olimpiyat oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
olimpiyat oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2012 Pazar

Kate'in Olimpik ve Paralimpik Maceraları

Bu yazıyı tatile gitmeden yazmam gerekiyordu, çok geciktim maalesef. Yine de kayıtlara geçmesi açısından Kate'in olimpiyat hallerini şuracığa eklemek istiyorum, Çünkü ben çok eğlendim, atletizm izlemek kadar Kate ve William'ın coşkularını seyretmek de pek hoşuma gitti.

Şu anda Londra'da Paralimpik Olimpiyat Oyunları devam ediyor ve bizim sporcularımız da yarışmakta biliyorsunuz. Haltercimiz Nazmiye Muslu altın madalya kazandı hatta, ne kadar gurur verici bir azmin zaferi öyküsüdür bu?



Paralimpik oyunları muazzam bir törenle açıldı, ne yazık ki izleyemedim. Açılışta Stephen Hawking bile yer aldı desem?

Belki de dünyanın en zeki adamı



Newton'a selam

Meksikalı sporcular



Kocası ile açılışta yerini alan Düşes Kate, daha önce Zara'nın düğününde giydiği krem rengi jakarlı makarlı uzun ceketini giymiş idi. Dikkat çekmek istemediği zamanlarda eski kıyafetlerini tekrarlayarak akıllıca bir strateji uyguluyordu bizim cin Düşes.



hadi yavrum veliaht bekliyoruz doğurun artık yeaaa

Kate ile William, tıpkı olimpiyatlarda yaptıkları gibi; spor kıyafetlerini çekip müsabakaları izliyor ve sporcuları destekliyorlar. Birbirinin eşi kırmızı ayakkabıları bile var:




Eveet, sıra geldi çoktan geçip giden olimpiyat oyunlarına. Özellikle atletizm müsabakalarını bayılarak izlediğimiz oyunlar, yine nefes kesen gösterilerle son buldu. Freddie Mercury bile kapanışta yerini almıştı; o kadar söyleyeyim. Brian May gitarıyla stadyumu inletti. Bütün müzik efsaneleri sahneye çıktılar. (İngiltere'de onlardan pek bol vardı) Ne yazık ki, Pazar gecesi idi kapanış töreni, uyuyakalıp izleyemedim dostlar. Belki de o yüzden kendime kızdığım için yazısını yazamamışımdır bir türlü:)




Açılış törenine paraşütle iniş yapan Kraliçe, yazlık şatosu Balmoral'da dinlenmeye çekildiği için kızıl saçlı torunu Prens Harry'den kapanış töreninde kendisini temsil etmesini rica etmişti. Harry'e yengesi Kate eşlik etti kapanış törenlerinde. William'ın işi varmış, gelmemiş dediler dostlar. Bu arada Harry'nin skandal çıplak pozlarını gördünüz mü, maaşallah ahahahaha yıkıldı ortalık durduk yerde ya çok güldüm:)) Zavallıcığı Balmoral'a çektiler, Kraliçe ile Prens Charles, artık ne azarlamışlardır kimbilir.

Kate & Harry Olimpiyat Oyunları kapanış töreninde

Kate bütün oyunlar boyunca çeşitli yarışlara katıldı, bazen William ve Harry ile birlikte, bazen tek başına idi. Yarışları izlerken heyecanlandı, yüzü şekilden şekile girdi, bol bol tezahürat yaptı. Pek güldü eğlendi yavrucak zaar.

Kate'in olimpiyat macerası, büyükanne Kraliçe'nin fakirhanesi Buckingham Sarayı'nda verdiği resepsiyon ile başladı.


Olimpiyatların 3. ve 4. günlerinde bizimkiler; William ile Harry'nin kuzenleri Zara'nın yarıştığı binicilik müsabakalarını izlediler. Kraliyet ailesinin çoğunluğu oradaydı zaten. Zara'nın yarıştığı İngiliz ekip olimpiyat 2.si oldu, madalyalarını Zara'nın annesi Prenses Anne taktı.

3.gün: Binicilik


Elele dizdize :)

4.gün : Binicilik

Olimpiyatların dördüncü gününde sizinkiler İngiliz sporcuları ziyaret ettiler. Kate spor giyinmiş, ayağına da kütük gibi dolgu topukları geçirmiş idi. Zaten o dolguları çıkartmadı 2 hafta ayağından. Halbuki her gün aynı ayakkabıyı giymek iyi birşey değil, öğretmemişler bu kıza yazık.

