31 Mart 2011 Perşembe

Bu geceyi kiminle geçirsem?

Dün akşam işten dönüyordum, Ortaköy'de trafik tıkalı, otobüste fenalıklar, iç sıkıntıları geçirmekte idim. "Bu geceyi kiminle geçirsem?" diye düşündüm. "Mon ami Poirot ile mi? Dracula ile mi? 1 aydır Star Wars izlemiyorum, onu mu izlesem?". Yani geceyi beraber geçirmeyi düşündüğüm adamların hepsi kurgusaldı. Tabii çok dokundu bu bana, bir bunaldım aman sormayın. İnsan "geceyi kiminle geçireyim" diye aklından geçirip sonra seçtiği adamı arayabilmeli diye düşündüm. Sonra "ya ben de bir başkasının seçeneklerinden biri olsam, hoş birşey mi bu?" diye düşündüm. Hımm. Benim seçeneklerim olsun, başkasının olmasın diyerek işin içinden çıktım. Hayal benim hayalim değil mi? Şu kız gibi seçeneklerim olsun misal, kıyafetime göre saç renginden adam seçebileyim ahahahah:



Nitekim çok stresli bir ayı bitirmenin mutluluğu içindeyim. Bitmiş olmasını umuyorum yani. Şirketin finansmanıyla ilgili işlerimi hallettim, ama hala isteyecekleri şeyler olabilir. En zorlayan kısım geçti ama. Bundan sonra Eylül böylesi zorlu geçer herhalde.

Çok bunaldım gerçekten haftalardır, büyük patron bile kalkıp İstanbul'a geldi; telefonlar susmak bilmedi, toplantılar, açıklamalar, küçük patronun yanardönerlikleri derken saçlarımdaki beyazlar çoğaldı. Para stresi gibi pis bir stres daha var mı ya? Hem de para benim param değil, işin moktan tarafı bu. Elalemin parasının derdi beni gerdi, bi de bu kadar sıkıntıya 2 aydır maaş almadık, avans bile vermediler. Borçlarımız ödeyemedik. Allahım, ben de beceriksizim herhalde, yeni bir iş bulup kaçamadım. Bu kısırdöngüde kafam sıkışarak dönüp durdum.

Günlerdir olan biten bu, başka hiç birşey yok. Bir turuncu oje bile alamadım. Kızçelerle buluşamadık. Şu hafta içi buluşmalarımızın kesintiye uğraması çok yazık oldu. Belki bu akşam buluşuruz da ben de kabus görmem.

Sonuçta dün geceyi Mösyö Poirot ile geçirdim. Dostumuzun yılan zehiriyle işlenen bir cinayeti çözdüğü filmi izleyip yatınca haliyle sabaha karşı karabasan bastı. Poirot ile bir odaya hapsolmuştuk. Dışarıda büyük bir tehlike bize saldırmak üzereydi. Odanın iki ucunda birer kapı vardı. Poirot kapılardan birini kilitledi ama ben çığlık çığlığa bağırırken diğer kapının kilidinden odaya korkunç bir yılan girdi. Çok korkarım yılandan. O korkuyla uyandım, daha da uyuyamadım, hala da başım ağrıyor dostlar, üzerinize afiyet.

xo xo

Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

29 Mart 2011 Salı

Ezel 2. Sezon 27. Bölüm : KURTAR BENİ

Ezel'in 60. bölümünde taa 1,5 yıldır öğrenmeyi beklediğimiz Karagözlüm Gazinosu'nda çıkan olayın ne olduğu anlaşıldı sevgili izleyiciler.




EZEL 60. BÖLÜM SPOILER


Dayı ile Ezel Kenan'ı ele geçirmek için Eyşan'ı harcamaya karar verdiler. Dayı o meşhur tavlasından Selma'nın resmini çıkarttı, "Güçlü olmak lanet gibidir bize, zayıflık gösteremezsin, Selma ben sensiz ne yapacağım şimdi diyemezsin". 
Dayı "30 yıl önce olanları kimseye anlatmadık" dedi "biz öldürdük Selma'yı" . Sonra Ezel'e "kimseyi kurtarmaya çalışma" buyurdu, "kurtarılmayı bekleyen sensin."

Cengiz Kaya bey ile buluştu. Meğersem Selma'yı öldürmek için Cengiz'e Kaya yardım etmiş.

Ezel ile Eyşan yemeğe çıktılar. Temmuz takipte idi. Kenan'a rapor veriyordu. Bunlar Temmuz'u atlatıp kaçtılar. Dağ evine geldiler. Ertesi sabahplan dahilinde  Eyşan ağlayarak Kenan'ı aradı "kurtar beni" . Ve Dayı da dağ evine doğru yola çıktı.

Kenan evde Eyşan'ı buldu. Niye oraya geldiğini sormadı çünkü : "sana aşık olduğum için sahip değilim, sana aşığım diye sen bana sahipsin" , "sen misin benim gerçek aşkım?" diye sordu Eyşan, "hayır ama sen benim gerçek aşkımsın" dedi Kenan. Bunun üzerine Eyşan kendini dışarı atıp kapıyı da kilitledi. Kenan içeride kaldı ve Ramiz Dayı ile yüzyüze geldi. 


19??
Ramiz gazinoya geldi, Selma "elbet bir gün buluşacağız" söylüyordu. Ramiz'i görünce sustu, ön masadaki adamlar kalkıp Dayı'ya yer verdiler, Ramiz her zamanki yerine oturdu, eliyle Selma'ya işaret etti, Selma şarkıya devam etti, evet bu sahne izlediğim en unutulmaz anlardan biriydi benim için.

Kenan ayağa kalkınca saz söz sustu. Ramiz'le yüzyüze geldiler. "Ramiz abi, bugün düğünüm benim" dedi Kenan. Ramiz silahını çekip havaya ateş açtı, herkes kaçıştı tabii. Ramiz öfkeden delirmek üzereydi "nasıl kıydın, nasıl dokundun Selma'ma?" Kenan "senin yüzünden" dedi. "Başka çare mi bıraktın? Ben sevdim, sen çaldın onu, istedin sadece, ama bu sefer ben aldım" Ramiz başladı bunu dövmeye, arada Kenan kafasını kaldırıyor "senden öğrendim" diyor filan, dayak devam ediyor... Kenan "aşk kötüyü seçer, sen kötüyü seçtin, ben de senin için kötü oldum" dedi Selma'ya. Sonra içeriye Kenan'ın adamları geldi. Ramiz "tuzak mı kurdun bana?" diye sordu inanmazlıkla. "Sen kendine kurdun bu tuzağı" dedi Kenan ona.

