28 Şubat 2011 Pazartesi

Nicole Kidman 2011 Spirit Awards Red Carpet

Nicole'ün Oscar kıyafeti sinirimi asabımı bozduğu için ufak bir araştırma yaparak, Oscar'dan bir gece evvel Nicole'ün Spirit Awards diye adını sanını ilk kez duyduğum bir ödül törenine katıldığını ve törende şöyle renkli birşeyler giydiğini gördüm:))))

İşte Oscar'da da renkli giyinseydi daha çarpıcı olacaktı.

Bakalım:






Ay öf, bir süre ne Nicole, ne Kidman , kıyafet, tuvalet,  kırmızı ve de halı görmek istemiyorum aaaaayyyyyy!


beğendiniz mi kırmızıları?

xo xo

Nicole Kidman 2011 Oscars Red Carpet

Nicole Kidman senenin en büyük kırmızı halı olayında Dior seçimiyle ilk bakışta şaşırtsa da son tahlilde biz sevenlerini hayal kırıklığına uğrattı dostlar.

Suratına Bülent Ersoy gibi cenin mi enjekte ettirmiş ne yapmışsa bence çok güzel görünüyor. Yalnız o her daim gözüne giren model saçı ben sevmem, ayakkabı seçimi de değişik olmuş.

Bakıyoruz :










Nicole'ün saçının, kolyesinin ve elbisesinin arkası da şöyle görünüyor, maşallah :


beğendik mi?

xo xo

26 Şubat 2011 Cumartesi

Su-şişesi

Nihayet hem diyete uygun hem de lezzetli olan birşey yiyebilmiştim dostlar: Suşi:)))

Cuma akşamı işten çıkıp Yavuz abiyle Astoria'ya gittik, Ceydacık'la buluştuk. Ceyda eskiden bizim şirkette çalışıyordu, yıllardır senede 1 kez bile olsa buluşuruz, çok candır gerçekten. Dur bakalım bir dahakine bütün bizim ekiple buluşacağız, belki kahvaltıya gideriz, daha şenlikli olur:))

Giderken hani Cevahir otelin önünden Mecidiyeköy'e çıktığın yol var ya, aaa orayı kapatmışlar! Yavuz abi de daldı alt yollara, Mecidiyeköy gettosunun alt kısımlarında dolandık, dolandık, kaybolduk annem! O yokuşa çıktık, bu rampadan indik, birilerini takip ettik, geri döndük, bir de baktık Kuştepe çingene mahallesindeyiz! Yahu bu adamla ne zaman yola çıksak sonu Çingen mahallesinde bitiyor üstüme iyilik sağlık:)))

Sonunda Mecidiyeköy'e çıkıp Gayrettepe'de trafikte bekleyip Astoria'a gelebildiğimizde saat 8 olmuştu. Höh!

hap gibiydiler valla

Bu Astoria bildiğiniz gibi hep bomboş, sinek avlayan bir AVM idi. Bildik mağazası olmayan, Sephora ile sükse yapan, sineması güzel, yemek seçeneği az bir yerdi. Ha bi de 7 liraya içtiğim kolanın acsını hala unutamadığım Kitchenette var idi:(((  Şimdi restoranlar çoğalmış, Astoria'da otopark bile dolmuş, bir  kalabalık bir kalabalık, aman evlere şenlik, Sushico'da güçbela yer bulduk.

Sonra sushi, acılı çorba, şangay tavuğu, yaseminli yeşil çaya gömüldük. Ben suşi yedim, ohh midemde önce güzel bir doygunluk, sonra da bir boşluk hissettim, hap gibi suşilerin etkisi hemen geçiverdi:)))) Ama ohhh hem sağlıklı hem lezzetli yemekler de vardı işte, özlemişim suşiyi be. Öyle durup "ayy canım suşi çekti" diyen bir tip değilim, senede 1 kez yersem mutlu olurum ama:))

ceydacan ile tuhaf saçlı bir japon:))

Çançinçon yemeklerimizi yedik, çaylarımızı içtik, Astoria 11'e kadar açıkmış, ne güzel değil mi, şu AVM'lerin en uyuz yanı 10'da kapanıp tam sohbetin en tatlı yerinde sizi kışkışlamaları . Burada rahat rahat oturup yemekleri sindirdik. Sonra da evlere dağıldık. Çok güzel bir Cuma gecesiydi doğrusu.

Eve gelince hemen kahve suyumu koyup, kitabımı aldım ve sabahın 4'üne kadar okuyup bitirdim, Ölümsüz ve Bekar'ı.

Bugün ne okuyacağıma karar veremedim, bir sürü yeni kitabım var da. Geçen hafta Okuoku.com'dan aldım, fiyatları idefix ve diğer sitelere göre daha uygun. Pazartesi verdiğim sipariş Perşembe elime geçti, adım adım kargo takibi yapabildim. Hediye olarak da istediğim bir kitabı yolladılar. Şimdi hangisini okuyayım ona karar veremedim bir türlü.

Bu soğuk kış havasında evde kediyle oturup kitap keyfi yapmanın zevki de bambaşka doğrusu:))

Demin birazcık kar yağdı, 4 saniye kadar sürdü İstanbul'da kar yağışı :)))

iyi haftasonları dostlar:)

xo xo

23 Şubat 2011 Çarşamba

Ezel 2. Sezon 22. Bölüm : ÜÇÜNCÜ ADAM

Eveett, nihayet Kenan Birkan'ın malikanesindeki yatırın ortaya çıktığı, sırlar odasının açıldığı bir bölüm izledik Ezel'de dostlar. Kenan Birkan and the Chamber Of Secrets! Ve Eyşan sırlar odasını açtı, o şeytandan başkası açamazdı zaten odayı:))))  Ayrıca 2 günlük hamile kadını korkutup çocuk düşürten bir kiralık katile tanık olduk.

Kesinlikle izlenmesi gereken bir bölümdü ama. Bitince çok özleyeceğim ben Ezel'i. Bu topraklara böyle bir dizi daha gelmez, sanmıyorum.Olursa da yine Kerem Deren yazacaktır sanıyorum. Ekrana kilitlendim ben bu son bölümde, su falan içmeyi, portakal soymayı bile unuttum. Öylece ekrana yapışıp izledim sadece.







DİKKAT SPOILER





EZEL 55. BÖLÜM







Kenan Birkan ve Ramiz Dayı sahilde başbaşa buluşup bir anlaşma yaptılar. Bir süreliğine hiç bir taraftan adam ölmeyecekti. Dayı Kenan'la dalga geçti , "yoksa aşık mısın sen çocuk, eyvaah" "bir süre ölüm, kan olmasın" dedi Kenan. Dayı "ne kadar bu süre?" diye sordu, "sen Eyşan'dan sıkılana kadar mı?" . O zaman Kenan buz gibi bi sesle dedi ki ,"Selma şu an korumalarınla Nişantaşı'nda, sana ipek gömlek alıyor. Azad o tamircinin tamirhanesinde kahvaltı yapıyor." Dayı kabul etti, tokalaştılar. "Merak etme Ramiz abi" dedi Kenan, biz adamı öldürmekten beter etmeyi de biliriz". Dayı da "artık zaman benim için değil senin için azalıyor Kenan" dedi.

Azad hakikaten Ali abiyle tamirhanede kahvaltı yapıyor idi ama sucuklu yumurtadan yiyemedi, tuvalete koştu. Tabii kaç yılın Türk filmi izleyicileri olarak hemen anlamıştık ne döndüğünü. Ali gitti, Azad Bade'yi aradı, o da Ezel'le kahvaltıda idi. Ezel'e Ramiz'le tanışmadığını söylüyor idi. Bak şimdi??? Badecik neden Ramiz ile tanışmak istiyor?? Kenan'ın casusu mu gerçekten acaba??? Neyse Azad Bade'ye hamile olduğunu söyleyip yanına çağırdı.

Birkan malikanesinde Kenan'la sol topu Kaya toplantıda idiler. Cengo geldi ve anladı ateşkesi. "Biz senin kafanı karıştırdık" dedi Kenan'a. Sen bizden önce nerede kalmıştın?" "Azad'da kalmıştım". "bırak bendevam edeyim kaldığın yerden" diye ısrar etti Cengo.  "Anlaşma yaptım öldürmeyeceğiz" dedi Kenan. Cevap : "Öldürmeyeceğiz, süründüreceğiz."

Hani geçen bölüm Kenan'ın ipliğini savcıya çıkartan kahraman Engin komiser vardı ya, onu Kars'a sürmüşler annem, Ezel de geçirmeye gitti. Engin dedi ki : "Yanlış kişinin peşindesin, Kenan'la bitmiyor. Ramiz, Selma, Kenan... üçünün ortak bir paydası var. O paydayı bul, olay çözülür" Sonra da bi zarf verdi. Amanın bu Kenan ile Selma'nın telli duvaklı düğün fotosu idi, tarih 12 Mart 1981, üstüme iyilik sağlık.
Ezel hemen Eyşan'ı arayıp görüşme ayarladı. Can'ı gösterme bahanesi ile onunla buluşacaktı Eyşan.

Cengiz Şebnem'i aradı. La bu Şebnem iyice hain, alçak bi tip oldu nasıl ya anlamadım gitti. Cengiz Şebo'dan Azad'ı bulmasını istedi. Şebo da Azad'ı arayıp "Tefo'nun bende kalan eşyalarını getireyim" ayağına buluşma ayarladı.

Bade tamirhaneye gelip Azad'la konuştu. Yalnız bi çocukluk geçirmiş olan Azad, Ali'nin küçük Ramiz olmak istediğini biliyor, çocuğun da kendisi gibi berbat bir çocukluk yaşayacağını düşünüyor, o yüzden kürtaj olmak istiyordu. Öffff onu hamile kalmadan düşünecektin, Avrupa görmüş kızsın, sen de mi doğum kontrolünden bihaber dizi karakteri oldun kızım ya???

Ali, Dayı'nın yanındaydı, yüzleştiler. Dayı biraz azarladı sonra "adamım olacaksan eğer işin başına geçeceksin" dedi. Ama Ali ya Azad'ı ya bu koltuğu seçecekti ve kararını da akşama kadar bildirecekti. Sonra Dayı bi iş verdi Ali'ye "ama silah yok, kafa dağıtmak yok, önce konuşmayı öğren" dedi, yolladı.

Ezel çocuk parkında Eyşan, Cengiz ve Can'la buluştu; Eyşan'la fısır fısır konuşup Kenan'ın büyük sırrını bulmasını istedi. Fotoğrafı gösterdi, "düğünle alakası var, onu bul" dedi.



Şebo tamirhaneye geldi, yalandan Tefo diye ağladı, pis yalancı hain alçak, sonra Azad'ın masada doktorunun kartı vardı, onu aldı, Azad'mış gibi arayıp Azad'ın kürtaj yaptıracağını öğrendi. Sonra da Cengiz'i arayıp haber verdi.

197?
Hatırlarsanız en son Ramiz'le Selma'yı kuliste halvet olurken görmüştük. Bunların işi bitti, o esnada Kenan kapıya geldi, bin tane özür diledi "Ramiz abi sen benim abimsin, öyle demek istemedim, ben çocuğum, sen de benim abimsin" dedi. Ramiz'le Selma toparlandılar, Kenoş'u içeri aldılar, Kenan ellerini tuttu, "yine eskisi gibi olalım, can dostum, sevgilim, ben" dedi. O zaman Ramiz artık vicdan azabına dayanamayıp kaçtı, Kenan da peşinden seyirtti. "Unuturuz olanları" dedi. "Baştan başlarız" dedi. Sonra Ramiz'e sarıldı ama Ramiz perperişandı.

2011
Ali barda yine kerpeteni şıklata şıklata kafayı sıyırıyordu. Ali Azad'ın onu sevmemesinden, ondan bıkmasından korkuyordu. Bi işaret görmek istiyordu. Tefo da onu gaza getirmeye çalışıyordu, önemli olan Ali'nin  Azad'ı seçmesiydi. Bunlar kalkıp kuyumcunun işini halletmeye gittiler. Ama herkese kafa attı Ali, eşşek sudan gelene kadar dövdü herifleri. "Kafa yarmadan kafa boşaltamazsın Tefooo" dedi bi de ahahah, o esnada bunlar yerde serili, her yer birbirine girmiş, aaaa Tefo bi baktı, bi tane tektaş, "işte işaret Ali abi" dedi Tefo.

Eyşan Kenan'ın yanına gitti, ona yakın davranmaya çalıştı, "Selma'yı mı düşünüyorsun" diye sordu. Höyyff taş gibi Kenan o botokslu Selma'nın nesini düşünecek kızım ya?? "Ben onu düşünmem pek" dedi Kenan. Çünkü Selma'yı düşününce Ramiz'i ve üçünün başına gelenleri de düşünüyordu. "Ne zaman anladın Selma'nın Ramiz'i sevdiğini?" diye sordu, "Anlamadım ki" dedi Kenan. Ah Haluk Bilginer sizi yerler. Ne hoş oynuyor, ne ince ince konuşuyor ah ah.

