31 Aralık 2013 Salı

2013 Bi Siktir Git Çay Koy Yazısı

Küçük, minik bir kızken de, genç irisi bıyıklı ergen dönemlerimde de yıllarca günlük yazdım. Sayfaları doldurdum da doldurdum; asla kimselerle paylaşmadığım, o yaşa has fikirlerle. Her sene sonu da; önüme boş bir kağıt alıp, günlüğün sayfalarını karıştırarak; geçmiş yılın özetini çıkartır; sonra da katlayıp günlüğün en arkasına sıkıştırıverirdim. Bir nevi "özet geç lan piç" durumu, ta o vakitler mevcutmuş bende.

Günlük yazmayı bırakıp blog yazmaya başlayınca da, yıl sonu değerlendirme yazısı yazmak geleneğimi devam ettirdim.

Şimdi, dönelim bakalım, Miss Judy ve dostları, 2013 senesinde neler yapmışlar?


Ocak

2013'ün ilk ayının en güzel etkinliği, kızçelerle toplanıp Seval'in doğum gününü kutlamamız idi. Özellikle Seval'in internette görüp Çağlayan'da bir pastaneye yaptırıverdiği güllerle bezeli pastası unutulmazdı:)


Ayın kitabı :  Koltuk , okuduğum en tuhaf seyahat romanı.


Şubat

Cüce Şubat ayında Kübra ile yaptığımız akşam sefaları ve Oscar ödül töreni ile neşelenmişiz.


Ayın kitabı :  Ölüm Meleğinin Şarkısı , başarılı bir cinayet romanı.


Mart

Haliyle Mart ayı, kutlu doğum ayım olduğu için doğum şenlikleri ile geçmişti:))) Çito'nun da doğumgünü Mart'ta olduğundan, Sıdıka'da başlayıp Tektekçi'de bitirdiğimiz nefis bir gece yaşamıştık.


Ayın kitabı : Pek keyifli bir polisiye, Bir Tuhaf Turta Davası . Ne yazık ki seriyi tamamlamadı Domingo Yayınevi.


Nisan

Nisan ayında şehre yavaş yavaş bahar gelirken, Istanbul'un sembol ağacı erguvanlar, bir düğün cümbüşü ile tepelerde açmaya başlamıştı. Biz de güzel havalardan istifade gezmelere başladık.

Nisan'da aynı zamanda, Düşes Kate, hayallerimizdeki Hogwarts'ı ziyaret ederek büyü yapmayı öğrendi.


Ayın kitabı : Kıyamet Kitabı , harikulade, şahane bir zamanda yolculuk macerası.


Mayıs

Yazdan hemen önceki bu güzel ayda, epey hareketli idik dostlar. Lady Charlotte ve Ediş ile Cahide'de muhteşem bir gece yaşadık. Bloga nedense yazmamışım, Zekiş ile WE WILL ROCK YOU müzikaline gidip bağıra çağıra Bohemiann Rhapsody söyledik:)



İşte öyle, arada bir gezip tozup, işe gidip eve dönerek, hayatımızın aynı rutinde geçeceğine inanmış, yuvarlanıp gidiyorduk. Her şeyin, inanılmaz şekilde değişebileceğine inancımız yoktu.

Sonra, derken, yaşamasam asla inanamayacağım, harikulade bir şey oldu.

Taksim'deki minik Gezi parkının yıkılıp, yerine berbat bir AVM dikileceği haberleri ayyuka çıkmıştı. Bir kaç genç kız ve delikanlı, ağaçların kesilmesini önlemek için parka kamp kurdular. Derken onlara birkaç genç daha katıldı....

Ve, onlarca yıldır Istanbul'un parçası olmuş gümrah ağaçları sökmek için makineler parka girdiğinde,

küçük bir parkı koruma için başlayan protesto, bir ulusun direnişine, isyanına dönüştü...




Ve polisler hiç durmadan gaz sıktılar, bomba attılar. Ama artık kıvılcım parladı. DİRENİŞ başladı! On binler sokaklarda, her yerde Hükümet İstifa sesleri... Bu sadece Gezi Parkı'nın isyanı değil, 2 ayyaş lafının, Reyhanlının, kutlanmayan 19 Mayısların isyanı idi!


