yılbaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yılbaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2014 Perşembe

Tombala Oynamayı Özlemişim:)))

Ben çok küçükken (ananasa sarılıp poz verdiğim senelerde), yılbaşının en büyük eğlencesi ailecek bozuk parasına tombala oynamak idi. Antika bir oyun setimiz vardı, taşları için eski, kareli bir torba; rengi solmuş kartlar... Kartların arkasında on yıllar önce amcalarımın, halalarımın başka yılbaşlarında aldıkları notlar, attıkları tarihler yazardı.

Bu sene yılbaşı gecesi, Japon abim, Sibo ve de minik Pelinsu bize geldiler gelirken de Pelüş'ün tombala setini getirdiler. Yemek faslından sonra masanın etrafına dizilip tombala oynadık, ne eğlendim anlatamam:))

Üzerinize afiyet, bu sene artık dırdırlarıma dayanamayan Japon abim bana bir hediye almıştı : 3 boyutlu Star Wars posteri:))



Hakan abimden de istediğim bir çantayı kopartarak yeni yıla pek renkli girmeyi garantilemiştim:)

Sibolar gelince önce soframızı kurduk. Bir sürü meze getirmişlerdi, annem belki de tüm dünyada en sevilen menü olan köfte-makarna yapmıştı. Ben de makarnaya 1 kavanoz pesto sosu dökerek yemeği havalı hale soktum. Sonra en sevdiğimiz ayak kokulu peynirlerle kocaman bir peynir tabağı hazırladım. Kuruyemiş zaten olmazsa olmaz. Sibel bir de çok hoş minik börekler yaptı, sosisleri ufak ufak kesip etrafına yufka sarıp kızartınca, tek lokmada yutmalık mini mini sosisli böreklerimiz olmuştu.




Böylece bayılana kadar yiyip içtik, Pelinsu'yu bile isyan ettirecek kadar çok fotoğraf çektik:))) Benim odamda huzurla uyumakta olan Kediş Hanım da nasibini aldı eğlencelerden:)))








Tabii bir Osman Aga olsun, Somalı Mustafa'dan Balıkesir çiftetellisi olsun... bunları çalıp çalıp epey göbek de attık ama o fotoğrafları ileride şantaj yapabilmek adına saklıyorum:)))

Gecenin ilerleyen saatlerinde ise sıra tombalaya geldi. Yahu ne kadar eğlendim anlatamam, özlemişim tombala şamatasını! Yok sen doğru mu çektin, yok sen taşlara bakıp bakıp torbaya atıyorsun, 50 dedim sen 51'i kapattın diye ne güzel didişe didişe oynadık:) Herkes bilir ki bu işin eğlencesi didişmekte:))




Oyundan sonra aaa bir de ne göreyim? Abim, Sibo, Pelinsu, hepsi bir tarafa serilip ağızları açık uyuyakalmışlar:))) Annem, babam, ben cin gibiydik maşallah:)) Yılbaşı gecesi diyet yapmamanın verdiği keyifle, pek özlediğim çerezleri avuçluyordum coşkuyla:)

Nihayet geceyarısına doğru herkes uyandı, şampanyamızı patlatıp pür neşe girdik 2014'e. Ailecek kutlayacağımız nice yeni yıllar olsun inşallah:)

Ayyyy, sonra o çerezler mi dokandı ne oldu anlamadım dostlar:) Sadece 3 bira içmiştim, sarhoşu geçtim, hıçkırık bile tutmamıştı. Fakat gece uyuyup uyuyup terler boşaltarak uyandım, bütün gece ateş bastı. Rüyamda lukur lukur coca cola içtiğimi gördüm filan:))) O kadar fena oldum ki, ertesi günü herkes evinde yayıp yatarken üşenmeden gittim 1,5 litrelik cola zero aldım da içimin yangınını öyle bastırabildim.

Bir süre çerez merez görmek istemiyorum:)

2014'de bol bol maceralarla ve yazılarla beraber olmak dileğiyle şimdilik esen kalın benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim:)


xo xo

29 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni Yıl Kutlamalarına Devam

Yılın en çok kutlama yaptığımız günleri herhalde kutlu doğum haftamdan sonra yılbaşı zamanıdır sevgili izleyiciler. Geçtiğimiz hafta boyunca da en az 2 kere kutlama yapmış bulundum.

