notre dame de paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
notre dame de paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Paris'te Bahar - 2.Kısım


Paris ziyaretimin son günü  Cumartesi'ye denk geldi. Tabii öğlene kadar yine iş peşinde koştuk. Öğlen bir ufak mola verdik, ama sonra herkes çil yavrusu gibi bir tarafa dağıldı.

Mola ufak, bira büyük :)

Metroya atlayarak 1357 senesinden beri şehrin belediye binası olarak hizmet veren güzelim Hotel de Ville'e geldim. Bu meydan ve meydanı Notre Dame kilisesinin bulunduğu adacığa bağlaya köprü, bana gerçekten Paris'te olduğumu hissettiren klasik mekanlardır. Sayısız ziyaretten sonra o denli aşina ve benim şehrimmiş gibi hissediyorum ki, anlatamam.





Köprüleri geçerek Ile De Cite'ye yürüdüm, Notre Dame de Paris kilisesinin kurulduğu, Paris'in gerçek doğum yeri idi Seine nehrindeki bu adacık.



Sanırım 10 sene evvel Paris'e Lady Charlotte ile ilk kez geldiğimde yürüdüğümüz güzergah olduğu için benim için çok kıymetli idi.




Kilisenin önünde yine kuyruk vardı, beklemeye gerek görmedim.




Sıfır noktasının başı bu sefer boştu, hemen ayak bastım. Buraya ayak basarsanız, tekrar Paris'e gelmeyi garanti ediyormuşsunuz. 

Kilometer Zero Paris



Tekrar köprü geçip nehrin öte tarafına, yani sol yakaya geldim. Hedefim meşhur Shakespeare and Co. kitapçısı idi.









Shakespeare and Co.

Shakespeare and Co. kitapçısı ilk kez 1919 senesinde açılmış. 20'lerde İngilizce kitap satılan biricik dükkân olarak Hamingway'in, James Joyce'un favorisiymiş. İkinci Dünya Savaşı'nda kapanmış ve bir daha açılmamış. Şimdiki kitapçı 1951'de başka bir isimle kurulmuş aslında. 1964 senesinde ise bu kitaçının adını,  orijinal dükkâna ithafen Shakespeare and Company olarak değiştirmişler. Bu ufak, tıklım tıklım kitap dolu dükkân oldukça meşhur  ve turistik bir yer haline gelmiş zamanla. Daha önceki ziyaretlerimde kuyruğu görünce içeri girmeden geri dönmüştüm. Bu sefer girdim, kalabalıkta pardon diye diye dolaşıp kendime bir kitap bile seçebildim : Tabii ki klasik bir Fransız polisiyesi :)



Bu mağazadan aldığınız kitaplara damga vuruyorlar, Zero Kilometer Paris - Shakespeare and Company yazıyor damgada.



Bu da kitabı içine koydukları kağıt poşet:



Kitapçıdan çıkınca Ile de Cite adacığına geri dönerek aheste yürüdüm.





Çiçek pazarı çok güzeldi:










Sonra yine köprüden geçip Sağ Yaka'ya yürüdüm.







Nehir kıyısında sıra sıra dizilmiş, eski Fransızca dergiler ve çizgi romanlar satan sahaflara özenerek baktım:) Sonra nehir kenarından ayrılıp Rivoli'e çıktım.




Rivoli'nin hemen yamacında minnak bir park varmış meğersem. Paris'in sürprizleri hiç bitmiyor işte.



 




Rivoli'de bir kaç mağazaya girip çıktıktan sonra dosdoğru Louvre'un önüne kadar yürüdüm. Bu meydanı çok seviyorum, biliyorsunuz.