Ayın kitabı : Dan Brown'ın Istanbul'a hayran olduğu romanı Cehennem ve içli bir aile öyküsü, Gölün Kıyısında


Haziran

Hayatımızın en güzel Haziran'ını yaşadık bu sene. Çünkü ilk kez, bu ülkeye dair, geleceğimize dair bir umudumuz vardı. 

Parkta gençlere yapılan saldırının ertesi günü Gezi'deydik.

Lady Charlotte & Miss Judy : Her zaman omuz omuza!

Hafta içi iş çıkışı Gezi'deydik

Evlat olsan sevilmezsin, sümüklü Teyyip

Biz, ÇAPULCULAR idik! 

SİZİN ÇOCUKLARINIZ ÇALDI, BİZİM ÇOCUKLARIMIZ ÖLDÜ!!!



Ayın kitabı : Sadece bu ayın değil, yıllardır okuduğum en güzel kitaplardan, Oya Baydar'dan Kedi Mektupları


Temmuz

Istanbul'da yaz tüm coşkusuyla devam ederken, kızçelerle yaptığımız Burgazada gezisi mükemmeldi. beri yandan, Cambridge Düşesi Catherine, nurtopu gibi bir oğlan doğurup, Britanya tahtının geleceğini garantiye almıştı:)))


Ayın kitabı : Hikmet Hükümenoğlu'ndan enfes Küçük Yalanlar Kitabı ve Akif Pirinççi'den bir dedektif kedi macerası : Felidae


Ağustos

Bu uzun ve güzel yaz mevsiminde 2 kere tatile gitme şansım oldu hayatımda ilk kez:) Bayram tatilinde Lady Charlotte ile unutulmaz bir Alaçatı macerası yaşayıp, öyle böyle değil, ağzınıza layık kazıklanmıştık:))))

Senelik izinde ise anneciğimi alıp Bodrum'a gittim. Ona bu güzellikleri gösterebildiğim için çok mutluyum:)




Ayın kitabı : Yıllardır kitaplığımda sararıp solan, harikulade Yüzüklerin Efendisi üçlemesi tabii ki


Eylül

İş hayatı yeniden yoğunlaşırken, mevsim de yavaş yavaş değişiyordu. Eylül ayının en güzel sürprizi, acil bir Paris seyahati olmuştu.

Büyük oyuncu Tuncel Kurtiz'i, maalesef bu ayda kaybettik.



Ayın kitabı : İkisi de çok güzel olduğu için ayırd edemeyeceğim, Güzel Harabeler ve Harry Q.Davasının Ardındaki Gerçek


Ekim

Ekim'de bayram tatilimiz vardı çok şahane. Biz de bol bol gezdik. Sultanahmet ve Taksim, her zaman en sevdiğimiz yerler Istanbul'da.


Ayın kitabı : İlk kez okuduğum bir klasik, Tiffany'de Kahvaltı


Kasım

Lady Charlotte ile kendimizi diyetisyen yollarına vurduğumuz bu ayın en güzel tarafı Tüyap Kitap Fuarı idi tabii ki. 


Ayın kitabı : Senenin en güzel keşfi olan Kapalıçarşı Cinayeti ve içe işleyen bir gençlik romanı : Aynı Yıldızın Altında


Aralık

Halen içinde bulunduğumuz ayın en hoş olayı vapurla karşıya geçip kuzenlerimi ziyaret ettiğim hafta sonu idi herhalde. Onun dışında epey stresli idi iş hayatım. Blogda pek bir nane yazmayışımdan belli olmuştur herhalde. Ama nihayet şirkette şahane bir yıl sonu partisi verildi ve bütün stres, sıkıntı göbek ata ata gitti:)))













Ayın sonunda, 2013 bir adilik yaptı. Hayranı olduğumuz efsane Formula 1 pilotu Michael Schumacher, kayak yaparken kaza geçirip komaya girdi. İnşallah iyi haberlerini alırız Şumi'nin.


Ve işte bir sene böylece geçip gitti sevgili dostlar. 2014'de zımba gibi sağlıklı ve enerjik, kafamız iyiymiş gibi neşeli ve mutlu olalım. Hayvanları sevelim, sokak canlarını koruyalım. Faşist hükümeti def edelim. Özgür ve huzurlu ülkemizde ağız tadı ile yaşayalım inşallah.