Çarşamba akşamı Kübra ile işten beraber çıkıp Lady Charlotte ile buluştuk ve Nişantaşı'na gittik. Abdi İpekçi'ye yeni yılın alameti farikası kırmızı halıyı sermişlerdi, hava adeta ılıman (İstanbul'un sürprizi işe), sokak üstü kapılarda boş yer yok, yine de hafa içi diye midir nedir bir cansızlık vardı Nişantaşı'nda.

Sevdiğimiz bir mekan olan Kırıntı'da kuytu köşe masaya oturmayı başarıp peynir tabağı, nachos ve bira söyledik. Bir ara Kırıntı sanki bozmuştu ve aramıza soğukluk girmişti ama şimdi yine eski pırıltısına kavuştu ve seviyorum burayı.

hafta içi o kadar yorgun çıkmışım ki yüzümü beyazlattım dostlar fotoda:))

Boynumdaki sarı süslemeyi kedi için almıştım ama herhalde kedi aldırmaz diyerek paketi açıp boynuma dolayıverdim yemek yerken, böylece parti havasına girmiş idim:)

Eve gelince hemen kediyi de süsledim, herkes ağaç süslerken benim kedi süslemem biraz komik geldi ama olsun, sonuçtan kedi pek etkilenmese de ben çok beğendim. Bakınnnn:

maşallah:))

Yalnız çarşamba günü o kadar çok trafikte kaldım ki, doğma büyüme İstanbul trafiğinde yetişmiş biri olarak bana bile fazla geldi. Sabah E-5'te kaza olmuş, onun trafiği, akşam mutat E-5 iş çıkışı trafiği, sonra Taksim'deki meydanı mahvetme çalışmaları dolayısıyla korkunç Taksim trafiği derken en beteri sona kalmış. Yorgun argın  gece eve dönerken Şişli'de kaza mı ne olmuş, o bana bir koydu ki anlatamam. Hani eski bir Michael Douglas filmi vardı, adam trafikte kafayı sıyırıp psikopat seri katile dönüşüyordu. Ben de o hale gelebilirdim Çarşamba akşamı.

Cuma akşamı da şirkette geleneksel yılbaşı partisi vardı. Herkes süslenmiş püslenmiş, bütün kızlar en şık siyah elbiseleriyle işe gelmişlerdi. Renkli giyinen bir minik Elif (kırmızı) bir de bendim (Çingiş pembe). 

Showroom bütün gün süslendi, devasa bir sofra kuruldu ki masa gerçekten efsaneydi, bir de DJ geldi ve müzik bangırdamaya başlayınca hepimiz bilgisayarları kapattık ve her sene yaptığımız gibi dekorasyondan söktüğümüz parçalarla fotoğraf çekmeye koyulduk:))) Tabii ben de bu arada boş durmamış, üzerimi değiştirip geçenlerde aldığım pırıltılı prenses elbisemi giymiştim.

şirketin duvarlarına dayanıp tuhaf pozlar verdim:))


happy new year

Showroom'a girdiğimizde, gördüğümüz manzara inanılmazdı. Her sene mükemmel bir ziyafet sofrası kuruluyor ama bu seneki harikuladeydi, resmen uçsuz bucaksız idi masamız.









Herkes tabağına istediği yiyecekleri alıp bir köşeye çekildi, uzaktan uzağa kulisler başladı. Kübra'nın dediğine göre gece boyu en çok konuşulan üç konu Seda'nın gelin başı yaptırdığı saçları, Yurda'nın sırt dekoltesi ve de benim elbisemmiş ahahahah:)))

Sonra DJ fingirdek müzikler çalmaya başladı, patronumuz da herkesin iyice kurtlarını dökmesini rica etti sağolsun:)) Ama şahsen ben showroom'da yönetim kurulunun karşısında göbek atmaya karşıyım :)) Sonra bir hata yaptığımda "kızım, kızım, bu işler showroom'da göbek atmaya benzemez" derler maazallah :))))



Saat dokuzu geçerken, henüz erken olsa da Kübra'yla evlere dağılmaya karar verdik ve bir anda parıltılı elbiselerle kendimizi metrobüste bulduk. Bu esnada ben uçuk çıkartmaya başlamıştım yine maalesef. Eve gelir gelmez hemen Leylak Dalımın öğüdünü dinledim, limon kolonyası ile bastıra bastıra iyice sildim uçuğu. Ve bu sabah kalktığımda uçuk büyümüş ama dudağım hiç şişip yamulmamıştı çok şükür.