4.gün : Ziyaret

Olimpiyatların 5. gününde, Kate prenses kimliğine geri döndü ve İngiltere Başbakanı David Cameron ile birlikte; yaratıcı endüstriler bilmemnesi resepsiyonuna katıldı. Geçen seneki Kanada gezisinde giydiği martı kanadı grisi elbise ile resepsiyona katılan Kate, saçlarını nefis bir topuz yaptırmış, eski zaman güzellerini andırıyordu. Çok beğendim.






elmas küpelere dikkat

Resepsiyondan sonraki gün, bizim gençler yine sporları çektiler ve velodromda pist bisikleti yarışını izlediler. Pek heyecanlı geçen yarışı İngiliz Sir Chris Hoy kazanınca aşka gelen Prens William Kate'i kucaklayıverdi.

6.Gün : Velodrom



Ertesi gün William ve Kate, küçük Harry'i evde bırakıp cicilerini giydiler ve Wimbledon'da tenis izlemeye gittiler. Pek havalı, pek hoştular doğrusu:

7.gün : Tenis



Aynı gün kıyafetlerini değiştiren ikilimiz yüzme yarışlarına katıldı. Kate lacivert çizgili bluzu ve kırmızı kabarık kollu Zara ceketi ile pek marin ve hoştu. Dün yorgun argın kalktım gittim Zara'dan o ceketten aldım dostlar, nar çiçeği rengi harika, pek hoşuma gitti.



Kate benim ceketimden giymiş :)))

Will ve Kate daha sonra İngiliz sporcuları ziyaret ettiler.

Ceket çok güzel di mi:)))

Olimpiyatların sekizinci ve dokuzuncu günleri bizimkiler atletizm ile coştular. Zaten bence olimpiyat demek atletizm demek. Bu sene unutulmaz zevkli yarışlar izledik olimpiyatlarda.

9.gün : Atletizm

Usain Bolt, tüm oyunların en önemli yarışması olan 100 mt'yi rekor kırarak kazandı:




Sonra 200 metreyi de rekorlarla kazanmasın mı?



Sen git bir de bunun üzerine 4x100 bayrak yarışını kazanıp bir daha rekor kır! İnanılmazdı!

Jamaica bayrak takımı

Seyretmesi zevkli atletlerden biri de İngiliz Mo Farah idi, ufak tefek devşirme sporcu 5000 metre ve 10.000 metre koşularını kazandı.



William ve Kate ayakta alkışladılar Mo'yu

8.Gün : Atletizm

Tabii bizim için en muhteşem yarış, 1500 metre finali idi dostlar.  Altın ve gümüş alıp marşımızı stadyumda hüngür hüngür ağlayarak, bizleri de ağlatarak söyleyen Aslı Çakır Alptekin ve Gamze Bulut Londra'da Türk spor tarihinin en büyük başarısına imza attılar.

Gamze Bulut - Aslı Çakır Alptekin

Olimpiyatların 9. gününden itibaren kocasını işe gönderen Kate kardeşimiz tek başına katıldı yarışmalara

9.Gün : Hentbol

Pek heyecanlandı yavrum hentbol maçlarında:


yeeyyyy

Daha sonra da artistik jimnastik izledi Kate'cik. İşte prenses olmanın sayısız faydalarından biri de olimpiyatlara istediğin kadar beleş bilet bulabilmek idi dostlar.

Onuncu günde Kate saçını başını toplayıp denize açıldı ve yelken yarışlarını seyretti:

10.Gün : Yelken

2 gün mola veren Kate, boks müsabakasıyla geri döndü seyirci koltuğuna. Aynı gün senkronize yüzmeyi de izleyen düşesimiz, kaynı Harry ile İngiliz sporcuları bir kere daha ziyaret etmeyi de ihmal etmedi.

13.Gün : Boks
13.Gün : senkronize Yüzme
13.Gün : Ziyaret

Olimpiyatların son gününde ise, Kate beyazlar içinde pek hoş; kadın hokeycilerin maçını seyretti. Kendisi de hokey oynadığı için bu maçlarda çok heyecanlandı güzel Düşes.


