikleri kapsamında, çingen çocuklardan düzenli orkestra kurmuşlar. 5 klarnet, 3 davul, 4 dümbelek, 1 org ile çocuklar ritm orkestrası olmuşlar, meydan nasıl bir cümbüş var, göbek havaları çalıyorlar, biz izleyiciler alkış kıyamet, herkesin keyfi geldi bu oynak melodilerden:))


Artık kafam şişince daimi buluşma noktamız tramvay durağına yürüdüm. Birden üzerime bir kalabalık gelmeye başladı. Ve İstiklal caddesinin derinliklerinden; sarı yemenili kızlarla iki öküz tarafından çekilen bir kağnı arabası belirdi ahahah, Elif'in kağnısı değilmiş; meğersem Kastamonu şenliği mi ne varmış, öküz arabasını alıp gelmişler. Arabanın üstündeki kızlar bana seslenip birşey attılar, aaa sarımsakmış!


Ne olur ne olmaz, belki yolda karşımıza vampir çıkar diye mis kokulu sarımsağı çantama atıp arkadaşlarımla Tünel'e doğru yürümeye koyuldum. Her zamanki gibi karnımız açtı! Peki nereyi seçmeliydik? Ara Kafe mi, House Cafe mi, yoksa Midpoint mi? Biz yine her zamanki gibi Midpoint'e gitmeye karar verdik. Restoranı da süslemişler, püslemişler, her yan kırmızı toplar ve yeşil dallarla çok canlı görünüyordu.

Çito ızgara tavuklu salata aldı, Lady Charlotte ızgara köfte istedi, ben de barbekü soslu tavuk budu yedim. Amanın o barbekü sosuna ölürüm, ağzınıza layık idi.

Yemekten sonra çıkıp Terkos pasajında kısa bir tur attık. Sonra Zekish de bize katıldı ve asıl hedefimize, Pera Müzesindeki Frida Kahlo & Diego Rivera resim sergisine gittik.

Sergi, müzenin 3. katında idi, Frida'nın resimleri kadar, o capcanlı renkli kostümleri ile çektirdiği fotoğrafları da çok hoşuma gitti. Sadece Taschen kitaplarında gördüğümüz resimleri birebir görebilmek çok zevkliydi. Teşekkürler Pera Mzesi!


Müzenin 4. ve 5. katlarında ise bambaşka ve epeydir görmek istediğim bir sergi vardı : Çarlık Rusya'sından Sahneler.

O dönemin köyleri, toprak ağasına ait sayılan burlaklar, Rusya tabiatının vahşi güzelliği, mutsuz gelinler, elma yanaklı çocuklar, perişan köy evleri derken kendimi Tolstoy romanlarının içinde sandım. Kesinlikle görülmesi gereken pek zevkli bir sergi idi.


Karnımızı da ruhumuzu da doyurduktan sonra artık kahveeee diye inler hale gelmiştik. Önce Odakule'deki Gloria Jeans'e gittik ama birkaç çocuk habire flaş patlatarak fotoğraf çekiyorlardı, hayret ! Gloria Jeans'de fotoğraf çekmek yasaktır sanıyor idim. Gözümüze gözümüze giren bu rahatsız edici ışığa katlanamayacağımıza göre çocukları müdüriyete şikayet edip Tünel'deki Gloria'ya gittik. Mis kokulu kahvelerimizi içip uzun uzun sohbet ettik. Sonra biraz mağazaları gezelim dedik ve önce Bershka'ya baktık ama indirim yokmuş burada??? O zaman biz de yokuz diyerek Mango'ya ilerledik


Bu esnada tramvay karşımıza çıktı. Kendisinin kırmızı devasa ışıklı fiyonklarla süslenmiş olmasının yanısıra; arkasına açık bir vagon takmışlar, vagonda bir orkestra, caddede aşağı yukarı gezerken rock n' roll çalıyorlar, eğlenceyi, renkliliği, hareketi hayal edin. Şahaneydi ve hepimizin keyiften ağzımız kulaklarımıza vardı.



Yürümeye devam ettik ve Penti'nin camekanı aklımızı çeldi. Aaaa, Penti'de ne güzel çoraplar varmış öyle? Çok beğendim, birkaç tane çorap aldım kendime. Buradan çıktık ŞARRRRRRRRR bir yağmur başladı ki, göz gözü görmüyor, resmen afet çıktı. O 5 liralık laylonnn şemşiyelerden almak zorunda kaldık, sonra da yağmur dinene kadar takılırız hem pantüllerimiz kurusun diye kendimizi Mango'ya attık. Mango'nun 3 katını iyice gezdikten sonra çok güzel bir atkı bir de outletten tünik aldım. (Ama eve gelince tüniğin acayip bol olduğunu gördüm, bu hafta içinde gidip değiştirmem lazım).

Maalesef yağmur bir türlü dinecek gibi değildi ve artık çok yorulmuştuk. Pes edip ıslanmayı göze alarak meydana çıktık ve otobüslere binip evlere dağıldık.

İşte böylece yılın son haftasına girmiş bulunuyorduk sevgili seyirciler.

xo xo

24 Aralık 2010 Cuma

Taksim hiç bu kadar ışıl ışıl olmamıştı

Dün akşam arkadaşlarımla Taksim'de buluştum sevgili seyirciler. Bütün gün kendileri "yağlı kanatlara gömülelim, üzerine sufle yiyelim, yok çikolatalı föndüyle kendimizen geçelim" diye planlar yapmışlardı. Halbusem ben aylardır devam eden diyetimi bozamayacağıma göre sadece çorba içip salata yiyebilirdim. Yafu karşımda föndüye gömülürlerse dayanamam gitmesem mi dedim, o zaman Seval "aaa ben de çorba içeceğim, öğlen kolll kadar sucuk ekmek yedim, akşama yemek yemem" dedi. Ah canıım, böyle söylemesi pek tatlı tabii gelgelelim ben arkadaşımı tanırım, akşam 6 olduğunda acıkacağını ve hatta restoranda garsona yemekleri çabuk getirsin diye çemkireceğini adım gibi biliyor idim. Yine de böyle söylemesi beni çok mutlu etti:))). Deniz de "ben salata yiyeceğim" deyince işten kaçarcasına çıkıp Taksim'e gittim.