Hepinizi öpüyor ve MUTLU SENELER diliyorum. 2014'de görüşmek üzere, sizleri Kediş hanım'ın geleneksel pozları ile başbaşa bırakıyorum, benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim:)))














25 Aralık 2013 Çarşamba

Kate Alert : O Şapka Benimmiş Meğersem

Kraliçe 2.Elizabeth, 3 gün önce "artık vakit geldi" dedi, başörtüsünü bağladı, kadidi çıkmış kuru kocasını alıp bir trene atladı ve kışlık mülkü Sandringham'a gitti benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim.

Biliyorsunuz, Kraliyet ailesi, her kış Sandringham'da buluşup Noel'i kutluyor, teyze de kış tatilini burada geçiriyor. (Yaz tatilinde ise kuzeydeki Balmoral mülküne gidiyor, öğrenin bunları soracağım ileride)

ah canıımmm

Dün bütün aile Sandringham'da toplandı. William, Kate, bıdık prens George ve Harry beraber geldiler. Akşam William ile Harry, o civarın köylüleri ile geleneksel Noel futbol maçı yaptılar gazozuna.

Bu sabah aile evvela saat 9'daki özel ayine katıldı. Bej rengi manto giyen Kate'cik, omzuna da bizim şirketteki hep üşüyen kızlar gibi şalını sarmıştı.



Kraliçe'yi  kuru erik gibi buruşuk yanaklarından öpen Kate, kayın-büyükannesi ile pek muhabbetli görünüyordu. Herhalde "ben de siz asilsiniz diye bebek kaka yapmaz sanmıştım, halbuki çatır çatır zıçıyor, kolum kalınlığında ve dört lüle" filan gibisinden sevimli bebek sohbetine tutuşmuşlardı:


Na böyle zıçıyor sizin torun teyze

Saat 11'de ise herkes cicilerini giydi ve resmi ayine katıldılar. Halk da etrafa birikmiş, aileye çiçekler veriyordu.

William ile Kate, el ele geldiler, pek hoş görünüyorlardı :






Alexander McQueen tartan kıyafeti ve Scarlett O'Hara'ya layık nefis yeşil şapkasıyla, Düşes Kate rüya gibiydi. Çok beğendim:






Geçenlerde bir hayır organizasyonu için Güney Kutbuna giden çokoprens Harry ise,kızıl sakalları ile çok yahşi görünüyordu. Ah canııımmm:





Teyzeyi de unutmayalım tabii. Hayır, kamış kafa Camilla'dan değil, kraliçe 2.Elizabeth'den bahsediyorum. Portakal rengi mantosu ile pek neşeli görünen kraliçe, kafasına o yarım dünya kürk kalpağı koymasaydı keşke:(  Kafasına Freddie Mercury'nin bıyığını koymuş sanki ahahahaa:)))


kürk giyme kraliçe!


Kiliseden yürüyerek malikaneye dönen kraliyet ailesi, günün devamında yiyip içip televizyon izleyerek, hediyeleri açıp eğlenerek vakit geçirdi.  Söylentiye göre birbirlerine çok ucuz ve komik hediyeler vermek adetleri varmış. Misal, zamanında Prenses Anne, kardeşi Prens Charles'a basuru rahat etsin diye şişme yastıklı yumuş klozet kapağı vermiş. Prens Harry, bizzat büyükannesi kraliçeye "Ain't Life A Bitch" yazan bir duş bonesi armağan etmiş:) Aslında buna inanıyorum, geçen sene izlediğim bir belgeselde, kraliçenin arkasında "It's cool to be queen" yazan bir yastık vardı, kesin Harry almıştır :)


Sanırım bu 2013'ün son yazısı olacak. Bundan sonra klasik sene sonu özetimi yaparım herhalde ne bileyim:)))


Beğendiniz mi Kate'i?

XoXo

23 Aralık 2013 Pazartesi

Idefix Sanal Kitap Fuarı

Her sene gelenek oldu, önce Tüyap Kitap Fuarından kitap taşımak, sonra da eksikleri Idefix Sanal Fuardan tamamlamak:) Hem de eve kadar teslim:)

Bu sene de aklımdaki bir kaç kitabı Idefix Sanal Fuardan %35 indirimle alıverdim, kutu da Kediş'e kaldı tabii:) Sonunda herkesin mutlu olduğu filmler gibi:)

İşte yeni kitaplarım:

Ken Grimwood kitapları Çavlan'cığımın tavsiyesi. Çok beğeneceğime eminim.