Yılın son kutlaması kısmetse evde olacak, çekirdek aile kutlaması. Alkol, şampanya, çerez, müzik benden; köfte - patates kızartmak annemden, eğlenceli aile öyküleri anlatmak da babamdan:))

Yeni yıla evde girmek en güzeli bence, sizin planlarınız neler bakalım?

xo xo

22 Aralık 2012 Cumartesi

Yılsonu Kutlamalarımız Başladı

Aylar su gibi akıp geçti ve bir senenin daha sonuna geldik benim sevgili izleyenlerim. Her sene sonunda olduğu gibi, Nişantaşı'nın güzelce süslendiğini duyunca, Kübra arkadaşımla kutlama vaktimizin geldiğini anladık ve dün akşam iş çıkışı kendimizi Taksim dolmuşuna attık.

Kışı ve soğuğu hiç sevmesem de, şehrin en güzel hallerinden biri de yılbaşı süslemeleri ile bezenmiş, pırıl pırıl ışıklandırılmış hali, bunu kabul etmek lazım. Abdi İpekçi Caddesini, bu sene Fındıkkıran teması ile süslemişler. Yol boyu kurşun askerler sıralanmış, kırmızı ayıcıklar dizilmiş, bir de kocaman süslü püslü çam ağacı ile dekor tamamlanmıştı.



Taksim Meydanına gidiyorum deyip Tarlabaşı'nda bizi indiren dolmuşa rağmen taksi bulup Abdi İpekçi'ye gelmeyi başardık. Bütün mağazalar süslenmiş, cadde boyu takların ışıkları yanıp sönüyor; kurşun askerler ve ayıcıklar fotoğraf çekmemiz için bizi bekliyorlardı:))




Vakko her zamanki fiyongunu takmış

tontik ayı


daha da çok ayıcık

seni gidi fındıkkıran

Meydana çok güzel bir ağaç dikmişler, ağacı da çeşit çeşit fındıkkıranlarla süslemişlerdi. Yanında da kocaman bir Noel Baba... Tabii Noel Babanın önünde fotoğraf çektirmek isteyenler kuyruk olmuş; sırası gelen ya da gözü açık olan ilk fırsatta poz vermeye koşuyor, arkadaşı da çekiveriyordu. Burada yellozlaşmalar oldu fotoğraf sırası yüzünden, biz de hemen fotoğrafları çekip tırladık oradan:


Meydan


Fotoğraf sıramızı söke söke adığımız Noel Baba:)


Sonra yokuştan yukarı yürüyüp tepeye çıktık, oradan Teşvikiye'ye döndük. Hava çok soğuktu, kar atıştırıyordu hafif hafif; eldivenlerimizi çıkartmaya içimiz elvermiyordu bir türlü, fotoğraf çekmedik fazla o yüzden.

Teşvkiye'de M.A.C.'i görünce aklıma allığımın bittiği geldi ve girip bir tane Springsheen allık adım. Default allığım olur kendisi. Kübra da katı eyeliner sürme fırçası aldı. Kasadaki adama da sordu, bununla sürebilir miyim, diye çocuk da "evet, sürebilirsiniz, ben de onu kullanıyorum" deyince hemen almaya karar verdi:)




M.A.C.'den çıkıp yürümeye devam ettik, bu sefer de uygun fiyatlarıyla ucuz kozmetikler, ıvır zıvırlar, ufak  tefek gereksiz ne varsa satan ve bu yüzden çok sevdiğimiz Gratis'e girdik. Gratis bir süredir The Balm ürünlerini satıyormuş. Bunlar iyi kaliteli kozmetikler, kapları kartondan, vintage görünümlü baskılarıyla pek gözalıcı.

The Balm standındaki tester'ları kullanarak makyajımızı tazeledik. Kübracık buradan meşhur Hot Mama allığı aldı. Ben de Nude'tude far paletini kaptım. Kampanya başlamış Gratis'de, yarı fiyatına 31,5 TL idi güzelim palet.

no kitty:))

Böylece paramızı saçmasapan harcayıp rahatladıktan sonra, karakolun yanından Abdi İpekçi'ye döndük, o ara sokak ta parlak kar taneleri ile süslenmişti.