2011
"Eyşan?" "Eyşan değil sen kendin kurdun bu tuzağı kendine" dedi Dayı, Kenan Birkan'a. Kenan "Vakit geldi mi Ramiz Abi?" diye sordu. "neredeyse çocuk" Kenan Eyşan'a seslendi "çalışma odamda dolapta bir zarf var, o senin. Herşey bittiğinde yanımda olur musun?" Eyşan dışarıdan "olurum" diye seslendi.
Ramiz Dayı "Selmamızı öldürdün" dedi. "Öldürdüm" dedi Kenan. "Onun için yaşadım ben" dedi Ramiz. "Onun sayesinde yaşadın sen" dedi Kenan.

19??
Dayaktan yamulmuş Kenan ayağa kalktı. Adamları birazdan Ramiz'i öldüreceklerdi.  Ramiz ona Selma'yı götürmesini söyledi. Kenan Selma'yı zorla kulise itelerken de diğer silahını da çekip adamların üzerine saldırdı. Kuliste duramayan Selma salona geri koştu, Kenan yıkıldı bu noktada. Az sonra Selma geri geldi "Senle ben  kaldık" dedi, "Canavar olan bizdik, sadece biz kaldık"

2011
Ramiz Dayı Kenan'a "çocuğun kaç yaşında" diye sordu. Kenan'ın rengi attı "Çocuğum öldü benim, o gün düştü dedi Selma". Ramiz Dayı "Belki ölmemiştir" dedi, "intikamım seni öldürmek değil, seni kızını göremeden öldürmek". İşte bu esnada bizim mahalleden bir "orrosspuuuu" nidası yükseldi dostlar, çünkü Eyşan malı içeri dalıp Ramiz'in elindeki bıçağı aldı, Kenan da fırt diye kaçtı uyanık spor.



19??
Kenan içeri girdi, Ramiz'in yaşadığını gördü, Selma kandırmıştı Kenan'ı. Ramiz'in adamları Kenan'ın abisi Selim'i getirdiler. Diz çöktürdüler. Ramiz bıçağı çekti. Kenan'dan Selma'yı bırakmasını istedi, böylece abisiyle beraber buradan çıkıp gidecekti. Eğer Kenan Selma'yı seçerse Ramiz öldürecekti Selim'i. Ve Kenan abisine sırtını döndü, Ramiz bıçağıyla Selim'in boğazını kurbanlık koyunlar gibi kesti, o esnada da Selma kırık bir cam parçası ile Kenan'ı deşti dostlar peh peh peh. Anlatmakla olmuyor, mutlaka izlemeniz lazım idi bu sahneyi.

2011
Ezel "hainnn" diye Eyşan'ın boğazına sarıldı ama Dayı engel oldu ona. Eyşan da "Ömer'i kurtaramamıştım ama Kenan'ı kurtardım" dedi. 

Kenan malikaneye döndü, Temmuz'dan bütün adamları toplamasını istedi. Ezel Ali'yi arayıp herkesi Bağ Evine toplamasını söyledi. Cengiz de Vurkaç bara gidip Bade'ye kart verdi, "yarın buluşalım, Ezel'e söylersen onu kaybedersin"

Bağ evinde Ezel, Dayı'ya "koza ihtiyacımız var" dedi, "çocuk yaşıyor mu?" Ali abi "yuh ulan nerelere gittiniz, ne zaman çocuk yaptı, Eyşan'dan mı yaptı?" diye sormasın mı, bu trajedinin ortasında yarılarak güldürdü bizi sağolsun:)))

19??
Gazinoda Kenan yerde, abisinin cesedi başında yatıyordu. Bacaklarından kanlar akan Selma "sen sadece abini  öldürmedin, bebeğini de öldürdün" dedi ona. Çünkü Kenan kolundan çekerken Selma karnını masaya çarpmıştı. Sonra Selma gidip Ramiz'in kollarının arasına girdi. Kenan ise dizlerinin üstünde "öldür beni Ramiz abi" diye inledi "şimdi öldür beni". Selma Ramiz'in kulağına bir şey fısıldadı, sonra ikisi çıkıp gittiler. İşte Karagözlüm Gazinosu olayı böyle gerçekleşmişti.

Ama Kenan'ın can çekişerek "öldür beni dayı" demesi gerekmiyor muydu. Tam beklediğim gibi olmadı bu sahne, yazık. İki yıldır bekliyordum.

Evet yavaş yavaş finale yaklaşıyoruz. Ve bu sahnelere baktıkça, ne kadar sıkıldım desem de, Ezel dizisini çok özleyeceğimi anlıyorum dostlar. Türkiye'de böyle bir dizi yapılmamıştı. Ezel'den sonra yapılır mı bilmem.


Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

27 Mart 2011 Pazar

Hercule ile Boğaz Bebek geziyoruz:))))

Haftasonu kendi mahallemde takıldım dostlar. Bebek'e bahar geldi mi, erguvanlar açtı mı diye inceleyip size rapor etmek üzere fotoğraflar çektim.

Ağaç dalları henüz  çıplak, erguvanların pıtırdamasına birkaç hafta var daha, Bahar gelmemiş henüz dostlar.

Çamlıbahçe'den Bebek ve İkinci Köprü
Mısır Konsolosluğunun yıllardır süren tamiratı bitmiş, bina olanca güzelliğiyle ortaya çıkmış. Keşke konsolosluk değil, bizim de yararlanabileceğimiz bir yapı olsaydı bu güzelim bina. Ne bileyim mesela Boğaz'a karşı bir Opera binası olsaydı, ne muhteşem olurdu.

Bebek Parkından Mısır Konsolosluğu
Boğaziçi
Küçük Bebek
Hava çok güzel, pırıl pırıl güneşli olmasına rağmen oldukça rüzgarlıydı, kafam sersem oldu rüzgardan o derece.

En sevdiğim görüntü, denizin üstündeki güneş pırıltısıdır. Aşiyan'a geldiğimde bütün Boğaz'da güneş parlıyordu, harika bir manzara idi.

Aşiyan
Haftasonunu kalanı ise bayılana kadar Hercule Poirot izlemekle geçti dostlar. David Suchet'e inanamıyorum, bu dünyaya Poirot olmak için gelmiş adeta, o yumurta kafa, o şirin şirin gülerken bir anda korkutucu bakışlar atabilen gözler, o yürüyüş, o yumuşah hafif iken cinayeti açıklama anında katilin suratında patlayan ses, o muhteşem aksan derken kitaptan fırlayıp çıkmış Poirot'nun ta kendisi olmuş.

Şu anda ise evdekilerden 1 saat ilerde, size bu yazıyı yazıyorum dostlar. Telefon ve bilgisayar bizim beyinsiz bakanlar kurulunu kaale almayıp modern dünya ile aynı zamanda yaz saati uygulamasına geçtiler. Böylelikle ben de bir saat ilerden yaşamaya devam ettim; eski moda telefonları ve analog saatleri kendiliğinden ayar değiştirmeyince, annemle babam 1 saat geride kaldılar. Oh! Evin için Doctor Who'ya layık bir zaman kırılması oldu! 2 oda arasında 1 saat zaman farkı var! Bakanlar kurulu sizlerin yaz saatine bu gece geçmenizi uygun gördü. Havaalanlarında ne karışıklıklar olmuştur düşünmek istemiyorum. Tabii asıl mallık ÖSYM'nin, gidip bu tarihte saat ayarının değişeceğini bile bile sınav koymakla bu hikayede baş gerzek olmayı göğüslerini gere gere haketmiş oluyorlar.



