taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2015 Cumartesi

Dindoş Mekanda Kızçeler Kahvaltısı

Ortaköy'den Kuruçeşme'ye giderken çok güzel bir park vardı: Cemil Topuzlu Parkı. Taaa ben Gaziosmanpaşa Ortaokulunda okurken yapılmıştı. Boğaz'a nazır yamaçta harikulade bir zarafetle uzanan, gayet sıra dışı tasarlanmış, oldukça şık bir parktı. Dolambaçlı gezi yolları, pek güzel çevre düzenlemeleri ve değişik oyuncakları ile ne Bebek parkına ne de Kuruçeşme parkına benziyordu.


Gel zaman git zaman, bir şeyler değişti ve Türkiye'deki her güzel şeyin kaderine uğradı bu park, hunharca çirkinleştirildi. Bir yanına garabet bir umumi hela diktiler, parkın mimarisi ile alakası olmayan çirkin, pis bir yapı. Sonra Park Fora isimli restorana peşkeş çektiler parkı, park arazisini işgal edip restoran açtı bu işletme. Böyle adilik olur mu? Parkın sahilini de gemi rıhtımı yaptılar. O canım, o zarif park söndü gitti, alelade çirkin bir parka dönüştü.


Yine de bir lokma yeşillik kalmıştı bu parktan geriye, onu da tırtıklamaya devam ediyorlar. Parkın bir ucunda Huqqa diye kafe açmışlar. Dindoşlar için nargileci mekanı. Bunun önüne de The Market at Bosphorus diye et lokantası kondurmuşlar. İsim İngilizce, mekan western tarzı, menüler Ipad, ekranda gezerek seçim yapıyorsun. Minik bir rıhtımı var, tekneyle et met geliyor. Ama zinhar alkol yok :)) Vay arkadaş antrikot yerken şarap içemiyorsan o mekanın içine tükürürüm. Çünkü çok ikiyüzlü buluyorum bu tutumu! İşte Arzuşka bizi bu sabah buraya kahvaltıya götürdü.

Hava pek güzel, ışıl ışıl ama soğuk idi. Yerimiz de manzaraya karşı idi:



Ipad menüden sipariş verdik tabii, portakal reçelinin 5,5 TL fiyatını görünce keşke evde yeyip gelseydim dedim:)




52 TL'ye serpme kahvaltı vardı ama en az 2 tane almak zorundasın. Menüde "en az 2 kişilik" yazıyor bundan da minimum 2 tane ısmarlamak zorunda olduğunu anlamalısın ayyy.

Neyse biz de serpme kahvaltı söyledik, pastırmalı yumurta da aldık. Kahvaltıdan sonra ufak rıhtıma çıkıp fotoğraf çektik:)

Kızçeler

Judy

Yemeğin üstüne Türk kahvesi kıvamındaydı, sonra ortaya 2 tane tatlı alıp Americano içtik. Sonuçta kişi başı 73 TL ödedik. 


Açıkçası bir daha asla gitmeyeceğimiz mekanlar listesine ekledik burayı. Pahalı bir mekan. Bir de etrafımızda kara türbanlı ablalar vardı bir sürü.  Onu da merak ettim, kafaya abajur üzeri siyah saten örtü belli bir cemaati mi işaret ediyor? Tepede de kocaman güneş gözlüğü? Bilemedim doğrusu. 


Kızçelerden ayrılınca ufak bir işimi halletmek için Taksim'e çıktım. Meydan yine şantiyeye dönmüş. mahvettiler meydanı zaten, şimdi de sıvıyorlar herhalde. İstiklal bildiğiniz gibiydi, ben de biraz Galata'ya doğru yürüdüm. Kalabalık, cıvıl cıvıl, çok güzeldi yine oralar:)













Bu Cumartesi de böyle geçti dostlar. Artık yavaş yavaş senenin sonuna yaklaşıyoruz, yılbaşı yazısı gelir bundan sonra. Bu arada güzel bir haber vereyim. 20 Aralık'ta Sezgin Kaymaz'ın imza günü ve söyleşisi var, Kadıköy'de Akademi Kitabevinde.

Kaçırmayın derim!


xo xo

23 Şubat 2014 Pazar

İstiklal Caddesinde Bir Tatil Günü

Haftasonuna erken başlamak meğersem ne güzel şeymiş dostlar! Cumartesi sabahı Lady Charlotte ile erkenden uyanıp Murat Muhallebicisi'ne kahvaltıya gittik. Erken dediysem 10'da işte:) Simit, peynir, zeytinli sade kahvaltımızdan sonra da metroya binip Taksim'e çıktık.


Aaa, üzerime iyilik sağlık, İstiklal Caddesinde elimizi kolumuzu sallayarak yürüyebiliyorduk, pek bir sakin, ferah ferahtı caddemiz. Hemen Terkos pasajına daldık tabii, tezgahlar bomboş, dükkanlara hala mal yığılıyor idi. Alt kattaki en sevdiğimiz tişörtçüye baktık ilkin. Benim kısmetime bir Queen, bir de Elvis Presley tişörtü düştü. Elvis tişörtü, Lady Charlotte'ın tavsiyesi, onda da aynısından vardı ve çok güzeldi.