Londra, 1000 küsur sayfalık devasa bir roman. Hayal ettiğim gibi çıkmazsa moku yediğimin resmidir:)




John Green'i Aynı Yıldızın Altında ile tanıyıp sevmiştik. O yüzden diğer kitaplarını da aldım. İkisi de ciltli, şömiz kapaklı, eski usül :)




kedi külliyatıma kattığım yeni bir eser:




Vedat Dalokay'dan dünya çocuklarına armağan, küçük bir mücevher-kitap :




İthaki'nin çok merak ettiğim yeni kitabı :




Merak ettiğim bir diğer fantazi :




Eh, sürekli kan, kin, cinayet romanı okunmaz değil mi? Arada sırada Sophie Kinsella okuyup kahkahayı patlatmalı :))




Bu da aynı kontenjandan listeye giren yeni bir kitap :




Allahımmm, okunacak ne kadar çok kitap yığdım yine başımaaa:)))



xo xo


21 Aralık 2013 Cumartesi

Ohhhh ağzına sağlık be!

Konuşmasını hem gülerek, hem gözlerim dolarak izledim. Bitince de yürekten bir ohhhh çektim. Muharrem İnce, söylemek istediklerimizi kürsüde bir an bile sesi titremeden, bir an duraksamadan, var gücüyle, gürül gürül söyledi. Oh!

Ben de oturup yütüp'den konuşmayı izlerken beri yandan tapi tapi yazarak metin haline getirdim söylediklerini :


Muharrem İnce'nin 20 Aralık 2013 Bütçe Konuşması



Sayın başkan, sayın milletvekilleri

Hepinizi saygıyla selamlıyorum


Bu mecliste Akp hükümetlerinin yaptığı 12.bütçeyi görüşüyoruz. Katrilyonlar, milyonlar, yatırımlar, paralar, oranlar, kıyaslamalar hepsi konuşuluyor ama burada insan yok, vicdan yok, derde derman yok. Bu bütçede insanlık yok, saydamlık yok, hesap verebilirlik yok, geleceğe dair bir umut yok ve insanımıza mutluluk yok.

Bu ülkede naylon çadırda yatan çocuklar var. Evladının mezarına kıvrılıp yatan babalar var. Evlat acısına dayanamayıp ölen analar var. Sokaklarda sopalarla dövülerek öldürülen, gözleri çıkarılan gençler var. Bu ülkede, kendi ülkesinin gençlerine vicdanlı davranmayıp; başka ülkelerin gençlerine çıkar gözyaşı döken başbakan var. Canım seramikler deyip; canım çocuklar diyemeyen bir başbakanımız var. 12 yılda ne yazık ki, yüreğinizdeki iç mahkemeyi kaybedip; özel yetkili mahkemelerde, gizli ama "tanıdık" tanıklara, sahte belgelere, sahte rakamlara, sahte başarılara sarılan bir iktidar oldunuz.


Tomanız elektrikli
Başbakanınız öfkeli
Bakanlarınız şaibeli
Toma suyunuz jeniksli,
Sporunuz dopingli
Danışmanınız jöleli
Televizyonlarınız penguenli
Gazeteleriniz yalanlı
Dış politikanız kavgalı
Enerjiniz pahalı
Valiniz artemalı
Bakanınız kınalı
Mahdumlarınız çelik kasalı
Polisiniz peruklu
Hakiminiz uykulu
Düzeniniz korkulu
Sağlığınız paralı
Eğitiminiz sıfırlı
Sınavlarınız kopyalı
İhaleleriniz fesatlı
Adaletiniz çifte standartlı!


Başbakanınız her kürsüye çıktığında bağırıyor. "Yol yaptık" diyor.
"Deprem vergilerini ne yaptın" diyoruz, "yol yaptık" diyor.
"Milyonlarca dolar borç aldın, ne yaptın" diyoruz, "yol yaptık" diyor.
"50 milyar dolar özelleştirme yaptın, nerde paralar" diyoruz, "yol yaptık" diyor.
Meğer siz sadece karayolu yapmamışsınız. Meğer siz ne yollar biliyormuşsunuz! Sayıştay'a yol yapmışsınız! Devletin hazinesine yol yapmışsınız! TOKİ'ye, vatandaşın elektrik parasına, sağlık parasına, maliyenin vergisine, halkın sağlığına ne yollar yapmışsınız da bizim haberimiz yokmuş!