İşte yağmur yağıyor yine!!! Size bahar gelmedi demiştim:(((

xo xo

Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

25 Mart 2011 Cuma

Kutumu Açıyorum!

Amazon.co.uk sitesinden 17 mart'ta sipariş ettiğim DVD seti aynı gün bana gönderildi, 24 Mart günü de paketim bana ulaştı. Yani 1 haftada gönderi İngiltere'den Türkiye'ye adresime gelmiş oldu, 1 ayda sipariş gönderen Markafoni, Limango, Trendyol vs. vs. takımına kapak olsun.

O zaman hep beraber kutumu açmaya ne dersiniz?

İşte klasik Amazon kutusu, görünce gülümsemem geliyor:)


Bantları itina ile söküyoruz. Kolinin bir köşesine DVD kutusunu yerleştirip boşlukları kağıtla doldurmuşlar ki, hasar meydana gelmesin. DVD kutusu hasarsız idi netekim.


Ve işte hazinemiz :


Kutusu o kadar güzel ki, kocaman, böyle çeyiz sandığını açar gibi kapağı kaldırıncaaa


hazineler ortaya dökülüyor :


Büyük kutunun içinden 4 ayrı DVD kabı çıkıyor:


Setin içine bir de kitapçık eklemişler; 61 bölümün her birinin kısa bir özeti mevcut, ne izlediğini bilerek izliyorsun yani, başarılı bir çalışma :


Veee işte dvd'lerin şahsen bizzat kendileri :


Tabii gecenin köründe dayanamayıp ilk bölümü izledim. Ah o David Suchet yok mu? Adam Hercule Poirot olmak için gelmiş bu dünyaya, yumurta kafası, cin bakışlı gözleri, şirin bir gülümsemeden tilkiliğe geçiş yapıveren ifadeleri ile gelmiş geçmiş en iyi Poirot ünvanını göğsünü gere gere hakediyor! Diğer oyuncular, misal Hastings; misal Poirot'yu tutan Mrs Todd tiplemeleri de çok başarılıydı. Hele Mrs Todd tam Agatha teyzenin satırlarından fırlamış gibiydi, hani o yazar ya "bol makyajlı, ucuz şapkalı gürültücü bir kadın" filan diye, tam o tiplemeyi yakalamışlar.

DVD setinde sadece İngilizce altyazı var, iyi ki de var, çünkü Poirot aksanlı konuştuğu için onu anlayabiliyorum ama İngilizler hızlı hızlı konuşunca altyazılar çok yardımcı oluyor doğrusu.

Çok sevdim, haftasonu planım Hercule Poirot ile maceradan maceraya koşmaktır dostlar:))

xo xo

Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

24 Mart 2011 Perşembe

Ezel 2. Sezon 26. Bölüm : ZAMANSIZ

Ezel'in yapımcıları fragman hazırlamayı çok çok iyi biliyorlar. Fragman ile her hafta gaza gelip, diziyi izlediğimde sinirlerim tepeme çıkıyor. Bunun için mi, diyorum kendi kendime. Bunun için mi uykusuz kaldım???

Ezel'in 59. bölümü tırt bir bölümdü açıkçası. İzleme zevki veren sadece 2 şey vardı:

1- Burçin Terzioğlu oyunculuğu
2- Geçmişteki hikayeyi anlatan sahneler

Bir de Bade vardı, evlere şenlik. İlk çıktığında sempatik geldi bu karakter bana, fakat sonradan gayet itici, sıkıcı gereksiz bir kişilik oldu dizi için. Gereksiz çünkü bu hikaye; Dayı'nın, Kenan'ın , Selma'nın,  Ezel/Ömer'in, Eyşan'ın, Ali'nin, Cengiz'in hikayesi. Hariçten gazel okuyan tiplere hiç gerek yok, Bade'nin bu hikayede hiç yeri yok. Sırf zaman doldurmak, süre uzatmak için eklenmiş; oyuncusu da başarısız ya da karakteri sevmediğimden bana itici geliyor. Eyşan gözüme muhteşem bir kraliçe gibi görünüyor Bade geldi geleli, ben size öyle söyleyeyim.

Ezel ve Bade arasında iğrenç diyaloglar midemi bulandırıyor. Kenan İmirzalıoğlu'ndan hiç hazzetmem ama  oyunculuğunu başarılı buluyordum. Gelgelelim o da konsantrasyonunu kaybetmiş gibi.

Bilemiyorum çok sıkıldım ben bu diziden. Keşke iki sezon arasında ecnebideki gibi 8 ay ara olsaydı, 2. sezonu da ilk sezon gibi planlayacak vakitleri olsaydı. Sekiz karakteri gelmeseydi, Kenan ile Dayı'nın tanışma hikayeleri değiştirilmeseydi, geriye dönüşlerde tarih çizelgesi hazırlanıp hangi olay hangi tarihte olmuş, Dayı'nın oğulları ne zaman doğmuş, bunlara dikkat edilseydi. Keşke Ezel ilk sezondaki başarısını devam ettirip efsane olabilseydi. Hani onları ihanet ayırdı, intikam birleştirecekti? İkinci sezon bütün tiplerin biraraya gelip Kenan Birkan'dan intikam alma hikayelerini anlatmayacak mıydı? Keşke ikinci sezon salt intikam için kurulmuş devasa bir oyunu anlatiyor olsaydı. Of. Keşke. Ne yazık bu firsat bitti gitti.


EZEL 59. BÖLÜM SPOILER





Azad ve Dayı eve gelmişler, Azad öyle bir ağladı ki annemm annem diye, vallahi ciğerim çürüdü, ben de ağlayacaktım. Dayı ellerindeki kana bakıp Selma'nın plaklarını dinliyordu.


Ertesi gün mezar başında Dayı "Selmam, gene kaçtın benden önce aşkolsun" dedi, "Ama merak etme, ufak bir işim var, onu bitirip ben de geleceğim yanına". Biraz sonra cenazeye Kenan geldi, "Ramiz Abi, ben yapmadım" diye yeminler etti şerefi üzerine . Dayı "ikimiz de şerefimizi gömdük Selmamla" diye bağırdı, "sen öldürdün, sen öldürdün Selmamı" Kenan "Alçakk" diye bağırdı, Dayı "Kalleş" diye cevap verdi, bu sahneler çok güzeldi, çünkü ilk sezondaki gibi Dayı ön plandaydı, Dayı konuşuyordu ve Dayı alıntılar yapıyordu.
Dayı "o gün öldürüp kardeşinin yanına yatırmalıydım seni" dedi Kenan'a, Kenan döndü gitti arabasına bindi, Ezel kafasına silah dayadı "kapat gözlerini, şimdi sor kendine, Ezel beni ne zaman öldürecek"  Sonra basıp gitti.


