haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2016 Pazar

Kızçelerle Haftasonu : Arnavutköy ANY


Cumartesi günü kızçelerle Arnavutköy'deki ANY isimli kafede buluştuk dostlar. Burası son zamanlarda pek popüler oldu, bana da çok yakın. Beğendim mekanı. Benim hatırladığım kadarıyla burası bizim eski kurukahveci idi. Çok hayal meyal, babamla bu antika dükkana geldiğimizi anımsıyorum.







Lady Charlotte ile biz erken buluştuk, erken dediysem 12'de yani. Ben de bu yazın ilk mojitosunu içtim kızçeleri beklerken, pek güzeldi. Tabii diğer insancıklar kahvaltılarını yerken ben mojito içince kendimi biraz Ketrin Çenslır gibi hissetmedim değil :)




Kızçeler gelince ben keçi peynirli burger söyledim, güzelce pişmişti ve pastane ekmeği kullanılmıştı, hoşuma gitti. Lady Charlotte kahvaltı tabağından memnun kaldı, Deniz açık büfeden seçimleri ile brunch yaptı. Arzu da menemen yedi :)))







Yemekten sonra Bebek'e yürüdük. Biliyorsunuz şu an yıl boyu beklediğim erguvan zamanı. Boğaz tepelerinde kalan son erguvanlar o harikulade mosmor çiçeklerine bürünmüşlerdi. Çok seviyorum bu ağaçları ya. Yıl boyu kapkara, çirkin çirkin duruyorlar, Nisan geldi mi dünya güzeline dönüşüyor canım erguvanlar.


































Erguvanları da gördüm ya, artık benim için bahar gelmiş demektir :)

xo xo


5 Aralık 2015 Cumartesi

Dindoş Mekanda Kızçeler Kahvaltısı

Ortaköy'den Kuruçeşme'ye giderken çok güzel bir park vardı: Cemil Topuzlu Parkı. Taaa ben Gaziosmanpaşa Ortaokulunda okurken yapılmıştı. Boğaz'a nazır yamaçta harikulade bir zarafetle uzanan, gayet sıra dışı tasarlanmış, oldukça şık bir parktı. Dolambaçlı gezi yolları, pek güzel çevre düzenlemeleri ve değişik oyuncakları ile ne Bebek parkına ne de Kuruçeşme parkına benziyordu.


Gel zaman git zaman, bir şeyler değişti ve Türkiye'deki her güzel şeyin kaderine uğradı bu park, hunharca çirkinleştirildi. Bir yanına garabet bir umumi hela diktiler, parkın mimarisi ile alakası olmayan çirkin, pis bir yapı. Sonra Park Fora isimli restorana peşkeş çektiler parkı, park arazisini işgal edip restoran açtı bu işletme. Böyle adilik olur mu? Parkın sahilini de gemi rıhtımı yaptılar. O canım, o zarif park söndü gitti, alelade çirkin bir parka dönüştü.


Yine de bir lokma yeşillik kalmıştı bu parktan geriye, onu da tırtıklamaya devam ediyorlar. Parkın bir ucunda Huqqa diye kafe açmışlar. Dindoşlar için nargileci mekanı. Bunun önüne de The Market at Bosphorus diye et lokantası kondurmuşlar. İsim İngilizce, mekan western tarzı, menüler Ipad, ekranda gezerek seçim yapıyorsun. Minik bir rıhtımı var, tekneyle et met geliyor. Ama zinhar alkol yok :)) Vay arkadaş antrikot yerken şarap içemiyorsan o mekanın içine tükürürüm. Çünkü çok ikiyüzlü buluyorum bu tutumu! İşte Arzuşka bizi bu sabah buraya kahvaltıya götürdü.

Hava pek güzel, ışıl ışıl ama soğuk idi. Yerimiz de manzaraya karşı idi:



Ipad menüden sipariş verdik tabii, portakal reçelinin 5,5 TL fiyatını görünce keşke evde yeyip gelseydim dedim:)




52 TL'ye serpme kahvaltı vardı ama en az 2 tane almak zorundasın. Menüde "en az 2 kişilik" yazıyor bundan da minimum 2 tane ısmarlamak zorunda olduğunu anlamalısın ayyy.

Neyse biz de serpme kahvaltı söyledik, pastırmalı yumurta da aldık. Kahvaltıdan sonra ufak rıhtıma çıkıp fotoğraf çektik:)

Kızçeler

Judy

Yemeğin üstüne Türk kahvesi kıvamındaydı, sonra ortaya 2 tane tatlı alıp Americano içtik. Sonuçta kişi başı 73 TL ödedik. 


Açıkçası bir daha asla gitmeyeceğimiz mekanlar listesine ekledik burayı. Pahalı bir mekan. Bir de etrafımızda kara türbanlı ablalar vardı bir sürü.  Onu da merak ettim, kafaya abajur üzeri siyah saten örtü belli bir cemaati mi işaret ediyor? Tepede de kocaman güneş gözlüğü? Bilemedim doğrusu. 