Comedie Française




Palais Royal bahçesine girdim ve birkaç dakikalığına güneş açtı, harikulade idi:

















Bahçeden doğruca Rue Des Petits Champs'e çıkıyorsunuz, buradan dümdüz yürüyünce de Opera meydanına ulaşıyorsunuz. Meydandaki Desigual mağazasından adet olduğu üzere yeni bir çanta aldım :


Bu işi de halledince otele dönüp bavulumu toparladım, dinlendim. Akşam da müşterim bizi yemeğe çıkarttı. Gittiğimiz restoranın adı Le Relais de Venise idi, sadece antrikot servisi yapan antika bir mekan. Champs Elysees'nin arkasında bulunan restorana rezervasyon kabul edilmiyor. Kapıda sıra bekleyip yer boşalınca içeri giriyorsunuz. 1 saat bile bekleyebilirsiniz ama sonuç değiyor tabii.


Masanıza yerleşince siyah üniformalı garson hanım teyze sadece etinizi nasıl istediğinizi soruyor. Sonra da servis başlıyor.

Öncelikle cevizli salata:



Sonra yanında çıtır patates ile özel soslu antrikot geliyor. Bu sosun formülü coca cola formülü gibi gizliymiş, bankalarda saklıyorlarmış.




Yemekten sonra da nefis tatlılardan bir seçim yapabilirsiniz. Patrick bize bir sürü tatlı söyledi tabii ama siz profiterolü seçin bence.

Erimiş çikolata dilimi ile servis edilen kakaolu kek:




Fransız usülü profiterol, yani topların içinde dondurma var:



Elmalı turta:



Dondurma ile kat kat servis edilen beze:



Yemekten sonra da Chez Francis'de oturup Eiffel'e karşı mojitolarımızı yuvarladık. Rüya gibi bir akşamdı.



Bakalım bir sonraki Paris ziyaretim ne zaman olacak?

xo xo

21 Şubat 2015 Cumartesi

2015 Paris Seyahati : Arc de Triomphe , Roue de Paris

Yeni bir Paris seyahati ile tekrar karşınızdayım benim canımdan çok sevdiğim takipçilerim:)

Bu sene iş için 1 günlüğüne gittiğim geziyi hafta sonuna uzatarak sevdiğim şehirde biraz daha fazla kalabildim.

Her seferinde yapacak değişik bir şey bulmak, gidecek farklı bir müze keşfetmek, Paris'i vazgeçilmez yapan özelliği olsa gerek. O denli dolu dolu bir küçük şehir burası. (Bence merkezi küçük, her yere yürüyebiliyorsunuz bu tabak gibi dümdüz şehirde)

Seyahat defterim, metro haritam, gittiğim restoranlar, aldığım biletler


12 Şubat Perşembe öğleden sonra vardığımızda Paris soğuk ama günlük güneşlik idi. Otelimiz Gare De Lyon'un dibinde, pek merkezi bir konumdaydı.

,
Odamın manzarası

Gare de Lyon

Otelin bulunduğu Rue de Lyon sokağından dümdüz yürüyüp Bastille Meydanına çıktık.


Bastille Meydanı

O bisikletin orada işi ne?

Yuvarlak minik masaları ve hasır sandalyeleri ile tipik bir Paris bistrosu

Meydandan da nehre doğru kıvrılıp Henry IV Bulvarından dümdüz yürüyerek Seine kıyısına ulaştık.

Seine Nehrinde 2 tane adacık var, ufak olanı Ile Saint-Louis, bir köprü ile bağlandığı büyük olan ise Ile-De-Cite; işte Notre Dame Kilisesi bu adanın, Ile de la Cite'nin üzerinde yer almakta. 


Ile Saint-Louis

Nehir kıyısında manitacılık:)


Ile de la Cite

Saint-Louis adasını yürüyüp, Ile de la Cite'ye vardığımızda bizi kadim Notre Dame de Paris katedrali karşıladı. Bu ada Paris şehrinin doğum yeri ve günümüzde de şehrin kalbi sayılıyor.


Notre Dame : Bana su verdi! :)


Add captionKöprünün parmaklıkları sevgililerin taktığı kilitlerle dolu









Notre Dame'ın önünden yukarıya doğru yürüyünce Hotel de Ville'e kavuştuk. Burası sanırım Belediye Sarayı olarak hizmet veriyor ve her daim capcanlı bir meydan. Bu sene meydanı buz pateni pistine çevirmişler, o Montmartre'daki atlıkarınca da buraya gelmiş, o kadar canlı ve güzeldi ki anlatamam.