İstiklal Caddesini bugüne dek bu kadar ışıklı görmemiştim, hiç masraftan kaçınmamışlar caddeye bol bol ışık koymuşlar sevgili seyirciler. Ama asıl şaşırtıcı olan; Taksim Meydanı da bol bol ışıklandırılıp süslenmiş, kesinlikle büyüleyici görünüyordu.


Hep beraber Bibuçuk'ta buluştuk. Seval tabii Arzu'yla beraber en büyük kanat sepetinden sipariş edip "çok açız hemen getirin" diye garson çocuğa çemkirdi ahahahaha. Sino da kanat almıştı. Deniz tavuklu salata seçti, ben de mercimek çorbası ve mevsim salatası istedim. Ay o ufak bi tas çorba 6 liraydı , içim acıdı valla, Kitchenette'deki 7 liralık cocacola'dan sonra yediğim (ya da içtiğim) en büyük kazık bu olsa gerek.  Ama mevsim salatası şaşırtıcı derecede hem gözümü hem karnımı doyurdu, çok başarılı idi.


Böylece yedik içtik, bol bol muhabbet ettik. Sonra Mango'da %60 indirim varmış bakalım madem dedik ve Bibuçuk'tan çıkıp tam yolun karşısındaki Mango'ya geçtik. Kızlar blucin aldılar, ben de skinny kadife pantül aldım, vizon rengi, üzerinde parlak bir apre var, pek şık görünüyor.

Oh bee, biz hep Cevahir'de buluşuyorduk, akşam 10 oldu mu haydiii her yer kapanıyor, koşa koşa ona da yetişelim, buna da bakalım derken rahat rahat oturup muhabbet edemiyorduk, hep saat 10'da kapanma gerilimi oluyordu üzerimizde. Halbuki İstiklal Caddesi öyle mi? Sabaha kadar açık büfe, istediğin gibi takıl! Bu rahatlıkla Benetton'a uğradık. Çok güzel triko bir elbise aldım, siyah, omuzları kabarık, eteğinin ucunda mor süslemeler var. Fakat bu da içimi gösteriyor, geçirgen birşey. Amaaan! Alıştık artık ne de olsa ahahahaha:))))

Ben elbiseyi denerken, Sinem, Deniz, Seval alıp başlarını gitmişler. Aaa, çıktım kabinden "Sevaaall, SeevAAALL, SEEVAAALL" höykürdüm, rezil oldum, sonunda tezgahtar kız " aaa onlar sizi beklemediler, çekip gittiler " demesin mi! Bak ya! Allahtan Arzu mamikim orada kalmıştı, ona gösterdim elbiseyi. Meh mehh pek hoşumuza gitti.

Neyse böylece paraları yiyip rahatlamış, kahve içecek kıvama gelmiştik. Kremasız dark cherry mocha aldım, nedense pek seviyorum bunu. Yayıldık Starfucks'a, uykumuz gelene kadar konuştuk, bolca dertleştik, çok güzel bir akşamdı doğrusu.


Meydanda fotoğraflarımızı çektikten sonra da evlere dağıldık. Ohh 40T meydanda bekliyordu neyse ki, ona binip tıngır mıngır eve geldim.

Haydi buralarda olan tüm dostlar, akşam Taksim meydanına koşup ışıklara bakarak mutlu olun:))

xo xo

23 Aralık 2010 Perşembe

Salla, salla gül memeler çağlasın...

Geçen hani Pull & Bear'den kısa elbise aldık demiştim ya; bugün akşam arkadaşlarla Taksim'e çıkacağız diye özendim, o elbiseyi giydim. Hem istedim ne kadar zayıfladığımı görsünler, karşımda arsız arsız soslu kanatları, çikolatalı föndüleri mideye indirirken biraz utansınlar :))) Fakat elbisenin yakası birden çok açık geldi, yazlık elbise gibi havuz yaka açmışlar, sabah salaklığı ile çok üzerinde durmadım, nal kadar bi kolye takıp gerdanıma, çıktım geldim Kurtuluş'a. Fakat buraya gelince ayıldım, ulan resmen Mukaddes yenge gibi fitıy fıtıy dolaşıyorum, salmışım yavrucukları ooohh. Bi de işin pislik tarafı böğrüm üşüdü, İstanbul pırıl pırıl güneşli ben boynuma doladım 2 metero yün atkıyı, içim titreye titreye oturuyorum. Çünkü en önemli kuralı ihlal etmiştim, ya kıçını ya başını açacaksın, ikisini birden açtın mı ardın yel alır, üşütür hasta olursun. Bu kuralın antitezi de her daim götü çıplak dolaşan sevgili Lady Gaga oluyot tabii ki. O isterse çırılçıplak dolaşsın, bunu akıp bizim gibi iğrenç pislik hallere düşmez.


Öğlen yemeği zamanı geldi, çıktım dışarı, aaa, hala titriyorum; olacak şey değil. Star mı Staras mı bi tane  ucuzcu çakma malla mağazalar zinciri var ya; girdim hışımla, bisiklet yakalı ve şans eseri elbisemin rengine uygun bir tişört buldum, üzeri baskılı filan tabii düz olsa daha iyi olurdu amma artık seçme şansım yok idi. Aldım tişörtü (5 lira). Geldim ofisteki tuvalette elbisenin içine giyiverdim tişörtü. Tuvalette kıyafet değiştirdiğim için kendimi birazcık Lisbeth Salander gibi hissetmedim değil:))) Torbayı, etiketi buruşturup çöpe tıktım, aynı filmlerdeki gibi:)))

İşte böylece elbisenin altına tişört giyince de bütün havası söndü, fatmagül'e döndük bu sefer de aman ya.