Elvis tişörtü 5 Lira

Queen tişörtü 10 Lira

Diğer dükkanları da gezdik, her yerde bolca yünlü geyikli tayt vardı:) Evde sıcacık giyeyim diye alsam mı bilemedim? Ama sanki çok kaşındırır be!

Dipteki diğer sevdiğimiz dükkanda ise, harika bir Star Wars sweatshirt'ü bulmuştum :


Darth Vader sweat, 15 Lira

Terkos'tan çıktıktan sonra meydana doğru yürüdük ve H&M'in yeni açtığı 5 katlı mağazasına girdik. Vay be! Artık İstiklal'de Mango, Zara, H&M ve Bershka, hepsi var idi!

H&M'in mağazasını açarken eski binayı olduğu gibi korumuşlar, yani o odadan bu odaya geçip epey bir dolanarak gezebiliyorsunuz. Bütün katları tek tek gezdik, her şeye baktık.

Artık ayaklarımıza karasular inmiş, karnımız da zil çalmaya başlamıştı. Midpoint'e giderek pencere kenarındaki en sevdiğimiz masaya oturduk. Caddeden sürekli gelip geçen, her tip, boy, renk ve cinsten insanı izleyerek yemek yedik. Yahu bu sokağı izlemek ne kadar zevkli idi. Tam muhabbet ederken birden susup caddeye bakıyoruz, ay insan gözünü alamıyor gelenden geçenden:)

Karnımızı doyurup kahvelerimizi içtikten sonra da son bir kaç mağazayı gezip evlere dağıldık artık.

İşte Istanbul'da en sevdiğim yer İstiklal Caddesi idi. Bütün gün sıkılmadan gezip, yiyip içebileceğimiz harikulade bir yer.

O halde hepinize mutlu Pazarlar dilerim:)

xo xo

16 Ekim 2013 Çarşamba

Bayram Gezmesi : Taksim

Arife günü güneş tepemizde parlarken Lady Charlotte ile kendimizi Taksim'e attık. Şu şehri şirin Istanbul'da en sevdiğimiz yer. Bu esnada parkın ve meydanın son halini de görmüş olduk. Tabii cevval bir belgeselci blogger olduğum için her tarafı bir güzel fotoğrafladım sizler için, benim canımdan çok sevdiğim izleyicilerim:)





Meydandan otobüs durakları kalkmış, iyi hoş amma; Harbiye bomboş görünüyor, öyle beton döküp bırakmışlar :(













Lady Charlotte ile ilk iş koşa koşa Terkos Pasajına gittik dostlar, epeydir gelmemiş,tezgahları karıştırıp gizli hazineler bulamamıştık:) İyice dolaştıktan sonra sonra, şu etekten aldık ikimiz de:))



Eteğin üzerine bir de sımsıkı, dalgıç kıyafeti gibi kalın ve esnek bir ceket buldum, tam ganimet:



Terkos'u sömürdükten sonra İstiklal'in üst kısmına yeni açılan devasa Mango mağazasına gittik. Ama komple binayı almışlar. Burayı da kat kat gezdik. Outlet kısmından yine sımsıkı üzerime oturan, askeri tarzında havalı bir ceket kaptım. Oh, kelepir :




Mango alışverişi de bitince, elimizde torbalar, bohçacı gibi Midpoint'e oturduk, köfte yedik. Köftenin yanında gelen elma dilim patatesleri yalamak istesek de, Perihan diyetinde idik ve zinhar bozamazdık rejimi. Patatesleri geri gönderdik içimiz kan ağlayarak.

Yemekten sonra Midpoint'in altındaki Beyoğlu Çarşısına daldık, burada kat kat tükkanlara daldık çıktık. Lady Charlotte çok şahane çiçekli bomber ceket kaptı:)

Artık yorulmuştuk, fakat gezmeye devam etmek istiyorduk, biz de Nişantaşı'na gittik ama hayal kırıklığı yaşadık. Promod kapanmış:( Topshop'ta da hoş birşeyler bulamadık. Nihayet Watsons'a girip %50 bayram indiriminden Maybelline BB krem, Loreal ruj, Max Factor maskara, Bourjois allık alarak günü tamamlamış olduk:) Ayaklar mafiş olmuş, paralar suyunu çekmiş idi, biz de evlere dağılmaya karar verdik.

