kırıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2013 Pazar

Geleneksel Doğumgünü Kutlama Şenlikleri

İşte bir doğum haftası şenliğini daha atlatmış bulunuyoruz benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim. Bundan sonra kutlama filan yapar mıyım bilmiyorum. Artık yaşım geçti gibi hissediyorum böyle pasta kesmek için filan:)) Tabii fikir değiştirme hakkımı saklı tutuyorum.

Ayın 14'ü güzel bir sürprizle başladı, Çito arkadaşımdan olağanüstü güzel bir çiçek sepeti ve Dior Hypnotic Poison parfümü geldi şirkete:))) Sepet gördüğüm en güzel aranjmandı kesinlikle:


Burnumu daldırıp daldırıp o şahane kokularını içime çektim, o erengülleri öpücüklere boğdum. Rengi ve kokusuyla masal gibi bir sepetti gerçekten.

Çiçekleri sekreterden alıp ofise döndüğümde bir alkış koptu :))) İnsanlar "buldun mu? buldun mu?" diye sorular sordular:)) Sonra da "aaa Çiğdem göndermiş" diye burunları düştü püahahah, ama sepet efsane oldu, kızlar bütün gün gidip gelip kokladılar çiçeklerimi:)))

Sonra, akşam üzeri şirkette sürpriz bir kutlama yaptı arkadaşlarım bana, o kadar sevindim ki anlatamam. Böyle sürprizleri, eğlenceleri çok seviyorum:))) İşyerimde de görece yeni sayılırım, 2 yılım Mayıs'da dolacak. O yüzden bu kutlama benim için çok değerliydi:)

Pastalar şirketten:))


O gün akşamı ise eski bir arkadaşım suşi ısmarladı sağolsun, Teşvikiye'deki Sushi&Noodle House'da.




Tabii sadece suşi yemedik, miso çorbası, ördek, karides ne varsa götürdük:))) Hatta ertesi gün çırçır olur muyum diye epey meraklandım ama taş gibiydim çok şükür. Bu esnada köhür köhür öksürmeye devam ettiğim için yemeğin yanında kafama diktiğim öksürük şurubundan başka birşey içemedim. Şirkette de nasıl adım çıktıysa, herkes nereye gideceğimi, nasıl içip dağıtacağımı sordu bütün gün:)) Öksürük şurubunu fondip yaptım ben de:))

Miso çorbası (yosun çorbası)

Ördek

Karides

Cumartesi günü ise hava 15 derece birden soğudu, fırtınadan çatılar uçtu, yağmurdan gözgözü görmedi... Üstelik kızçelerle Nişantaşı Kırıntı'da kutlama yapacaktık, nasıl sinir oldum anlatamam. Ve mesela yarın güneş açacak... Bana kaderimin bir oyunu muydu bu yaleppim? Her sene doğumgünümde havanın bozması İllüminati'nin hain bir planı mıydı neydi dostlar?

Cumartesi sabahı, fırtınaya karşı sarınıp sarmalanarak Küçük Bebek'e yürüdüm. Öksüre tıksıra Pelit'in önüne gelip kafamı kaldırınca bir de ne göreyim??? Pelit pastanesi kapanmış! Daaannn!  Ulan inanamadım artık, gözlerimi kırpıştırıp bir daha baktım, yok valla kapanmış. Söylene söylene taksiye binip Etiler'dekine gittim ben de ne yapayım. Çünkü doğum pastası olarak kızçelere ekpa almak istiyordum.

Doğum pastam : çilekli ekpa

Ya bu ekpa'dan yediniz mi bilmiyorum? Rejim filan yapıyorsanız aman uzak durun, bağımlılık yaratan bir lezzet çünkü. Ben ömrümde böyle bir pasta yememiştim dostlar.

Bu pasta, kek yerine profiterol toplarının malzemesi ile yapılıyormuş, içinde krem şanti asla yok, profiterolün içindeki dolgu kreması var. Dışı beyaz çikolata, ayrıca içi seçiminize göre çilek ya da muz dolu.