14.Gün : Hokey

İşte nihayet bu yazıyı hazırlayabildiğim için çok memnunum dostlar, sıkılmadınız inşallah? Bundan sonra gönül rahatlığı ile Bodrum yazılarına geçebilirim.

Ceketimiz çok güzel di mi:)))

xo xo

31 Temmuz 2012 Salı

Londra 2012 Olimpiyat Oyunları Açılış Töreni

Cuma gecesi, 3'e kadar oturup İngilizlerin olimpiyat açılış törenini seyrettim benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim. Tabii tören demek doğru değil, tören deyince bıyıklı amcaların, yavşek yavşek konuşmalar yaptığı  sıkıcı bir takım durumlar alıma geliyor. Bizim izlediğimiz, onların "the greatest show on earth" dediği, hakikaten muazzam bir gösteri idi.

Şimdi ben 34 yaşındayım, olimpiyat açılışı sorsalar benim için Cuma gecesine kadar tek bir sahne, tek bir efsane vardı: 1992 Barcelona Oyunlarının açılışında, ok atışıyla meşalenin yakıldığı an. Açılış dediğin, olimpiyat dediğin benim için oydu, başka da bir şey yoktu. İşte Londra Oyunlarının açılışı, bu hatıraya ikinci bir efsane sahne ekledi. Bundan böyle benim için 1992'deki meşalenin yanışı ve 2012'de Kraliçe Elizabeth'in paraşütle olimpiyat stadına inişi var, ötesi yok:) Barcelona hala birinci sırada ama:





Londra Oyunlarının açılış töreni, İngiliz tarihine adanmış devasa bir tiyatro oyunu gibiydi. Olimpiyat stadı, mutlu ve yeşil ülkeyi temsilen, çayır çimenle kaplanmıştı. Jane Austen romanlarından aşina olduğumuz yemyeşil kırlar, tombul koyunlar, beyaz boneli çiftçi kadınlar, İngiltere'nin sanayi öncesi devrini sahneliyorlardı. Tabii yüzlerce oyuncunun, devasa stadyuma yayılmış olarak performans sergilediğini düşününce oldukça çarpıcı bir görüntü idi bu. 




Sonracığıma benim bir dönem (90'larda, Dead Again ve Mary Shelley's Frankenstein zamanında) pek sevdiğim, aslında Laurence Olivier'den sonra en yetkin Shakespeare oyuncusu sayılan, Kenneth Branagh geldi stada. Bütün gece karşılaştığımız sürprizlerin ilkiydi bu. 





Kenneth, Shakespeare'in bir oyunundan satırlar okudu ve şiirsel kır yaşamından sanayi devrimine geçtik. Bu esnada stadyumda sürekli değişen canlı müziğin etkisi de büyüktü tabii.

Sanayi devrimiyle birlikte, stadyumdan devasa fabrika bacaları yükselmeye başladı. Bu esnada, kırsal yaşam ile endüstriyel yaşam arasındaki sömürü devrini atladıkları gözümüzden kaçmadı. Ulan tarlaları süre süre yapmadınız herhalde o sanayi devrimini, hani Afrika'dan Hindistan'dan gelen  zenginlik, elmas madenleri??


Stadyumda görüntü bir anda değişti, yeşilliklerden karalara geçtik. İşçi sınıfı doğdu ve demirciler çalışmaya başladı.


Sahneye devasa oluklardan maden akmaya başladı ve demirciler, muazzam olimpik halkaları dövdüler. Ve bu halkalar stadın üzerinde yükseldi, onbinlerce izleyici üzerine ışık yağmuru yağdı adeta. Gerçekten etkileyiciydi bu sahne:



Tarih ilerliyordu, stadyumda Birinci Dünya Savaşında ölenlerin anısına gelincik yağmuru yağdı, o dönemde kadınlara seçme ve seçilme hakkı için yürüyüşler yapan kadın hakkı savunucusu süfrajetler geçiş yaptı, bu esnada halkalar yükseliyor; deli gibi davullar ve vurmalı çalgılar çalınıyordu.



Ve gecenin efsane anı başladı. Sıra Monarşiye gelmişti. Ama izlediğimiz şeyi hiç kimse tahmin bile edemezdi. Smokin içinde nefes kesici James Craig; Bond-James Bond- arabasından indi, Buckingham Sarayının kırmızı halı kaplı koridorlarında ilerledi. Tombul ve bakımlı corgiler ona eşlik ettiler, neşeyle havladılar. Saray Teşrifatçısı, Bond'u şatafatlı bir odaya getirdi. Antika yazı masasında, beyaz saçlı bir kadın çalışmakta idi.