Ve böylece Kenan herşeyi itiraf etti. Bütün hatıraları, eski fotoğrafları, ne varsa kaldırmış, evdeki SIRLAR ODASIna saklamış meğersem Kenan . Bu odaya kimse giremezdi, Kenan bile girmeye cesaret edemezdi, çünkü  "Ramiz'i düşünmeden Selma'yı düşünemedim ben hiç"

197?
Ramiz mekanda, gençler gelmiş onlarla konuşuyordu, bunlar ülkücü gençlerdi ve silah istiyorlardı. Ramiz "Silahı vatan diye birbirini öldüren gençlere vermem" dedi, "vatana yararlı mı olmak istiyorsunuz, gidin okulunuzu okuyun" dedi. "Sizin kanlı davanız benim mekanımda hükümsüzdür" dedi. Yürü be Ramiz.  Sonra Selma çağırdı Ramiz'i. Kenan'a aralarındaki ilişkiyi ne zaman söyleyeceğini sordu. "Söyleyecek birşey yok" cevabını alınca da fıttırdı. "O zaman artık hiç birşey yok, yüzümü bile görmeyeceksin" dedi. Ramiz "sen bana ne yaptın Selma, kardeşimi sattım, sen bana  ne yaptın?" diye inledi. Selma da "sen bana ne yaptın" diye ağlandı "ben de aile istiyorum, çocuk istiyorum, hiç aklına geldi mi??"

Ramiz dışarı çıktı, aa o çocuklar gitmemiş, bunu tehdit ettiler, bu da hepsini dövüp kovdu.

2011
Azad jinekoloğuna gelmiş, kaldırımda oturmuş gitsem mi gitmesem mi diye düşünürken a aaa, Cengiz geldi yanıbaşında bitti. Azad da buna herşeyi söyledi, Cengiz de ona Can'ın doğduğu günü anlatınca Azad höngürt şakırt ağlayarak vazgeçti tabii.

Barda Ali almış eline yüzüğü prova yapıyordu. Huzursuzlanan Bade gelip Ali'nin biran önce Azad'ın yanına gitmesini söyledi, sonra da "kürtaj olacak" deyiverdi. Ali çöktü o zaman "bana haber bile vermedi" diye.

Birkan şatosunda ise, alt kata inen Eyşan telefonla Ezel'i aradı ve Sırlar Odasından bahsetti.  Ezel telefonu kapatma dedi, böylece Eyşan tek tek kapıları deneyerek sonunda kilitli olanı buldu, tokasıyla açtı, içeri girdi, amanın içeride her yerde haber kupürleri, yazılar, bişeyler, kitaplar, o eski İki Şehrin Hikayesi vardı mesela:)) Kenan da Eyşan'ı aramaktaydı. Ve Eyşan Sırlar Odasının gizemini çözecek mektubu bulmuştu işte!

Kenan tam kapıyı açıp içeri girecekken Cengiz geldi. Azad'ı söyledi Kenan'a "yap de yapayım" diye üsteledi, Kenan "yap" dedi, "Ama Dubrovnik'deki gibi çuvallamayın" dedi. Hatırlarsanız Tefo gidip Dubrovnik'de Azad'ı kurtarmıştı ilk sezonda.



Eyşan bulduğu şeyi Ezel'e okudu, Ezel "harikasın" dedi, bunu da bardan kalkıp Ezel'in yanına gelmeye çalışan Bade duydu, ayhh bunlar sıradan türk dizilerinde olan ve Ezel'de olmaması gereken klişe sahneler ama ya!

Ezel arabaya atladığı gibi parka Eyşan'la buluşmaya gitti. Bade de taksiyle bunları takip etti ve sarılmalarını gördü.

Ali tamirhaneye geldi, Azad'a bozuk davrandı, Azad ona haberi söylemeye çalıştı ama suratsızlığından fırsat bulamadı.

197?
Kenan, Ramiz'le Selma'yı SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM filmine götürmüş idi. Selma ortada, bi yandan Ramiz fısır fısır "sen istersen ben bi yolunu bulurum Selma" , beri yandan Kenan "affetmedin mi beni affetmedin mi Selma" derken Selma sinemada "yeteeeerrr" diye bi çığlık attı. Çıkışta da ikisini de atarlandı, "biriniz de beni düşünün, bana bakın"...

2011
Ezel mektubu okudu, Eyşan Dubrovnik'den bahsettiklerini ne demek istediklerini anlamadığını söyledi.
Ezel şaşkındı mektupta yazanlardan dolayı "Nerde o zaman? Nasıl sakladı, onca zaman Kenan nasıl sakladı???"  Ezel bu bilgiye ulaştığı için Eyşan'ın hayatından endişeliydi "seni nasıl koruyacağım?", "Herkesin hayatını kurtaramazsın" dedi Eyşan, böylece Ezel'in jeton düştü, "Dubrovnik, Azad! Azad'ın peşindeler!" .

Azad Ali'nin ters tavırlarına kızdı, markete gitti. Telefonunu da açmadı salak. Ezel ona ulaşamayınca Ali'yi aradı "Temmuz geliyor, Azad'ın peşinde"

Bundan sonrası o kadar heyecanlıydıki not mot alamadım. Ali çılgınlar gibi markete koşarken nihayet telini açan Azad'a ulaştı. "çık ordan çııııkk" Azad kapıya koştu, kapılar kilitlenmişti. Kenafir gözlü Converseli psikopat katil Azad'ı buldu. "Burda" dedi Azad, "seni seviyorum" dedi sonra Ali'ye ve telefonu atıp saklandı.

Telefonu kenafir gözlü aldı, Ali gelmiş bu esnada kapının bi tarafında Ali, diğer tarafında elinde silahıyla Temmuz, Azad'ı saçından sürükledi, Ali çığlıklar atıyor, Azad bağırıyor, ay izlemeniz gerekiyordu, ben kilitlendim resmen bu sahnelerde. Ali Temmuz'a yalvardı, Azad "yapma ben hamileyim" diye ağladı ama nafile...



Malikanede Kenan Birkan sırlar odasına girdi, o mektupta meğersem şöyle birşeyler yazıyormuş "birbirimize kötü şeyler yaptık Ramiz abi. Ama artık duralım. Selma hamile. Bizim bir çocuğumuz olacak. Bir kızımız olacak hissediyorum Ramiz abi, bizim bir kızımız olacak. Artık bırak bizi, kızımızı bize bağışla..."

197?
Sinemadan hışımla çıkan Selma gazinoya daldı. Ama Ramiz'in dövdüğü ülkücü gençler mekanı basmışlar, Selma'yı yakaladılar, Kenan'ı vurdular mı ne , Kenan yere yığıldı, Selma "Ramiz" diye feryad etti, Ramiz koştu yetişti, onu da sağ elinden vurdular, Allah bu Ramiz silahı sol eline alıp havada uçarak sol eliyle herkesi vurdu, muhteşem bir sahneydi. Koşup Selma'ya sarıldı, bunlar ağlayarak öpüşüp koklaşırken yerde yatan Kenan herşeyi gördü. İnanılmaz bir sahneydi, Kenan yavaşça ayağa kalktı ve yaralı adamlardan biri Kenan'ı sırtından vurdu. Ramiz hemen o adamı öldürdü ama Kenan yerlere yıkılmıştı, Selma "aç gözünü Kenan" diye ağlamaya başladı. İnanılmaz güzel yazılmış ve çekilmişti bu sahne, Kenan  hem mecazi hem gerçek anlamda sırtından vurulmuştu.

2011
Sırlar odasında Kenan Birkan hıçkıra hıçkıra , içi parçalanarak ağlıyordu. Bir oyuncak bebeğe sarılmıştı, bebeğin etiketinde "kızıma ilk hediyem" yazıyordu, ve Kenan Birkan "affett, affettt" diye inleyerek, hıçkıra hıçkıra ağladı.

Silah sesi duyan Ali kapıyı kırıp markete daldı, Ezel de yetişti, ambulans çağırdı. Azad kan içinde düşük yapıyordu. Temmuz onu vurmamıştı. Korkudan çocuğunu düşürtmüştü??????????

Of ya, nasıl bir kurgu, nasıl bir senaryo?? Müthişti müthiş! Vakit bulan izlesin derim ben.

Süslü yazı

Dün akşam benim ekiple bikaç saatliğine buluşmayı başardık dostlar. Hava sağanak yağışlı olduğundan Cevahir'e gittik. En erken ben gittim, çok şaşırtıcı değil mi? Eskiden heryere en geç ben giderdim, şimdi hepsi benden daha geç çıkıyor ya da yolları daha uzun. Erkenden gitmişken kendime indirimlerden bir çift deri eldiven aldım, sonradan elime giydiğimde sanki biraz annemin bulaşık eldivenlerine benzettim ama olsun. İçi polarlı sıcacık şeyler.


Kızlar gelince tabii önce Yami'den sağlıklı salatalarımız yedik. Yanında diet cola da içtim ki karnım şişsin, iyice doymuş hissedeyim:))) Bu esnada da dedikoduların değiş tokuşunu yaptık, aman ne güldük ne güldük İşte Yavuz Özkan'a söylemiş, Özkan İlker'e söylemiş, İlker de bana dedi ki... Yok işte bilmemkim Seval'e anlatmış, sakın kimseye söyleme demiş filan ahahahaha, eh kadınlar herşeyi birbirlerine anlatırlar, herhalde hepimiz bunun farkındayız:))) (Lady Charlotte sakın kimseye söyleme derse bi onu dinlerim)

Sonracığıma Starbucks'da kremasız kahvelerimizi içtik. Ben dedim ki "aman sırtım ağrıyor evladım şu koltuğa ben oturayım". Seval de "aman hep aynı hikaye" diye dalga geçti ama sandalyeye tünedi sağolsun, ben de ağrıyan kuluncumla koltuğa yerleştim. Kahvelerden sonra Sinem koyu renk oje istiyordu, o yüzden kalkıp Watsons'a uğradık ama yüzyıllık beyaz, pembe, kırmızı ojelerden başka birşey kalmamış. Aklıma Cevahir'in girişindeki FlorMar standı geldi, oraya indik...

Amaaann FlorMar'da ne renkler, ne acayip şeyler çıkmış dostlar. Arpa ambarına düşmüş tavuklar gibi daldık ojelerin içine, eşelendik bi güzel. Ahahahaha ben gri aldım, satıcı adam da demesin mi Chanel grisi ... püahaahahah. Ya bu Flormar geçen kış mı ne, bi tane kahverengi Chanel ojesi yapmıştı hani Chanel 505 kopyası, yerler gökler inledi o oje için. Ben de aldım tabii çok meraklıyım ya, (Flormar'dan aldım beeee) . Sonra eve gelip sürdüm.. a aaa... (Gülben Ergen tipi şaşırma efekti)  Sankim çamur sürmüş gibi olmuş idim, ben de torbasıyla beraber kıvırp hemen çöpe atmış idim kahverengi ojeyi:))) Bakalım grinin akıbeti ne olacak?? Bu daha açık, dümdüz bildiğin gri renk işte. Bir de antin kuntin kırmızı mor parlak ojeler aldım:


Ojeleri alıp dışarı çıktık ki, gözgözü görmüyor yağmurdan hööffff, Sevalcik sağolsun taksi sırasını da bize verdi yavrucak:))) Böylece evlere dağıldık dostlar.

Bu da kokoş bir post olmuştu:)))

xo xo

21 Şubat 2011 Pazartesi

Neşşeli ol kiii geenç kalasın:)))

Birkaç haftadır benim ekip ya hasta ya da böyle kız isteme gibi çeşit çeşit atraksiyonlara katıldıkları için hafta içi dışarı çıkamıyorum farkettiyseniz. İçim geçmiş vaziyette evde portakal soyup dizi izliyorum:))) Cuma akşamı da eve gittim haliyle, önce annemden günün raporunu aldım. Bu sefer kedi babamı tırmalamasın diye eski bi geceliğini çıkartmış, heyvanı bununla bi güzel KUNDAKLAMIŞ ve zeytinyağını o şekilde içirmiş AHAHAHAHA . Sonra babam yatmaya gidince de gizli gizli itiraf etti " götünü de yağladım pamukla!!!!" Ahaahahahah ben artık dağıldım tahmin edersiniz ki:))))



Sonra gece Beyaz Show'u izledim çünkü Behzat Ç. ekibi katılmıştı programa. Ay izlemez olaydım. Sen ne yılışık, ne beyinsiz, ne dangalak bir programcısın Beyaz??? Git sen Okan Bayülgen'in ayak suyunu iç. Hoş seni Okan'la karşılaştırmak onun zekasına, görgüsüne, asilliğine hakaret etmek olur o ayrı. Aaaaa, zaten hiç sevmem Beyaz'ı, iyice tiksindim, Erdal Beşikçioğlu, Fatih Artman, Canan Ergüder, Ayça Varlıer, öylece oturdular program boyunca, ulan tek laf ettirmedi Beyaz bunlara. Funda Arar'ı çıkarttı, bütüüün program Funda'nın şarkıları, yok cd'si, yok cartı, yok curtu. Kapa çeneni de otur be kadın diye bağırdım ama ekrandan sesim duyulmadı. Ne terbiyesizlikti orada 4 tane şahane oyuncuyu oyuncak bebek gibi dizip boş boş oturtmak. Diziyi hiç izlememiş zaten belli, bir salak salak muhabbetler. Yılışık beceriksiz. Çok kızdım, neyse kendimi tuttum da kumandayı fırlatmadım televizyona.