Lan mal Ezel, madem öyle vursana Kenan'ı, dizi de bitsin, biz de kurtulalım teallam.

Ezel gidince Kenan da kendi kendine geçmişe daldı, "ben yaptım Selma, biliyorum, ben yaptım"

19??
Kenan ve Selma düğünden önce ziyarete gelen Selim'e mutluluk oyunu oynuyorlardı. Selma daha fazla dayanamadı, sinir krizi geçirdi. karnını yumrukladı, "bu çocuğu istemiyorum gitsin, alın bunu içimden" diye höykürdü, Kenan psikopatçasına çok mutlu olacağız filan deyince "Senin sevgin hayatta başıma gelen en kötü şey! bir gün senin aşkın öldürecek beni, sen öldüreceksin beni sen sen sen!" diye fenalık geçirdi Selmacık.

2011
Kenan malikaneye gelip çantasını aldı ve Ramiz'in gazabından kaçıp saklandı, nereye gittiğini de kimseye söylemedi. Ali, Ezel, Tefo herkesi soruştursalar da izini bulamadılar. Bu kısımda bi denyoluk vardı, yani bir iki gün geçti, hemen "aaaa bulamadık" oldu, of vardı bi salaklık ya neyse.

Dayı handa oturmuş düşüncelere dalmışken Ezel geldi, Kenan'ı bulamıyom diye ağlandı. Dayı ölmekten bahsetti, "Selmam korkmamıştır" dedi (selmam yazdıkça aklıma kavun-karpuz-portakal-elma, işte karşısınızda süper selma geliyor lan allah kahretmeye ahahaahahah dizinin içine ettim) "Selmamla beraber benim kalan nefeslerim de gitti" dedi, Ezel çok korktu, üzüldü, Dayı'ya öyle demesin diye söz verdirtti. Dayı da dedi ki : Dil söylemese de yürek bilir ne yapacağını yeğen... Aaah çok güzeldi!

Ezel Birkan Holding'de Cengiz'i bastı.Cengiz'e birini kaybetme sırasının ona geldiğini söyledi. Kenan'ın Eyşan'a evlenme teklif ettiğini söyledi. Cengiz delirdi ama yine de "Selma'yı Kenan öldürdü" dedi Ezel'e. Holdingden çıkışta Ezel arabasında bi not buldu, Temmuz yazmış, Ramiz'in yaşlı kadını gibi Ezel'i öldüreceğini yazmış nota. Lan bu Temmuz Selma ile Kenan'ın tecavüz çocuğu sanırsam dostlar. Azad değil Temmuz bence o çocuk, oh shit!

Ezel ve Bade, Eyşan'la buluştular. Bu da ayrı bir gerzeklik, yahu Ezel Bade'yi korumak istemiyor mu, ne diye Kenan'la ilgili işlerin içine sokuyor, hay sizin mıymıy aşkınıza tüküreyim. Eyşan da Kenan'ı saklandığı delikten çıkartmak için kıskandıralım dedi aahaahahahah, Ezel Yellerine döndü lan cillop gibi dizi:)))

Evde Azad dellendi, babasına koştu, "Sen ne yaptın da Kenan'a öldürdü annemi? "diye bağırdı "Ne oldu geçmişte?" . Dayı Ali'yi kışkışladı, "Annenin Kenan'la evlendiği gün oldu herşey, son okuduğum kitap bir kehanetmiş meğer" dedi:

19??
Ramiz mekanında adamlarını tersledi, sonra alıp başını sahile indi, çok eskiden Selma ve Kenan'la beraber oturdukları sahile, açtı kitabı : SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ.  Ve şu cümleyi okudu :
“Her ne olursa olsun mazim bugünkü vaziyetimden bana bütün bir mesele gibi geliyor. Ne ondan kurtulabiliyorum ne de tamamıyla onun emrinde olabiliyorum.”

Selma geldi, konuştular. Ramiz onun korktuğunu anladı, "Korkma" dedi, "Kenan seni üzmeyecek, üzerse bana geleceksin, çünkü ben 40 yıl da geçse seni seviyor olacağım"
Selma arkasını dönüp yürüdü, ama Ramiz bırakamadı onu, peşinden gitti. "Bir şey var, biliyorum. Söyle?"
"Kenan bana tecavüz etti" dedi Selma. Ah Ramiz çıldırdı, etraftaki masaları, iskemleleri parçaladı. Sonra Selma'ya sarıldı. Bu esnada Selim onları izlemekteydi ve her şeyi gördü.

2011
Dayı "öğrendim, ondan sonra oldu" diye anlatıyordu ama annesine olanları öğrenen Azad fenalaştı, Dayı hikayesini burada kesti.

Ezel, Eyşan ile Can'ı alıp gezip toztu, cilveleştiler. Kenan'ın casusları fotoğrafları çekip Kenan'a yolladılar. Ulan hani kimse bilmiyordu bu adamın yerini?

19??
Selim  Kenan'a gördüklerini anlattı, Kenan delirdi. Zaten psikopat manyağın tekine döndü pırlanta gibi delikanlı, neyse, "ben Selma'yı hiç yoktan kazandım, benim, ölene kadar benim; düğüne gelme, benim senin gibi abim yok" diye höykürdü Selim'e.

2011
Kenan Birkan Temmuz'a Selma'yı kimin öldürdüğünü bulmasını emretti. bak ya, haberi yok mu şimdi Kenan Birkan'ın , peki Temmuz Cengiz'e "ben Kenan'ı satmam" demişti, sonra gidip Selma'yı vurmuştu Cengiz'in emri üzerine, "nihayet tanışacağız" demişti bi de. Yoksa tecavüz çocuğu Temmuz mu yaleppim artık bi ortaya çıksın yaa! Cengiz de az puşt değil, Ramiz'le Kenan'ı birbirine kırdırıp şehrin efendisi olmak istiyor herhalde??

Eyşan ile Ezel o meşum parkta buluştular. Eyşan dangalağı kafasına kahkül takmış, gençlik günlerine benzesin diye, hay mal, gerizekalı. Neyse Ezel salağı "hani Kenan gelmedi, o kadar vazgeçilmez değilmişsin demek" diye liseli atarı yapıp gitti. Beyinsiz, Kenan'ı avucunun içinden bırakan sensin, salak yemin ediyorum gerizekalı ya!