Ama en güzeli canımız Atiye Sokağın süslemesiydi, çok beğendim.

Nişantaşı Atiye sokak, canım benim

Burada Kübra fotoğraflarımı çekerken, tipsiz asık suratlı bi garson yanımıza gelip, "masayı mı çekiyorsunuz" diye sordu ters ters. Bir an aval aval bakıp kendimizi çektiğimizi söyledik. Sonra uyandık mevzuya, ünlü biri mi vardı acaba masada? "evet, ünlü biri var" dedi adam. Biz de salak salak "kim var? kim var?" diye cıvıldadık. Ters herif  "Emre bey var" deyince de mala bağlayıp "hööö, kim o bee? kiiim?" diye saçmalayınca adam "tamam, tamam, yok birşey" deyip kaçtı. Sonra yukarı yürürken bir bakış attım, Emre Altuğ'muş meğer, pehh. Ama garsona çok kızdım, ne kabaydı. Dua etsin keyif yapmaya gelmiştim de, bayramlık ağzımı açmadım.



Salomanje'ye geçip oturduk, içerisi sıcacıktı ve güzelce süslenmişti. Peynir tabağı ile çıtır tavuk-pattis tabağı sipariş ettik, yiyip içerek bol bol muhabbet ettik. Tabii bir yandan işten şikayet ediyor beri yandan bu güzellikleri yaşamamızı sağlayan paracıkları kazandığımız bir işimiz olduğu için de şükrediyorduk. Biraları arka arkaya çaktıkça hayata daha gülen gözlerle bakıyorduk elbette:)) Kahkahalar yükseliyordu habire küçücük masamızdan:)




Barın üzerindeki bu pırıltılı geyik süslemeler çok hoşumuza gitmişti

Peynirler ve pattisler bitince, bu sefer çerez söyleyerek içmeye devam ettik. Sonunda birer tekila çaktık. Finalde de kapının önüne çıkıp soğuk havada birer tane daha tekila çakınca mis gibi olduk, çiçek gibi olduk dostlar.

Yılın bu zamanlarını, rengarenk ışıklarla süslü Istanbul'u ve tekilalı gezmeleri çok seviyorum:)

xo xo



31 Aralık 2011 Cumartesi

2011 Özet Geç Lan Piç Yazısı

Vay be, oturup 2010 senesinin özetini çıkarttığım gün dün gibi aklımda, aylar haftalar uçarak geçmiş o günün üzerine. Büyüdükçe zaman çok daha çabuk akıyor sanki.

2011 deyince aklıma gelen ilk şey Kraliyet Düğünü, ikincisi Bon Jovi konseri. Üçüncüsü de iş değiştirmem olsa gerek. Dostlarımla, kızçelerimle, biricik Lady Charlotte ile bol bol gezdiğimiz bir sene oldu bir de 2011; hafta içi, haftasonu Taksim Midpoint olsun, Cevahir AVM olsun her fırsatta biraraya geldik. Yeni yılın ilk haftası da buluşacağız inşallah:) Bir de 2011 fırsat kuponu kullanıp uygun fiyata bol bol suşi yedik Kübracımla:))

OCAK

2011'in ilk ayında 3 boyutlu Rapunzel çizgi filmini izledik. Ben senenin en etkilendiğim kitabı Tarihçi'yi okuyup; öteden beri çok ilgilendiğim Dracula üzerine 2 uzun yazı yazdım. (Meraklısına 1.yazı - 2. Yazı) . Sizlerle beraber Nicole Kidman'ı kırmızı halıda takip edip her giydiğini eleştirdik:) La Capitana'nın geleneksel ziyafetinde kendimizden geçtik. Bir de ben Keşan'a gidip -6 derecede kar altında kaldım. Kızçelerle bolca gezip içip eğlendik. Yani Ocak dolu dolu ve eğlenceli idi.

OCAK : La Capitana ziyafeti


ŞUBAT

Şubat ayında kuruyan gözlerim beni biraz üzdü, pomad ve damla peşinde koştum epeyce. Kıpır kıpır, canlı, enerjik Defne Joy Foster'ın ölümü ise çok sarstı beni, epeyce etkilendim ve üzüldüm. Birkaç gün sonra ise hayat devam ediyor dercesine İzmir Hayvanat Bahçesinin fili Begümcan'dan mutlu haberler geldi : Minicik 100 kiloluk bir yavrusu olmuştu Begümcan'ın :)) Şubat ayı aynı zamanda emektar kuaförümün bunayarak saçımın içine ettiği aydı . Neyse kızçelerle gezip tozarak kendimi neşelendirdim.