Cumartesi sabahı da erkenden kalktım, kuaföre gittim, saçımı şöyle havalı bi şekilde kısa kestirecektim. Adam kesit kesti.... sonra yuvarlak fırçasıyla bi kabartıp taradı.... Anam 1986 yılbaşı gecesi TRT'de sahneye çıkan içi geçmiş assolistlerin gelinbaşı kafasına benzedi saçım. O kadar üzüldüm, yüzüm düştü, bu ne dedim, berbat dedim. Sen misin beğenmeyen, adam aldı eline aleti, makasla da kesmiyor, benim kedinin tüylerini tımar ettiğime benzer bir şeyle cırt cırtlıyor. Aldı eline o şeyi, sonra gözü dönmüş şekilde başladı kesmeye, dur yavaş filan demeye kalmadı, salak ve avanaktaki Jim Carrey benzeri bir saça sahip oldum. Bi de dedi ki, "ilk saçını kestim". Hüüü ilk saçım böyle miydi, sağa sola giden çılgın bir kesimdi, şimdi 40 yaşında teyzelere benzedim hüüü. Aman benim suratımı görecektiniz, bütün lafları adamın ağzına tıkayıp hışımla çıktım kuaförden, eve kadar nasıl geldim Bebek kaldırımlarında ağlamadan bilmiyorum. Bir daha yüzünü görmek istemiyorum kendisinin. Gelgelelim, başka da kuaför tanımıyorum, ilkokuldan beri saçımı bu amca kesiyor. Artık yaşlandı herhalde, hatta elinden tarağı düşürdü bi ara, belki o yüzden böyle oldu:))))


Mahkeme duvarı suratımla Lady Charlotte ve Meryem'le buluştum. Neyse Charlotte önlerin ve yanların iyi olduğunu arkanın fazla uzun kaldığını söyledi. Şimdi tekrar gidip arkaları da kestirirsem iyice perüka gibi görünür mü saçım ona karar veremedim. Yaaa o kadar uzattım ki saçımı havalı bi kesim olsun, onun yerine kuş gibi oldu; yetimlere, küçük beslemelere döndüm hüüüüü.

Neyse tabii kızlarla epey güldüm eğlendim, saçımı unuttum, zaten sanki yok gibi unutmak çok kolay:))))))) Bütün pasajlara, mağazalara girdik, ayaklarımıza karasular indi. Akşam olup hava kararınca da evlere dağıldık.

Pazar günü Patasana'yı okudum. 2003'de almışım da okumadan bırakmışım. Öh dedim. Neyse bu sıralar yeni kitapların arasında eskiden kalma okunmamış kitaplarımı da okuyorum, memnunum performansımdan.

Dün akşam da Behzat Ç'yi izledim, çok zevkliydi yine. Savcı hanımla Behzat amirimin içip içip kafaları bulması ömre bedeldi doğrusu. Ama Behzat amirim üzecek savcı hanımı sanki, hala o uyuz Bahar'ı seviyor gibi. 

İşte havadisler böyle dostlar.

Bu hafta yeni maceralarda görüşmek dileğiyle, şen kalın esen kalın:))))))

xo xo

18 Şubat 2011 Cuma

Eğlenceli anket Mim :))

Tatlı Cepaynası'ndan güzel, eğlenceli bir Mim geldi dostlar, buyrun bakalım:

1-Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:
Mesela dün şirkette maaş verdiler, para dağıttılar yani. Nasıl şok oldum anlatamam.Açtım Yütüp'ten Balıkesir Çiftetellisini, kendimce kutlama yaptım, o kadar şok geçirdim yani.


2-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:

Öyle birşeyi almazsa ölecek hastalığım yok çok şükür. Ama mesela yıllarca bekledikten sonra gelen bir kitap ve film beni çok heyecanlandırır. Misal bayram sabahı karga bokunu yemeden Harry Potter ve Ölüm Yadigarları'na koşmuştum. J.K.Rowling yeni kitap çıkartsa hergün kitapçıya uğrar, çıktığı anda alırım. Böyle şeyler beni heyecanlandırıyor.

3-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:

 yok öyle birşey!
4-Uğurun var mı, uğurun?

 Uğurum yok, dua ederim.
5-Kendine en yakıştırdığın renk:

 Gri, mor, yeşil.. En çok gri giyinmeyi seviyorum nedense?? Gri ne manaya geliyor acaba, var ya böyle renksel şeyler. Bilen varsa yazsın lütfen:)

6-En sevdiğin takın:
Kulaklarım delik değil, saat yıllardır takmadım, yüzük de alırım birkaç saat taktıktan sonra içim sıkılır çıkartırım. Sadece kolye takabiliyorum. En sevdiklerim baykuş kolye, annemle babamın aldığı mavi taşlı gümüş kolye, Lady Charlotte ile Londra'dan aldığımız siyah kalpli-yıldızlı kolye, yine Londra'dan aldığımız yeşil taşlı kolye, bir de Loire Vadisi hatırası Fleur de Lis kolye. En çok bunları seviyorum.

7-Takıntın?
Valla herhalde kedi takıntım var, sabahtan akşama kadar internette komik kedi videoları izleyip komik kedi resimlerine baksam bıkmam.

8-Bavulum çoktan hazır,gitmek istediğim şehir,ülke?

 O kadar çok ki... Lizbon, Amsterdam, Dubrovnik, Viyana, Salzburg . Sonra da artık kıta değiştirmek istiyorum:))

 
9-Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:

 Valla bu da çok, Queen şarkılarında şakırım demek günah tabii ama inceden öterim diyeyim:))) Bon Jovi'nin Cross Roads albümünü dinlerken sokakta bile olsam hem şakırım hem oynarım yani:)))
10-Solunda ne var?

Masamdayım, solumda kağıtlar, hesap makinesi, cep telefonu, bitmiş bir fincan çay, içilmeyi bekleyen bir bardak sedergine, ajanda, kartela, su mataram, delgeç var. Dağınığım ben  gerçekten.

En solda karşıda ise akvaryum var, balıklara yem veriyorum her sabah.



Eveet, mim yollama zamanı geldi:

Nilmoon
Enne
Ruhdağı
Euphoric Girl
Zoitsa

xo xo

17 Şubat 2011 Perşembe

Ezel 2. Sezon 21. Bölüm : UTANÇ

Hafta başından beri o kadar işim vardı ki, hiç vakit ayıramadım bloga. Ezel analizim de gecikti.

"Bu Azad salak, yemin ediyorum gerizekalı" diyerek izlediğim enteresan bir Ezel bölümünü geride bıraktık dostlar. Kerpeten Ali'nin neden Ezel'e ihanet ettiğini öğrendik. Yine oyunlar, ters köşeler yaşadık. Ben de gayet portakalımı soyup dizi izleyen hanım teyzeler gibiydim, çok içi geçmiş gördüm kendimi pazartesi akşamı öyle tv karşısında portakal filan soyunca:)))



DİKKAT





EZEL 54. BÖLÜM SPOILER



Ezel nezarethanede idi, Tefo da kendini içeri attırmış, Ezel'e mesaj vermeye gelmiş. Eğer Ali gelmezse, Ezel çıkamazsa, işler ters giderse, oradaki adama çay söyleyecekti Ezel. O zaman arkada bir araba hazır edilecekti. Ezel emindi Ali'nin geleceğinde. Tefo ise inanmıyordu buna.

Eyşan Bade'ye tüm hikayeyi anlatıp Ezel'in artık onu sevdiğini söyledi. Eyşan'ı ise sadece unutamıyordu, Ezel'in Badeciğe ihtiyacı vardı.

Kerpeten Ali arkasına bakmadan kaçmış, Zonguldak'a gelmişti. Böylece geçmişe gittik ve Ali'nin Ezel'e neden ihanet ettiğini öğrendik.

Kerpeten Ali , Ömer/Ezel'e niçin ihanet etti :

Ali'nin babası kaptanmış, Rıza Kaptan, bi gün sarışın güzel bi kadınla dönmüş seferden...  
Yok yok okuyor musunuz diye sizi kontrol ettim:))) Kaptan elinde hediyelerle seferden dönen sevecen bi babaymış, en çok minik Ali'yi severmiş. Ama Ali büyüdükçe hayta olmuş. Okuldan atılmış. Bu sahnelerde Ali'nin delikanlı halini canlandıran oyuncu İNANILMAZDI sayın seyirciler, resmen minik Barış Falay olmuştu bu genç adam, tonlamalar, mimikler, deli deli gülmeleriyle şahane bir Ali vardı karşımızda. İşte Ezel'in büyüklüğü böyle minik rollerdeki mükemmel oyuncu seçimlerinden geliyor.

Bu delibozuk genç Ali evde içerken babası basmış bunu, küsmüş buna. Bu da meyhaneye gitmiş, kavga çıkarmış, havaya ateş etmiş. Abisi gelip kavgayı bastırmış, herkes masasına dönmüş, tam ortalık sütliman derken, meğersem meyhanecinin küçük oğlunu vurmuş öldürmüş bu şerrefsiz Ali. Ah o meyhanecinin "oğğlummm" diye ağlaması içimi parçaladı be! Bak ufacıcık bir rolde bile ne güzel bir oyunculuk var Ezel'de.

Sonra efendime söyleyeyim, Ali'nin babası gelmiş mekana, suçu üzerine alıp hapse girmiş, Ali'ye de "sen git kendini kurtar, ama bana söz ver, adam gibi adam olacaksın, o tekneyi de alacaksın, söz ver" demiş. Ali de "söööz bubaaa" diyerek İstanbul'a kaçmış.

Mal, salak, yemin ediyorum gerizekalı. Adi çocuk katili.

Adam gibi adam lafını nerenden dinledin gerizekalı? Gittin yine masum bi insanı öldürdün, arkadaşını yok yere hapse işkence çekmeye yolladın, sonra parayı alıp ben adam oldum baba diye köyüne döndün. Var mı böyle birşey ya?? Ama babası hapishanede dayak yemiş maalesef akli melekelerini kaybetmişti. Ali yıkıldı babasını o halde görünce, babası onun anlattıklarından birşey anlamadığından yaptığı herşey de elinde patlamış oldu, oh olsun.

İşte Ali'nin hikayesi bu idi. Bence oldukça TIRT bir sebepti. Bence Ali salt para yüzünden satmış olmalıydı Ömer'i, o öyle cahil, basit bi adam. Yok babama söz verdim de filan diye duygusala bağlayıp Ali'yi aklama çalışması niye? Neden yani? Biri de salt kötü, bencil, paragöz olduğu için satmış olamaz mı Ömer'i?

Bu esnada Ezel'i komiser Engin sorguluyordu. Ezel'e hikayenin başından beri ölenlerin fotoğraflarını gösterdi, Eren, Kamil, Bahar, Mert.. Mert'i görünce fıtırdı Ezel. "Kullanıyorlar seni" dedi Engin'e. Kenan Birkan ve adamlarının Engin'i maşa gibi kullandıklarını anlatmaya çalıştı.

Beri yandan Dayı ofisinde Tefo ile konuşuyordu. "Oğlum bir daha hapis yatmayacak" dedi. Ali'ye de inanmıyordu "10 sene önce sattı, gene satacak, ben bu çocuğu mert biri sanmıştım, kendime benzetmiştim" dedi esefle. Ayyy dangalak Azad , "niye Ali kendini feda etsinmiş, hep Ezel'i düşünüyormuşlar" bikbikledi, ay içime fenalık getirdi, ulan Ali adam öldürdü, para çaldı, niye Ezel çeksin cezasını manyak???

Badecik nezarete gidip Ezel'i gördü, "ben elimden geleni yaptım, sen de yap" dedi, Ezel de "o zaman ne yapar eder çıkarım buradan" dedi, iyi oldu.

Dayı Tevfik'den adamlarını yollayıp Ali'yi bulmasını istedi. Azad bunu duyunca kaçıp Zonguldak'a geldi. Ali'yi babasının mezarında bulup teslim olmasını istedi. "Ezel umrumda değil, ama sen teslim olmazsan, en iyi arkadaşını göz göre göre ikinci defa hapse yollarsan ben artık sana aşık olamam. Bir daha yapma bu hatayı" dedi.  Aaaa, o anda Tefo belirdi mezarlığın ucunda, ışınlandın mı zezevenk ahahaahahah:))))))

Ali kaçtı tabii hemen. O zaman Tefo İstanbul nezarethanedeki herifi aradı, "ben ne diyorsam tekrarla" dedi, böylece Tefo'nun ağzında çaycı konuştu, Ezel dinledi ve öğrendi. "Ali silah çekti, ölürüm de gelmem dedi, yok abi yok, kendi gelmeyecek"

Bunun üzerine Ezel, Engin komiseri görmek istedi, herife de "çay getir ama Engin komserin odasına" dedi:)))

Ayy bundan sonrası çok fenaydı. Badecik Ömer'in evine gitti; ortalık darmadağın. Komşuların şöyle dediğini duydu "Ömer'in mezarını açıyorlar" . Bunu Engin istemişti. Badecik mezarlığa gitti. Ulan şu dizinin yarısı mezarlarda geçti ya. Neyse, işte bu sahnede Meliha öyle bir ağladı, inledi, oğullarımmmmmmm diye öyle bir delirdi ki, en taş kalpli insanı bile etkilerdi yani, aman evlerden ırak, çok acıklıydı.