Bu kadın, İngilizlerin 86 yaşındaki kraliçesi 2.Elizabeth'in TA KENDİSİYDİ.

Good evening Mr Bond
Ne kadar şaşırdığımı ve eğlendiğimi anlatamam. Böylesine tutucu ve gelenekselci bir ülkenin hükümdarı, olimpiyat oyunları şerefine Bond filminde oynamayı kabul etmişti. Ne kadar açık fikirli ve espri sever bir yaklaşımdı bu. Hayran kaldım kadına. 86 yaşında Bond kızı olmuştu bizim tonton kraliçe. Okuduğuma göre kraliçe fikirden bahsedilince çok hoşlanmış. Yalnız kıyafetini kendi seçmesi gerektiğini bildirmiş. Tüm organizasyonun genel sanat yönetmeni Danny Boyle, bu kısa filmi Nisan ayında bizzat Buckingham Sarayında çekmiş. Kraliçe tek çekimde işi halletmiş.


Neyse efendim, teşrifatçı ve kıymetli corgiler eşliğinde, kraliçenin servisindeki James Bond ile kraliçenin ta kendisi, saraydan çıktılar


Onları bekleyen helikoptere binen ajan ve kraliçe, Londra'nın en güzel yerleri üstünde uçarak olimpiyat stadına geldiler.


Veee, kraliçe 2.Elizabeth paraşütünü takarak olimpiyat stadyumuna uçarak giriş yapan gelmiş geçmiş ilk hükümdar olarak tarihe geçti:))) Allahtan atlayan dublöre paçalı don giydirmişler de, kadıncağızın namusuna laf getirmediler.

hooppaaaaaa




Kraliçe stadda belirdiğinde haliyle ortalık yıkıldı. Bond-Kraliçe filmi bence efsane idi ve olimpiyat tarihinde yerini almıştı.

Uça uça gelince, saçı başı dağılmış. Çok kızmış Elizabeth

Bu unutulmaz sahnelerin ardından, sağır ve dilsiz İngiliz çocuklardan oluşn bir koro, milli marşları God Save The Queen'i söyledi, ben bile azıcık eşlik ettim artık, bu kadar olurdu çünkü. Bu yavruların marşını dinlerken Elizabeth'in gözleri doldu resmen.

Sonra gösterinin çocuk edabiyatı temalı kısmı başladı. Stadyumda sayısız yatak, yataklarda minik bebeler, aynı zamanda ulusal sağlık sistemi ve çocuk hastanelerine de gönderme yapılmakta idi.



Derken sahneye bir başka kraliçe çıktı: J.K Rowling... İngilizlerin çocuk edebiyatına kazandırdığı eserlerden sadece birinin, Peter Pan'ın giriş bölümünü okudu. Buralar hep İngilizlerin bizi kültürleriyle dövdükleri yerlerdi gösterinin.

Neyse, hikaye dinleyen bebeler yatıp uyudular


Ama derken en büyük kabusları; işte İngiliz edebiyatının nefis kötü adamları stadyumu doldurdu: Kaptan Kanca ve en korkuncu Voldemort idi haliyle bu canavarların.bu


Çocukları kurtarmaya gelen de sihirli dadı Mary Poppins oldu, gökten stada bir sürü Mary Poppins yağdı dostlar. Bizim Harry'nin 7 sene uğraşıp yokettiği Voldi'yi, Poppins dadıları 5 dakikada tarumar ettiler:))


Sonra stadyumda devasa bir orkestra meşhur Ateş Arabaları - Chariots of Fire melodisini çalmaya başladı. Aaa, bir de ne görelim?? Sıfatına tükürdüğümün Mr Bean'i, Rowan Atkinson orkestraya eşlik ediyor, org çalıyor idi. Ama Bean deyip hor görmeyin, aktörümüz Kraliçe'den sonraki en büyük tezahüratı aldı dostlar.

hay senin tipineeee:))
Bu noktada Mr Bean'in meşhur filmin efsane açılış sahnesinde atletlerle koşup zafere ulaştığı bir montaj izledik, iyiydi hoştu. Bana, Oscar törenlerinde Billy Crystal'ın hazırladığı açılış montajlarını anımsattı.