Ezel Dayı'ya gitti, "yardım et, niye yapıyor bu adam bu kötülükleri" dedi. Dayı yine Ali'yi dışarı yolladı, yazık lan adama hiç birşey anlatmıyorlar. Sonra "Çünkü en büyük kötülüğü Kenan'a düğününde ben yaptım" dedi.


19??

işte bu kısım bence Ezel'in en güzel sahnesi idi :

Karagözlüm Gazinosu misafirlerle dolup taşmış, arkadaki odada Kenan heyecanlı, Selma ise elinden geldiğince oyalanmaya çalışıyordu. Ramiz kendi mekanında "Allahım aklıma mukayyet ol bir şey yapmayayım" diye feryad etti. Dışarı çıktığında Selim onu bekliyordu, Ramiz "beni bu saatten sonra sen değil, koca İstanbul gelse durduramaz" dedi ona, Selim ateş etti, Ramiz'i yanından vurdu.

Gazinoda artık memur gelmiş, Selma'nın kaçacak yeri kalmamıştı. İçeri girdiler, sahne önüne kurulmuş masaya oturdular. Selma birden "durun" diye bağırdı. Sonra parlak bir fikirle "bu gazinoda en mutlu günlerimi yaşadım, size bir şarkı söylemek istiyorum" dedi. Sahneye çıktı, arkası kapıya dönük söylemeye başladı... ve içeri Ramiz Karaeski girdi. Müzik ve söz sustu. Ramiz ağır ağır sahneye ilerledi, en öndeki masada oturanlar hemen ayağa kalkıp masayı hakiki sahibine bıraktılar. Ramiz oturdu ve eliyle Selma'ya işaret etti, Selma şarkısına devam etti... Muhteşem, harikulade bir andı, çok çok sevdim bu sahneyi.

2011
Bıyığını yolduğumun Dayısı hikayeyi kesti. Bu esnada Eyşan çaybahçesinde düşüncelere dalmış otururken biri geldi, bu adam Kenoş Birkoş'dan başkası değildi.


Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

23 Mart 2011 Çarşamba

8 Temmuz 2011 BON JOVI İstanbul Konseri

Bu sabah işe gelirken yolda konserin ilanlarını gördüm. Orada mı yapılacak burada mı derken, Türk Telekom Arena'da gerçekleşecekmiş 18 yıldır beklediğimiz konser.  Oh süper, metroyla pıt diye gidilebilecek bir stad, her şeyden önemlisi "şehir içinde". U2 konserinde çektiğimiz çileleri çekmeyeceğiz.

Saha içi bileti 90 TL . U2 100 TL idi. Eh, Bon Jovi'nin katbekat fazla seveni var Türkiye'de, hatta en sevilen grup bile olabilir. Konser de Greatest Hits konseriymiş! Anladınız yani siz onu, 8 Temmuz gecesi, tüm kovboylar biraraya gelecek ve Wanted Dead or Alive diyeceğiz, Tommy ile Gina'ya sesleneceğiz, şanla şerefle ölürüz diye semalara haykıracağız, Bed of Roses ile dans edeceğiz... Allahım, moralim yükseldi birden, bu yılın en güzel olayı olabilir bu konser. Never Say Goodbye'ı da söylerlerse ağlarım.

Of inanamıyorum, 18 yıldır "nasıl gitmedim" diye içim içimi yediğim grup tekrar İstanbul'a geliyor. Çok mutluyum, inşallah bu sefer nasip kısmet olur gitmek, işalla işalla yaleppim süpaneke dinimiz amin.

Real Fiesta ahalisi olarak hep birlikte gideriz artık bu konsere!


21 Mart 2011 Pazartesi

Görünmez Müzisyenler : Koç Müzesinde harika bir sergi daha

Cumartesi günü zorunlu mesai yüzünden lanet ede ede sabahın köründe kalkıp işe geldim. Ne yaptın derseniz oturup "Çoluk Çocuk" isimli kitabı okudum tabii. Öğlen 2'de kaçtım, Lady Charlotte ile buluştuk, Perihan'a kontrole gittik. Maalesef kilo vermemişim. Perihan yeni bir liste verdi, vücudum buna da cevap vermezse 1 ay dinlendirecekmiş beni, diyeti kesecekmiş. Bakalım, istemiyorum diyeti kesmek, devam etmek istiyorum ama o daha iyi bilir tabii.

Kontrolden sonra Nişantaşı'na yürüdük, Kırıntı'da yemek yedik. İstanbul'da sabahın 2'sine kadar alışveriş etmek isteyenlere özel Shopping Fest başlamış, Nişantaşı pek cıvıl cıvıl idi.

Yemekten sonra Yargıcı'ya çıkıp Zekish ile buluştuk, taksiye binip Türkiye'deki en sevdiğim müze olan Rahmi Koç Müzesi'ne geldik Müzede şahane bir sergi vardı : Görünmez Müzisyenler. 80 tane müzik kutusu, laterna ve mekanik müzik aletlerinden oluşan bu sergi büyüleyiciydi, hem gözlere hem kulaklara şenlikti, çünkü sergilenen parçaların her biri çalışır durumda idi.

Bu müzik dolabı bir çocuk için yapılmış, kolu çevirdiğinizde içindeki 9 müzisyen birden çalmaya başlıyor ve odayı müzik dolduruyır

Sergiyi rehberle gezdik, çünkü müzik kutularının herbiri çalışır durumda ve rehber kızlar hepsini çalıştırıp bize şenlikli bir gösteri sunuyorlar.

Bu müzik kutusu tren gecikince yolcular oyalansın diye yapılmış, arkada müzik çalarken öndeki kızlar dans ediyor

Laternalar

Türk Laternası. Tamamen yerli malı, kolu çevirerek sonsuza kadar Üsküdar'a Gideriken melodisini dinleyebilirsiniz
Arp ve banjo, kuruyorsun, kendi kendilerine çalıyorlar, evlere şenlik

Panayırda çalmak için tasarlanmış, oldukça şenlikli bir müzik kutusu
Atlıkarınca olağanüstü güzeldi


Bu dayı saksafonu icat eden adammış. Cihaz kurulduğunda dayı güzel bir jaz çalarken piyano da kendi kendine çalıyor, tuşlar gerçekten görünmez müzisyenler tarafında çalınıyor gibi görünüyor.
Sergi 29 Mayıs'a kadar devam edecekmiş, mutlaka gitmenizi ve rehber eşliğinde gezerek müzik kutularının cümbüşüne katılmanızı tavsiye ederim.

Müzeden çıkınca hemen Taksim otobüsüne atladık, birer kahve içelim de kendimize gelelim diyerek Odakule'ye yürüdük. Buradaki Gloria Jeans'de ne zaman kahve içelim desek bir problem çıkıyor gerçekten, bu sefer kahvelerimiz soğuk ve tatsız idi. Tünel'deki Gloria'da böyle tatsızlıklar olmuyor halbuki. Neyse,  kahveleri değiştirdik, yine de tadını sevmediğimizden hepsini içemedik maalesef.