Ezel cephesinde ise çok hoş şeyler oluyordu. Ezel, Engin'le yanlız görüşmek istedi. Komiser odayı boşalttı. Sonra Ezel'in bir elini iskemleye kelepçeledi. Ezel'e de itirafnameyi yazmasını söyledi. Allah sayfaları doldurdu bizimki, sonra Engin komiser başladı okumaya.

Benim adım Ömer Uçar. 10 yıl önce güvenlik görevlisini ben öldürmedim. Bu bir itirafname değil. Olanları değil olacakları yazıyorum. Birazdan buradan kaçacağım...

Engin fırladı yerinden ama geç kalmış, Ezel onun silahını indiragandi yapmış bile. Kendini çözdürttü, Engin'i iskemleye kelepçeledi, yazıyı okumasını tembihleyip çıkıp gitti.


Ömer'in evinde Mümtaz amca Bade'ye "Eyşan'ı ara gelsin Can'ı alsın bir süre" dedi. Oğlan dedesini , hatta hasta yatam Meliha'yı bırakmak istemedi. Ezel eve geldi bu arada, annesiyle konuştu. Kadıncağız eğer oğlunu tekrar hapse atacaklarsa onu da öldürmelerini söyledi, yine çok acıklıydı ama sonra daha da acıklandı, Ezel odadan çıkınca Badeciğe sarılıp oturunca Eyşan'ın yıkılması o kadar içtendi ki. Acıdım lan resmen Eyşan'a.

Eyşan onların muhabbet kuşluklarını görünce kaçıp gitti tabii ama Ezel yakaladı onu. "Bade'ye seni sevmediğimi söylemişsin, aklım karıştı, neden?" "Çünkü seni çok seviyorum" dedi Eyşan da ağlayarak.


Tefo'nun adamları işkencehanede Ali'yi kıstırdılar. Ezel evden çıkıp geldi. Ali'yle yüzleşti. "Ali abi, karar senin, başkasının değil, sen istemeden kimse götürmeyecek seni" dedi. "Ama artık anlatman gerek, nedenn?" diye üsteledi .Ali de yukarıdaki hikayeyi anlattı nihayet.

Engin komiser Ezel'in mektubunu okurken, mektupta yazanlar gerçek oluyordu birer birer. Çok güzel bir sahneydi. İşte Ezel "bir adam gelecek, cinayeti itiraf edecek" diye yazmıştı. Ali çıkageldi, cinayeti, soygunu itiraf etti.

Ezel mektubunda Engin komiserin davayı deşmesine izin verilmeyeceğini, suçsuz olduğu halde Ezel'i de dosyaya dahil etmesinin isteneceğini yazmıştı. Gerçekten komiser emniyet müdürünü arayınca müdür "dosyaya Ezel'i de dahil  edin" dedi. Böylece Engin uyandı, gözü açılmaya başladı.

Ömer olduğu resmen tespit edildiği için, Ezel gidip teslim oldu. Polisler Cengiz'i de aldılar içeri. Ali zaten itiraf etmişti. Kenan Birkan da açıp Ramiz Dayı'ya teşekkür etti :)))

Eyşan Kenan'a gitmişti,  hangimiz daha kötü gibilerden bir konuşma yaptılar, Kenan herşeyi anlattı, "ben yüzlerce adamın ölüm emrini verdim, Ramiz'in çocuklarını bir günde öldürttüm, herkes benim oyunumda bir piyon, 2 telefonla herkesi hapse yolladım, şimdi tek istediğim Ramiz'e ulaşmak" dedi. Ama işte Eyşan'a aşıktı ve de artık ondan kesinlikle şüphelenmeyeceğini söyledi. Sonra da Eyşan'ı öptü, Eyşan'ın kusası geldi, tuvalete koştu.. Ama MEĞERSEMMMMMM, Eyşan telekulak olmuş dostlar, Engin'le Ezel ayarlamışlar, Eyşan'a dinleme cihazı takmışlar, Kenoş'un bütün cinayet itiraflarını kaydetmişler.

Böylece Engin dosyayı kendi bildiği gibi yazıp, Kenan Birkan'a ucu uzanan haliyle savcıya verdi. Savcı dosylarda Kenan'ı görünce DOSYALARI YAKTI dostlar. Böylece bizim elemanlar da serbest kaldılar. Ali ile Azad kavuştular. Ali burada biraz delirdi, ben olsam arkama bakmadan kaçardım ama Azad inatçı çıktı manyak ne diyelim, Allah mesut etsin!


Ezel ile Bade, artık heyecansız yaşamaya karar verdiler. Hemen akabinde Ezel Eyşan'ı aradı, artık ona güvendiğini söyledi. "Onu yenmek için içerden birine ihtiyacım var, yani o sensin" dedi, çok ama çok mutluydu Eyşan. "Kenan hakkında öyle birşey bul ki ..." dedi Ezel.... "Oldu bil" dedi Eyşan mutlu mesut gülerek.

Ve böylece bir bölümün daha sonuna gelmiş olduk.

55. Bölüm Fragmanı gelsin:

Rüyamda Atamı Gördüm

Hayırlara vesile olsun inşallah.

Bir iş için Kozyatağı'na gitmem gerekiyor ve nasıl gideceğim diye dertlenerek yatmış idim.

Sonra sabaha karşı, baktım, gitmişim Kozyatağı'na... Bir evdeyim, Mustafa Kemal'in evi, Atam hayatta, ayakta. Ama hasta, o kadar yorgun ve hasta ama bej kıyafetleri, bembeyaz gömleği ile zerafeti rüyamda bile parlıyor. Atama bakıyorum, o kadar heyecanlıyım ki... onu görmek, ne büyük, ne tarifsiz mutluluk.

Atam hasta, yanına kimseleri sokmak istemiyorlar. Yan odada bir adam benden yardım istiyor, O'nu görebilmek için.

Koşuyorum yanına, "Atam" diyorum, "bir Mehmetçik burada, sizi görmek istiyor". O bitap haline rağmen reddetmiyor, yanındakilerin itirazlarını dinlemiyor. O an O'nu daha çok seviyorum.

Sonra ne oldu, görüşme gerçekleşti mi göremedim. Ben çok güzel yollardan , ışıltılı binaların, Boğaz'da günbatımının peşinden evime döndüğümü gördüm.

Çok enteresan değil mi?


Canım Atam. Öyle iğrenç bir yola girdi ki ömrünü verdiğin bu ülke. Bir şerefsiz çıkıp "dekolte giyen kadının tecavüze uğraması kaçınılmazdır" buyurabiliyor. Senin cumhuriyetinde kim böyle bir laf edebilirdi? Taksim Bahçesi'nde kadınların ve erkeklerin hep beraber cazbant eşliğinde dans ettikleri 1935 yılında, neredeyse 80 yıl öncesinde, yılbaşı günü taciz skandalları yaşanır mıydı?


80 yılda ileri gideceğine , alabildiğine yobazlaştı bu toplum.

Şimdi açabilirler mi Taksim Gezi Parkı'na eski moda bir gazino; Tekel birası satsın, caz çalsın, ince zarif elbiselerimizi giyelim, erkek arkadaşlarımızla dansedelim biz orada?

1935'de yapılabiliyordu.

2011'de tecavüze uğramayı kabullendiğimiz anlamına geliyor.

Ne kadar vahim bir durum.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Nicole Kidman 2011 Grammys Red Carpet

Nicole Kidman, dün geceki Grammy ödüllerinde nihayet özlediğimiz pırıltılı haline kavuşmuş, harika görünüyordu. Nicole'ün kıyafeti Jean Paul Gaultier tasarımı imiş..

Nicole uzun zamandır bu kadar şahane giyinmemişti, çok beğendim. Saçları ve yüzü de mükemmel görünüyor.







beğendiniz mi?

xo xo

13 Şubat 2011 Pazar

Bahçeşehir Pazarı ve diğer yaptıklarımız

Cumartesi sabahın köründe işe gittim. Çünkü büyük mallığım sonucu cep telefonumu işyerinde unutmuş idim  Cuma akşamı. Kendime epey kızıp söylendim, sonra karga bokunu yemeden kalkıp Kurtuluş'daki ofisten aldım telefonu, kimseye görünmeden de hemen kaçıp çıktım, Taksim'e geldim, iki katlı 145T'ye binip Beylikdüzü'ne geldim, mükemmel bir zamanla ile Lady Charlotte ile buluştuk

Arzu'yla Deniz'in zamanlamaları ise o kadar iyi değildi, neyse arabada bekledik onları, sonra Lady Charlotte'ın malikanesine kahvaltıya gittik. Ohh sohbet muhabbet derken masada ne var ne yok silip süpürdük. Charlotte bu arada yemek haklarımızın ne kadarını yediğimizi, ne kadarının kaldığını sayıyordu sağolsun, zayıflayamayıp Perihan'ın şimşeklerini üzerimize çekmek istemeyiz değil mi dostlar??

Tam kahvaltı bitince Deniz'in beyi geldi, yeni evlerine bakmaya gideceklerdi, Denizo erken kaçmak zorunda kaldı o yüzden. Biz de çay içtik, neskafe içtik, üzerine türk kahvesi içtik, sonra da Bahçeşehir pazarına gitmeye karar verdik.



Bu pazarı Arzu yıllardır bize anlatırdı, gitmek şimdi nasip olmuştu. Kapalı ve düzenli bir pazar bu, koridorlar sıra sıra dizilmiş, kitap fuarı gibi bir aşağı inip bir yukarı çıkarak her yeri düzgünce gezebiliyorsun.  Öyle insana basan bir kalabalığı, sıkışıklığı da yoktu. Ben alacak birşey bulamadım. Ama gözüm kocaman bir tüylü post gibi halıda kaldı, onu alsam bi yanında ben öte tarafında kedi , beraberce yuvarlanırdık diye düşünüp bu fikirle keyiflendim:)))


Oradaki bir lokanta oldukça yaratıcı bir fikirle Harrison Ford'a nargile keyfi yaptırmaya karar vermiş, o resme de bayıldım, çok hoşuma gitti:)))

Pazar turundan sonra Arzu bizi 3. Cadde diye bir yere götürdü, Starbucks'da kahvelerimizi içtik, konuştuk, son okuduğumuz kitaplardan bahsettik, ben Shantaram'ı anlattım heyecanla:))

Beylikdüzü'nden 145T'ye bindiğimde saatlerimiz 18:45'i gösteriyordu. 20:30'da eve gelmiştim, bence çok başarılı bir performans oldu.

Gece ise Ejder Kapanı isimli Uğur Yücel filmini izledim. O bitmek bilmeyen kamera hareketleri, uçan kaçan arabalar, yolda sürüklenen motor, yok cinayetin noktalarını birleştirdim resim çizdim olayı filan, çok gereksiz bir film olmuş. Uğur Yücel komser Nezat olsun tekrar, çok rica edeceğim.

Bugün ise Beyaz Kale'yi bitirip Bir Gün'e başlamaya niyetliyim, hadi bakalım:)))

Akşam da Behzat Ç.'yi sakın kaçırmayın, Emrah Serbes'in bizzat yazdığı 20. bölümde, Ankaralı komserimiz Ercüment Çözer'in peşinden İstanbul'a geliyor dostlar.

xo xo

11 Şubat 2011 Cuma

Don't Try Suicide

Yaşamaktan mı bıktınız?
Hergün evden işe, işten eve rutinine artık katlanamıyor musunuz?
Yediğim bok aynı kalacaksa tabağı değiştirmek neye yarar deyip yeni iş bulamayınca depresyona mı giriyorsunuz?
Bu hafta da maaş alamayıp belki önümüzdeki hafta alırız ümidine sarılmaya mı çalışıyorsunuz?
Yıllardır çalıştığınız sektör ömrünüzü mü yedi?
İşyerinde ciğeri beş para etmeyen adamların size laf etmesi kanınıza mı dokunuyor?
Habire "ölmek istiyorum" diye söylenip "intiharım geldi" diye inliyor musunuz?

Ulan uzaylılar gelip kaçırsa da şu pislik yerden kurtulsam diye gizli gizli UFO'ları mı bekliyorsunuz???

Kendimi şu pencereden atsam da Pazartesi işe gitmek zorunda kalmasam diye mi düşünüyorsunuz???

Durun!

Yapmayın!

Önce Freddie abinizi dinleyin!




Freddie Mercury'nin yazdığı bu şahane şarkı, Queen'in The Game albümünden nedense çok bilinmeyen bir mücevher. Sonunda pişman olacaksın, kimse de seni sallamayacak, aman ne var intihar edecek diyen bu şahane şarkıyı dinleyip de hala pencereden atlamayı düşünen varsa artık yapacak birşey yok.

Ama unutmayın ki, kimsenin umrunda olmayacak:)))

Don't try suicide
Nobody's worth it
Don't try suicide
Nobody cares
Don't try suicide
You're just gonna hate it
Don't try suicide
Nobody gives a damn


:)))))

Kuruluşunun 40. yılında, hayatımızın her anında, hatta intihar ederken bile dinlenecek şarkılar yapmış olan bu müzik grubuna selam olsun!


