14 Mart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2014 Pazar

Resmen Yaşlandım!


Doğumgünümde, işten çıkıp Fifucanlarımla buluştum. Yani La Capitana'cığım ve kocisi Erkan Fifucan:) Beni Yeniköy'deki Kavak Balıkçısına götürdüler. Bütün gece durmadan konuştuk, katıla katıla güldük. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Canım Fifucanlarım, sizi çok seviyorum.

Fifucanlar

Masamıza yerleştikten sonra, bütün restoran çalışanları etrafımızda fır döndüler. Çok geçmeden, Fifucanlar rakı eşliğinde, ben Bomonti birası ile; tadı damaklara seza mezelere, ara sıcaklara, balık güzellemelerine gömüldük. Mis gibi mısır ekmeği de cabası. Ben ömrümde böyle güzel deniz mahsülleri yememiştim dostlar.


Lakerda nefis, patlıcan ezme nefis, marine levrek nefis

Balık mantısı! Kendimden geçtim!

Levrek simidi! İnanılmaz !



İyi ki doğdun Judy :) 36 Yaş hatıram.

Yahu şu kalamara beni gömün dedim, harikulade bir lezzetti. Resmen zevkten inleyerek yedik:)



Kalamar detayı:)


Vee tabii gecenin finalinde buzlu bademlere gömüldük:)))




Sürpriz doğum pastam bile vardı:)))



Cumartesi günü ise Kızçeler'le Bakırköy'de buluştuk. Midpoint'te sofra kurduk :) Evet biliyorum,  haftasonu diyeti gömmüştüm doğumgünü bahanesiyle. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.




Minik minik başlangıçlar, ara sıcaklar eşliğinde bira içtik. Ve tabii bol bol konuşarak son maceralarımızı paylaştık:))) Farkettiyseniz kadro eksik, Arzu gelmedi çünkü! Evde kalıp bütün gün buzdolabının gelmesini beklemek zorunda kalmıştı:( 

Kızçeler

Bu arada neden geleneksel olarak gece Kırıntı'da buluşmadığımızı merak ediyorsanız, en minik kızçemiz Seval kuş hamile de ondan:) Akşam pıt diye uyuduğu için buluşmamızı erkene kaydırdık. Hatta bir sonraki kızçeler etkinliği bebek partisi olacak sanıyorum:)))

Yemeğin üzerine kahve ile tatlı yedik, hepsi de çok nefisti. Benim favorim dondurmalı Mud Pie.

Mud Pie

Tiramisu

Sufle

Karayip Katları

Tatlı faslından sonra da sarılıp öpüşüp hepimiz Istanbul'un bir tarafına dağıldık. Böylece bir kutlu doğum haftasının daha sonuna gelmiş bulunuyorduk. Dilek hakkım varsa, ülkemde insan sevgisi, adalet ve özgürlüğün esas olacağı güzel günlerde yaşamayı diliyorum. 

Unutmadan, bunlar da babamın doğumgünü çiçekleri. O kadar büyükler ki odama ağaç dikti sandım:)))







xo xo

17 Mart 2013 Pazar

Geleneksel Doğumgünü Kutlama Şenlikleri

İşte bir doğum haftası şenliğini daha atlatmış bulunuyoruz benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim. Bundan sonra kutlama filan yapar mıyım bilmiyorum. Artık yaşım geçti gibi hissediyorum böyle pasta kesmek için filan:)) Tabii fikir değiştirme hakkımı saklı tutuyorum.

Ayın 14'ü güzel bir sürprizle başladı, Çito arkadaşımdan olağanüstü güzel bir çiçek sepeti ve Dior Hypnotic Poison parfümü geldi şirkete:))) Sepet gördüğüm en güzel aranjmandı kesinlikle:


Burnumu daldırıp daldırıp o şahane kokularını içime çektim, o erengülleri öpücüklere boğdum. Rengi ve kokusuyla masal gibi bir sepetti gerçekten.

Çiçekleri sekreterden alıp ofise döndüğümde bir alkış koptu :))) İnsanlar "buldun mu? buldun mu?" diye sorular sordular:)) Sonra da "aaa Çiğdem göndermiş" diye burunları düştü püahahah, ama sepet efsane oldu, kızlar bütün gün gidip gelip kokladılar çiçeklerimi:)))

Sonra, akşam üzeri şirkette sürpriz bir kutlama yaptı arkadaşlarım bana, o kadar sevindim ki anlatamam. Böyle sürprizleri, eğlenceleri çok seviyorum:))) İşyerimde de görece yeni sayılırım, 2 yılım Mayıs'da dolacak. O yüzden bu kutlama benim için çok değerliydi:)

Pastalar şirketten:))


O gün akşamı ise eski bir arkadaşım suşi ısmarladı sağolsun, Teşvikiye'deki Sushi&Noodle House'da.