ŞUBAT : Begümcan ve yavrusu


MART

Doğumgünümü kutladığım kutlu doğum ayı olan Mart'ta en önemli olay, Bebek'teki 25 yıllık emektar kuaförümü terkederek Arnavutköy'deki genç bir mahalle kuaförüne kaçmam oldu. Sağolsun Aydın  saçımı düzeltti, ben de Midpoint'te doğum pastamı kestim:)) Mart ayının diğer bir etkinliği de Zekish ve Lady Charlotte ile gezdiğimiz Rahmi Koç Müzesi'ndeki Görünmez Müzisyenler sergisi idi.

MART : Kutlu doğum ayı:))
NİSAN

Nisan ayı bu sene hayatımın değiştiği aydı. O günlerde çalıştığım şirketin patronu yurtdışından gelen ödemeleri iç etti, piyasadaki bütün çeklerini yazdırıp bize de hadi yallah dedi, ayazda zik gibi kaldık ortada. Ne karanlık günlerdi yarabbim. Panikle iş aramaya başladım, bir haftada 2 yere gidip yapamayacağımı anlayarak ertesi gün "dost kalalım" diyerek ayrıldım:))) Nihayet şimdiki işime başlamak üzere güzel bir anlaşma yaptım ve üzerimdeki karanlık kalkıp gitti.

Nisan ayının ve de senenin en unutulmaz olayı, Prens William ile sekiz yıllık sevgilisi Kate Middleton'ın şaşaalı düğünleri oldu tabii. Alexander McQueen modaevinden Sarah Burton'ın hazırladığı çok ince işçilikli gelinliği ile Kate hepimizi büyüledi. Kraliçe Elizabethi düğün hediyesi olarak William'a dükalık verince, Kate de "Her Royal Highness Catherine, Duchess Of Cambridge" oldu tabii, ben de Kate'i sıkı sıkıya izlemeye başladım.

NİSAN : Kraliyet Düğünü

MAYIS

Mayıs'ta yeni işime başladım, hala da oradayım şükür:)) Yıllar sonra bambaşka bir sisteme geçmek çok zorladı tabii, aylar sürdü yeni yere alışmam. Eski takoz laptopum artık iflas ettiği için çok yazı yazamadım. Karayip Korsanları serisinin son filmini izledim. Mayıs ayının en etkileyici olayı 20 sene sonra ortaokul sınıfımla buluşmam oldu.

MAYIS : 20 sene sonra buluşma


HAZİRAN

Haziran ayı 2 senedir korkarak beklediğim şey başıma geldi, şu hayatta en sevdiğim tek dizim olan EZEL final yaptı. Haftalarca her bir Ezel bölümü ardından methiyeler düzen bendeniz de boşluğa düştüm tabii. Hala özlüyorum bu diziyi, gerçekten. Yazın gelmesiyle yeni Cambridge Düşesi muhteşem kıyafetleri ile ortaya çıkıp salınmaya başladı. Biz de ısınan havayla kendimizi sokaklara atıp daha çok gezmeye başladık, Dolmabahçe'de mehtap seyrettik. Ayın sonunda ise ansızın gelen ilhamla evlere şenlik bir Kedim ŞİYİRİ yazmış bulundum:))

HAZİRAN : Ezel'in finali


TEMMUZ

Temmuz ayında nihayet yepisyeni HP notebook'uma kavuştum, oynayamadığım bütün oyunları cihaza yükleyip mutlu mesut yaşamaya başladım:)) Ama bu ayın büyük haberi, tabii ki yıllardır beklediğimiz, özlediğimiz, kendimizden geçerek sayıkladığımız 8 TEMMUZ 2011 BON JOVİ İSTANBUL KONSERİ idi. Hayatımın en muhteşem konseri idi herhalde. Kocaman gülümsemesi ve meşhur süpermen dövmesi ile Jon Bon Jovi kadın-erkek hepimizi bir kere daha kendine aşık etti:))

Harry Potter serisinin büyük hayal kırıklığı yaratan son filmini de Temmuz'da izledik. Üstelik o kadar iyi olabilecekken, son anda gidip sıçıp batırdığı için hırsımdan kendi kendimi yedim. Of be of!