Ve pastayı kestiğinizde içinden ılık ılık çikolata sos akıyorrrr allaaaahhhhhh





Böylece, yağmur soğuk demeden uzaklardan benim için yollara dökülen canım Kızçelerimle Kırıntı'da buluştuk. Yemeklerimizi yedik; bira-şarap içtik. Her doğumgünü, nişan, düğün ve kınada verdiğimiz klasik pozlarımızla bol bol fotoğraf çektik:

Kızçeler :)

Klasik pozum

Doğum pastamı keserken

Klasik askerlik hatırası pozumuz:)))

Ya bu çok komik, arkadaki televizyonda maç vardı, Lady Charlotte ile her pozumuzda ekranda yere kapaklanmış dömelen ya da dil çıkartan bir adam görünüyordu. Ben de fotoşopla tv ekranını sansürledim:)))

Televizyondaki popoyu sansürledim:))))

Hararetli dedikodular:))

Minik Sino


Sevalkuş

Denizo ile Arzuşka

Canım Lady Charlotte ile...  tv ekranına sansür koydum yine:))

Her sene severek kutlama yaptığım Kırıntı, bu yıl çok hayalkırıklığına uğrattı beni. Happy Birthday çalmadılar,  garsonlar tepemize gelmedi, cümbüş olmadı. Pastayı kesip servis etmediler. Üstelik pasta kesimi ve servisi için 20 TL alıyoruz dediler yüzsüz yüzsüz. Ben de vermiyorum üleyynn dedim. Bir daha da Kırıntı'da doğumgünü kutlamam. Bu kadar basit.


Neyse, böylece gecenin sonunda kızçeler eve dağıldı, biz de Çiğdem ile Beşiktaş Plaza'nın tepesindeki  Vogue Restorana çıktık. Burası nefes kesici İstanbul manzarası ile gerçekten gidilesi bir mekan. Çito ile birer kokteyl aldık ve üniversitede Migros'dan bira alıp Kadıköy kayalıklarında içtiğimiz günleri yadettik:)) Nereden nereye dostlar:)) Ara sıra böyle hovardalık yapmayacaksak ne diye çalışıyoruz değil mi?

Vogue'ın terasndan Akaretler

Boğaz Köprüsü

Harika bir kutlu doğum haftası geçirdim, dostlarım sayesinde. Beraber nice mutlu senelerimiz olur inşallah:)

xo xo

9 Aralık 2012 Pazar

Ne Güzel Cumartesi

Canımız patronumuz bize kocaman, yesyeni bir ofis yaptı sevgili izleyenlerim. Ofisimiz İtalyan stres emici özel bir halıyla döşendi, tertemiz masalar, dolaplar geldi. Çöp kovalarına hiç çöp atılmamış, sandalyelere hiç popo konmamış idi.. . (O stres emici halıyı 2 saatte doldururum ben, eminim:) )

Bu sabah da bizi çağırdılar, gelin yerleşin dediler. Biz de kalkıp gittik ama Kübra'yla çıkışta gezmeye gideriz diye anlaşmıştık, o yüzden ben süslendim püslendim, kırmızı ojeleri sürdüm öyle gittim:)

Neyse efendime söyleyeyim, bilgi işlem laptopları eski masalardan yeni masalara taşımış zaten:)) Biz de dosyaları, klasörleri, ıvır zıvırlarımızı taşıyıp yerleştik yeni yerlerimize.Sonra da Kübra süslendi, dolmuşa atlayıp Taksim'e geldik.

Aman o Taksim, benim zavallı Taksim'im ne olmuş öyle dostlar. AKP resmen içine etti güzelim şehrin ve komple ülkenin. Söyleyecek bir şey yok.