Memleketi yangın yerine çevirdiniz. Çağının tanığı olan gazetecileri, sanatçıları, bilim insanlarını, aydınları; çağının sanığı yaptınız. Anneleri cezaevlerinin önünde nöbetçi yaptınız. Evlat acısına dayanamayan yürek sahibi yaptınız. Yetmez ama evetçileri bile, yetti gari yaptırdınız. Bakanların özgül ağırlıklarını sıfırladınız. Kayınpeder enişte, çok para var bu işte manşetlerini siz attırdınız. Dünya lideriyim dediniz, ne idamı engelleyebildiniz, ne de 90 liderin gittiği Mandela'nın cenazesine gidebildiniz.  İş ve meslek danışmanlığı icat ettiniz, onları da işsiz bıraktınız. "Engellileri bile adam yerine koydum" diyecek kadar pervasızlaştınız. Muhalefeti iç düşman, gazeteciyi vatan haini, demokratik yarışı savaş zannettiniz. Gezi olaylarında talimatı ben verdim diyorsunuz da, Uludere'de talimatı kim verdiğini bir türlü söyleyemediniz.


Bu memleketin sorunu, özgürlük talep eden, demokrasi talep eden Geziciler değil, arkasında siyasi güç olan, yiyicilerdir!


Siz bu memleketi, insani gelişmişlikte seksen beşincilikten, doksan ikinciliğe gerilettiniz.
Kadın-erkek eşitliğinde, yetmiş birincilikten yetmiş yediye getirdiniz.
Toplumsal cinsiyet uçurumu endeksinde, yüz beşten yüz otuz beşe;
Basın özgürlüğünde doksan  dokuzunculuktan yüz elli dördüncülüğe,
Kişi başına gelirde elli yedincilikten altmış üçüncülüğe gerilettiniz.


Bunlar yetmezmiş gibi, bir de üstüne üstlük, tehdit ettiniz. %50'yi evde zor tutuyorum dediniz. Konuşursam kıyamet kopar dediniz. Açıklarsam yer yerinden oynar dediniz. Taraf olmayan bertaraf olur dediniz. Milyonları evde zor tutuyorum dediniz. İşte burada çok haklıymışsınız, gerçekten milyonları evde tutuyormuşsunuz.


Ağacı seven gitsin, ormanda yaşasın diye haykırmanıza rağmen, kentlerin siluetlerini bozana ancak küsebildiniz. Polis rejimin teminatıdır dediniz. Demokrasinin bekçisidir dediniz. Polise destan yazdırdınız. Polise ikramiye verdiniz. Polis durduk yere kimseyi gözaltına almaz dediniz. Şimdi ne oldu da polise çete diyorsunuz?


Ağacın yeşilini savunan çocuklarımız ölürken, gözlerini kaybederken, emniyet müdürünü görevden almadınız da, doların yeşiliyle meşgul olan çocuklar gözaltına alındığında emniyet müdürünü neden gözaltına aldınız? 


Esnafın yazarkasasını dilinize dolamıştınız. Para sayma makinasını, çelik kasaları niye konuşmuyorsunuz? 


Kendiniz için hayırlı girişimci evlat, fakir fukaraya kindar ve dindar evlat öğüdünü verdiniz. Can havliyle olsa, can havliyle camiye ayakkabıyla girenlere iftira attınız ama camiye cebindeki haram parayla girilmeyeceğini söylemediniz. 


Yıllarca "hem müslüman hem laik olunmaz" dediniz, ama hiçbir zaman "hem müslüman hem rüşvetçi olamaz, olunmaz" diyemediniz. 


Valimi yedirtmem, bakanımı yedirtmem, müsteşarımı yedirtmem, doğru yedirtmediniz. Ama yetimin hakkını yedirttiniz. Asgari ücretle çalışan başı açık bacımın da, sigortasız çalışan başı kapalı bacımın da hakkını haramzadelere yedirttiniz. 



Letonya'da çatı çöktü diye başbakan istifa ederken; Türkiye'nin çivisi çıkmış, kimsenin aldırdığı yok. 