Kızçelerden ayrılınca ufak bir işimi halletmek için Taksim'e çıktım. Meydan yine şantiyeye dönmüş. mahvettiler meydanı zaten, şimdi de sıvıyorlar herhalde. İstiklal bildiğiniz gibiydi, ben de biraz Galata'ya doğru yürüdüm. Kalabalık, cıvıl cıvıl, çok güzeldi yine oralar:)













Bu Cumartesi de böyle geçti dostlar. Artık yavaş yavaş senenin sonuna yaklaşıyoruz, yılbaşı yazısı gelir bundan sonra. Bu arada güzel bir haber vereyim. 20 Aralık'ta Sezgin Kaymaz'ın imza günü ve söyleşisi var, Kadıköy'de Akademi Kitabevinde.

Kaçırmayın derim!


xo xo

8 Şubat 2015 Pazar

Akdeniz Hatay Sofrası'nda Kahvaltı Ziyafeti

Cumartesi sabahı erkenden kalkmamızın yegane sebebi olabilirdi, o da müthiş bir kahvaltı beklentisi. Kızçeler ekibi, bir fire ile Beylikdüzü'nden, karşıdan ve Bebek'ten sabahın erken saatinde yollara dökülüp Aksaray'da buluştuk, hep bu gırtlağımız belasına dostlar! Karşıdan gelen Seval'le Mecidiyeköy'den metro ile Yenikapı'ya gittik. Yenikapı istasyonu devasa bir yer, Marmaray, Havaalanı metrosu ile bizim Hacıosman metrosu burada birleşiyor. Biz Havaalanı metrosuna binip hemen bir durak sonra Aksaray'da indik. Yukarı doğru, Historia AVM'nin hemen yanında AKDENİZ HATAY SOFRASI bulunmakta. Geçen sene burada yemek yemiştim ve tadı damağımda kalmıştı. Bu sefer epey meşhur açık büfe kahvaltısını hep birlikte deneyecektik.


Akdeniz Hatay Sofrası

Rezervasyon yapmıştık ve yerimiz üst katta idi ama şansımıza hemen açık büfenin önünde bir masa boşalınca oraya çöreklendik. Açık büfe inanılmaz zengin ve yöresel lezzetler ve beklenmedik güzellikler ile dopdolu idi :

Abagannuç
Kömbe
Humus
Muhammara
Acılı Sörk
Mutebbel
Arap Köftesi
Menengiç
Bakla Ezmesi














Yediğimiz her şey çok lezzetliydi. Ispanaklı börek, köy tereyağı, petek balı, çeşit çeşit doğal reçeller... İncir reçeli harikulade idi. Fırın sütlaç muhteşemdi. Şam tatlısı enfesti. Kahvaltının içine düştük dostlar, hem midemiz hem ruhumuz doydu. Hararetle tavsiye ediyorum, gidin. Kişi başı 29 TL. Rezervasyon yapılıyor.


Kahvaltıdan sonra biraz yürümek üzere kendimizi Horhor sokaklarına attık. Hava birden bire dönmüş, buz kesmiş, kara bulutlar gökyüzünü kaplamıştı.




Aslında şu bir pazarını gezmek istemiştik ama kapalıydı. Biz de Fatih'e tırmanıp dolmuşa bindik ve Beyoğlu'na geldik. Az da olsa yürürken içimiz titremişti soğuktan. Midpoint'e çıkıp hemen birer kahve içtik.


The Kızçeler:)




İyice ısındıktan sonra Terkos Pasajına dalıp sağı solu karıştırarak ganimet aradık. Ben 2 tane buldum:


Kraliyet tişörtü+

Star Wars tişörtü

Terkos torbalarımızı yüklenip bu sefer Mango'ya girdik. Epey her katı gezdik. Özellikle outlet katından iyi ganimet düşürdüm:





Tüvit ceket çok güzel, kumaşı ve rengi ile tam bir kelepir idi:



Ve de bu cicik çanta:




Mango'nun arka tarafındaki merdivenlerden inerken ise şu harikulade manzarayı gördüm. Bayıldım.

Istanbul

Burası Galatasaray Lisesi mi?






Saatler süren alışverişten sonra artık çok yorulmuştuk ve akşam da olmuştu. Biz de torbalarımızla bohçacılar gibi House Cafe'ye gidip soluklandık. Mümkün değil gibi görünse de acıkmıştık. Ben beğendili köfte yedim, beğendisinin içine gömülesim geldi:

Beğendili köfte


The House Cafe

The House Cafe

Dostluk ve muhabbetle dolu harika bir gündü. pek güzel şeyler yemiş, üstelik alışveriş de yapmıştık. Mutlu mesut evlere dağıldık. Bakalım bir sonraki Kızçeler buluşmasında bizi neler bekliyordu?

xo xo