Meydandan bir taksiye binelim dedik, "Nişantaşı'na gideceğiz" dedik, amcam kısa mesafe diye almadı. Başka bir taksi daha vardı önde; bu sefer baktım Kübracık hiç birşey demeden direkt çöreklendi arabanın içine. "Nişantaşı" dedik, şöför amca "arkadaki beğenmedi mi?" diye dalga geçti, ben de "biz de onu beğenmedik" diye yapıştırdım:))

Teşvikiye'de inip aşağı doğru yürüdük. Güneşli bir cumartesi erkenden kalkıp işe geldiğimize göre, mutlaka kendimize birşey almamız lazımdı, değil mi ama? Mudo'da Zara'da böyle almazsam öleceğim hastalığına yakalandığım bir parça göremedim. Zaten bu ay Zara'dan alışveriş yapmayın, nasılsa Ocak'ta indirime girecek, o zaman alırız.

Alışveriş yapmayınca artık aç karnımızı doyuralım dedik ve sevdiğimiz restoran Kırıntı'ya geçtik. Saat henüz erken idi, istediğimiz yere oturduk. Bir şişe şarap açtırdık. Şarap seçimimiz de süperdi, "geçen sene açtırdığımız şişeyi çok sevmiştik, acaba o neydi?" diye mantık yürütüp, tabii ki en ucuz olandır diye kalecik karasında karar kıldık:)


Ne yiyeceğimize bir süre karar veremedik, sonra 4 peynirli gnocci ile 5 peynirli ravioli arasında çekimser kaldık, çünkü hangisinin tipi neye benziyordu, bilememiştik:))  Çok olan iyidir diyerek raviolide karar kıldık. Bugün mantık muhakememiz pek başarılı idi, görüyorsunuz ya:) Şarapla demlenmek için önden bir de mozarella istedik, ohhh sonra da başladık sefalanmaya.

Şarap içtik, peynir yedik, deli gibi gülüp konuştuk, içtikçe coştuk, vallahi şarap bana çok iyi geliyor, Lady Charlotte diyor ya "şarap seni açıyor" diye, aynen öyle:)) Ravioli de pek lezzetli idi, bol peynirli, yumuş yumuş, ılık ılık damağımızdan bir lezzet deryası aktı adeta. Üzerinde de pesto sos vardı, ben gorgonzola sosu istedim ama ondan yokmuş meğersem:)))

Yemek ve şarapla çakırkeyif olunca dışarıdaki masalara geçip kahvelerimizi höpürdettik. Bu sefer kahlualı, likörlü mikorlü Casablanca diye bir kahve içtim, o da pek hoştu. Sefalanmamız tam oldu dostlar:)

Artık evlere dağılma vakti geldiğinden tıngır mıngır Maçka'dan Beşiktaş'a yürüyelim dedik ve hemen yol üstünde Promod ile karşılaştık. Bu bir Fransız markası, oralarda H&M'e denk, hatta Champs Elysees'de yanyana bunların mağazaları. Hani ben de Paris'e gittiğimde mor bir elbise almıştım, işte o marka. Meğersem İstanbul'da Promod mağazası açılmış. Aman pek sevindim, daldık içeri.

Kübracık baskılı bir tişört beğendi, ben de siyah üzeri pırıl pırıl bir prenses elbisesini deneyeyim dedim.


Kabinden çıkışım çok komik oldu, ufak kızlar gelmiş dükkana, ben böyle parlak disko topu gibi çıkıp eteklerimi havalandırınca bir "aaaaa" nidası çıktı, tabii el mahkum, aldım bu şıkır şıkır cicik elbiseyi:))

Maçka'nın tıkır tıkır taşlı yollarından yürüyerek Akaretler'e indik, karşımıza davetkar Cafe Nero çıkınca birer kahve de burada patlatalım dedik, hava ayaz ama güneşli olunca pek hoşumuza gitmişti sokakta kahve keyfi.