Ama üşümem geçti, oh be!

Anket sonuçlarına göre Behzat Amirimi kime verdik?

Real Fiesta kullanıcılarına sorduk; Behzat Amirim kiminle beraber olsun?

Tatlısu devrimcisi Bahar mı?
Alev alev yanıyorum Savcı Esra mı?
Mini etekli taş gibi mülkiye müfettişi mi?

Allah razı olsun 13 kişi oy verdi, yoksa bir ben, bir Lady Charlotte  kendi kendimize anket yapmış olacaktık:))) Fakat zevkliydi yine de anket yapmak, tekrar yapabilirim.

Sonuçta, 11 oyluk ezici çoğunlukla ateş parçası savcı Esra anketimizi birinci sırada kapattı. Canan Ergüder'in harika oyunculuğu sayesinde beğenimizi kazanan Esra hanım, Behzat Ç.'ye en uygun kadın seçildi. Bakalım dizide neler olacak.

21 Aralık 2010 Salı

Ezel 2. Sezon 14. Bölüm : TANIŞTIĞIMIZ GÜN

Tefo'ya ve harika Sarp Akkaya'ya adanmış bir bölüm izledik dün gece Ezel'de. Cahil, katil, kendi küçük kız kardeşini töre adına vurup öldürmüş bir adama bile sempati besleyebileceğimizi gördük. Ayrıca kim kimin adamı, kim hain, ne oluyor, kim oyun oynuyor kafamızın iyice çorbaya döndüğü bir bölümdü. Kısacası bize afiyetle beyin cıkcıklaması yaşatan evlere şenlik, şahane bir Ezel bölümü izledik, oley oley oleyyyyy:))))

Bir de söylemeden geçemeyeceğim, Ezel'in en adi şerefsizin önde gideni olduğunu gördük bu bölümde. 1000 liraya çalıştırdığı barmaid kıza sigorta yaptırmıyormuş zezevenk!!!



EZEL 47. BÖLÜM SPOILER



READ AT YOUR OWN RISK



Bölüm Tefo ile Şebo yataklarında uyurken açıldı. Tefo yeminler etmişti, "bu sefer başka bir adam olmayı deneyeceğim Şebnem" ve Hayyam'ın Rubailerini okuyor idi. Telefon geldi, barda toplantıya çağırdılar. Şebnem meraklandı, "seni çağırmadılar" dediği halde kalkıp gitti o da.

Agalar kurtlar konseyini kurmuş konuşuyorlar; Azad ile Şebo kenardan bunları izliyorlardı.


Toplantıdan sonra bardan çıkarlarken, Şebo Tefo'yu kıstırdı, ısrarla ne olduğunu öğrenmeye çalıştı. "Dayı büyükleri topluyor, gövde gösterisi yapacaklar, Yusuf Eğir'e isyan edecekler, Dayı Ezel'i öne çıkartacak" Şebo nerede toplanacaklarını sordu Tefo'ya.

Kenan, Yusuf , Eyşan, Cengiz; Cengoların evinde yemek masasına dizilmiş ders çalışıyorlardı. Yusuf gergindi. Kenan onu kenara çekti (burada arkadaki eşşek kadar tüplü televizyon bir tek bana mı battı? Villanın alt katında yüzme havuzu var, tüplü televizyon ne la cikcik???) "Dayı seni de gerdiyse işler fena" dedi Kenan Yusuf'a. Cengiz'e telefon geldi, Şebo bir güzel anlattı toplantıyı, şurada Balat'ta buluşacaklar. Sonra Şebo Tevfik'i aradı ağlaya ağlaya "sen gitme" dedi, Tefo aslında sokakta saklanmış onu izliyordu "kulüpte beni bekle" dedi Şebo'ya "Kötü adamları yenip geri gel" dedi Şebo.

Ezel, Dayı, Ali abi Dayı'nın A Takımı minibüsünde gidiyorlardı. Ali, Yusuf Eğir'in zayıf yönünü sordu Dayı'ya. "Karşı koyunca sinirlenir, acele eder. Yani zayıf noktası benim". Ezel'e telefon geldi Tefo'dan. "geri dönüyoruz" dedi Ezel.

Yusuf, Cengiz ve diğer çamyarmalarıyla, toplantı yerine gelmişti. Birden Yusuf kızdı, köpürdü, tabii binada kimse yok. "Dayı oynuyor bizimle!"  Cengiz'e açıkladı : "1973'te Ramiz Karaeski'yi Hayratlı cinayetinden bu hanın önünden içeri aldılar. Dayı bu şehrin başına o gün geçti!"

1973
Ramiz ayarlamaları yapmış, Kenan'ı Antep'e gönderiyordu saklansın diye. Selma geldi, "haber vermeden gidecektin" diye ağlandı zırlandı, neyse öpüşe koklaşa vedalaştılar. Kenan Selma'yı Ramiz'e (yani kuzuyu kurda) emanet edip gitti. O esnada polis geldi, Ramiz'i sorguya aldılar.

