Cumartesi sabahı gayet iyiydim, yumurtalı kahvaltımı yaptım, kitabımı okudum. Öğlen Lady Charlotte'ın hediyesi şahane kedi baskılı eteğimi giyip alışverişe çıkmaya karar verdim. Etek o kadar yakıştı ki, altına da geçen sene Camper'dan aldığım topuklu ayakkabıları giyeyim dedim, aman kendimi pek beğenerek sokağa çıktım.
![]() |
| Camper Mamba |
Alışveriş faslı da fena geçmedi, bir tane elbise aldım Seval'in nikahında giymek için, saks mavi ve de kısa eheh:) Sonra Flormar'ın mavi yeşil yeni ojelerinden aldım, nihayet gerçek ince topuklu ayakkabı da denedim elbisenin altına ama o olmadı. N'apalım ben de şimdilik bu kadar deyip eve döndüm. Ama yolda biraz fenalık gelmeye başladı.
Eve geldiğimde koltuğa serilip kaldım, sandım ki açlıktan. Koca bir tabak salatayı ton balığı ile yedim, yok hala iyi değilim. Gece de bir kase dondurma yedim ohhh, işte o sanırım büyük hata idi. Ondan sonra midem kasıldı, sanki oraya bir taş oturdu dostlar. Dayanamadım yatağa attım kendimi, ağrıyla döne kıvrana sabahı sabah ettim. Ezan okumak için minareye tırmanan hoca efendi beni şu vaziyette buldu:
Ayy artık salata, ton mon ne varsa gitti. Ama o mideme oturan taş gitmedi, yattım birkaç saat uyumuşım, sabah kalktım, suratım pelte gibi çökmüş, kireç gibi beyaz. Annem çok meraklandı yazık, ekmek kızarttık ama ağzımdan içeri sokamıyorum, gitmiyor meret. Battaniyeye sarılıp koltuğa serildim, zaten ayakta duracak halim yok, bacaklarım ağrıyor... Uyudum uyandım, uyudum uyandım... aygın baygın yatarak öğleni öğlen ettim. Biraz haşlanmış patates yaptı zavallı anneciğim, onu yemeye çalıştım, ıı-ııhh gitmiyorrr, midemdeki o taş ağrıyor, ağrıyor, ağrıyorrr... Sonunda olan oldu:
Ben yine serildim battaniyeye serilip koltuğa. Uyuyorum, uyanıyorum, o taş oturmuş mideme mahvediyor beni. Artık kıvranmaya başladım, acile mi gitsek filan diyorum, akşam olmuş, hava kararmış, bütün gün yatıp iyileşememişim, moralim bozuk. Nihayet aklım başıma geldi, canım La Capitana'cığımı aradım, o herşeyi bilir, kocaman sıcacık kalbiyle her zaman sağlam bir kaya gibi yanımızda olur. İnleye inleye aradım, belirtileri sıraladım, "mideni üşütmüşsün miniğim" dedi, "miden kasılıp kalmış, çalışmıyor şu anda" dedi, "çok iğrenç biliyorum ama kekik kaynatıp içeceksin, sonra da nane limon içeceksin" dedi. Vallahi gel endoskopi yapacam dese alır bahçe hortumunu koşardım yanıma, küçükken dişlerimizi çektiği gibi endoskopimizi de kolonoskopimizi de yapar bilirim:)))
Artık boynum kıldan ince, anneciğimin kaynattığı bet kokulu nane limonu inleye inleye içtim. Aaaa içtim ama taş dolu mideme bana mısın demedi o nane limon, halbuki niagara şelalesine dönmesi lazımdı ortalığın. Yarım saat geçti, bir de kekik kaynadı, eh ben bu kekiği bir içtim, amaannnn, artık oradan sonra olanları sansürleyelim isterseniz.
İşte midemdeki taş ancak o zaman gitti dostlar, serildim koltuğa tekrar, bu sefer rahatlayarak 2 saat uyumuşum. Kalkınca biraz daha patates yiyip yerime yattım. O fenalıkla tabii pazar gecesi banyomu da yapamamıştım. Sabaha iyileşme ümidiyle serilip uyudum.
Gönül isterdi ki bugün işe gitmeyeyim, evde kendime geleyim. Ne yazık ki sabahın köründe kalkıp, yağcık yağcık saçlarım ve domuz suratımla tıpış tıpış işe geldim dostlar. Mideme iyi gelsin diye kızarmış ekmek kemirdim biraz. Mideme oturan fenalık gitmişti ama hala zımba gibi değildim. Hasta olmak ne kadar moral bozuyor değil mi? Allah dermanı olmayan dert vermesin kimselere, kekik içip iyileşiyoruz en azından? Neyse, öğlen de bir kase çorbayla 2 dilim ekmek yiyebildim. Akşam eve gelince de yağsız tuzsuz pirinç lapası ile içimi doldurdum. Birazdan yine serilir yatarım, yarın da Bilecik'e gidip geleceğim, ne güzel değil mi mehhh miyuvvv:(((
Bu işler de üstüste gelmese iyiydi mivvvv:(((
Sağlıklı günler hep sizinle olsun canlar:))
xo xo