Long Live Queen

10 Şubat 2011 Perşembe

Filler ve Kediler

Her akşam eve gittiğimde annem günlük rapor verir, o gün kedi, babam ve kendisi ne yapmışlar kısaca anlatır. Genellikle yorulmuştur, tam ayaklarını uzatıp dinlenecekken kedicik başına gelip mevmevmevmev diye beynini yemiş, annem de kalkıp kedinin battaniyesini artık heyvancağız nereye istiyorsa oraya taşımıştır. "Beni çalıştırıyor" der, şikayet eder.

Dün akşam da dedi ki :

-Kaç gündür kaka yapmıyor bu hayvan, bahçede hiç boncuk yok, aradım taradım kakası yok . Ben de babana tut kediyi dedim, bi kaşık zeytinyağı içirdim

Ben de güldüm tabii, evet kedinin kabızlık sorunu var, doktor da sızma zeytinyağ içirmemizi söylemişti daha önce. Ama bana kabız gibi gelmemişti, sıkıntılı değildi yani ne bileyim. Annem ballandırarak anlatıyordu bu esnada:

-yağı içtikten sonra durdu, durdu; sonra fırladı bahçeye, bu kadar kaka yaptı. Ben biliyorum onun derdini, söylüyorum yok diyorsunuz!

Ne diyeyim, iyi madem, rahatlamış hayvan filan diye kıvırdım, aaa annem anlatmaya devam ediyor:

-hem de pırıl pırıl sıçtı, parlıyordu yağdan kakalar, yoksa pıtır pıtır azıcık kuru kaka yapıyor!!!

Eh ben de artık dayanamadım "götüne sağlıkkk" deyiverdim, ne denir bu durumda başka bilemedim:)))

Ama anneciğim olmasa bir kediye bakmaktan acizim, bunu düşündüm.

Sonra raporun ikinci yarısı haber bülteninde işitilen enteresan havadislerle ilgiliydi.

-Bizim bi hayvanat bahçesinde fil doğurmuş, görsen o kadar tatlı ki yavrusu, minicik,100 kilo

Ben koptum tabii, "neresi minicik be 100 kiloymuş" diye :)))) Annem ısrar etti, "ufacıktı öbür fillerin yanında, kapkara birşey, 100-110 kilo minicik" Ahahaahah çok güldüm ama dostlar, 100 kilo minicik lafına:))

Sonra kediye sırnaşıyordum, "kuşuum, küçücük kediimm benimm" diye. "çarpılacaksın" dedi annem, "dana kadar kuşun" .

Yaa işte böyle, 100 kiloluk file minicik, küçücük kedime gelince dana kadar  :)))

O yavru da buymuş, Türkiye'de doğan ilk fil yavrusu, Begümcan ile Winner'ın kızı, 110 kiloluk ufaklık:



Çok datlu ama :))

8 Şubat 2011 Salı

Ezel 2. Sezon 20. Bölüm : ARDA KALAN HERŞEY

Güzel bir Ezel bölümü izledik. Geçmişteki hikayede Ramiz-Selma-Kenan üçgeni doludizgin ilerlerken; günümüzdeki hikayede Kenan'ın yeni hamlesiyle ortaya çıkan sırlar vardı. Kerpeten Ali , 14 yıl önce Ömer'e neden ihanet ettiğini anlattı. Ama bize değil Azad'a anlatı, ne anlattığını bilemiyoruz.

Bence Ali'nin ihanetinin nedeni kendi gibi basit ve adi olmalıydı, para olmalıydı. Şimdi Ali'nin ihanetine de onurlu, duygusal bir anlam yüklemeseler bari. Göreceğiz

Bölüm özellikle sözlükte çok beğenildi ama bana yine de  bir tatsızlık var gibi geldi, ne olduğunu ise anlayamadım.



DİKKAT!!!




EZEL 53. BÖLÜM SPOILER




Bölüm geçen hafta bıraktığımız yerden başladı. Eyşan'ın teklifiyle ve söyledikleriyle sarsılan Ezel oyundan kopmuştu artık. Kenan da hemen farketti bunu ve Ezel ile Eyşan'ı sorguladı. "Eyşan bugün neden burada?"
Ezel "o defter kapandı" dediğindeyse inanmadı ona, Ezel "Sen Selma Hanım için kapatmadın mı o defteri?" diye karşı atağa geçti. Kenan "Selma beni hiç sevmedi" dedi, "öyle değil mi Ramiz Abi?"
Dayı "Selma seni sevdi, beni seçti" dedi ona. Kenan pes etmedi. "Hiç birşey göründüğü gibi değil, öyle değil mi Ramiz Abi? Ezel farkında değil ama Eyşan'ı hala seviyor"

Oyunu Cengiz kazandı ve yüzüklerin, bıçağın sahibi oldu. Kenan Ezel'in eski yüzüğünü Eyşan'a verdi, Eyşan belki o yüzüğü tekrar takabilmek için gelmişti buraya? Eyşan yüzüğü Cengiz'e geri attı. Bir kadını elde etmek için erkeğin mücadele etmesi gerektiğini söyledi. "Cengiz kazandı, şimdi yüzüğü, o zaman beni"

Ezel ve ekip salondan çıktılar, Dayı Cengiz'e gülerek "Merak etme kardeş, emanetleri almaya geri geleceğiz" dedi. Kenan da Eyşan'la yalnız konuşmak istedi. Cengiz ve Şebo da çıktılar. Cengiz eski yüzüğü Şebnem'e verip bir daha görmek istemediğini söyledi. Kenan Eyşan'la yüzleşti. Onun Ezel'e gitiğini, reddedilince en güçlü adamın arkasına takılmak için geri geldiğini tahmin etti. Kenan Eyşan'ın ondan nefret ettiğini biliyordu ama körkütük aşık olmuştu, Eyşan'dan gerçeği duymak istemedi.

1976
Kenan abisinin yanından gazinoya geri dönmüş, Selma ile Ramiz de aşklarını Kenan için kalplerine gömmüşler; hiçbirşey olmamış gibi yaşamaya devam ediyorlardı. Selma artist olmuş, aşk filmi çeviriyor; Kenoş da ona yardım ediyordu repliklerini ezberlemesi için. Ama Kenan artık kafayı yemiş, Ramiz'in ihanetini unutamıyor, Selma'ya da Ramiz'e de güvenemiyordu artık. Sürekli herkesten şüphelenen, şüpheleriyle Selma'yı boğan, Ramiz'i kıran bir tip olup çıkmıştı. "Ramiz'e birşey hissetmedim, çocukça birşeydi, biz burada sensiz yapamadık, seni çağırdık. Sen geri geldiğinden beri birşey olmadı" diye ona güvenceler veriyordu ama nafile. Filmdeki aşk sahnesini Ramiz'le Selma'ya okuttu Kenan, yine karar veremedi. Emin olamadı. Güzel bir sahneydi.

2011
Dayı'nın ofisinde Ezel Eyşan'ın teklifini anlatı. Ali çok sinirlendi "Bu karı bizim amımıza koydu, bir daha güvenilir mi?" Ezel kızdı, sonuçta Eyşan Ali'ye birşey yapmamıştı, ihanete uğrayan Ömer idi. Dayı "Kenan'la aynı masaya oturduk. Kenan bizden daha güçlü, dengeyi değiştirecek herşeyi değerlendirmemiz lazım" dedi. "Karar Ezel'in" dedi. Ali morardı.



Kenan Kaya'ya Ezel'in dosyasını verdi. "Ezel'in Ömer olduğunu tüm dünyaya anlatma zamanı geldi"

Ali, Tefo ile sahilde arabada oturuyordu. Ali eline geçirdiği güçle kendinden geçmişti, şimdi Kaya'yı öldürmeye karar vermişti, tabii kendi değil, Tefo'yu kullanarak. Tefo bu hamle için erken olduğunu söyleyince de çok sinirlendi Ali. Ulan adam 1 günde adi bi pisliğe dönüştü resmen. Bu esnada Kaya Ezel'in dosyasını emniyet müdürüne verdi ve adaletin hemen bugün tecelli etmesi gerektiğini söyledi.

Ezel Bade'nin peşinden okula gitti, Bade onunla konuşmayınca derse girdi, öğretmenin ve diğer öğrencilerin karşısında, konuştular, Ezel "senden vazgeçmeyeceğim" dedi Badeciğe. Bunlar yine barışıp anlaştılar o zaman.

Okuldan çıkan Ezel kitapçıda Eyşan'la buluştu. "Senin bir suçun yoktu, kardeşini seçtin, kim olsa kardeşini seçerdi. Biz herşeye rağmen çok güzel bir aşk yaşadık" dedi. ve Eyşan'ın ellerini tutarak "Ben seni affediyorum" dedi. Eyşan bunun bir veda olduğunu anlamıştı. "Ömer intikam için değil, senin için hayatta kalmıştı" dedi Ezel. "Artık bitti". Elleri ayrıldı, Eyşan ağlarken Ezel kapıya yöneldi ama şıp diye gelip onu bulan polisler, cinayet davasında tanıklık etmesi için emniyete götürdüler Ezel'i. Eyşan'ın korkudan ödü patladı.

Vurkaç Bar'da, Tefo ile Azad Ali'yi izliyorlardı. Adamın biri Ali'den yardım istedi, Ali tabii dedi, Tefo'yu çağırdı, adamla gitmesini söyledi, Tefo da "ne işiymiş bu" diye sorunca Ali sıyırdı balataları. "Bennn patronuumm, ben en tepedeyimmm, buradan inmeye niyetimm yoookk" diye kudurup çekti gitti. İbretlik bir sahneydi kardeş.

Cinayet masasında, komiser Engin Ç., Ezel'i kıstırmaya çalışıyordu. Ömer'in fotoğrafını gösterdi, "tanımıyorum" dedi Ezel. Ezel'in evde ailesiyle çektirdiği fotoğrafı gösterdi, "Ömer'in çocukluk arkadaşı Cengiz Atay iş ortağımdır, onunla gitmiştim ziyaretlerine" diye sıyırdı. Komiser bir de gidip onlarla konuşacağını söyleyince Ezel dayanamayıp onunla gitti tabii.

1976
Kenan, Selo'yu film çekiminden almış dönerken Ramiz'in evine getirdi.Selma istemedi, Kenan tuttu kolunda içeri soktu, Ramiz'in karısını, çocuğunu gördüler. Karısıyla Ramiz yer sofrasında yemek yiyorlardı. Bu da bana saçma geldi, evde masa vardı, yılbaşında sofra kurmuşlardı hatta. Biraz zorlama olmuş sanki? Neyse, Kenan yer masasına, Ramiz'in sinema konusundaki cehaletine bol bol laf soktu. Tepkili ya, böyle sürekli ergen gibi tavır yapıyor laf sokuyordu Kenan. Sonra "tatlı aldım, arabada kalmış" diye dışarı çıktı. Selma ile Ramiz bir an başbaşa kaldılar. "Nasıl yapacağız Ramiz, nasıl unutacağız?" "Kenan için" dedi Ramiz.

2011
Komiser Engin ve Ezel ; Ömer'in evine gittiler. Ezel kapıya gelen annesine "Meliha teyze" dedi, ama kadıncağızın aklı gidik olduğundan anlamadı, Mümtaz çaktı olayı "Ezel geldi hanım" filan yaptı. Sonra Meliha'yı odasına götürmek istedi ama Engin komiser izin vermedi ona. Ömer'i sordu Meliha'ya, o da "yanında oturuyor ya Ömer oğlum" dedi ahahahah. Ezel durumdan kurtulmak için Meliha'ya Mert'i sordu, "Mert ölmüş diyorlar" dedi. Kadın fıttırdı, "ölmedi o, her akşam geliyor" dedi. Böylece Meliha'nın deliliğini bahane edip sıyırdığını zanneden Ezel, komiserle dışarı çıktı ama adam parmak izini almak isteyince herşey sona erdi.

Ezel Dayı'yı aradı, yanına gelmek tavsiye almak istedi. Dayı "Eğer Ömer'in peşindelerse tavsiyeme değil bendeki emanete ihtiyacın var yeğen" dedi. O emanet, Ali ile Cengiz'in güvenlik görevlisi öldürdüklerini gösteren görüntülerdi. Ezel ne yapacağını bilemiyordu, tam arkadaşlarını affettiğinde mi onları cezalandıracaktı onları? (Harun'un deyişiyle salak, yemin ediyorum gerizekalı bu Ezel amirim:)))



Ali o esnada Dayı'nın ofisinde onun masasında oturmakta idi, Tefo daldı içeri, atarlandı, "güç delisi pezevengin teki oldun, ben senin arkadaşınım" dedi, Ali ona bağırdı, o ona NANKÖÖÖRR diye kükredi, aman bunlar bi güzel kapıştılar dövüştüler. Sonunda Ali "Azad nerdee" deyince Tefo onu bıraktı, "niye o gelmiyor" diye inledi Ali. Sonra Tefo'ya nasıl fakirlikten geldiğini anlattı. Ve oraya dönmeyeceğini söyledi, ne Ömer için, ne de Azad için.

Dayı ile Ezel geldiler, Tefo'yu dışarı yolladılar. Ezel "bu gece tutuklamaya gelirler beni" dedi. Kurtulmasının tek yolu cinayet filmini vermekti. Ali dehşete düştü, "başka bir yolu olmalı" "Senin yaptığın şey için hapis mi yatayım?" diye sordu ona Ezel.