Kahveden sonra Terkos pasajında bir tur attık, pasajda hep shopping fest var nasılsa, herşey 5-10-15 lira :) Orijinal Gap Skinny jeans 25 lira:) Gel vatandaş!


İstiklal Caddesi Shopping Fest için süslenmiş püslenmiş, ışıklar balonlar altında rengarenkti.


Caddede yeni açılan alışveriş merkezine girdik, alt katı kocaman Sephora, üst katta kocaman 2 katlı Virgin Megastore var idi. Kitaplardan gözüme birkaç tane kestirdim, ama ince ve ucuz Francis Ford Coppola kitabını aldım en sonunda, içinde bir sürü Marlon Brando ve Al Pacino resimleri vardı.



Artık Mango'ya geldiğimizde bayılacak gibi hissediyordum kendimi, o yüzden sıra sıra koltuklardan birine  oturup kızları beklemeye karar verdim ama fazla sürmedi, önce Zekish sonra Lady Charlotte pıt pıt yanıma düştüler:))) Oturduğumuz yerden gelenin geçenin kıyafetine kulplar takarak oldukça eğlenceli dakikalar geçirdik:))))


Biraz daha oturursak oracıkta uyuyacak idik, o yüzden son bir gayretle kalkıp meydana çıkıp, otobüslere binip evlere dağıldık.

Eve geldiğimde ağrılar içindeydim, aman ne kadar yorulmuşum, sabah erken kalkmak da dengemi bozmuş idi. Kahve pişirip Colin Firth'in Bay Darcy'i oynadığı Pride & Prejudice dizisini izledim aaahhhhhhh , işte Colin isterse 10 tane Oscar kazansın, o benim için her zaman aşık bakışlarıyla Bay Darcy olarak kalacaktı.

Pazar günü de King's Speech filmini izledim, biraz ağırdı ama güzeldi. Kraliyet ailesinin popülerliğini arttırmak için yapılmış bir film gibiydi. Oyunculardan Helena Bonham-Carter'ı çok beğendim. Ana Kraliçe Elizabeth rolüne cuk oturmuş idi kendisi.

Onun dışında Pazar nasıl geçti hatırlamıyorum bile, bugün de gayet bitkin bir Pazartesi geçirmekteyim. Gri hava üzerime basıyor adeta, sırf o yüzden, biraz aydınlık olsun diye en cırt kırmızı ojemi sürmüştüm.

Bu hafta kendime belirlediğim hedef : Flormar'ın turuncu ojesini almak

Herkese iyi haftalar, sergiye gidin muhakkak.

xo xo
Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

18 Mart 2011 Cuma

Cuma günü alışveriş çılgınlığı : MAC Wonder Woman

Üniversiteye kadar makyaj nedir bilmeyen bir erkek fatoş olarak, yılın büyük kısmını da yüzüme bir damla birşey sürmeden geçiririm. Ama son yıllarda başgösteren yeni bir huyum var: senede 2 kere bana bir kozmetik fenalığı iniyor. Bir sonbaharda, kışa girmezden evvel; bir de ilkbaharda yaza girmezden evvel. Mevsimsel mi, içgüdüsel mi artık o kadarını bilemeyeceğim. Karabasan gibi basıyor bu kozmetik çılgınlığı bana, bu dönemlerde böyle elime geçen herşeyi almak, kutuları tuvalet masama dizip kıymetlimissss diye öpüp sevmek istiyorum. Öyle bir makyaj yeteneğim filan da yoktur, yanaklarım kanlı canlı görünsün, yeşil far süreyim tamam. Bir de Lady Charlotte'ın dediği gibi gençliğimde de kırmızı ruj meraklısıydım:)))

Neyse efendime söyleyeyim, şu günlerde yine böyle bir bunalım geçirmekteyim, tutkumun öznesi de MAC'in geçtiğimiz ay çıkarttığı Wonder Woman koleksiyonu. Koleksiyon bugün itibariyle ülkemizde de satılmaya başlandı. Ben de öğlen bastıran sağanağa aldırmadım, yemek molasında kalktım gittim Taksim'e,  Wonder Woman ile tanıştım.

Wonder Woman 1941 doğumlu bir çizgi roman kahramanı, bir Amazon, süper kadın, insanüstü güçleri ve sihirli bilezikleri ile kötülere karşı savaşan bir kahraman.


MAC'in bu karakterden esinlendiği koleksiyonunda da kutular Wonder Woman ile bezeli, ürün ambalajları da capcanlı kırmızılar maviler, altın yıldızlarla süslenmiş. Şıngırtılı şeyleri sevdiğim için çok hoşuma gitti ürün ambalajları. Doğrusu kutuları da atmaya kıyamayacağım sanırım.

sol baştan : allık , rujlar, lipglass
Koleksiyonun bir özelliği de, bazı ürünlerin normal boyutlardan çok daha büyük olması. Mesela bu koleksiyondaki allıklar kocaman ve aynalı, halbuki MAC'in normal allıkları hap kadar ve şeffaf kapaklı kutularda satılmakta.

Wonder Woman koleksiyonundan aldığım Mighty Aphrodite allığı Springsheen ile karşılaştırdım:

Springsheen'in de dibi göründü hırf hüngür:((
Bu allığın rengine bayıldım, tavsiye olunur. Allık dışında 2 tane ruj, bir de lipglass aldım:

russian red ruj, marquise d ruj, emancipation lipglass
Rujlar normal boyda ama ambalajları benim çok hoşuma gitti. Russian Red kısıtlı bilgime göre MAC'in sürekli ürünlerinden, yani illa Wonder Woman versiyonuna daha fazla para vermeye gerek yok. Ben ambalajı beğendiğim için aldım açıkçası. Russian Red benim bugüne dek sürdüğüm en güzel kırmızı ruj, hafif yapılı, mat, kokmuyor, yapışmıyor, ruj sürünce hissettiğim rahatsızlık duygusunu vermiyor yani, kırmızı ruj severlere tavsiye olunur. Keşke geçen hafta o kırmızı Clinique Chubby Stick denen gereksiz şeyi almasaymışım:( Boşuna para israfı oldu o açıkçası.

Marquise d ise ten rengi dedikleri cinsten solgun pembemsi birşey, bana yakışmaz sanmıştım, ama kırmızı ruj her gün süremeyeceğime göre, böyle renkler de daha rahat kullanıldığı için almak istedim, üstelik yakıştı:))) Koleksiyonda her rujun takım lipglass'ı bulunmakta. Emancipation da işte Marquise d'nin parlatıcısı, rahat kullanırım diye bu rengi aldım. Lipglass ambalajı resmen kolum kadar, fırçası da içinden çok zor çıktı, alırsanız dikkat edin. Ben makyaj bloglarında okuduydum da inanmamıştım, gerçekten glossun fırçasını çıkartabilmek için iyice çekmeniz gerekiyor ve tüpteki gloss bu esnada etrafa uçabiliyor. Bir de biraz fazla yapış yapış geldi bana. Sonuç olarak lipglass'ı tavsiye etmiyorum.