Kahveler de bitti, tam Beşiktaş'a indik, aaa, yolun kenarında telle çevrili bahçe gibi bir aralık, içinde bir sürü tontiş fillere benzeyen kediler:)) Mivv mivvv ciyaklıyorlar:)) Birisi teldeki delikten çıkıp geldi, tabii kedi arsızı olduğum için hemen okşayıp yılışmaya başladım, onu gören beriki de geldi, ne güzel tam yumuldum kedikolara, bi teyze fışkırdı kenardan. Böyle sarı boyalı saçlı, pembiş rujlu, kokoş bir tip:)) "Yemek vereceksiniz zannettikleri için yanınıza geliyorlar, yemek vermeyecekseniz sevmeyin!!! " diye azarlamaz mı bizi?? Aaaa ben de "sevgi gıdasına da ihtiyaçları var!!!" diye yellozlaştım hemen, tam o anda teyzem çantasından şakkk diye 2 adet sosis çıkartıp kedilere vermesin mi:))) ahahahah, çantada kuru mama taşımak tamam da, sosis taşımak nasıl iştir arkadaşım, "yürü yürü" dedim Kübra'ya, başımızı önümüze eğip tırladık hemen:))))

Beşiktaş'ta ayrılıp evlere yollandık. Ben otobüsten Arnavutköy'de indim de benim mahalle kuaförüne saçımı kestirdim biraz, usturayla uçlarını aldırdım, pek iyi oldu, pek hoş oldu.

Sabah erken kalkıp işyerine gittiğim; kahvaltı niyetine yarım simit kemirdiğim halde çok güzeldi bugün, yarın da kitap okurum, işte size mükemmel bir hafta sonu:)

xo xo


18 Mart 2012 Pazar

Geleneksel Doğumgünü Kutlama Şenlikleri

Dün gece arkadaşlarımla doğumgünümü kutladım sevgili izleyiciler. Çok ağır kutlamışım ama hala kendime gelemedim:) Kendi rekorumu kırıp 3 mekan gezip, içip coşup eğlendim. Fazla abartmamışım neyse midem hiç rahatsız değil çok şükür:))

Dün, arkadaşlarıma ikram etmek için Pelit'ten o çok sevdiğimiz üzeri böğürtlen kaplı milföylü turtadan aldım. O esnada ne göreyim, rengarenk makaronlar hazırlamışlar, cici cici kutulara dizmişler... Yahu 14 Mart'da pasta yemedim, bugün kutlama günüm bari kendimi şımartayım diye bir kutu da makaron alıverdim.



Amannn, bir başlayınca insan kendini tutamıyor dostlar, o kadar beğendim ki anlatamam. Dışları yumuşak, kremaları epey yoğun... her birinin farklı bir aroması var.. Bağımlılık yapıcı kesinlikle.

Gece için Zara'dan aldığım tulip dress'i giydim. Maalesef boydan düzgün bir fotom yok. Ayna karşısındaki resmi de çok acele çektim güzel olmamış.



Böyle kısa ve kabarık etekli, yeşilli bir elbise. Geçenlerde başka bir rengini Kate'in üzerinde görmüştük:))) Meğersem öyle elbise giymekle düşes olunmuyormuş, insanın oturmayı kalkmayı becermesi gerekiyormuş, öyle bir elbise ki, azıcık eğilsem dötüm kabak gibi meydanda, bir türlü idare edemedim kendimi. Bütün gece frikik verip durdum:))


Kırıntı'ya ilk ben gitmiştim. Rezervasyon yapmıyorlar ya, masa beklemek gerekir diye düşündüm ama rahatça yer buldum. Yine boş masada tek başıma sanki ekilmiş gibi kızçeleri bekledim. Geçen sene de bu sahneyi yaşamıştık; makus kaderimdi bu benim:))