2010
Agalar barda buluştular. Ah Tefocuk!  Artık Şebo'nun hainliği kesinleşmiş, böyle bir suçun cezasını çok iyi bildiği halde yana yakıla kurtarmaya çalışıyordu Şebnem'i. "İkili oynatırız, casusumuz olur" diye debelendi ama Dayı susturdu onu, Şebnem buraya getirildiğinde ne yapacaklarına Ezel karar verecekti. Ezel Ali'yi yollamak istedi Şebo'nun peşine ama Tefo paralandı "o benim sorumluluğum, sen anlarsın beni abi, o benim sorumluluğum" Meğersem yüzük almış Tefocuk sarı çiyan Şebnem'e. Dayı meselenin gözüne parmak bastı "Şebnem ne zamandır öbür tarafta? Mert'ten önce mi? Bahar'dan önce mi? Böyle bir harekete karşılık benim kitabımda af yok"  Ali de aynı fikirdeydi. Ezel ne yapacağını bilmez haldeydi, ama Tefo'nun haline  dayanamayıp Şebo'nun peşinden onu gönderdi. "Sakın konuşma, sadece al, buraya getir"



Yusuf Eğir kızgındı, Cengiz'e dedi ki "dostuna , düşmanına 3 hak verirsin. Hakkı dolunca da oracıkta boğarsın. Sen 3 hakkını doldurdun, bana 3 kere yardım teklif ettin. Bir: İskender işi, iki : Vurkaç bara baskın, üç : toplantı. Üçünde de aldım elime." Cengiz çok korktu, oracıkta boğacaklar zannetti. "İçerdeki kadın yanılttı bizi" dedi. "Üç kere yanılttı" dedi Yusuf. O zaman jeton düştü Cengo'da. Şebo'yu öldürmesi gerekiyordu.

Tefo eve gitti, Şebo panik halinde bavul topluyordu. Gitti banyoya kilitledi kendini. Tefo da banyo kapısında yere çöktü. Yüzleştiler. "Biz toplantıya gitmedik. Gitseydik ölürdük. Biri haber vermiş, hem de ekipten biri, benim en sevdiğim" Şebo çözülmüştü artık. "Ama ben sana söyledim, gidelim dedim. Yalvardım. Ben birşey yapmasam sen hiçbir yere gitmeyecektin. " Tefo isyanlardaydı. "Sen de bunu mu yaptın?"

(Söylememe gerek yok herhalde, Sarp Akkaya öyle bir oynuyordu ki, çok sade ve samimi, bütün hissiyatını bize geçirdi. Bade İşçil de bence çok başarılıydı. Bravo dedim iki oyunucya da.)

Şebo banyodan çıktı  "onlardan değilim ben, anlamıyorsun, mecbur kaldım ". Şırraakkk Tefo tokatı çaktı, silahı çekti, Şebo'nun ödü patlarken silahı koridorun karşısındaki cam kapıya çevirip ateş etti Tefo, kapının arkasındaki adam vurularak yere düştü. Dışarı baktılar, converseli psikopat Temmuz ve adamları evi sarmış. Şebo "senin için değil benim için geldiler" dedi ve fırtt kaçtı. Tefo adamlarla vuruştu. Şebo sıvışırken Temmuz ve ekibi de uzaklaştılar.



Barda Dayı, Ali'yi alıp çıkacaktı. Ezel de gelmek istedi ama mani oldu Dayı ona. "Sen artık hedefsin. Burada kalıp Şebnem geldiğinde ne yapacağına karar vereceksin" "Yani hapis miyim ben burada?" Dayı güldü "lider olmak bir koltuğa hapsolmaktır yeğen." Ne ironik, Dayı da tekerlekli koltuğunda hapis değil miydi? Yoksa son anda final bölümünde ayağa kalkıp Kenan'ı vuracak mı acaba, bilmiyoruz ki?

1973
Komiser Ramiz'i sorguya çekiyordu. Ramiz "uyuşturucu kullanmam, kullandırtmam; fuhuş yaptırtmam" dedi, komiser "seninle de Hayratlı ile anlaştığımız gibi anlaşabiliriz" dedi. Sonra salıverdiler Ramiz'i. Karakolun önünde endişeyle bekleyen Selma'yı alıp gitti Ramiz.


2010
Azad Ali'nin yanına geldi "konuşmamız lazım" ahahaahah her adam bu laftan sonra bi bokluk olacağını bilir. Ali de kem küm etmeye başlayınca "Şebnem hakkında!" dedi Azad. Meğersem birkaç geçe Şebo'yla içmeye gitmiş Azad, sonra onu bi otele bırakmış. Bunlar kalkıp beaber otele gittiler.


Cengiz'le Eyşan masa başında çalışırken Cengiz "Kenan'dan hoşlanıyor musun" diye sordu. Çünkü Eyşan sürekli Cengo'nun sırdaş olmak hakkındaki konuşmasını anımsatıyor, yaptıklarını anlatmasını istiyordu. O böyle sorunca Eyşan  kızdı. Sadece Kenan'a iyi davrandığını söyledi, taktik olarak. O zaman Cengiz içini döktü "Yusuf'u da Kenan'ı da alt edeceğim. Yakında imparatorluk benim olacak." ahahahaha Cengiz Anakin Skywalker'a döndü dostlar. Fakat hatırlarsanız Ezel, Kenan'ı yenebilecek tek adamın Cengiz olduğunu söylemişti önceden. Bu yüzden ben hala Cengiz'in hain olmadığını, aslında Ezel için çalıştığını düşünüyorum.

Eyşan koptu tabii bu lafa. Cengiz çok ciddiydi "yakında ortalık kızışacak. O zaman benim yanımda mı olacaksın?" "onları altedeceğini ispat edersen olurum" dedi Eyşan. "Bunun için sana bir ipucu vereyim. Kenan'a karşı çıkma, onun yanında olduğunu düşünmesini sağla, o benim gördüğüm en yalnız adam." "Senin gibi yılışayım yani?" hahahah aferim Cengo.