1976
Ramiz'in kafası bozuktu Kenan'ın hakaretlerinden, aşağılamalarından. Selma'yı da paranoyak kıskançlığı ile delirtti Kenan, Selma kaçıp gazinodaki ofis odasına saklandı. Kenan Ramiz'le tartıştı, hışımla ofise gelen Ramiz hüngür hüngür ağlayan Selma'yı avutmaya çalıştı "Kenan için" (bu noktada seyirci olarak tepkim hay Kenan'ın minako oldu dostlar)

2011
Kenan Eyşan'a Ezel'i, Ali'yi Cengiz'i hepsini hapse attıracağını, böylece belki Eyşan'la kendinin bir şansı olacağını anlattı. Eyşan Ezel'i aradı, "sana yardım etmek için ne yapayım" diye sordu ağlaya zırlaya. "Can'a iyi bak, annemlerin yanından ayırma onu" dedi Ezel. Sonra ekip araçları geldi ve Ezel'i alıkoydu. Şıp diye de nasıl buldu aslan Türk polisi şaşırdım, Behzat amirim olsa neyse.

Ezel onu kurtaracak filmi bir türlü vermiyor, neden vermediğini kendi de anlayamıyordu. Sorgu odasında komiser Engin birini çağırdı içeri, aman yaleppim, taa ilk bölümlerde, Ömer ilk hapse girdiğinde onu bi torba portakalla eşşek sudan gelene kadar döven adam idi bu! Ezel "Artık neyi beklediğimi biliyorum, bunu" dedi kendi kendine. Çember bu gece kapanacak, intikam tamamlanacaktı.

Portakallı polis, dayak için genç bi adam çağırdı içeri, Engin komiseri de gönderdi.

Ali barda, Azad barın arkasında idi. Ali "barmeen" diye seslendi ona, "barkıız, ne diyorlarsa işte, viski aççç barkıız"
"Ezel beni bağışlamıştı, şimdi geri alacak" dedi Ali
"o hikayeyi biliyorum Ali"
"Ama hikayenin tamamını bilmiyorsun, benim o işe nasıl girdiğimi  bilmiyorsun, en yakın arkadaşımı, en aslan kardeşimi nasıl sattım bilmiyorsun. Kerpeten Ali en yakın arkadaşına nasıl ihanet etti"
Ve Ali ihanetini anlattı Azad'a. Sonunda "Eyşan çıktı dedi, o çıktı" demesini duyduk ama biz sadece. Azad da ona "sen gittin mi?" diye sordu ama cevap vermedi Ali.

Bu da  ilk sezonun başından beri cevap bekleyen bir soruydu. Hatırlarsanız, Eyşan oyunu Cengiz'le Ali'ye anlattığında Ali gönülsüz yaklaşmıştı, sonra Eyşan gidip onun kulağına bişey söylemişti. Acaba ne demişti? Bu kadar bekledik, işte bunu demiş. Tabii ne anlama geliyor, ne demek istemiş artık haftaya öğreniriz inşallah.


Ali Azad'a hapisteki odasında  resmini duvara asacağını, onun hayaliyle yaşayacağını anlattı. Azad faşır faşır ağlamaktaydı.

Sorguda Ezel dayak yemiş, yerde yatıyordu. (Odaya sonradan gelen genç olan dövdü Ezel'i, asıl portakallı herif de izledi) Portakallı herif oturduğu yerden "hapisten kaçtın, yüzünü değiştirdin, dünyayı gezdin ama dönüp geldiğin yer yine burası, ilahi adalet tecelli etti. " dedi. Ezel güldü, "bana kötülük eden herkesle hesaplaştım, biri hariç." , "Kim?" , "Sen!". Bu lafın üzerine önce kalkıp onu döven genç adamı yumruklayıp devirdi, sonra şoke olan portakal abiye , eline aldığı portakal dolu torbayla vurdu vurdu vurdu... 14 yıllık intikam böylee alınmış oldu. Dışarıdan polisler koşup Ezel'i tuttular. Beriki perişan yerde yatıyordu, Ezel yine güldü. "Gördün mü ilahi adaleti?" . Oh evet hepimizin içi soğudu bu sahneyle dostlar.

Bu esnada Eyşan Bade'ye giderek ona birşeyler anlattı. Herhalde Ezel'i kurtarsın diye yardım istedi.

1976
Gazinoda Kenan abisi Selim'i ağırlıyordu. Ramiz yanlarına geldi, Kenan'a gazetecilerin geldiğini söyledi, röportaj vermesini istedi. Kenan "sen bana ne yapacağımı söyleyemezsin" diye tersledi onu. Ramiz "çocuk,  kardeşimsin vs vs"  deyince de "Çocuk değilim ben büyüdüm. Abim burada öz abim." diye cevap verdi, "herkes yerini bilsin". Ramiz de bunun üzerine hışımla kalkıp kulise daldı, Selma'ya yumuldu. "Yeter Kenan, bu da ikimiz için" diyerek iki aşık kuliste halvet oldular.
Halvet devam ededursun, viskileri ardı ardına deviren Kenan oldukça pişman olmuştu, "Ramiz Abiiii" diye seslenerek kulise gitti. Bakalım haftaya abisini mi görecek başını mı ahahahaah.

2011
Azad Ali'ye o melun CD'yi verdi. "Babam gönderdi, Ezel Ali'ye ver demiş, karar benim değil Ali'nin demiş."

Ali CD'yi alıp fırladı koştu bardan çıktı, Azad arkasından feryad ederken ne yapacağını bilemez görünüyordu.


Sizce Ali CD'yi polise verecek mi?

xo xo

7 Şubat 2011 Pazartesi

Kutsal Pomad Avcıları

Bu Kurtuluş mahallesinde kaç tane eczane var, kaç tane kaç tane biliyor musun Fatmagül???? Yedibin tane kadar olması lazım, yolun iki tarafında sıralanmış artı ara sokaklarda sürü sürü eczane mevcut. Bana en yakın olanı da Aslı Eczanesi haahahah, tesadüfe bak:))) Eczacı da biraz çatlak, orta yaşı geçmiş, uzun kır saçlı, komik bir tip. Bir sokak kedisine Bobo adını koymuş, onu bakıp besliyor, dükkanda yatırıyor kediyi, o yüzden sempati duyuyorum kendisine. İlaç lazım oldu mu ilk ona soruyorum.

Bugün öğle yemeğinden sonra yürüdüm vardım, amcaya Duratears sordum. Bu işte meşhur pomad, doktorun "illa bunu kullanacaksın, her gece gözüne koyacaksın" dediği şerefsiz bu... Şerefsiz çünkü bulunmuyor kendisi  İstanbul semalarında, kadın da tutturdu Duratears de Duratears. Geçen sefer bunu ararken zigzag yapa yapa yol boyundaki tüm eczanelere sordum, halimi düşünün. Her eczanede "Duratears pomad arıyorum" , el-cevap "yok o yok, üretilmiyor o üretilmiyor, bitti o bitti" . Vay anam ya!!! Sonunda bir tanecik bulabilmiştim.

Neyse bugün öğlen gittim bizim kedili kaçık eczacıya, Duratears yoktu ama Viscotears vardı son 1 adet, onu alıp cebime attım. Bundan da bir tane daha lazım mesela, evde kullanmak için. Adam da biraz laubali midir nedir, "tamam canım, buluruz canım" dedi, benim pomad ile jeli not aldı. Bunları araştırıp benim için bulacakmış. Günde iki kere Viscotears jel damla; gece yatarken Duratears pomad, ayrıca gün boyu Artelac gözyaşı damlası kullanmam gerekiyor da. Artelac'ı bulabiliyoruz neyse, ama o da pahalı, kutusu 35 tele pööf:(((

Visco'yu kapıp biraz fazla canciş edalı eczacıdan kaçarak , o geçen sefer son Duratears pomadı bulduğum yere kadar yürüdüm. Adamda o kalmamış ama Visco vardı bi kutu, onu da aldım. Yürü yürü, ta en tepede Şenel Eczanesine daha önce sormamıştım, girdim içeri. Amaannn son bir kutu Duratears kalmış bu gençlerde, onu da alıp cebime atınca ulan ecza deposu gibi yürümeye başladım.


Kurtuluş'tan Pangaltıya dönerken küçük bir pasaj vardır, girdim oraya, epeydir gözüme Abercrombie sweat-shirt'ü kestirmiştim, gri, içi kürklü. Madem pomad bulamadım bunu alayım diyerek bir anda alıverdim ama pişman değilim, pek yumuşak ve rahat birşey. Böyle giyip yuvarlanmak istiyor insan, o kadar yumuş:))) Düşününce aslında pomadı da bulmuş idim, niye bu kadar heyecanlandım sweatshirt için anlamadım, neyseee:)))



Böyle elimde kocaman torba, ceplerim pomat ve jel kutularıyla şişik olduğu halde son durağa geri dönüp bir de markete girdim, akşam 4'de yiyeceğim grisini ile sabahları yediğim güneşte kurutulmuş kayısılardan aldım dostlar.

Sonra da torbacı teyzeler gibi sallana sallana şirkete döndüm geldim. Visco'dan damlattım, neyse görüşümü bulandırmadı. Duratears öyle mi halbusem, kirpiklerime filan yapışıyor, görüşümü bozuyor, pek fena. Şerefsiz diyorum ya işte, boşuna değil.

xo xo

Gözlerim Arabistan Çöllerinden beter kuruymuş hala:(((

Of moralim bozuk elbet, sabahn köründe gözlerimin 3. ay kontrolü için Maslak'daki Acıbadem Hastanesi'ne gittim ve maalesef geçen kontrolden beri devam eden kuruluğun geçmediğini, aksine gözlerimin iyice kupkuru olduğunu öğrendim. Neredeyse sağ gözde numara oluşmuş bu kuruluktan sebep. Geçen kontrolde 10 sıra okuyabiliyorken bugün 8. sırada kalmışım:(((  Sol gözümde de astigmat kalmış. Allahtan rahatsız edici boyutta değil. Doktor "4-5 ay sonra tekrar gel, belki en azından bilgisayara bakarken takman için gözlük veririz" dedi, anneeeeeee, takmam bana ne diye ağlayacaktım az kalsın. Ameliyata girerken numara kalabileceğini biliyorduk, bu riski göze almıştık da, kuruluk belasını tahmin edememiştik. O uyuz pomat bile işe yaramamış, üstelik kullanmaya devam etmem gerekiyor. Doktora göre gece uyurken gözlerim tam kapanmıyormuş benim, ondanmış bu kuruluk??? Tövbe estağfurullah. "Çok kitap okuyorum, ondan olabilir mi?" diye sordum, "olmaz" dedi. Oh neyse bari. Kitap okumamıza bi mani yok. En büyük şeytan bilgisayar işte dostlar.

Şimdi yine İstanbul eczanelerini dolaşıp Duratears pomatından arayacağım. Bir de jel yazdı, o jeli de alıp günde iki kez gözüme sürmeye karar verdim.

Yanlış anlama olmasın, ÇOK ŞÜKÜR güzelce görüyorum etrafımı, kitap okuyorum, film izliyorum. Bilgisayar ve küçük beyaz yazılar, mesela elektronik yazılarda zorluk çekiyorum. Ona da pek takılmıyorum, yeter ki numara oluşmasın gözümde kuruluktan ötürü:(((

Of ya, hiçbir işim tam gitmeyecek mi benim:(((


Böyle Usagi gibi ağlayasım var hüüüü

6 Şubat 2011 Pazar

Bahar mı geliyor yoksaaa?

Cumartesi hava pırıl pırıl güneşliydi. Serindi, hatta ayazdı ama gökyüzünde tek bir bulut yoktu ve diyetisyene gitmek üzere yola çktığımda Boğaz'ın suları üstünde güneş parlıyordu şıkır şıkır. Bayılırım bu manzaraya!

Lady Charlotte ile klinikte buluştuk, sonra Perihan teker teker tartıp ölçüp biçti bizi. Evet o şarap içtiğim haftanın şişkinliği gitmiş, 66 kilo olmuşum (hatta 65,90 püahahaha) . Charlotte da epey zayıflamıştı, böylece mutluluk içinde yeni listelerimizi alıp Taksim'e geldik. Bu haftaki listem çok güzel, şarap yazmış kadıncağız bana, ödüllendiriyor mu nedir? Tatlı da vermiş. Ama 2. hafta yine şok diyet var, 6 fındık 1 ceviz, çünkü şoklamazsa kilo vermemin yine yavaşlamasından çekiniyormuş.

Taksim'de arabayı Tüyap'ın otoparkına bırakıp Odakule'de küçük Aslı ile buluştuk, Charlotte'ın Londra yıllarından pek tatlı bir arkadaşı adaşım. Kendimizi Midpoint'e attık. Bir haftadır şok rejim yapmanın açlığını bastırmaya kararlıydık. Charlotte  ızgara köfte yedi, küçük Aslı burger seçti, ben de Akdeniz salata ile barbekü soslu tavuk yedim ohhh, aç karnımız doydu böylelikle.