Tabii çok geçmeden kızçeler geldi, siparişlerimizi verdik. Hala üniversitedeki kadar çok içebilen aslan Çito "hişt çocuk bize alkol getir" diyerek şarap siparişimizi verdi. Ben yemek yerine mozarella sticks ve nachos yedim şarabımın yanında. Seval'le Arzu ise bana özenip zayıflamaya karar vermişler, dükan diyetine başlamışlar. Onlar mozarellalara, nacholara bakıp yutkundular. Bir zamanlar ben "hiç birşey zayıflık kadar lezzetli değildir" derken bana gülüp eğlenmişlerdi, şimdi vuruş sırası bana gelmişti dostlar:))


Kalecik karası çok hafif ve lezizdi, zaten o şişe nasıl bitti anlamadım. Kızçelerle epeydir görüşememiştik, tek tek son zamanlarda neler yaptığımızı anlatırken bir baktık şişe bomboş! Aa ne yapsak ne etsek derken Çito çoktan Miller sipariş etmiş bile:)

Sonra benim aklıma, yıllar önce yine Kırıntı'da 30. yaşımı kutlarken verdiğim pozun aynısını vermek geldi, şişeyi dikledim, Arzu da çekecek bekliyoruz, ben de lıkır lıkır içiyorum... Anam bir türlü çekemedi hatun, ben bir dikişte şişeyi boşalttım! Ne yapalım, sanatsal kaygılardan ötürü ikinci şişeyi de içmek zorunda kaldım, herşey fotoğraf için, blog için:)


Sohbet muhabbet çılgınlar gibi gülüp eğlenerek içmeye devam ediyorduk. Bir yandan da köşedeki ekrandan gözucu ile derbi sonucunu takip ediyorduk. İçimizde tek Cimbomlu olan Çito, 2. golü atınca epey bir coştu:)) Ben şöyle güzel bir hezimete uğratırız Cimbom'u diye ümit etmiştim ama bu sefer olmadı, en azından Çito arkadaşımın morali bozulmadı, dostluk kazandı :)

Artık yemek içmek, utanç verici eski hatıralar ve iş dedikoduları tükenmişti, herkes "pasta isterük" diye kazan kaldırmıştı. Bir sürü garson arkadaşlar alkışlar kıyametler eşliğinde muhteşem pastamı getirdiler, Arzu'yla Seval de dükan diyetini pastaya gömdüler valla dayanamayıp yediler. Lady Charlotte da onları pasta çok hafif diye avutmaya çalıştı, ben de dedim ki  "evet çok hafif; içinde bir tek yağ var, un var, şeker var" ahahah:))


Pasta kesilip cici hediyelerime kavuştuktan sonra evlere dağılma saati gelmişti. Kızçelerle öpüşüp koklaşıp ayrıldık, biz Çito ile geceye devam etmek için kendimizi İstiklal Caddesine attık. Çito'nun kızkardeşleri bizimle burada buluştular. Onlar sevdiği için bu sefer Türkçe pop çalan "Eelence" diye bir mekan varmış, oraya gidecektik.


Eelence, tam Pera Palas otelinin karşısında, böyle ince uzun kutu gibi bir tek oda düşünün; kenarda da bir bar işte o kadar. Bangır bangır eski pop şarkıları çalıyor. Biz yine şanslıyız, bilmeden arkamızı duvara verip durduk o allahın belası yerde. Burası meğersem pek popülermiş, millet herhalde göt göte eğlenmeye çok meraklı. O daracık mekan bir doldu bir doldu, inanamazsınız... Çalan şarkılar zaten beynimi oyuyor... İnsanlar üstüste daracık yerde durdukları yerde güya eğleniyorlar. Yani bu nasıl bir eğlence anlayışıdır arkadaşım? Mojo'ya da gidiyoruz ama insan gibi dans edip tepinebiliyoruz yani, burada dipdibe yapışık fantazitör bir eğlence anlayışı hüküm sürüyor. En kötüsü de sigara içiliyor, ulan unutmuşum sigara dumanı işkencesi altında eğlenmeye çalıştığımız o eski günleri. Çok rahatsız oldum.