Koleksiyonda bir de kafam kadar büyük ambalajlarda pudralar var, ama onlardan pembeli olanı Türkiye'ye gelmeyecekmiş, diğer altınlı bronzlu olan gelecekmiş o da yoldaymış. Bildiğin çorba kasesi kadar boyutu var bu pudraların.

Yarın işe gelecek olmanın derin acısı içinde hepinize iyi haftasonları dilerim

xo xo


Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

17 Mart 2011 Perşembe

Almalı mı ? Almamalı mı?

Bir süre önce Amazon İngiltere'de muhteşem bir şey görmüştüm. Agatha Christie ve Poirot sevenler bilir, David Suchet'nin meşhur dedektifimizi canlandırdığı bir dizi vardı, işte o diziyi 61 bölüm tekmili birden muhteşem bir DVD seti yapmışlar, tam 28 dvd, 11 sezon, 61 bölüm bütün dizi burada.



Fakat fiyatı öküz gibi pahalı 160 Pound idi, tabii o zaman almayı aklımın ucundan bile geçirmeyerek kalbime gömmüştüm bu güzel seti.

Şimdi az önce Amazon kardeşten bir email geldi, bu setin fiyatı 60 Pound'a düşmüş dostlar.

Ooofff ne yapmalı, almalı mı? unutmalı mı? Gereksiz bir masraf mı bu? Gidip sahaflardan Agatha teyzenin kitaplarını alıp okusam daha mı iyi? Karar veremedim. Bu ayki gereksiz masraf hakkımı MAC Wonder Woman koleksiyonuna harcamak istiyor idim. Başka da harcama yapamam zaten. Öff yaa.

Ne yapayım ben şimdi:(

edit : gönderi bedeli ne kadar tutacak diye merakla satın alma sayfasına gittim, eğer satın alırsam fiyatı 50 pound'a düşüyor, gönderi bedeli de 4 pound. Ayayayayay biri beni tutsun:)) Alıyorum galiba Poirot aşkına...
Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

15 Mart 2011 Salı

Ezel 2. Sezon 25. Bölüm : NİKAH VE CENAZE

Geçen haftaki rezaletten sonra oldukça çarpıcı bir Ezel bölümü izledik. Ama gerçekten dizinin baş karakteri benim için çok itici, sulugöz, mal bi adam haline geldi , inanılır gibi değil. Özellikle Ezel - Bade sahnelerine artık katlanamıyorum, liseli misiniz siz la? mal mısınız ? salak yemin ediyorum gerizekalı mısınız? Bi de bu Kenan İmirz. insanı o leylek bacakları ve kanca burnuyla bi tek bana mı itici geliyor dostlar? bi deyiverin bana?



EZEL 58. BÖLÜM 




DİKKAT! BU YAZI AĞIR DOZDA SPOILER İÇERMEKTEDİR



Dizinin başında Cengiz Ali'den dayak yerken Ali'nin haftaya evleneceğini öğrendi. Peki Kerpeten Ali ile Azad'ın düğün günü neydi? 14 Mart, doğumgünüm! ahahahaah. Çakal Cengiz hemen bu haberi kenafir gözlü psikopat katil Temmuz'a iletti, bu işi artık usulünce yapmaya karar verdiler.

Ezel Eyşan ile buluştu, Eyşan Kenan'a evet dememiş ama hayır da dememiş, yüzüğü saklamasını söylemiş, böylece casusluğa devam edecekti. Bir güzel aklını bulandırdı Ezel'in.

Kenan karısını almayı planladığı Cengiz'e rüşvet olarak tekne hediye etti.

Azad annesiyle gelinlik almaya gitti, Selma geçmişte çok sevildiğini, artık Ramiz'in ona sevgisini göstermediğini anlattı kızına.



19??
Artık tarih yazmıyor flashback'lerde, senaristler sıçtı ya, yaş mevzularında, Hayratlı mevzusunda. Sıvamak istemiyorlar herhalde, neyse.

Ramiz Kenan'la Selma'nın evlerine gitti, nikah davetiyelerini gördü, ama bir türlü inanamıyordu Selma'nın Kenan'ı sevebileceğine, evleneceklerine. Davetiyeyi görünce çıkıp gitti.

2011
Ezel ve Tefo, Ali abiye bekarlığa veda gecesi yaptılar, dansöz oynattılar. Ali abinin rakı kadehini kafasının etrafında şöyle bir çevirip içmesi şahaneydi, bu hareketi öğrenin, nazarımda karizmanız katlansın beyler:))

Azad annesinin hayıflanmasından dertlenmiş, babasını azarladı, siz niye hiç evlenmediniz diye. Ramiz Dayı "benim annene aşkım  bütün sınavları geçti kızım" dedi ona.

Eyşan Kenan'a sofra kurmuş, mumları yakmış, adamın ağzından laf almaya çalışıyor idi. Ve Kenan anlatmaya başladı :

19??
Ramiz'in sinirden gözü hiç birşey görmüyor idi. Atladı Selma'nın evine gitti yine, Selma'yla Kenan'ı takip etti. Bunlar elleri kolları poşetlerle dolu eve gelince duvarın arkasına sindi, ama Kenan çıkıp geldi ve Ramiz'e o mektubu uzattı, Selma'yla bizi rahat bırak, bi kızımız olacak mektubu idi bu. Ramiz yıkıldı.


2011
Ezel'le buluşan Eyşan ona bunları anlattı. Ezel önce "ben seni unutamadım" dedi, Eyşan çok sevindi, sonra mal gerizekalı "ama ben Bade'yle olmak istiyorum, seni nasıl unutacağım?" demez mi? Ne biçim adamsın sen Ezel, defol git. Eyşan önce tuvalete kaçıp ağladı, sonra hiç bişey olmamış gibi gelip "Ben Kenan'a bişeyler hissediyorum, bi zamanlar senin beni sevdiğin gibi seviyor beni, etkileniyorum" dedi. Bu sefer kalkıp gitme sırası Ezel'de idi, oh olsun. Cansu Dere'yi bu sahnelerde izlemek büyük zevkti.

Dayı kızına mücevher taktı. Sonra Selma'ya da takı aldığını söyledi, Azad çok mutlu oldu.

Düğün günü gelip çattı. Temmuz düğünün yapılacağı mekana geldi, elemanlarına bi fotoğraf gösterdi, "ona dokunmayın" dedi. Dayı gelin kızına duygusal bi konuşma yaptı. Selma Dayı'nın cekedinde kendisine alınmış mücevheri ve Dayı'nın aşk notunu bulup çok mutlu oldu. "Kendi versin" diye geri bıraktı.