Yemek ve sohbetten sonra İstiklal'de biraz gezelim dedik, ama her zamankinden daha fazla kalabalıktı sanki dün buralar, ya da bana öyle geldi bilmiyorum. Terkos pasajındaki sevdiğimiz mağazalarda bir tur attık. Ben buraya her gelişimde şu triko taytlara bakıyorum, işte size internetten resmini de buldum :




Alsam mı, almasam mı bi türlü karar veremiyorum. Hani böyle evde sıcacık giyip yuvarlanırım diye içimden geçiriyorum, bakalım, nasılsa taytlar her daim Terkos'da bizi bekliyor.

Pasaj turumuzdan sonra Bershka'ya girdik, artık indirimden o kadar talan edilmiş ki mallar, mağaza tam hengame içindeydi. Eski mallarla sezon malları karışmış, kıyafetler yerlerde sürünüyor, standlar, askılar karmakarışık... Allah Türk kadınının zulmünden korusun diyerek buradan da çıktık ve Tünel'deki Gloria Jeans'e gittik. Sade bir filtre kahve içip tatlı hakkım olarak da framboazlı cheesecake yedim.

Kahvelerimizi içip akşamı ettikten sonra küçük Aslı'dan ayrıldık ve Lady Charlotte ile Cevahir'e geldik dostlar. Harbiye'den Şişli'ye kadar çok trafik vardı, epey bunaldık ama radyo dinleyip geyik yaparak kendimizi eğlendirdik. Bu aralar geyiğimiz Fatmagül'ün abisi gibi çift dikiş konuşmak ve cümlenin sonunuFatmagül diye bitirmek. "Al o taytı al al Fatmagül" veya "biliyorum ben o şarkıyı biliyorum ben Fatmagül" gibi ahahahah. Cevahir'de mağaza gezip Charlotte'a güzel çizmeler aldıktan sonra Sofia'da Edacık ve arkadaşları ile buluşup çaylarımızı içtik, oh artık o kadar yorulmuştuk ki, o çay çok tatlı geldi bize. Aa, ben de Pull & Bear'den gri bir tişört aldm, kalpli fırfırıklı, şirin birşey, hem de M beden ahahahah:)))

Eve gelip soyunup dökünüp kahve suyumu koydum, kahve içip televizyona baktım filan ama ne izledim, ne yaptım hiç hatırlamıyorum sonra, epey yorulmuşum.

Bugün de neredeyse öğlene kadar uyudum, halbuki erkenden kalkıp Shantaram'ı okumak ve bitirmek istiyordum, bakalım bugün bitebilecek mi bu kitap?

Hava bugün de nefis İstanbul'da. Yakında cüce Şubat ayı geçip gidecek, bahar gelecek ve Boğaziçi'nde mor erguvanlar açacak. O zaman herşey çok daha güzel olacak.


xo xo

3 Şubat 2011 Perşembe

Hayat ne boş, ne anlamsız; neye benzerdi reklamsız?

Dün sabah işe geldiğimde, sevdiğimiz bir iş arkadaşımızın babasının vefat ettiğini haber aldım. Adamcağızın ağır şekeri varmış; buna bağlı kalp krizi ve böbrek yetmezliği nedeniyle hayaını kaybetmiş. Çok üzüldüm. Sonra gazetelere göz gezdirmeye başladım her sabah yaptığım gibi, ikinci bir şokla sarsıldım. Defne Joy Foster ölmüş... Ekranda gördüğümüz en enerjik, kıpır kıpır, neşeli varlık sönmüş; enerjisi, canı uçup gitmiş, nasıl olur böyle birşey? Çok sarsıldım, elim ayağım boşandı, kendime gelmem epey sürdü.

Bizim büyük patron da İstanbul'da idi, onunla arkadaşımızın babasının evine gittik başsağlığına. Ah bu acılar. Arkadaşımızın karısı, çocukları gözleri yaşlı; ama annesinin hali çok dokunaklıydı. Kadıncağız ağıtlar yaktı, ağladı, Allahım sen sabır ver demekten başka elimizden birşey gelmedi. Böyle bir durumda ne söylenir? O evin içindeki acı yüzümüze çarparken, önümüze bakıp oturduk, sadece onun yanında olmamızın arkadaşımıza bir nebze olsun iyi geleceğini ummaya çalıştık.

Ev Ümraniye'de idi, dönüşte trafik de vardı; büyük patron da "madem dışarı çıktık, yemek yiyelim" dedi ve bizi Fatih Karagümrük'de KÖMÜR diye bir restorana götürdü. Bizm patron içeri girerken herkes kapıda tek sıra oldu, el pençe divan Sultan Sülüman gibi karşıladılar patronu. Patron saldı bizi, ne istiyorsak söyleyelim diye; ben uyanık olduğum için patron ne yiyecekse ondan istediğimi söyledim, bi de kocaman salata, diğerleri de tavuk mavuk birşeyler seçti. Masaya kurulduk, önden onlar ısırgan çorbası içtiler; ben bu hafta sıçtığımın şok rejimini yaptığımdan içemedim, ah içimde kaldı o yemyeşil güzel çorba. Sonra patronla bana çipuralar geldi, kocamannn, lokummm gibiii, ohh bu hafta ilk kez aç karnım doydu, ben size öyle söyleyeyim.

İkram süper olduğundan, lokanta sahibinin özel yapım Afyon sucuklarından da geldi sofraya incecik lavaşla beraber. Ayh onu da yiyemedim tabi, melül melül baktım. Sucuklar da yenmeyip kalınca, bizim patron onları paket yaptırıp kedime götürmemi söyledi sağolsun:))) Sucukları doggy bag yaptırıp şirkete döndük.

Sonra onca saat trafikte arabada olmak etkisini gösterdi, akşama kadar başım ağrıdı, dizlerim sızladı. Akşam doggy bag'imi alıp burcu burcu sucuk kokarak eve geldim dostlar. Bilmiyorum kedi sucukları yedi mi, annem verecekti bu sabah, akşam dokunmasın diye yedirmedi. Kediye Pro plan'ın kuzu etli kuru mamasından aldım da, onu yiye yiye herif oldu size bir yastık, biraz onu da diyete sokmamız lazım sanırsam.


İşte dün böyle geçti

xo xo

1 Şubat 2011 Salı

Ezel 2. Sezon 19. Bölüm : YENİ HAYAT

Dün akşam yayınlanan YENİ HAYAT bölümüyle Ezel, bu topraklarda yazılmış en iyi iş olduğunu bir kere daha kanıtladı. 21 Haziran 2010 günü yayınlanan sezon finalinin adı İKİNCİ HAYAT idi. Bu bölümde Ezel karakterinin intikam hikayesinin sonuna gelinmiş, bütün düşmanlar karşı karşıya ölümcül bir pozisyonda iken zaman durmuş ve bizler 6 ay sonrasından bir sahne izlemiştik. Bu sahnede, bütün karakterler bir oyun masasının başında idiler ama tüm taraflar değişmiş gibiydi, kimse başlangıçta bulunduğu tarafta değildi. Üstelik Dayı kötürüm olmuştu. Neler olduğunu öğrenmek için aylarca 2. sezonu bekledik, ikinci sezonun ilk bölümünde Kenan Birkan ile tanıştık, sonrasında maalesef Kıvanç Tatlıtuğ'u diziye zorla sokuşturmaları sonucu, hikaye oldukça zedelendi, mantık hataları oluştu ve diziye oldukça bağlı olan bizler hayal kırıklığına uğradık.  (Ben bunu senaristlere değil yapımcıya bağlıyorum, Kıvanç'ı sokmasa olmazdı sanki!)

Böylece aylar boyu Ezel'in inişli çıkışlı bir tempoda ilerleyen ikinci sezonunu izledik, taraflar değişti, insanlar değişti, ne bileyim ilk sezonda Mert'i bile çekinmeden  vurabilecek bi adam olan Ali abi, böyle sevimli bir kabadayıya dönüştü. Dayı'nın belki de Kenan'la olan hikayesinde haksız taraf ve de godoş olan arkadaş olduğunu gördük. Benim yine Kıvanç'ı hikayeye zorla sokmalarından ötürü doğduğunu düşündüğüm hasarlardan ötürü tökezleyerek son bölümlere geldik, son haftalarda belirgin bi şekilde toparlanan dizide nihayet 52. bölümle beraber, 6 AY SONRAsı gelmiş oldu ve tüm karakterler, bizim Haziran ayında izlemiş olduğumuz şekilde oyun masasının etrafında dizildiler.

Bize taa Haziran ayında Dayı'nın kötürüm, Şebo'nun hain olduğunu söylemekten çekinmeyen şahane senaristlerimiz, tam 18 haftada herşeyi o noktaya getirmişlerdi işte. Dayı'nın neden ve nasıl kötürüm olduğunu, Şebo'nun hainliğinin iç yüzünü, Ali'nin nasıl olup da o masada Dayı'nın yanında durup, Tefo ile Ezel'in ayrı bir saf oluşturduğunu; herşeyi biliyorduk artık. Ve dün gece, 52. bölüm sanki aynı bölümmüş gibi, sanki geçen hafta yayınlanmış gibi, 33. bölüme bağlandı; dayının alıntıları ile, sahne geçişleri, karakterlerin söyledikleri ile, 33. bölüm ile 52. bölüm; ilk sezon ile ikinci sezon birbirine geçti, kenetlendi ve bağlandı. Tek kelimeyle eşsiz bir başarıdır bu bence. 2. sezon boyunca pek çok laf ettiğim senaryo ekibine sadece efsanesiniz diyebiliyorum. Ve Kerem Deren'in olgunluk çağı eserini çok büyük merakla bekliyorum.




EZEL 52. BÖLÜM SPOILER





READ AT YOUR OWN RISK





Bölümün başında Badecik Ömer'in ailesine kendini beğendirmeye çalışıyor, çay may demliyordu. Kızcağızı mutfakta kıstıran deli Meliha; Ezel'in ilk aşkından bahsetti, onu mahveden o kadın filan diye anlattı. Badecik ise en kötüsü geçmiş, artık bundan sonra gelen onu üzemez gibilerden olumlu konuşmaya çalıştı.

Ezel'in telefonu çaldı, arayan Dayı idi. "Alem oynadı yerinden, artık sahneye çıkıyoruz yeğen" dedi, "yarın bana gel" dedi, sonra da "yeni hayatına hoşgeldin yeğen" dedi. Ezel telefonu kapatıp evine baktı, bahçeyi doldurmuş korumalara baktı, acaba o hangi hayatı istiyordu?

Eyşan dönüp  eve geldi, Cengiz'le didişti. Kenan aradı Cengiz'i, televizyonu açtırdı, Eğir'in ölüm haberi vardı kanallarda. Ve yasadışı silah işiyle olan bağlantısından bahsediliyordu. Cengiz "Aa kim yapmış, Ramiz mi?" diye kıvırmaya çalıştı, Kenan güldü, "Ramiz, Ezel, sen! Yarın bana gel" buyurdu. Ödü patladı Cengo'nun. "ne yapacaksın?" , "hayatını değiştireceğim!".

Ertesi gün, Cengiz Kenan'a giderken, Ezel de Dayısına sürüyordu arabasını, güzel sahnelerdi bunlar, geçiş sahnesi, süre doldurma sahnesi de olsalar.


Ezel Dayı, Ali ve Azad ile buluştu. Haftaya Dayılar heyeti toplanacaktı. Necip başkanlıktan feragat edecek, yerini Dayı'ya verecekti. Ama Dayı baş adam olduğundan o geride duracak, ön planda bi yürütücü olacaktı. Tabii doğal olarak Ezel olmalı diye düşünürken, Ali abi, " o ben olmalıyım" diye ileri atıldı, çünkü bu işte haşin kararlar vermek, adam öldürmek ve bunu duraksamadan yapmak vardı, Ezel bunu yapamazdı. Ali'nin bu lafları birden onu inanılmaz itici yaptı, Azad rahatsız oldu, Ezel bozuldu. Dayı "düşüneceğim" dedi.

Kenan ise Cengiz'le yüzleşiyordu. Kenan "Eğir'in yerine geçebilmek için Ezel'le arkamdan iş çevirdin" dedi. "Temmuz'la gizli anlaşma yaptın, ona iş verdin, bi isim, bi resim" Cengiz korkudan altına sıçıyordu bu anda. Kenan zarftan o fotoğrafı çıkarttı, kendi fotoğrafıydı bu. "Beni çok üzdün Cengiz" dedi, "çok kötü bir resmimi seçmişsin". Cengiz "Kim?" diye sordu, kapıdan içer Temmuz girdi. Kenan "diz çök" diye emretti Cengiz'e. Sonra başladı tiradına, arada Cengiz kafasını kaldırdıkça "indir kafanı, indir kafanı evlaaadıım" diye ayar vermesi ise ömre bedeldi. Kenan "Yusuf Eğir iyi bir yardımcıydı, doksanlı yıllarda." dedi. "Artık o adamların devri geçti, Türkiye o adamları tasviye ediyor, görmek değil gömmek istiyor. Şimdi yeni bir dönem başlıyor, ben yeni dönemi hazırlayan adamım. Ben istediği insanı istediği yere koyan adamım. O yüzden  ben en başından beri seni seçtim. Şimdi ayağa kalkabilirsin. Hepsine ben izin verdim. Eğir'i aradan çıkarmana ben izin verdim, senin hırsın senin oyunların benim hoşuma giden şeyler, çünkü benim s**imde olan tek şey..." "KAZANMAK" dedi gözleri parlayan Cengiz.   Evet Kenan Cengiz'i canlı ve yanında istiyordu, çünkü onun umrunda olan tek ama tek şey, kazanmak idi.