Temmuz, kızlarla bol bol gezip tozup indirimlerden alışveriş ettiğimiz bir ay idi aynı zamanda. En güzel gezmelerimizden biri de Midpoint terastaki gel keyfim gecemiz olmuştu.

TEMMUZ : Bon Jovi Konseri

AĞUSTOS

Ağustos tatil ayı ve ramazan olduğundan sakin geçti. Ben tatil yapamadım o ayrı. Evde oturup müşterime yükleme yaptım maalesef. Yine de yeni işe girdiğim halde evde yatmak güzeldi. Bol bol Lego Harry Potter Years 1-4 ve Lego Karayip Korsanları bilgisayar oyunlarını oynadım. Fırsat bu fırsat, tekrar Ayasofya'yı ve ilk kez Harbiye'deki Askeri Müzeyi gezdim. La Capitana ile George Dalaras konserine gitmemiz, tam yaz tatiline yaraşır bir hoşluk idi. Ağustos ayında ilgimizi çeken bir diğer olay da senenin ikinci ama çok daha küçük kraliyet düğünü olmuştu.

AĞUSTOS : Ayasofya gezisi

EYLÜL

Tatilden işe dönüş ayı çok sakin geçti, kızçelerle buluşup mojito içmek ve Kübra ile bol bol suşi yemek dışında, bu ayın olayı Sahaf Şenliği idi kesinlikle. İki kere gidip bir sürü Agatha Christie toparladığım şenlikten çok memnun kalarak ayrıldım:))

EYLÜL : Sahaf Şenliği

EKİM

Ekim karanlık ay! Ayın başında çok hasta oldum, çırçırdan hastaneye kaldırılıp serum yiyerek iyileştim. Sonra yepyeni üç boyutlu Üç Silahşörler'i seyrettim. İstanbul Bienali'ndeki modern sanat eserlerini görünce az kalsın yeniden midem bozulacaktı. Ayın sonu son derece hareketli geçti, kızçelerimden Seval'in kınası oldu, ertesi gün eski arkadaşım Demet'in düğünü, sonraki gün Seval'in düğünü derken ayı göbek atarak kapattık.

Ama aslında Ekim ayı hiç göbek atmalık bir ay değildi, arka arkaya felaketler yaşadık, onlarca gepegenç askerimiz şehit oldular. Yasa girdik, hükümetin yas ilan etmesini bekledik, etmediler. Ardından korkunç bir acı daha vurdu ülkemizi, Van depremle yerle bir oldu, insanlar karda kışta evsiz kaldılar, yuvalarını ailelerini yitirdiler. Hala çadırlarda yaşamaya çalışıyorlar ve hemen hergün o buz gibi çadırları ısıtmaya çalışırken yangından, dumandan ölen bir vatandaşımızın, bebeklerin haberini alıyoruz. Hükümet gidip Cumhuriyet Bayramımızın kutlamalarını iptal etti. Cumhuriyet tarihinde ilk kez! Bu kabul edilemez bir durumdu. Ekim ayı, hala verdiği acıların sarılmadığı bir ay olarak tarihimizde yerini aldı.

EKİM : Seval'in düğünü


KASIM

Kasım ayında 1 haftalık muhteşem bir bayram tatilimiz oldu. Tatilde yesyeni laptopumun bozulması dumur etse de HP servisi cihazı evden alıp 1 haftada tamir ederek yine eve geri yolladılar, kalbimi kazandılar. Tatili fırsat bilip annemi Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filmine götürdüm. Kasım'ın güzel olayı 30. İstanbul Kitap Fuarı idi, bu sene de bir sürü kitap alabildim çok şükür. Lady Charlotte ile fal baktırma maceramızla bu ay da sona erdi.

KASIM : 30. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı

ARALIK

Ve işte son saatlerini yaşamakta olduğumuz yılın son ayına geldik. Aralık ayına damgasına vuran macera hiç şüphesiz Lady Charlotte ile Mevlana şenliklerine katılmak için Konya'ya gittiğimiz haftasonu oldu. Yedik, içtik, sema ayini izledik, bol bol gezdik. Üşümemize, yorulmamıza değmişti  bu gezi. Onun dışında Düşes Kate'in muhteşem gece elbisesi ile bir organizasyona katılması gözlerimize bayram ettirdi. Bir de kitap kulübümüzle Taksim'de buluşmamız, Midpoint'te saatlerce yiyip içip sohbet etmemiz ayın en mutlu olaylarındandı.