Eyşan gitti, Cengo'nun telefonu çaldı, kenafir gözlü, kısa paçalı katil. "Kaçırdım" dedi "Deşifre oldu" dedi. Cengiz çok kızdı "Temmuz musun, haziran mısın nesin, ne yap et onu bul" diye emretti.

Ali otelde Şebo'nun odasını araştırırken Tefo geldi, namlu namluya geldiler. Ali bulduklarını suratına çarptı Tefo'nun. Dosyalar hazırlamış Şebnem. Ezel'in Ömer olduğunu Kenan Birkan'a o söylemiş. Bahar, Can, Mert, herşeyi anlatmış. Bir de eroinmanmış, yeniden kullanmaya başlamış. Zavallı Tefoş sinir krizi geçirdi, ateş etmeli mi, etmemeli mi, en sonunda şarjörü havaya boşaltıp yere yığıldı. Ali abi de yanına çöküp teselli etti zavallı parçalanmış Tefo'yu.

Cengiz biriyle konuşuyordu. "Kenan'a ulaşmak için Yusuf'u geçmem lazım, ama o kadar iğreniyorum ki adamdan. Nasıl geçeceğim usta, bir yol göster" Anaaaa, Serdar babacıkmış ustası. Serdar Kenan'a çok kızıyordu. Kenan onun aklını çelmiş, beynine girmiş, Mert'i öldürtmüştü. "Öyle birşey yap ki, Kenan senin suçuna ortak olsun. Kenan'a karşı Eyşan'ı kullanabileceğin bir kozun olsun elinde" diye akıl verdi Cengiz'e. O esnada Yusuf aradı Cengiz'i. "Şebnem'i bu akşam hallet" dedi. Sonra Ezel'in ortalarda olmadığını söyledi, "Vurkaç'a bak" dedi Cengiz. Yusuf sinir oldu yine Ezel'in burnunun dibinde saklanma cüretine.

Ezel bardan çıkarken biri girdi içeri, yakalayıp duvara dayadı bunu bizimki, aaa genç ve şahane güzellikteki barmen kız Bade (Berrak Tüzünataç) imiş bu gelen.  Bunlar biraz cilveleştiler. "Pazartesi kapalıyız" dedi Ezel. "iyi, benim favori dizim Pazartesi akşamları, izleyebilirim" dedi kız da. Ezel dışarıda bekleyen yarmaları görünce Bade'yi alıp içeri geri girdi.



1974
Selma 4 aydır Antep'te saklanan Kenan'a mektup yazıyor idi. Ramiz'e tam kadınların yaptığı gibi tavır yaptı, işte Kenoş yoktu da, sen de benimle ilgilenmiyorsun da, Ramiz de aldı bunu, gazinoya geçtiler, "İstanbul'a ilk geldiğimde o masa benim olacak demiştim" diye masayı gösterdi Selma'ya. "Oldu da" diye güldü Selma. Oturdular, Ramiz garsona "Selma Hanım bu gece sahneye çıkmayacak, duyurun" dedi. Selma'ya da "bu gece burası sana hizmet edecek" dedi. Ooooh, mezeler geldi, peynirler gitti, şişe şişe şaraplar açıldı, bunlar konuştu da konuştu. "Sen gerçek beni hiç görmüş müydün çocuk" diye sitem etti Ramiz Selo'ya. İçin için hep onu seviyordu biliyoruz. Sanki Selma da Ramiz'i seviyordu ama evli, olmaz diye Kenan'a yeşil ışık yakmış gibiydi. Selma baktı çok yakınlaştılar, "geceyarısı oldu, Kenan arar" diye kalkıp arkaya geçti.

2010
Ali Ezel'e rapor veriyordu "uyuşturucuya başlamış, dosyalar hazırlamış, Bahar'dan önce öbür tarafa geçmiş." "onun için ne yazmış?" diye sordu Ezel, kardeşinin adını söylemeye içi elvermedi. "Mert için kolay lokma yazmış" dedi Ali abi. Tefo perişan dinliyordu bu konuşmayı. Telefonu çaldı, Şebnem "bana çok kötü şeyler yaptılar Tevfik, ben size ihanet etmedim, şimdi gitmem lazım kötü adam geldi" dedi. Ama telefonu kapatmadı. Kenafir gözlü psikopat katil geldi tak eroini çaktı Şebo'ya, yığıldı yere Şebo. Açık telefondan çan sesini duyan Ali ile Tefo hemen oradaki kilisenin etrafından dolaşıp converseli maviş katili sıkıştırdılar. Kenafir kaçarken Tefo da Şebo'yu aldı. Temmuz Cengiz'i aradı "Şebnem'i aldılar." O da Yusuf'u aradı "Şebnem'i karşı taraf yakaladı". Yusuf çok kızdı.

Cengiz'i görmeye Kenan gelmişti, "Yusuf aradı, bana verdiğin adama ne iş verdiysem yapamadı dedi" diye Cengiz'in damarına bastı. Cengiz'in korkusu gözlerinden okunuyordu valla ne şahane oynuyor Yiğit Özşener. Şu dizide en iyi aktör o sanırsam.

Kenan Cengiz'e Serdar'ın nerede olduğunu sordu, "bilmem" dedi  Cengiz. Peki,  neden soruyordu Kenan bunu? "küçük sinek olayı, sıkıştırıyor, Eyşan'a söylermiş de Mert hikayesini". Cengiz, Serdar'ın ona verdiği öğüdü anımsadı; Kenan'ı elde etmek için Serdar'ın öğüdünü tutacak, Serdar'ı ele verecekti, vay anam vay. "Kesmek mi istiyorsun biletini?". Kenan sırıttı "Bu soruya sen cevap vermek ister misin?".