Hotel de Ville


Meydanda dolanırken şirketten arkadaşımız aradı, fuardan otele dönmüş, Champs Elysees'ye gidelim dedi, Franklin Roosevelt durağında buluşmak üzere sözleşip metroya yürüdük. 

Disney mağazasının önünde buluşup Champs Elysees'nin başına, meşhur Zafer Anıtına, Arc de Triomphe de l'Étoile'a kadar yürüdük. Bu caddede sayısız kere yürümüşümdür, hala bıkmadan defalarca yürüyebilirim.




Bu anıt 1808-1810 seneleri arasında inşa edilmiş, 50 metre yüksekliğinde çarpıcı bir yapı. Napoleon tarafından yaptırılmış. 1920 senesinde, anıtın altına hiç sönmeyen ateşi ile Meçhul Asker mezarı eklenmiş. Fransa'nın katıldığı savaşların her biri için anıta bir yazıt eklenmiş yıllar boyu.









Meçhul Asker Mezarı ve sönmeyen ateş




Anıtın bulunduğu meydan, Etoile Meydanı diye bilinirken, ölümünün ardından Charles De Gaulle'un adını almış. Tam 12 ana caddenin birleşim noktası olan meydanı, anıtın tepesine çıkarak tepeden izleyebilirsiniz.


Bunca senedir geldiğim Paris'te bu anıtın içine hiç girmemiş idim. Kişi başı 9,5 € giriş biletimizi alıp girişe yöneldiğimizde ise, tepeye çıkmak için tam 284 basamak tırmanmak gerektiğini öğrendim. Demek ki bu yüzden çıkmamışım daha önce hiç Zafer Anıtına:)






284 basamağı nasıl çıktık ne siz sorun ne ben anlatayım. Yukarı vardığımızda kalbim kütür kütür atıyor, suratım kızarıp bozarıyordu. Epeyce oturup nefesimizin normale dönmesini bekledik, feci bir deneyimdi o merdivenleri çkmak.

Fakatak tepeden gördüğümüz manzara yorgunluğumuza değmişti!




















Bayılmak üzere iken:)

Ve sonunda Paris'in ışıklarını gördük:



Champs Elysees


Champs Elysees'yi boydan boya geçince Concorde Meydanına çıkıyorsunuz. İşte bu meydanda zaman zaman kocaman bir dönme dolap görürdüm ama hiç binememiştim.


Arc de Triomphe'dan inince tabana kuvvet Concorde'a kadar yürüdük ve Roue de Paris - Paris Dönmedolabına koştuk.

Roue de Paris






Dönmedolap kişi başı 10 €, 3 tur döndürüyor, tepeden Paris manzarası izliyorsunuz. Gece binmeli ki ışıklar şehrinin tadı çıksın.


Seine ve Eiffel

Tuileries ve Louvre

Champs Elysees

Concorde

Dönmedolaptan Eiffel manzarası isimli sanatsal fotoğran çalışmam:)


Dönmedolaptan inince bir tane fotoğrafınızı çekip bir kaç Euroya size kakalamaya çalışıyorlar, almadık tabii! Tuileries bahçesinin önünü de ufak bir panayır yerine çevirmişler. Özellikle şekerlemelerin içine gömülmek istiyor insan:)








Dönmedolaptan inince metroya atlayıp Gare de Lyon'a geri döndük. Burada bir sürü bar ve restoran bulabilirsiniz. Biz, L'Européen isimli bir restoranda yemek yedik.





Soğan çorbası muhteşemdi, içinde kızarmış ekmek, üzerinde kalın bir kızarmış peynir tabakası ile servis edildi. Tek bunu yesem yeterdi yani.


Soğan Çorbası



Tabii Paris'e gelmişken kanlı kanlı bir biftek yemeden olmaz. Bu seferki çatalla dürttükçe möö diyecek kadar az pişmişti.




Creme Brulee ise şahaneydi:



Güzel bir Paris günü böylece geçmiş idi.


xo xo