İşte bir yıl böyle geçmişti sevgili izleyenlerim. 2012'de sağlıkla, keyifle bol bol gezelim, dikkatle yiyip içelim (kilo almadan) , gönlümüzce alışveriş yaparak istediğimiz kıyafetleri, kitapları, dvd'leri alalım inşallah.

Sağlık, sevgi, dostluk ve bolluk dolu mutlu bir sene dilerim.

MUTLU YILLAR!

Mutlu seneler miyavvv

Yeni Yıl Hediyelerim Geldiii

Sabah balkabağı gibi kendi halimde otururken kapı çaldı ve Yurt İçi Kargo elemanı kılığına girmiş bir elf (kara yağız, göbekli bir elf :))) bana Tekirdağlı Noel Ana Zoimin yılbaşı hediyelerini getirdi dostlar. Biliyorsunuz geçen yıl Zoikuş bir email kitap kulübü kurmuştu, ben de ilk üye ve de başkan yardımcısı olmuş idim:)))) Kulübümüzde hem kitap paylaşımı hem de bol bol geyik yaparak çok güzel muhabbetler kurduk. Ve de Zoican kulübün birinci yılı şerefine bir çekiliş düzenlemeye karar verdi. En sevdiğimiz alıntıları paylaştığımız bu çekilişi ben kazandım, ne güzel değil mi?

(Merak edenler varsa, İstanbul Hatırası'ndan idi benim alıntım : "Balat'da doğdum, Haliç kıyısında... Sevdiklerimin mezarları da orada. En yakın arkadaşlarım bu şehirde, en güzel anılarım da öyle, gördüğünüz gibi işim de burada. Ve kısmetse bu şehirde ölmeyi isterim." )

 Bu sabah da kocaman bir paket dolusu hediyelerim bana ulaştı. Her birini tek tek düşünerek, öyle özenle seçmiş ki Zoim... Ve her birinde hediyeler kadar güzel bir minik not... Ne kadar mutlu olduğumu anlatmaya kelimeler yetmez, çok teşekkür ederim düşünceli, güzel arkadaşım.


Veee işte hediyelerim:

Tea Obreht'den ödüllü bir kitap, Kaplanın Karısı. Balkanlar'da geçen çok meraklı bir konusu var, hemen okumak istiyorum


Bir kişisel gelişim kitabı (Nota dikkat lütfen) Kitabı açınca ufak bir şok geçirdim, yazılar başaşağı idi. Meğersem tersini çevirip öyle okumak gerekiyormuş bu kitabı. Çok merak ettim doğrusu:


Penguen 2011 yıllığı, muhteşem bir hediye ama bana değil, gelecekteki kızancıklarıma imiş bu albüm:))



Bir karatahta fincan! Hiç böyle bir şey görmüş müydünüz dostlar? Fincanın yanında tebeşiri var ve fincanın üzerine istediğin gibi yazıp çizebiliyorsun! Harika!



Veeee Kuddusi'den sümsük kızım Kediş'e, bir paket enfes mi enfes kedi maması heyyoooo:)) Teşekkürler Kuddiş:)




Yeni yılda mis kokulu banyolar için duş kremi. Yarın ayılma duşumda kullanicim hemen:


Ve de bronz renkli çok güzel bir oje, hemen sürdüm:))



Bu kadar düşünülmüş, özenilmiş hediyeler için ne desem, ne kadar teşekkür etsem az. Seni öpüyorum,seviyorum Zoim.

xo xo

28 Aralık 2011 Çarşamba

Parlak Yeni Yıl Işıkları

Dün akşam Kübra arkadaşım ile yeniyılı kafamıza göre kutlamaya karar verdik ve iş çıkışı kendimizi Nişantaşı'na attık dostlar. Bu sene herkes Nişantaşı'ndaki yılbaşı süslemelerini anlata anlata bitiremiyordu, biz de çok merak ediyorduk tabii. Meraktan Topshop'u bile gezmedik, hızlı hızlı yürüdük ve köşeyi dönüp Abdi İpekçi caddesi karşımıza çıkınca nefesimiz kesildi , en vahşi hayallerimizden bile güzeldi cadde, şahane süslenmişti. Işıkları görünce "heeyyy" diye bağırıp zıpladık önce caddenin girişinde:)))