Sizin üzerinizde ah var ah! Beddua var sizin üzerinizde. 
Sizin üzerinizde, açlıktan ölen Kübra bebeğin ahı var!
Ataması yapılmayan öğretmenlerin ahı var!
Uludere'de bombalanan çocukların ahı var!
Ergenekon'un kasası dediniz, cenazesini belediye kaldırdı, Kuddusi Okkır'ın ahı var.
Onuru için intihar eden Yarbay Ali Tatar'ın ahı var!
Türkan Saylan'ın ahı var!
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreterinin ahı var!
Bu ülkeyi kuran, iki ayyaş dediğiniz Atatürk'ün; İsmet İnönü'nün ahı var!
Eskişehir'de sokak ortasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın; Abdullah Cömert'in ahı var!
Kuruttuğunuz derelerin intikamı var!
Kestiğiniz ağaçların; yuvalarını bozduğunuz kuşların ahı var!
HES'lere karşı direndiği için yargılanan Leyla'nın ahı var!


Türkiye rüşvetle, yolsuzluklarla, para sayma makinalarıyla, çelik kasalarla, ayakkabı kutusundaki dolarla çalkalanırken, içinizden bir vicdan sahibi çıkıp da burada yalan var, burada talan var, burada hırsızlık var, burada haram var diyemediniz.


Her şey faiz lobisiydi, siz de her şey caiz lobisinin üyesi oldunuz. Ve bunları hamdolsun diyerek kapatmak istediniz. Ben hamdolsun demiyorum. Haram olsun diyorum! Haram olsun diyorum! Haram olsun diyorum! 


O savcılara buradan sesleniyorum! Meclise bilgi ve belge gönderecekmiş. Sen kim oluyorsun da meclise bilgi ve belge gönderiyorsun! Kimi uyutuyorsun savcı! Sen meclise bilgi ve belge değil; sen meclise fezleke göndereceksin, fezleke! Buraya o fezlekeler gelecek! Seksen dokuz saat geçti! Olayın üzerinden seksen dokuz saat geçti. Nerede fezlekeler!!! O bakanların fezlekelerinin buraya gelmesi lazım! 


Başbakana bu bütçeyle harcama yetkisi veriyoruz. Yani bu milletin, bu fakir milletin vergilerini, gelirini başbakana harcama yetkisi veriyoruz. Başbakan nerede??? Nerede!!! Utanıyor mu, cesareti mi yok? Neden buraya gelemiyor??? Neden burada hesap veremiyor???


Başbakan her gün döviz rezervi açıklıyordu. Kutulardaki dövizler buna dahil mi, değil mi? Bunu bir kere daha açıklasın.


Adnan Menderes'i, merhum Menderes'i dilinizden düşürmüyorsunuz. Menderes diyor ki çocuklarına, "ticaret yapamazsın, benim adımı satamazsın" diyor. Siz, Adnan Menderes'in tırnağı olamazsınız, tırnağı! Tırnağı olamazsınız siz! Siz bunların hiç birini yapamazsınız! 


Bir şey daha söyleyeceğim. Doğru, sana öğretmişler İmam Hatip'te. Haram paraya eliye dokunma, makineyle say diye öğrettiler herhalde! Öyle mi! Öyle mi öğrettiler sana! Öyle mi öğrettiler!!! Haram, helal, kul hakkı, bunlar haram... öğretmediler mi sana! Nerede okudun sen bunları! Bu bilgileri nerede okudun! 

Çok teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. 





Ben de, Muharrem İnce'ye teşekkür ediyorum. Mecliste, içimizdekileri var gücüyle dile getirdiği için...

1 Aralık 2013 Pazar

Hayat Ne Tuhaf, Vapurlar Filan:)))))

Cumartesi sabahı çamaşırları asıp yatağımı havalandırdıktan sonra giyinip kuşanıp kendimi sokaklara attım sevgili izleyiciler. Vapura binip Kadıköy'e gidecek idim. Otobüste, şişko bir teyze beni umarsızca sıkıştırınca biraz keyfim kaçtı ama Beşiktaş'a gelip iskeleden Marmara'nın üzerinde parlayan güneşi görünce keyfim yerine geldi.

İskeleye yanaşan vapur, üç katlı büyük ada vapurlarından idi. Hani en tepede açık bir balkonu olanlardan! Tabii koşa koşa yukarı çıkıp en güneşli sıraya yerleştim, gülümsememi engelleyemiyordum. Hava harika, güneş altında Istanbul harikulade idi.




Vapur kalkınca adetleri olduğu üzere martıcıklar peşimize takıldı. Ah kuzular, simidin tanesi olmuş 1,4 Lira; haliyle kimse onlara simit atmıyordu, bir Istanbul geleneği daha yok olmaya yüz tutmuştu.