Gelgelelim, gösterinin en mükemmel, en şahane kısmı; İngilizlerin müzik tarihlerine adanmış olan bölümdü. Burada çok güzel bir mizansen yapılmış, genç bir kız ile oğlan dansçının başını çektiği yüzlerce kişi; on yıllar boyu tarihe geçmiş şarkılar eşliğinde bir aşk hikayesi anlattılar bize.


Eric Clapton'dan Wonderful Tonight ile başlayan bölümde; Rolling Stones'dan Sex Pistols'e; The Beatles'dan kaçınılmaz olarak Queen'e; rock'ın tarihini biz yazdık dercesine muhteşem bir kolaj izletti İngilizler devasa stadyumda bize.


Müzikler, danslar, rengarenk kıyafetler derken nihayet genç çiftimiz onyıllar boyu süren arayışlarını tamamlayıp kavuştular.



Ve öpüşen bir tek onlar değildi, müziğin yanısıra sinema tarihinin unutulmaz öpücükleri de ekrana yansıyordu ki, birden William ile Kate'in kraliyet düğünü öpücükleri ekranları doldurdu. Olimpiyat tarihine de geçmiş oldu bizim çocuklar böylece.



Ondan sonracığıma, gösterinin enn sıkıcı bölümü başladı. Uykuyla savaşıp yerlerde yuvarlandığım bu bölüm, oyunlara katılan ülkelerin geçit töreni yaptığı kısımdı haliyle. Geçe geçe bitmediler maşallah, adını sanını duymadığım, varlığından haberdar olmadığım, merak edip bakınca benden genç olduklarını öğrendiğim irili ufaklı yüzlerce ülkeden binlerce sporcu stadyumda bayraklarını dalgalandırdılar gurula.



Bizim kafilemizde bir sürü kız vardı, bayrağımızı da milli voleybolcu Neslihan Darnel taşıdı, çok güzeldi ve pırıl pırıl bir gülümsemesi vardı sporcumuzun. Pek hoşuma gitti:


Geçit töreni o kadar uzun sürdü ki, kraliçe Elizabeth artık sinirden köpürdü:


Geleneklere göre ilk sırada Yunanistan geçit yaptı, sonra alfabetik sırayla bütün ülkeler, en son da evsahibi ülke Birleşik Krallık çıktı sahneye. Tam bu esnada kamera Kraliçe'ye döndüğünde kadın tırnaklarını yoluyordu, ayol ne güldüm ne güldüm, bu kadar saat uykusuz kaldığıma değdi dedim yeminle:))





Ve artık sıra meşalenin yakılmasına gelmişti. Önce Elizabeth, "Oyunları resmen açıyorum" diyerek Olimpiyat Oyunlarını başlattı. Artık uykusuzluktan fenalaşmış, bayılacak gibiydi teyzem ama. Sonra jilet gibi giyinmiş Beckham'ın eşlik ettiği meşalenin Thames nehrinden yukarı geldiğini gördük.


Meşaleyi veteran sporcu Steve Redgrave teslim aldı ve stadyuma getirdi. Ulan yoksa bu adam mı yakacak olimpiyat ateşini derken, Steve amca ateşi 7 genç, adı sanı duyulmamış sporcuya teslim etti.


Gençler stadda tur atıp yine veteran olimpik sporcuların yanına geldiler, onlara sarıldılar, helallik aldılar??

Sonra her biri, yerdeki bir devasa bronz yaprağı tutuşturuverdiler


Olacak şey değil, birbiri ardına bu yapraklar sarmal şekilde yanmaya başladılar. Her biri, oyunlara katılan bir ülkeyi temsil ediyordu


Sonra müthiş bir hareketle, yaprakların takılı olduğu dev çubuklar yükselip birleşti ve Olimpiyat Ateşini oluşturdular.


Böylece Londra'da, ateşi kimin yakacağına dair tüm bahisler düşmüş oldu. Bu işe en çok limon yalamış tipli Charles şaşırdı:))


Daha bahsedilecek detaylar var ama bu yeterince uzun bir yazı oldu,

Siz de beğendiniz mi açılış törenini? İstanbul'da düzenlenirse bu organizasyon, ne ederiz, düşündünüz mü?

xo xo