Fakat asıl rezaleti çıkışta yaşadık. Bildiğin çıkamadık mekandan dostlar. İnsanlar etten duvar olmuş. Ben ki yıllardır metrobüste ömrüm geçiyor, stadyum konserlerinde elli bin kişi içinden çıkmayı başarıyorum, tıkışık metroya kendimi sokuşturuyorum.. Yok, bu berbat Eelence'den çıkamadık, insan duvarı içinde sıkıştık kaldık. O kadar fenalaştım ki milleti dirseklemeye başladım oh, herifin biri laf edecek oldu ona da ağzıma geleni saydım, ne diyon lan  pezevenk puşt derken biraz daha orada sıkışık kalsak Behzat amirimden öğrendiğim bütün küfürleri sayacaktım.



Tek parça halinde Eelence'den çıktığımızda saat 2'ye geliyordu herhalde. Koşa koşa Balo sokağa gidip kendimizi James Joyce'a attık oh bee dünya varmış. Canlı canlı rock müzik, eski deri koltuklar ve muhteşem Guinness birası... Artık yorgunluktan bitmiştim ben, o yüzden oturdum, kocaman bardağımı kaldırıp ilk gördüğüm ecnebiye "Happy St Patrick's day!" dedim sonra o enfes kremamsı birayı içtim. Herif de pat diye gelip yanıma oturdu, başladık muhabbete. Birmingham kasabasından geliyormuş, İngilizce kursunda ders veriyormuş falan filan. Ama uçuyor herif belli, zom olmuş. Beraber sarhoş İrlanda şarkıları söylemeye çalışıp beceremedikten sonra amcam hava almaya gitti, biz de rahat rahat müthiş leziz biralarımızın keyfine baktık. Ben artık uyumak üzereydim zaten, zıpır Çito'nun maşallahı vardı, gitti sahne önünde grubu dinledi, tepindi, helal olsun ona!


Guinness bitince artık evlere dağılma zamanı gelmişti, beni de şeytan dürttü, Guinness bardağını çalmaya karar verdim, alıp çantama tıktım:)) Çıkışta ciyuv ciyuv öter mi diye merak ettik ama birşey olmadı. Kocaman bir Guinness bardağım oldu böylece ama içi boş olarak ne işime yarayacak, orasını bilemedim. Sarhoş kafası işte deyip geçelim:))

Böylece sabahlara kadar mekan mekan gezerek şahane bir kutlama yapmıştım. Ama çok yoruldum, ben artık öyle tıklım tıkış yerlerde; bas bas müzik dinleyerek eğlenemiyorum dstlar. Seneye meyhanede kutlayalım madem, hani klarnet, keman, darbuka çalsınlar; biz de klarnete para sokalım, öyle işte:))

xo xo

28 Aralık 2011 Çarşamba

Parlak Yeni Yıl Işıkları

Dün akşam Kübra arkadaşım ile yeniyılı kafamıza göre kutlamaya karar verdik ve iş çıkışı kendimizi Nişantaşı'na attık dostlar. Bu sene herkes Nişantaşı'ndaki yılbaşı süslemelerini anlata anlata bitiremiyordu, biz de çok merak ediyorduk tabii. Meraktan Topshop'u bile gezmedik, hızlı hızlı yürüdük ve köşeyi dönüp Abdi İpekçi caddesi karşımıza çıkınca nefesimiz kesildi , en vahşi hayallerimizden bile güzeldi cadde, şahane süslenmişti. Işıkları görünce "heeyyy" diye bağırıp zıpladık önce caddenin girişinde:)))