Ama az sonra, benim şakır şakır fotoğraf çektiğimi gören bir teyze, çantasından yarım ekmek çıkarttı. "Dur ben ekmek atayım, sen fotoğraf çekersin" dedi ve lokmaları martılara atmaya başladı.

Kadıköy'e nasıl geldim anlamadım, kahkahalarla gülerek bu şahane Istanbul martı şenliğinin fotoğraflarını çektim.



































Adeta havada yürüyerek vapurdan inip Kadıköy çarşısına daldım. Kitapçılar, restoranlar, eskiciler, mağazalarla dolu bu sokakları çok severim. Bu sefer gözüme Sarnıç ilişti, iki amcanın çoktan demlenmeye başladığı meyhane; bahçesi ve tahta iskemleleri ile nefis görünüyordu. Daha önce dikkat etmemiş miyim anlamadım. Ama mutlaka buraya gelip güzelce demlenmeli diye karar verdim.

Abimlere gelip kendimi tuvalete zor attıktan sonra miniş Pelinsu bana bir kahve yaptı ki, oohhh ağzınıza layık, köpüklü. O halde artık bayramlarda sülaleye kahve yapma görevimi Pelinsu'ya devredebilirim diye çok sevindim:)))

Kahvelerimizi içtikten sonra Sibo, Pelo ve abimin peşine takılıp Moda'da yürüdüm. Yolda meşhur Kadıköy kedilerinden nasibimi aldım elbet:

Simitçi anne kedi ve yavrusu

Moda'nın asude sokaklarında hayaller kurarak yürüdük ve arabaya doluşup Maltepe'ye, kuzenimiz Tolga'ya geldik. Tolga benim hani ilkokulda banyoda füzeler uçuran kuzenim:))) Büyüyünce de mühendis oldu zaten:) Efendime söyleyeyim, Tolga ile cicikuş Dilek'in bir yavruları oldu: Ailemizin en miniği Mina! Fakat biz kakıp gidene kadar yavrucak 2 yaşına gelmişti, ne kadar ayıp ettik belli değil:)




Mina önce bizi yabancıladı haliyle, sonra aaaa, o kimselere gitmeyen çocuk bana yapıştı:) Epey iyi anlaştık, hele zıplatıp hoplatınca benden iyisi yoktu:)

Dilekciğim, ellerine sağlık, hayatımda yediğim en güzel kısırı yapmış idi. Fırında pişmiş hafifçecik kıymalı böreklere, kısıra gömüldük. Ben tabii diyet yaptığım için insan kadar yedim. Abim 7 tane börek, 3 tabak kısır yutmuş ahahaahah:)))

Böylece eski aile hikayelerini anlattık, küçüklerle oyun oynadık, bol bol güldük . Harika bir aile günü idi dostlar.

Akşam olunca müsaade isteyerek, tekrar buluşma planları yaparak kuzilerden ayrıldık. Benim aklımda azıcık Kadıköy'de gezmek vardı:) Hazır karşıya geçmişken Büyülü Dükkan'a gitmemek olur mu?

Böylece Sibo'yla Pelinsu'nun ellerinden tutup çarşıya daldık, Büyülü Dükkan'da çizgi romanların muhteşem dünyasına daldık.



2 tane Martin Mystere cildi yanında 2 tane .çok merak ettiğim grafik roman kaptım Büyülü Dükkan'dan:




Arabayı park edip yanımıza gelen abim, bizi alıp Kahve Dünyası'na götürdü. Ama aslında burası devasa Alkım Kitabevi imiş, 3 katlı bir kitap dünyasıymış dostlar. Sepet sepet kelepir kitaplar içinden tanesi 1,5 Liraya Oğlak Yayınlarının Maceraperest Kitaplarından aldım bir sürü. Hepsi yesyeni, okunmamış, hepsi 1,5 Lira!

Yaşasın kelepir kitaplar!

Sonra da artık kahvelerimiz içtik, yan gözle Pelinsu'nun fondüsüne bakıp yalandık:)))




Günün sonunda kitaplarımı yüklendim, metrobüse binerek Zincirlikuyu'ya geldim. Oradan bir otobüs Etiler, Etiler'den yokuş aşağı yürüyerek evceğizime kavuştum.

Şahane bir gündü gerçekten, dolu dolu ve neşeli. Pazar günü de bütün gün yayıp yatarak kitap okumayı planlıyorum:)

Güzel bir Pazar geçirin ve iyi bir hafta olsun benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim!

xo xo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...