Cadde boyu renkli ışıklardan taklar yapmışlar, takların altından aşağıya doğru bakınca rengarenk bir tünel gibi görünüyordu ve çok hoştu. Kaldırımlara da beyazlı gümüşlü kocaman sempatik heykeller dizmişler, işte peri kızı, noel dede filan enteresan figürler. Tabii cadde vıngır vıngır kalabalık ve herkes çılgınlar gibi fotoğraf çekiyor idi. Şu heykellerden biriyle foto çektirene kadar epeyce sabretmem gerekti:)))


Kaldırımdan aşağı, lüks mağazalara karşı cikletimizi balon yapa yapa yürüyüp meydana geldiğimizde bir daha çığlığı bastık: meydanda ışıklardan yapılmış, gökkuşağı gibi kocaman müthiş bir ağaç vardı. Bir de altın yaldızlı fayton çekmişler ağacın altına ahahaha, herhalde fotoğraf çekmek içindi o fayton!! Nihayetinde caddede trafik vardı, beygir de huysuz huysuz kişniyordu. faytona binip tur atmak mümkün görünmüyordu hiç. Neyse, en azından depiklenmeden arabanın yanında durup prensesler gibi fotomuzu da çektik:))

Atın poposu çıkmış ahahah:)))

Atiye sokaktan yukarı kıvrıldık, Teşvikiye'yi de görelim diye. Atiye tipik olarak ağzına kadar dolmuş taşmış, buz gibi soğuğa aldırmayan titrek vatandaşlar masalarda yayılmış içiyor, bir o kadarı sıra bekliyor idi.. Valla bence hava dışarıda oturulmayacak kadar soğuk ve ayazdı. O yüzden fazla düşünmeden eski gözağrımız Kırıntı'ya gittik. Kapıda kuyruk olmuştu millet, sanki bedavaya her yer nasıl kalabalık hafta içi, şaşırtıcı değil mi? Bize ne tabii, biz kendimize bakalım, neyse çok beklemedik, hemen yer bulundu bize. Üstelik beklerken 2 tane bende olmayan bardak altlığı da çaldım oracıktan, iyi oldu, güzel oldu:))

oohhh hayat bana güzel
Biz bu gece hovardalık yapmaya, yeni yılı yeni umutları kutlamaya gelmiştik Kübracık ile, oohh bir şişe kalecik karası açtırdık... Etli nachos ve peynir tabağı getir dedik garson kardeşe, sonra bir de ambulans getir diye şakalaştık, soframızı donattık.

Kırıntı'nın nachosu öyle bir tabak cips üzerine peynir eriteyim oh oh kolay çabuk birşey değil. Bir tabakta 8-10 tane nacho var sadece, fakat her biri inanılmaz imce ve kıtır; üzerlerinde peynir, mantar, et eriyip birbirine karışmış; müthiş bir tat geçişmesi. Mutlaka tavsiye ediyorum.


Nachos ile nefsimizi körelttikten sonra şarabımızı yudumlarken peynir tabağındaki enfes lezzetlerin tadına baktık. Ayak kokan en güzel Fransız peynirleri; brie ve rokfor harikaydı. Bir tane Konya'ya giderken yediğim isli peynire benzer bir peynir vardı, onu da beğendim. Bir de yumuşak bir cins vardı, ama peynir değil adeta kaymak, kar öbeği.. ağızda eriyor.. Mükemmeldi. Tabakla gelen erik marmelatına ise kafamı gömesim geldi, o kadar lezzetli idi.


Peynirlerin son kırıntısı yutup, şarabın son damlasını içtik; birbirimize üniversite yıllarının karşılıksız aşk maceralarını ve rezilliklerimizi anlattık. Sürekli güldük tabiii, hem yiyeceklerden hem de muhabbetten dolayı tadı damağımızda kalan bir gece oldu.

Bu yıla böyle veda etmek çok hoşuma gitti, yeni yıl da yılbaşı süsleri gibi pırıltılı ve rengarenk olur inşallah:))



Bu fotoyu görünce kendime U2'dan şarkı gönderesim geldi : Oh you look so beautiful tonight, in the city of blinding lights:))



xo xo