Böylece Kenan, Cengiz'e ayağa kalkmasını söyledi ve Cengiz İmparatorun yeni öğrencisi, apprentice'i, sith lordu oldu. Evet, kesinlikle böyle bir sahneydi bu müthiş sahne.

Azad, Ali'nin çıkışından ötürü rahatsızdı, Ali ona mahkemeden sonra konuşacaklarını söyledi.  Böylece tüm ekip ortalarına Şebo'yu alıp yüzleştiler. Azad onun aslında ailesine ihanet ettiğini söyledi. Ali çok sert çıktı, saçını eline doladı, "sen herkesi satan adi bi orospusun, öyle değil misin" diye böğürdü , "öyleyim" dedi Şebo. "kardeşimi azad edeceksin, ona gerçekleri söyleyeceksin" dedi. Şebo da ağlaya ağlaya Tefo'ya "ben sana yalan söyledim, herşey oyundu, seni hiç sevmedim" dedi, yıkıldı Tefo. Sonra içeri geçip karar verdiler. Tefo aldı Şebo'yu, ormana götürdü, yürüttü, sanki Pamuk Prenses'in kalbini çıkartacak avci gibiydi Tefocuk.



Ormanda Şebo ona arkasını döndü, "yalan söyledim işte, seni seviyorum" dedi, "sen yapma, sen beni seversin, öldürürsen yaşayamazsın, bana ver  silahı ben kendimi öldürürüm" dedi, aaa bi döndü Tefo yok, koştu yola çıktı, arabada oturuyordu Tefo. Meğersem kuruldan çıkan karar "sürgün" imiş. "Ezel sürelim dedi, Azad sürelim dedi, Ali sürelim dedi, ben öldürelim dedim, tek bir laf daha edersen dediğimi yaparım" dedi Tefo, busefer Şebo yıkılmıştı.

Ali ile Azad garaja dönüp yüzleştiler. Ali nihayet pis yüzünü gösterdi, küçük ağa olmak istiyormuş bu meğersem, küçük Ramiz olmak, alemin amına koymak istiyormuş. Baba olacakmış, Dayı olacakmış, o esnada yanında Azad olacakmış.Azad önce istemiyorum dedi ama sonra tutkuyla Ali'ye sarıldı, bunlar duvara çarptıra çarptıra bi güzel halvet oldular.

Aradan birkaç gün geçti. Dayılar heyeti toplantı günü gelmişti. Ramiz Dayı handaki ofisinde idi, Selma geldi yanına; korkuyordu Selo, "eski günler geri mi geliyor Ramiz?" , "O günler geliyor mu bilmem ama ben geri geliyorum" dedi Dayı. Necip'i aradı, "ben geliyorum" dedi. Necip de Kenan'ı arayıp haber verdi. Cengiz Kenan'a ne olduğunu sordu. "Ramiz Karaeski 20 yıl sonra heyetin başına dönüyor", ve Kenan hiç birşey yapmayacaktı.

Heyet toplantısı için Azad Ali'yi hazırladı. Dayı'nın yanına gidince Ali "babacım araba hazır" demesin mi ahahaha, Dayı bozuldu, Selma kızdı. "Dayı demen yeter Ali" dedi Dayı ona.

Böylece konseyde Necip başkanlıktan çekildi ve yerini Ramiz Dayı'ya bıraktı. "Bu şehre geldiğimde zengin ve büyük bir kadın gibiydi, s**er atarım zannediyordum ama ben bu şehre aşık oldum. Ama ben artık bu kadınla raks edemem, sıramı savdım, bize bu kadını dize getirecek bir yiğit lazım" dedi Dayı ve Ezel'e baktı. Ama o esnada Ali yine kendini öne attı, bi tirad çekti, "biz infaz emri veririz, biz katiliz, Ezel bu işi yapamaz" minvalinde ateşli bir söylev çekti. Masadaki ihtiyar Dayılar alkışladılar Ali'yi, benim ve de Azad'ın midemiz bulandı, ne iğrenç bi adammışsın sen.

Eyşan, Bade'nin atölyesine gidip kızla yüzleşti. Onun ne kadar basit, kendisinin ne kadar şık ve gösterişli olduğunu; Ezel'in asla kendisinden , 15 yıllık mazilerinden, güzel çocuklarından vazgeçmeyeceğini söyledi Bade'ye. Bade "ama o bana aşık" deyince "sadece beni unutmaya çalışıyor" dedi. Ezdi bitirdi Badeciği, sonra da çıktı gitti. Bade oturdu ağlamaya.

Kenan dayılar heyetine sol taşağı Kaya beyi yollamış idi. Kaya onlara Kenan'ın davetini iletti. Kenan elemanları poker oyununa çağırıyordu!

Ezel Bade'ye gitti, Eyşan'la konuştuğunu öğrenince "o bir şeytan" dedi ama nafile, Ezel'in aklı Bade'yle olmasını sölese de; kalbi ve ruhu hala Eyşan'a aşık idi. Bunu Badecik de anladı ve Ezel'den gitmesini istedi.

Ali günlerdir evden çıkmayan Tefo'yu toparlamaya gitti. Tefo ona "Dayı seni seçti mi?" diye sordu. Sonra "Dayı neden hapisanede onca adam arasından beni seçti biliyor musun" dedi, "ben kardeşimi öldürdüm, kardeş katiliyim. Dayı seni seçecek, çünkü biz sevdiğimizi öldürürüz." Geçen sezona çok güzel bir gönderme idi bu bence. Ali ise bu laf üstüne kızıp gitti.

Sokakta kalan Şebo ağlayarak Cengiz'den yardım istedi. Cengiz onu almaya geldi yollardan. "Çıkar beni buradan, ne istersen yaparım" dedi Şebo ona.

Ali bu sefer Ezel'i aradı, oyuna beraber gitmeleri gerekiyordu. "bana kızmadın di mi söylediklerime?" diye sordu. Ezel "kızmadım" dedi , "söylediklerin doğruydu, seninle derdimiz başka, ben o gücü başka birşey için istiyorum".  Sonra telefonu kapattı çünkü Eyşan'a gelmişti.

Şeytan Eyşan, Ezel'in geleceğini biliyordu tabii, havuz başında pozisyon aldı; bluzunu eteğini çıkarttı, saçlarını salladı. Ezel onu hırsla kollarına aldı ama "bir daha seni öpersem kendimi öldürürüm, ben bu sefer seni değil onu seçtim" deyip gitti. Eyşan çok kızdı. Veresi gelmişti ama verememiş elinde patlamıştı yazık ne yapsın??

Ne Tefo'dan ne Ezel'den hayır görmeyen ve iticilikte rekor kıran Ali abi Dayı'ya gitti. Azad da babasının yanındaydı. Dayı'nın oturuşundan, Azad'ın kıyafetinden, o sezon finalindeki gün ve saatte olduğumuz anlaşılıyordu. Dayı "Sana assolist Selma Hünel ile kabadayı Ramiz Karaeski'nin hikayesini anlatmış mıydım yeğen?" diye sordu Ali'ye.  Hikayeyi anlattıktan sonra, Ali'nin heyetin önünde yaptığı konuşmayı anımsatarak "Sen benim gibiysen kızımdan uzak duracaksın" dedi. Çünkü aynen Ali'nin anlattığı gibi bu iş çok tehlikeliydi ve Dayı kızını bu tehlikeden korumak istiyordu. Ali bi ton edebiyat paraladı, "ben senden sonra Azad için canımı verebilmek için senin elini istiyorum" dedi, Dayı gülerek elini uzatırken Azad "Hayır" diye feryad etti. Meğersem o istemiş babasından Ali'yi seçim yapmaya zorlamasını. Dayı da Azad'a "seçmez ki öyle adamlar" demiş ve haklı çıkmıştı her zamanki gibi. "Ben babamın elini sıkacak adamı istemiyorum, ben o adamı sevmiyorum" dedi Azad. "Sabah söylediklerin çok kötü şeylerdi, ben o adamı sevmiyorum" dedi . Ali ikilemde kalarak dışarı çıktı.

İşte Dayı, İKİNCİ HAYAT'ta söylediklerini şimdi YENİ HAYAT'ta söylüyordu Azad'a. "Herkes ikinci hayatı yeni bir şans zanneder, kimse söylemez, ikinci hayata başlamak için ya dostların çevirir sana sırtını, ya da sen dostlara. İkinci hayat ilkinde ihanete uğramak değil, ilkine ihanet etmektir" sonra  "sen Ramiz Karaeski'nin kızı olarak kendi kendini koruyacaksın kızım" dedi , "Zamanıdır Baba" dedi Azad.



Eyşan Cengiz'i hazırladı, sonra telefon açıp akşam oyuna geleceğini haber verdi. Ezel barda Bade ile konuştu ve aslında Bade'ye aşık olmak istediğini söyledi, yetmez miydi bu? "Bana yeter" dedi Bade "ama sana yetmez" ve çıkıp gitti.

Ve işte aylardır beklediğimiz o masa, o sahne, o an gelmişti. Önce Şebo ile Cengiz girdiler içeri. Sonra jilet gibi kıyafetiyle Tefo geldi. Meğersem Ezel Tefo'ya gitmiş. "Bade gitti" diye ağlanmış, "bizim gibi adama kim dayanır" demiş. Tefo da "ben de tam intihar ediyordum" demiş ona elinde kafasına dayadığı silahıyla ahahahaha, en güzel repliğiydi dizinin yeminle.  Ezel "gelmeden telefon etseydim" diye devam etmiş, Tefo "estağfurullah abi, mermi bol" demiş, böylece anlaşmışlar, Tefo giyinip Ezel'le beraber gelmiş oyuna.



Nefes kesen güzelliğiyle Eyşan girdi içeri. Masanın ucunda Dayı, arkasında Ali. Ezel ayrı ve arkasında Tefo. Cengiz'in yanında ise Şebo. "Hoşgeldiniz beyler" dedi Eyşan. ve kapılar açıldı, Kenan Birkan içeri girdi. "Benim oynadığım pek görülmez" dedi Kenan. "Artık yeni bir deste açıp oyunu baştan oynamanın zamanıır. yeni oyuna yeni koşullarda adapte olmanın zamanıdır. " Sonra "Bundan sonra böyle mi oturuyoruz Ramiz abi?" diye sordu. Dayı "nasıl oturursak oturalım ben hep senin karşında duracağım" dedi ona.

Ezel, pislik gülüşüyle "hazırsanız başlayalım mı oyuna?" diye sordu.


Cengiz nesine oynayacaklarını sordu. Ezel "bu ilk oyunumuz" dedi, "son oyunumuz elimizdeki herşey için olacak. Bu oyunda elimizdeki paradan değerli şeyleri koyalım ortaya".  ve cebinden küçük yüzüğü çıkarttı, bir zamanlar Eyşan'a verdiği yüzüğü. "bu yüzük benim uğurum, bana ailemi hatırlayor, geçmişteki ailemi ve gelecekteki ailemi". Cengiz uğurlu kumar fişini çıkarttı, "Ömer askerdeydi, Eyşan'la çalıştığımız kumarhaneden çalmıştık. Cehenneme giriş kapım bu benim". Dayı bıçağını çıkarttı, "babadan kalma Sürmene bıçağım. Lakin hikayesini başkasından inlemek gerek."

Kenan aldı lafı "derler ki yıllar önce 12 yaşında bir çocuk fırına ekmek almaya gitmiş. 2 serseri yolunu kesip ekmeklerini almak istemişler. Çocuk 2'sini de yere sermiş, ilk leşiymiş onlar" Sonra bir alyans çıkartıp attı masanın üzerine. Ezel yüzüğü alıp yazıyı içindeki okudu ve allak bullak oldu "Kenan - Selma 1981"
"Bu yüzük benim için,  hiçbir zaman ailem olmadı, hiçbir zaman olmayacak demek Ezel " dedi Kenan Birkan. "Bütün hikayeyi anlatmamış Dayın sana" .

Allahım, bu ne demek dostlar? Ramiz hapse girdiğinde Selma ile berberdi, daha sonra 1981'de Selma nasıl Kenan'la oldu ve Azad gerçekten Dayı'nın kızı mı? Neler oluyor, neler oluyor dostlar??

Oyun kimse yenişemeden devam ediyordu. Eyşan mola istedi. Tuvalete giden Ezel'i kıstırdı ve yüzleştiler. Ezel, kardeşini öldüren adamın yanında olduğu için aşağıladı onu. Eyşan "Senin için öpüyorum onu, senin için yanındayım onun. Senin için gireceğim koynuna" dedi. "Senin için kardeşimin katiliyle birlikte olacağım"
"Oyun mu?" diye sordu Ezel.
"Son oyunum" dedi Eyşan, "Sadece senin için, yeter ki sev beni, geri al!"

ve aşıklar bakışırken bölüm sona erdi.

Vay vay vay!! Artık bundan sonra kim öle kim kala, bekleyip göreceğiz.

Eyşan gerçekten Ezel'e yardım edecek mi?

Ve geçmişteki hikayenin aslı astarı nedir hocam??? Öğrenemedik şunu ya!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...