Tabii sadece suşi yemedik, miso çorbası, ördek, karides ne varsa götürdük:))) Hatta ertesi gün çırçır olur muyum diye epey meraklandım ama taş gibiydim çok şükür. Bu esnada köhür köhür öksürmeye devam ettiğim için yemeğin yanında kafama diktiğim öksürük şurubundan başka birşey içemedim. Şirkette de nasıl adım çıktıysa, herkes nereye gideceğimi, nasıl içip dağıtacağımı sordu bütün gün:)) Öksürük şurubunu fondip yaptım ben de:))

Miso çorbası (yosun çorbası)

Ördek

Karides

Cumartesi günü ise hava 15 derece birden soğudu, fırtınadan çatılar uçtu, yağmurdan gözgözü görmedi... Üstelik kızçelerle Nişantaşı Kırıntı'da kutlama yapacaktık, nasıl sinir oldum anlatamam. Ve mesela yarın güneş açacak... Bana kaderimin bir oyunu muydu bu yaleppim? Her sene doğumgünümde havanın bozması İllüminati'nin hain bir planı mıydı neydi dostlar?

Cumartesi sabahı, fırtınaya karşı sarınıp sarmalanarak Küçük Bebek'e yürüdüm. Öksüre tıksıra Pelit'in önüne gelip kafamı kaldırınca bir de ne göreyim??? Pelit pastanesi kapanmış! Daaannn!  Ulan inanamadım artık, gözlerimi kırpıştırıp bir daha baktım, yok valla kapanmış. Söylene söylene taksiye binip Etiler'dekine gittim ben de ne yapayım. Çünkü doğum pastası olarak kızçelere ekpa almak istiyordum.

Doğum pastam : çilekli ekpa

Ya bu ekpa'dan yediniz mi bilmiyorum? Rejim filan yapıyorsanız aman uzak durun, bağımlılık yaratan bir lezzet çünkü. Ben ömrümde böyle bir pasta yememiştim dostlar.

Bu pasta, kek yerine profiterol toplarının malzemesi ile yapılıyormuş, içinde krem şanti asla yok, profiterolün içindeki dolgu kreması var. Dışı beyaz çikolata, ayrıca içi seçiminize göre çilek ya da muz dolu.

Ve pastayı kestiğinizde içinden ılık ılık çikolata sos akıyorrrr allaaaahhhhhh





Böylece, yağmur soğuk demeden uzaklardan benim için yollara dökülen canım Kızçelerimle Kırıntı'da buluştuk. Yemeklerimizi yedik; bira-şarap içtik. Her doğumgünü, nişan, düğün ve kınada verdiğimiz klasik pozlarımızla bol bol fotoğraf çektik:

Kızçeler :)

Klasik pozum

Doğum pastamı keserken

Klasik askerlik hatırası pozumuz:)))

Ya bu çok komik, arkadaki televizyonda maç vardı, Lady Charlotte ile her pozumuzda ekranda yere kapaklanmış dömelen ya da dil çıkartan bir adam görünüyordu. Ben de fotoşopla tv ekranını sansürledim:)))

Televizyondaki popoyu sansürledim:))))

Hararetli dedikodular:))

Minik Sino


Sevalkuş

Denizo ile Arzuşka

Canım Lady Charlotte ile...  tv ekranına sansür koydum yine:))

Her sene severek kutlama yaptığım Kırıntı, bu yıl çok hayalkırıklığına uğrattı beni. Happy Birthday çalmadılar,  garsonlar tepemize gelmedi, cümbüş olmadı. Pastayı kesip servis etmediler. Üstelik pasta kesimi ve servisi için 20 TL alıyoruz dediler yüzsüz yüzsüz. Ben de vermiyorum üleyynn dedim. Bir daha da Kırıntı'da doğumgünü kutlamam. Bu kadar basit.


Neyse, böylece gecenin sonunda kızçeler eve dağıldı, biz de Çiğdem ile Beşiktaş Plaza'nın tepesindeki  Vogue Restorana çıktık. Burası nefes kesici İstanbul manzarası ile gerçekten gidilesi bir mekan. Çito ile birer kokteyl aldık ve üniversitede Migros'dan bira alıp Kadıköy kayalıklarında içtiğimiz günleri yadettik:)) Nereden nereye dostlar:)) Ara sıra böyle hovardalık yapmayacaksak ne diye çalışıyoruz değil mi?