Cadde boyu renkli ışıklardan taklar yapmışlar, takların altından aşağıya doğru bakınca rengarenk bir tünel gibi görünüyordu ve çok hoştu. Kaldırımlara da beyazlı gümüşlü kocaman sempatik heykeller dizmişler, işte peri kızı, noel dede filan enteresan figürler. Tabii cadde vıngır vıngır kalabalık ve herkes çılgınlar gibi fotoğraf çekiyor idi. Şu heykellerden biriyle foto çektirene kadar epeyce sabretmem gerekti:)))


Kaldırımdan aşağı, lüks mağazalara karşı cikletimizi balon yapa yapa yürüyüp meydana geldiğimizde bir daha çığlığı bastık: meydanda ışıklardan yapılmış, gökkuşağı gibi kocaman müthiş bir ağaç vardı. Bir de altın yaldızlı fayton çekmişler ağacın altına ahahaha, herhalde fotoğraf çekmek içindi o fayton!! Nihayetinde caddede trafik vardı, beygir de huysuz huysuz kişniyordu. faytona binip tur atmak mümkün görünmüyordu hiç. Neyse, en azından depiklenmeden arabanın yanında durup prensesler gibi fotomuzu da çektik:))

Atın poposu çıkmış ahahah:)))

Atiye sokaktan yukarı kıvrıldık, Teşvikiye'yi de görelim diye. Atiye tipik olarak ağzına kadar dolmuş taşmış, buz gibi soğuğa aldırmayan titrek vatandaşlar masalarda yayılmış içiyor, bir o kadarı sıra bekliyor idi.. Valla bence hava dışarıda oturulmayacak kadar soğuk ve ayazdı. O yüzden fazla düşünmeden eski gözağrımız Kırıntı'ya gittik. Kapıda kuyruk olmuştu millet, sanki bedavaya her yer nasıl kalabalık hafta içi, şaşırtıcı değil mi? Bize ne tabii, biz kendimize bakalım, neyse çok beklemedik, hemen yer bulundu bize. Üstelik beklerken 2 tane bende olmayan bardak altlığı da çaldım oracıktan, iyi oldu, güzel oldu:))

oohhh hayat bana güzel
Biz bu gece hovardalık yapmaya, yeni yılı yeni umutları kutlamaya gelmiştik Kübracık ile, oohh bir şişe kalecik karası açtırdık... Etli nachos ve peynir tabağı getir dedik garson kardeşe, sonra bir de ambulans getir diye şakalaştık, soframızı donattık.

Kırıntı'nın nachosu öyle bir tabak cips üzerine peynir eriteyim oh oh kolay çabuk birşey değil. Bir tabakta 8-10 tane nacho var sadece, fakat her biri inanılmaz imce ve kıtır; üzerlerinde peynir, mantar, et eriyip birbirine karışmış; müthiş bir tat geçişmesi. Mutlaka tavsiye ediyorum.


Nachos ile nefsimizi körelttikten sonra şarabımızı yudumlarken peynir tabağındaki enfes lezzetlerin tadına baktık. Ayak kokan en güzel Fransız peynirleri; brie ve rokfor harikaydı. Bir tane Konya'ya giderken yediğim isli peynire benzer bir peynir vardı, onu da beğendim. Bir de yumuşak bir cins vardı, ama peynir değil adeta kaymak, kar öbeği.. ağızda eriyor.. Mükemmeldi. Tabakla gelen erik marmelatına ise kafamı gömesim geldi, o kadar lezzetli idi.


Peynirlerin son kırıntısı yutup, şarabın son damlasını içtik; birbirimize üniversite yıllarının karşılıksız aşk maceralarını ve rezilliklerimizi anlattık. Sürekli güldük tabiii, hem yiyeceklerden hem de muhabbetten dolayı tadı damağımızda kalan bir gece oldu.

Bu yıla böyle veda etmek çok hoşuma gitti, yeni yıl da yılbaşı süsleri gibi pırıltılı ve rengarenk olur inşallah:))



Bu fotoyu görünce kendime U2'dan şarkı gönderesim geldi : Oh you look so beautiful tonight, in the city of blinding lights:))



xo xo