Ezel barda bunalıma girmişti, "zor bir karar vermem gerek". Badecik yardım etti ona "önce gündelik küçük şeylere karar ver, maaşım ne kadar?" "bin lira" "sigorta var mı?" "yok" (ADİ SÖMÜRÜCÜ PİSLİK EMPERYALİST KÖPEK EZEL!!!!) "6 ay sonra zam?" "yok" "zor kararı ver çabuk" "yapmam lazım"
gerçek dan diye vurdu sigortasız işçi çalıştıran adi Ezel'in, Şebnem'i öldürmesi gerekiyordu.

Yusuf Eğir ve yarmaları Vurkaç'a girdiler. Ezel Bade'ye "çık git" dedi. Yusuf ve Ezel ağır bi muhabbete başladılar. Yusuf çanta dolusu para verdi ve herşeyi bırakıp gitmesini istedi. Kabul etmedi tabii Ezel. Yusuf "geride bıraktıklarında kalır insanın aklı değil mi?" diye güldü. Bir peçete çıkarttı. "Buraya yazacağın her isim benim güvencem altında olacak". Tek bir isim yazdı Ezel : "DAYI" "O güvence kapsamında değil" dedi Yusuf. Cengiz'i vermeyi önerdi Ezel'e.  "Beni ikna etmek için, bana zaten alamayacağım birşey vermelisin. "Nedir o?" "Hiçbirşey!"

Yusuf Eğir dışarı çağırdı Ezel'i, Ezel masanın altına bantlanmış silahını almak için eğildi, o sırada Badecik girdi içeri, bir tepsi taşıyor "misafirlerinizi görünce size ikram hazırladım, çabuk alın, birazdan burada bir kutlama olacak, size kalmaz" dedi. Böylece Eğir Ezel'i alamadı dışarı. Bade arkadaşlarını çağırmış, bar doldu. "hayat kurtardın" dedi Ezel Bade'ye. (Böyle de isim olur mu yaaa, badem ezmesi geliyor aklıma meh!). Neyse;  Yusuf'la Ezel dart oynadılar. Yusuf meh meh güldü, "şu Kenan'la Cengiz'den kurtulalım, biz işimize bakalım, bak sen de ipten döndün bugün, kaynaştık" deyip gitti.

Ezel Dayı'yı aradı hemen. "Yusuf Eğir buradaydı. Medeni bir şekilde savaş ilan etti. Savaş. Oturduğum yerden soğukkanlı bir şekilde birilerinin ölüm emrini vermem lazım. Sen nasıl yapıyorsun Dayı?"
 "O tetiği önce kafamda çekiyorum. Bu kişi haketti mi ölmeyi" diye soruyorum kendime. 
Ezel Ali'yi aradı ve "YAP" dedi.

Ali ile Tefo, Şebo'yu boş bi depoya götürmüşlerdi. Ali Tefo'yu dışarı yolladı, Şebo'yu sorguladı, tokatladı. Bulduğu raporları okudu suratına. Tefo için yazdığı raporu "onu okumaaaa" diye hüngür hüngür ağlarken Şebo, okuyuverdi Ali abi  "Anadolu'dan gelme, cahil, zayıf halka o, en kolay onu kandırırm, bir haftada aşık olur bana" "bir hafta mı?" Meğer Tefocuk orada dinliyormuş "ilk gördüğüm gün aşık oldum ben sana". Ali çok kızgındı "bizi siktiret, bu çocuğa nasıl yaptın bunu???".

Tefo Şebnem'i öldürmeye karar vermişti, Ali'yi yolladı, Şebnem "göründüğü gibi değil, zorla yaptırdılarrr" diye ağlıyordu habire. "Kamil ölünce hepinize çok kızmıştım, o gece çok içtim, barda bir adam geldi yanıma". Anaaaa Temmuz'muş meğer. Temmuz Şebo'ya eroin vermiş, Şebo onun sözünü dinledikçe "aferin, sen iyi bi kızsın, işte ödülün" diyerek yeniden eroinman yapmış Şebo'yu. (Bunca zaman kollarından filan kimse farketmedi mi, anlamadı mı?). Tecavüz de etmiş mi orasını anlamadım. Şebo "kağıtlara bakınca inanıyorsun, gzlerime bakınca inanmıyor musun? Sevdiğim adamla sonsuza kadar mutlu olmak için yaptım aşkıııım" dedi.  (Peki Temmuz hapihaneye düşmüştü bi ara hatırlarsanız, o zaman ne oldu??)

Bu esnada Temmuz mekanı basmıştı, Tefo dışarı Ali'nin yanına çıktı, Ali baktı ortada Şebo yok: "ben adam olmam di mi Ali abi?"



1974
Selma yarım saat Kenan'la telefonda konuşunca Ramiz kızdı, gitti dansözle oynaşmaya başladı. Selma kıskandı, Ramiz'in uzattığı bardağı bi vuruşta devirip içeri kaçtı. Ramiz geldi peşinden. Bunlar pek ateşli ve de hararetli bir tartışmaya girdiler. Sen kabasın da, her istediğini alamazsın da, alırım alamazsın derken, Selma paravanın arkasında soyunup çıkardığı kıyafetleri Ramiz'e atıyordu, ehhh Ramiz tek eliyle paravanı devirip Selma'ya saldırıya geçti, ama Selma da ona karşılık verince bunlar aman sabahlar olmasın diller içinde kaldılar dostlar.

Şimdi yani Kenan Birkan haklı mıymış gerçekten? Dayı godoş muymuş? Arkadaşının aşkını mı çalmış? Selma da ikisine de mavi boncuk mu vermiş? Nedir yani??

2010
Şebnem bi restoranda oturan Cengo'nun yanına geldi. Tefo, Ali ile Ezel'in ofisindeydi. Çok bozuktu Ali ile Ezel. Bi karı için hepimizi sattın, bizi de kaybettin diyorlardı. Tefocuk "belki birgün beni affedersiniz, hatta anlarsınız bile" dedi  Ah ah. Sigortasız adam çalıştıran şerrefsiz Ezel, sen Eyşan'ı kaç kere affedip Ali'yi verem ettin. Tefo'ya gelince "vur emri". Meh!