19??
Ramiz, Kenan'la Selma'nın düğününün Karagözlüm gazinosunda yapılacağını öğrendi. Artık dayanamadı, kalktı Selma'yı bulmaya gidecek, karısı durdurdu Ramiz'i, ağladı, yalvardı. Ramiz dinlemedi, basıp gitti. Selma'yı gelinlik provasında buldu. Selma "Kenan'ı seviyorum" dedi, Ramiz "tek bi laf et, alayım götüreyim" dedi ona. Selma "git" dedi, sonra eliyle ağzını kapattı çünkü içinden çığlıklar atıyordu "gitme" diye.  Ramiz gitti. Ve biz Ezel aleminin en korkunç sırrını öğrendik. Meğersem Selma açıkça Kenan'a onu sevmediğini söylemiş. Yıllarca Selo'nun peşinden koşan Kenan kadını boş bir eve götürmüş, sonra da tecavüz etmiş Selma'ya. Allah belanı versin manyak, ruh hastası psikopat. Gelinlik provasında o anı hatırlayan Selma sinir krizi geçirdi.

2011
Nikah kıyılmış, millet göbek atıyordu. Pistin bir ucundan Dayı Selmasına baktı, Selma ellerini karnına koymuş, geçmişteki o korkunç olayları anımsamıştı. Yoksa Azad Kenan'ın tecavüz çocuğu muydu? Yoksa Kenan hala Selma'nın kanunen kocası mıydı? Neydi? Selma pistin karşı tarafındaki Ramiz Dayıya bakıp gülümsedi, Dayı tam onun yanına gidip hediyesini verecekti ki, Temmuz'un adamları salonu bastılar, herkesi taradılar. Ali ve Tefo saldırganları vurdu ama Temmuz geldi ve birine tek el ateş etti. Sonra da gitti.

Onu önce Ali ile Ezel gördüler. Sonra Azad "annee" dedi ve bayıldı. Dayı yerde upuzun yatan kadının başucuna gitti, açık gözlerini kapattı. Hediyesini avcuna bıraktı, aşk mektubunu son kez dile getirdi. İstanbul'un eski hanımfendilerinden, meşhur assolist, Ramiz Karaeski'nin biricik aşkı Selma Hünel, ölmüştü.


Çok üzüldüm lan, Ezel ölseydi böyle üzülmezdim, Selma'ya çok yazık oldu. Şimdi artık Dayı ne yapacak Kenan'a göreceğiz.

Aylardır geçmişteki hikayeyi izlerken Kenan'ı haklı zannediyor idik. Dayı arkadaşının sevgilisini çaldı zannediyor idik. Meğersem Dayı haklıymış, Kenan sıfatına sıçtığımın aşağılık psikopat manyağının tekiymiş. Vallahi dün gece bu son yarım saat ile ağzıma sıçtı Ezel, özlediğimiz dizi bu idi işte.

Tuncel Kurtiz'ın "Bırak... bırak..." demesi :



xo xo



Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

14 Mart 2011 Pazartesi

14 Mart

Yıllar sonra ilk kez doğumgünümde hava pırıl pırıl, günlük güneşlik:)) Ama bu sefer de haftanın en sevmediğimiz günü Pazartesi'ye denk düştü ahahahah. Neyse, inşallah bugün çok yoğun ve stresli geçmez de fazla bunalmam.

Bugün işlere gömülmeden kendime şu şarkıyı armağan ediyorum:



I want it all!
I want is now :)

xo xo



Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!

Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

13 Mart 2011 Pazar

Şenlikli bir Cumartesi

Dün kuaförden gelip giyinip kuşanıp kendimi sokağa attım, tabii herkes aynen bunu yaptığından trafik vardı iyice, Taksim'e geldiğimde 2 olmuştu. Hemen Sütiş'ten minik bir pasta aldım böğürtlenli doğum pastası:))) Kalabalıkta zor bela yürüyüp Midpoint'e geldiğimde 2'yi 20 geçiyordu, kimsecikler de gelmemişti ahahaha. Hani Sex and the City'nin bir bölümünde Carrie'nin doğumgünü vardı da kimse gelmemişti ya, aynen öyle oldu sanki haahahah, neyse çok geçmeden dostlar yetişti, pek güzel oldu. Ohhh bu sefer herkes saçımı beğendi :



Bolca dedikodu değiştokuşu yaptık, sağlıklı yemeklerimizi sipariş ettik. Doğrusu kızarmış mozarellalar, soğan halkaları, patates, burger ve birasız bir kutlama yemeği biraz değişik oldu. Perihan'ın kulakları çınlasın!

Bakınız bu benim ekseriyetle yediğim barbekü soslu tavuk. Tavuk dilimlerinin altında haşlanmış sebzeler var:


Bu da Sino'nun seçtiği hardal soslu tavuk, mmmm, bir dahaki sefere bundan yiyebilirim. Bunda da mantar vardı:


Konuştuk, söyleştik. Epeydir gündüz vakti gezmeye gitmemiştik sanırsam, hep iş çıkışı akşam yorgunluğunda buluşuyorduk Böyle aydınlık ve güneşli bir havada buluşmak hoşumuza gitmişti.


Sonra minik pastamızı kestik. Ama Kırıntı'da garsonların yaptığı gibi alkış cümbüş olmadı, sessiz sakin gerçekleşti herşey. Artık seneye rejim bitmiş olursa içkili, sazlı, sözlü bir eğlence yaparız.


Perihan sağolsun tatlı hakkı verdiğinden kendi pastamın tadına bakabildim. Böğürtlenli ve çok nefisti!

Vanilya aromalı kahvelerimizi içmeden önce hediyelerimi açtım:

Mango elbise
Bershkha denim şort
Oxxo gri ve de zımbalı çanta
Bol fındıklı Taksim çikolatası
ve Swatch kolyemle beraber bu sene şahane ganimet toplamış oldum, çok teşekkürler arkadaşlar:)))

Kahveden sonra artık çıkıp biraz gezelim dedik, tabii ilk önce Terkos pasajını karıştırdık, epeyce tişört gelmişti, alacak olan varsa bir uğrasın. Sonra hava kararana kadar mağaza gezdik, fakat akın akın caddeye dolan insanlardan yorulup bunaldık. Bugünü bitmiş sayıp evlere dağıldık. Ama Lady Charlotte ile haftaya ya Nişantaşı'nda ya da İstinye Park'ta gezmeye karar verdik. Bu ne kalabalık anacım???

Ha ben de kendime Clinique chubby stick'den aldım ama fiyatı fazla tuzlu geldi. Fakat alacağım diye aklıma koymuş olduğumdan napalım dedim bu sefer de böyle olsun.

Eve geldiğimde odamda mis gibi bir koku! Babam bu sene bana sümbüller almış sağolsun, kokuları evi tuttu:))


Saçımı beğendiniz mi???


xo xo

Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...