Vogue'ın terasndan Akaretler

Boğaz Köprüsü

Harika bir kutlu doğum haftası geçirdim, dostlarım sayesinde. Beraber nice mutlu senelerimiz olur inşallah:)

xo xo

14 Mart 2013 Perşembe

35 mi? Nasıl Yani?

Küçükken kendimi düşünebildiğim en ileri yaş 22 idi. O da neden, 2000 senesinde, bu fütüristik, inanılmaz uzay çağı kokan senede kaç yaşında olacağım hesabı yaptığım için. Gelgelelim 2000 senesi ve ardından on küsur yıl daha geçmesine rağmen, ne ışınlanma icat edildi, ne de ortalıkta gezen uçan arabalar peydah oldu. Sadece biz, biraz daha büyüdüğümüzle kaldık.



Sonracığıma, 24 yaşındayken, havalı kızın biri yaşımı sormuştu. 24 deyince de "ayy ne fena yaştır 24, ne büyüksün ne gençsin. Misal ben 28 yaşında koskoca kadınım" diye gösteriş yapmıştı. Bugün kendisi 40 yaşına gelmiştir herhalde, oh olsun :))) Deli mi ne, hepimizin olmak istediği yaş 24 değil mi a dostlar? Bence en şahane yaş 24 idi. O noktaya kadar hayat daha yavaş, yıllar sanki daha uzun, tatiller daha çoktu. Ondan sonra ise, zaman kıyasıya hızlı geçmeye başladı.




Yine o güzelim, yirmili yıllarda, ilk işyerimde çalışırken, sevdiğimiz bir abimiz yanıma gelip kaç yaşına bastığımı sormuştu. Ben de dedim ki, 25. Abi bir iç çekti. "Keşke ben de 25 yaşında olsaydım" dedi. Vay be. O zamanlar o 35 yaşında idi. Şimdi ben 35'e bastığıma göre, o da evlere şenlik, ölmüştür herhalde ahahaha ne bileyim yahu:)))



Bu sene başında, 35 yaşına basıyor olmak fikri beni epey korkuttu. Şimdi geçti, sakinledim de, geçen aylarda epey fena oldum. Birşey yapmam gerek, bu yaşta gerçekten büyük birşey yapmazsam, sonra çok pişman olacağım diye düşünüyordum. Mesela, işten 1 ay ücretsiz izin alıp, Patagonya'ya gitmek gibi müthiş bir serüven yaşamalıydım. Sonra bari akşamcılığa başlayayım, o daha kolay dedim. Çok da kararlı biri olduğum için, akşamcılığı başlamaya karar verir vermez, şu Akmerkez'in altındaki kazıkçı kafeye gidip oturdum ve bir cosmopolitan söyledim. Üzerine mojito, cuba libre vs devam ettim. Kokteyl içmek şahane birşey, o an hafifleşiyorsun ama sonra hemen geçiyor. Bu bazı Cuma akşamları eve dönerken oturup birkaç kokteyl içme işini birkaç kere yaptım ancak. O kokteyller o kadar kazık pahalı ki, en iyisi her zamanki gibi Lady Charlotte'ın sözünü dinleyip bir şişe viski alarak evde demleneyim ben.

Sonra işte bu kokteyl belasına bir güzel paraları ütülüp rahatlayınca benim de 35 yaş korkum geçti dostlar:)) Canım arkadaşlarımla haftasonu yapacağımız kutlamanın neşesi sardı şimdiden dört bir yanımı. ne yazık ki, her buluşmada aramızdan en az 4 kişi rejimde olduğundan yine bayılana kadar içip yiyemeyecektik.

Ve işte yazıyı yazarken 14 Mart oldu. 35 yaşına bastım ve resmen yaşlıyım:)

Ailemle, canım dostlarımla ve tontik kedimle beraber unutulmaz bir yaş geçirmeyi diliyorum:)



xo xo

14 Mart 2011 Pazartesi

14 Mart

Yıllar sonra ilk kez doğumgünümde hava pırıl pırıl, günlük güneşlik:)) Ama bu sefer de haftanın en sevmediğimiz günü Pazartesi'ye denk düştü ahahahah. Neyse, inşallah bugün çok yoğun ve stresli geçmez de fazla bunalmam.

Bugün işlere gömülmeden kendime şu şarkıyı armağan ediyorum:



I want it all!
I want is now :)

xo xo



Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!

Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

14 Mart 2010 Pazar

Doğum günü şenlikleri

İşte sabahın köründe kalkmıştım ve dedim ki şu blogların taşınma işlemini halledivereyim, sonra kuaföre filan giderim rahat rahat... nerdeee.. Taşınma işleminde abuk subuk bir sorun çıktı (zaten hep öyle olmaz mı bu bilgisayar işleri?) Öğlen oldu geçti ben hala blog taşıyorum... Tee üçü geçiyordu işim bitti.. Püüü... koştur koştur kuaföre gittim, aman onun da bütün dinozor müşterileri toplanmış, üçyüz kiloluk top gibi teyzeler delibaşı yaptırıyorlar resmen Marge Simpson saçı gibi kabarık kafalar püahahaahah. İsmail demesin mi , yarrım saat kırk beşş dakikadan evveli işim bitmez.... bir kere daha " püüüü !!!"

Bunun üzerine, bir de dinoların fönlerinden bana bastılar , dışarı attım kendimi, tam Etiler yokuşunun başında dikiliyorum, arkadan köfteciden kokular geliyor (sabah kahvaltısından sonra birşey yememiştim ki akşama Kırıntı'da yemeklere gömüleyim) Ne yapayım yaleppim ne yapayım diye düşündüm Bebek'in ortasında papaza dönmüş saçlarım ve en paçoz halimle... Akmerkez'e çıktım hemen, Adidas'tan kendime doğum hediyesi aldım, hem akşam giyerim ... Elimde ayakkabı kutuları Bebek'e geri döndüm kuaföre, oh dinosorus teyze gidiyor, ben yerleştim koltuğa ama teyzem çıkamıyor ki bir türlü, saraylı mübarek ,teşrifatla ayrıldı salondan, hala da "küllü oldu küllüüüü" diye söyleniyor idi


Amaann neyse saçımı kestirdim , eve geldim, giyindim kuşandım...( Bu arada flaş patlayınca elbisemin transparanlaştığı ortaya çıktı, evlere şenlik.) Tam saat 6'da Rumeli Caddesi başında Seval ile buluşuk, gittik pasta aldık badem krokanlı, tıngır mıngır Rumeli'den aşağı inip pastayı Kırıntı'ya bıraktık , geri yukarı çıktık, Yargıcı'nın önünden Deniz'i aldık. Biraz mağaza gezdik sonra City's isimli alışveriş merkezine girdik. Burada bi Bartolucchi mğazası açılmış, hani Lady Charlotte ile Roma'da gezdiğimiz tahta oyuncakçı... (Yazımın bu paragrafı polis ifadesi gibi olmuş neyse). Arzu geldi bu arada , bana çok güzel bir buket getirmişti, şimdi odamda babamın buketinin yanında renk cümbüşü oldu çok güzel.


gezip tozup iyice üşümüş, aç ve yorgun halde Kırıntı'ya gittik. Lady Charlotte bizi bekliyordu ve hemen o sırada minikim Sinem de geldi. Oooh ondan sonra tam yemeklere gömülecektik ki...

oturduğumuz uzun masanın arkasında daracık bi balkon var, millet buraya çıkıp sigara içiyor, aman kapıdan bir soğuk geliyor sormayan, girip çıkanların mütemadiyen Seval'e çarpmaları da cabası... eee napalım, olay çıkarttık hemen şikayet ettik... Sonra masanın diğer ucuna doğru geçip kapıdan uzaklaştık

Sonra yeme içme faslı başladı ooohhho kadar konuşup gülüyorduk ki bizimle ilgilenen garson kardeş kenardan bizi tiyatro izler gibi seyredip eğlendi bütün gece:))


Önden sadece birkaç tane nachos yedik, abartmadık bu sene yemeği.

Seval fleminyon yedi :


Sino şinitzel yedi:

ben ispanyol burger yedim:


Lady Charlotte +Deniz+Arzu da et fajita yediler.Özgerciğim kanal tedavisi yaptırdığı içün bişey yiyemedi zaten,Çito da evde çipura yemiş, burada bol bol şarap içti:)))




Pasta kesilirken nümayiş feveran ayyuka çıktı, bütün garson kardeşler toplandı ıslıklar, alkışlar püahahaahah çok eğlenceli olmuştu:


İşte bir doğumgünüm de böyle geçmişti, Kırıntı'dan sonra Çito'yla tünele gidip birer bira içtik sanırsam açık havada oturduğumuz için nezle oldum... Ama olsun... . Benim için arkadaşlarımla çevrili olmak en büyük mutluluklardan biri... Eh en kötü günümüz böyle olsun dostlar.

xoxo