Tefo çıkarken koşarak Şebo gelip boynuna atladı. Meğersem bunlara hediye olarak Serdar'ın adresini getirmiş.

Restoranda Cengiz'in karşısında Kenan Birkan oturuyordu. Şebo'dan mesaj geldi Cengiz'e "İNANDILAR" Ama acaba gerçekten inanmışlar mıydı?

Kenan hayran kalmıştı Cengiz'e. Serdar'ı Ezel'e öldürtecekti. "Peki Eyşan kızmayacak mı bu işe?" diye sordu. Cengiz "Kızacak. Hatta belki aman Ezel'e birşey olmasın kuralını unutacak" dedi. Kenan Birkan karnı doymuş hayatından menun şişman bir kedi gibi gülümsedi Cengiz'e : "Aştın, Ortak!"

Vuuayyy vuaayyy vuayyy diyorum dostlar. Ne düşünüyorsunuz bu bölüm olanlar hakkında?

20 Aralık 2010 Pazartesi

Eski çizgi filmler , dizi filmler, bit pazarına nur yağıyor koşunnn

Aman ya, bu sansürcü, geri kalmış memlekette bir daha kendi domainimde blog yayınlarsam beni iyice döversiniz artık.  Aslında ellemeyecektim, ama hem sayfayı görmek isteyenler rahatça gezebilsin; hem de o kadar emeğim boşa gitmesin diye nostaljik bloglarımı da blogspot üzerine taşıdım.



Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri : http://eskicizgifilmler.blogspot.com/

Çocukluğumuzun Dizileri : http://eskidizifilmler.blogspot.com/

Epeydir ekleme de yapmadım bunlara, eksik kaldı mı hala acaba? Ama Seksenlerden olmalı eklemeler.


Sonra Al Pacino'yu çok sevdiğimizi cümle aleme gösteren blogumuzu da blogspot'a taşıdım

Al Pacino Sevgisi : http://alpacinosevgisi.blogspot.com/

bununla da biraz ilgilenmek lazım, yani sanki ne zamandır resim eklemedik diye Al Pacino'yu artık sevmiyoruz gibi algılanmasın sakın:)))

işte öyleyken böyle .


xo xo

Harry Potter Film Wizardry

Bütün ciddiyetimle yemin ederim ki, hayırlı birşey düşünmüyorum!

Bugün sizinle Harry Potter Wizardry isimli kitabı inceleyeceğiz sevgili dostlar. (Resimlerin üzerine tıklarsanız büyüyeceklerdir)

Kitap; yaratıcı ekip ve oyuncuların ağzından filmlerdeki Potter dünyasının nasıl meydana getirildiğini anlatıyor.

Ben sevdiğim filmlerin 2 diskli özel versiyonlarını alırım; filmlerin yaratılma süreçlerini ; kağıda yazılı kelimelerden bizi gerçekliğine inandıracak bambaşka bir dünya ortaya çıkmasını hep büyüleyici bulmuşumdur. Bu kitap bir nevi Harry Potter filmlerinin 2. disklerinin özeti gibi.

Kitabın içindekiler bölümü :




Önsöz bölümünde set arkası fotoğrafları eşliğinde Daniel Radcliffe, Rupert Grint ve Emma Watson'ın kısa birer yazıları var, işte filmler hayatımı nasıl da değiştirdi, bu şans için minnettarım falan filan herhalde. (Daha okumadım kitaptaki yazıları) Karşı sayfasında ise çeşitli set arkası fotoğrafları görüyoruz.

Sonra filmlerin yapımcısı David Heyman'dan bir yazı ve Brian  Sibley'den yine fotoğraflarla süslü "Muggles Making Magic" diye bir yazı, yazıda J.K.Rowling'in hayalgücüyle yarattığı büyücülük dünyasının gerçeğe döküldüğü stüdyo anlatılıyor.




Bundan sonra tek tek filmlerin incelemesi başlamış. Felsefe Taşı bölümünün açılışında Rupert Grint geçmişe bakıyor diye ek bir yazı da var... İlerleyen sayfalarda yapım tasarımcısının not defterinden örnekler ve stüdyo callsheet örneği verilmiş.



Dan Radcliffe'in bu işte yer aldığı için ne kadar minnettar olduğunu anlattığı sayfalardan sonra harika birşey geliyor. Kitabın "Privet Drive No:4" sayfalarına bir adet Hogwarts damgalı mektup iliştirilmiş:



Keşke isim kısmını boş bıraksalarmış, kendi adımızı yazardık:))




Sonraki bölüm Dursleyleri anlatıyor. Mesela Marge halanın şişmiş halini canlandırmak için oyuncunun giydiği kıyafetin resmi bu bölümde. Ardından "Platform 9 3/4 " geliyor. Keşke buraya da bir Hogwarts bileti koysalarmış. Sadece resmi var.

Ron Weasley'i tanıyalım:





"Diagon Alley" bölümünde sayfalar açılıyor ve sokağın detaylarını görüyoruz:




Kitaba bir de Borgin & Burkes kataloğu eklenmiş:




Bundan sonraki sayfalar mekanlar  ve karakterler üzerine bilgi ve resim dolu. "Hogwarts Castle & Grounds", "Rubeus Hagrid", "The Great Hall" sayfalarından sonra Hermione Granger'ı yakından tanıyoruz:



Sırasıyla devam edersek, "Albus Dumbledore", "The Sorting Hat", "The Hogwarts Houses" bölümleri geliyor.




Buraya eklenmiş Advanced Potion Making kitabının içi şişe ve esrarengiz etiket stickerleri ile dolu. Yani bir yığın küçük şişe alıp bu etiketleri üzerlerine yapıştırabilirsiniz. Böylece mesela bir şişe çok özlü iksiriniz ya da adamotu özünüz olabilir:))




"Hogwarts Ghosts", "Fluffy" bölümlerinden sonra diğer bölümlere göre daha detaylı "Quidditch" geliyor. Büyücü satrancı hakkındaki sayfalardan sonra kitabın Sırlar Odası kısmı başlıyor. Burada da Emma Watson'ın geçmişe bakış yazısını okuyoruz. Yine yapım tasarımcısının notları ve callsheet'i görüp filmin detyalarının incelendiği sayfalara geçiyoruz.  "The Burrow",  "The Weasleys", "The Flying Ford Anglia", "Facts About The Faculty" (öğretmenlere bir bakış) , "Lucius Malfoy", "Dobby", "Gilderoy Lockhart", "Petrified", "Fawkes", "The Chamber Of Secrets" bu kısımda anlatılan detaylar.




Azkaban Tutsağı bölümünde bu sefer Tom Felton'dan  bir anı okuyoruz. Yapım tasarımcısının notları ve callsheet adından "The Knight Bus", "Sirius Black", "Dementors", "Buckbeak" ve tabii "Hogsmeade" kısımları geliyor. Burada Honeydukes reklamını kartona basmışlar ve bunu kesip katlayınca Honeydukes'da satılan şekerli kelebek kanadı ve karabiber kutularımız oluyor:)




Bu kısımda incelenen diğer konular "Ginny Weasley", "Remus Lupin", "The Boggart" ve  "Time Turner" oluyor.




Ateş Kadehi bölümü, minik Flitwick hocamız Warwick Davis'in geçmişe bakışı ile açılıyor. Yine yapım tasarımcısının notları ve callsheet; ardından 422. Quidditch Dünya Kupası programını buluyoruz kitabın içinde:




Programın arkasında tahmin edersiniz ki, balkabağı suyu reklamı var, ne sandın coca cola reklamı olacak değil ya!





"The Quidditch World Cup", "The Mark", "The Triwizard Tournament", "Rita Skeeter", "The First Task", "The Prefects'Bathroom", "Moaning Myrtle", oldukça detaylı olarak "The Yule Ball", "The Second Task", "Mad-Eye Moody", "The Third Task" bu kısımdaki diğer sayfalar.




Eğer siz de Yule balosuna gitmek istiyorsanız, kitabın içine bir davetiye koyuvermişler:)




Zümrüdüanka Yoldaşlığı bölümü şaşırtıcı ya da beklenir şekilde Matt Lewis-Helena Bonham Carter ikilisinin geçmişe bakışı ile açılıyor. Yapım tasarımcısının notları ve callsheet ardından bu filmdeki kahramanları ve kötüleri tanıyoruz. Ve ardından katlamalı sayfa açılarak "Black Family Tree Tapestry" gözler önüne seriliyor.





Tabii ki Dolores Umbridge kendi bölümüne sahip ve bu pespembe sayfalara Umbidge'in kararnamelerinden bir demet eklenmiş. Bunları çerçeveletip duvarınıza asarak kendinizi Hogwarts'da hayal edebilirsiniz.







"Dumbledore's Army", "Minerva McGonagall", "Neville Longbottom", "Beatrix Lestrange", "Thestrals", "Luna Lovegood", "Severus Snape" bu bölümdeki diğer sayfalar.








Böylece Melez Prens'e gelmiş oluyoruz ve James-Oliver Phelps kardeşlerden kısa bir anı okuyoruz. Yapım tasarımcısının notları ve callsheet arasında inanılmaz bir ek görüyoruz : ÇAPULCU HARİTASI:





Dışarıdan güzel görünse de içi sadece basitçe çizilmiş bir Hogwarts planı gibi, tek bir minik ayak izi yok. Keşke ayak izlerini koyup gözlerimiz  şaşılaşana kadar sevdiğimiz karakterlerin ayak izlerini aramamızı sağlasalardı. Maalesef olmamış.




Daha sonra "Revisiting Diagon Alley" ve kitabın en renkli sayfaları "Weasleys' Wizard Wheezes" geliyor.




Tabii Weasley şaka dükkanının kataloğu da kitabımızın içinden çıkıyor :














"Horace Slughorn", Draco Malfoy", "The Cave" anlatılan diğer detaylar oluyor. Gitgide kitabın detay derinliği azalıyor farkettiğiniz üzere. Daha kalın bir kitap olabilirmiş çok rahatlıkla.



 
Ölüm Yadigarları Birinci Bölüm'e geldiğimizde Daniel Radcliffe'den geçmişe bakış bizi karşılıyor.Yapım tasarımcısının notları ve callsheet ardında  Bill ve Fleur'ün düğünleri ve "The Ministry of Magic"  sayfaları geliyor. Burada bir adet sihir bakanlığı kimlik kartı buluyoruz. Aaa, Mafalda Hopkirk'ün kimlik kartıymış:)))






"Lord Voldemort", "Godric's Hallow", "The Lovegood House" sayfalarıyla kitabımızın sonuna geliyoruz. Gördüğünüz gibi sona geldikçe detay sayfalar azaldıkça azaldı.




Kitap bitti zannederken, Ölüm Yadigarları 2.Bölüm'den Gringotts Bankası ve İhtiyaç Odası sahnelerinin spoiler resimlerini görüyoruz:))






Saatler boyu eğlenceli vakit geçirtecek resim dolu, belki yüzeysel ama rengarenk Amerikan işi bir kitap. Harry severler ve filmlerin kamera arkasına geçmekten hoşlananlar bayılacaktır.

Muziplik tamamlandı!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...