Gece Lady Charlotte'ın ayakları su toplamış, benim de dizcağızlarım ağrıyordu:)) Fakat haftaiçi Taksim'de rahat rahat gezmek çok zevkliydi:)

Yaşasın tatil:)

xo xo

15 Eylül 2011 Perşembe

Güzel Bi Hareketlenme Oldu Bende:))

Dün akşam bütün ekip tam kadro toplandık, pek cümbüşlü oldu buluşmamız dostlar. Buluşma mekanımız Taksim Midpoint idi tabii. Yahu bu Midpoint açılmazdan evvel biz nerede oturuyorduk, nerede yemek yiyorduk hiç hatırlamıyorum, MÖ - MS olarak Beyoğlu tarihçemiz ikiye ayrılacak neredeyse:)

Mekana ilk biz vardık Arzuşka ile. Terasta 6 kişilik yer bekliyoruz, diğer yer bekleyenler de tren olmuşlar , ben aman eyvah söylenirken Arzu bir anda coştu "Aaa Kerim Kerim, Kerim değil mi o kıızz" diye zıplamaya başladı, bir de baktım ne göreyim, Fatmagül'ün Kerimo'su Engin Akyürek bütün boyu posu endamı ve de yağlı saçları ile karşımızdaydı. Arzu'yla bekleme masamıza yanyana oturduk mal gibi, sanki tiyatro izliyoruz ahaahah, başladık Kerimo'yu izlemeye. Yavrucak ayakta birileriyle konuştu, gülüştü; sonra meğersem tuvalete gidecekmiş, saçlarını savurtarak yanımızdan geçip gitti, bize de bön bön izlemesi düştü ahahaah çok komikti halimiz:)

Sonra bir karambol oldu, masa bulundu diye bizi terasa dehlediler "aman Kerim'e yakın olsun" dedik, dinlemediler, zaten meğersem masa filan yokmuş ortada. Tam garsonların gelip geçtikleri köşede dikelip beklemeye koyulduk, sağlam küfür yemişizdir geçiş yolunun ortasında durduğumuz için:))) Lady Charlotte ve Denizo da gelmişlerdi o esnada, ayakta dikelen grubumuz genişliyordu. Yüzü tanıdık gelen garson kardeşlerden birinin beynini yiyip nihayet masamıza kavuştuk. 6 kişi olacağımız için maalesef o alçak, göçük masalara oturtulmuştuk ve pek rahatsızlardı ama olsun. Sevo ve Sino da gelince; telefonun tellerine yanyana dizilmiş tombul güverciler gibi masaya sığıştık, ciyak ciyak konuşup gülüşerek; minik garsonu da kendimize hayran bırakarak siparişlerimizi verdik. Bir ara düşündük, bir önlük takıp gitsek Kerimo'nun masasına, sipariş alsak, sana açık büfe desek... ahahaahah:))

Sonra Denizo başka bir plan yaptı: Tam Kerimo yanımızdan geçerken, Denizo ayağa kalkıp "Ben Fatmagül"üm diye bağıracaktı. Çocukcağız şaşırınca da "3 aydır sezon tatilinde biraz kilo almışım, ondan tanıyamadın sen beni" diyecekti. Sonra da bizler ayağa fırlayıp "hepimiz Fatmagül'üz" diye bağıracaktık :))) Çok şükür kendi çılgıncasına komik muhabbetimize o kadar kapıldık ki bu plan suya düştü, Kerimo fırt diye gitti. Ay ama biz çok eğlendik:))

Gece boyu yedik içtik, ben de peynirli salata yedim, pek salata değildi epey kuvvetli bir tabaktı aslında. Üzerine kızların tatlılarından (hem tiramisu, hem mudpie, hem de karayip düşü aldılar !) biraz tırtıkladım. Finalde de kendime bir kıyak geçmeye karar verip mojito patlattım oooo beybi ondan sonra güzel bir hareketlenme oldu bende:)))) Ve Sino gecenin finalinde bize son inanılmaz  maceralarını anlatırken artık hepimiz masanın üzerine serilmiş öyle gülüyorduk, şıngır şıngır güldük, kahkahaları patlattık! Gözümüzden yaş geldi valla çok şükür:))))



Haftaya mutlaka tekrarlanası, şahane bir geceydi. Ama bir daha o kendini salata zanneden peynir kumkumasını yemem, durduk yerde kalori manyağı olmuşumdur. Amaann, şimdi Perihan düşünsün! :))) (Perihan'ın vizitası da 150 tele olmuş yuhhhh)


heyyooo Cuma neşesi ile dolu güzel bir gün ve haftasonu bizi bekler:)

xo xo


24 Ağustos 2011 Çarşamba

Evden çalışmak istediğime karar verdim:)

Dün işyeriyle ve Fransa ile epey telefon trafiği yaşadık. Şirket bilgisayarını açıp VPN diye program yardımıyla maillerime bağlandım, birşeyler yazdım, birilerini cevapladım. O esnada rahat koltuğumda oturmuş Sex and the City'nin 3. sezonunu izlemekte idim. Heeyy, home office çalışmak zevkliymiş aslında diye düşündüm, artık sabahın köründe ofise gidip bütün gün orada oturacağım bir işten ziyade, evde çalışabileceğim bir iş istediğime karar verdim. Aydınlanma anı yaşandı, nihayet ne istediğimi buldum! :)))))


Akşam olunca bilgisayarı kapatıp kendimi sokaklara attım, Sibel ve abim yavrularını satmışlar, sanki bekarmışçasına gezip eğlenmek için benimle Taksim'de buluşmuşlardı. Önce Terkos pasajını dolaşıp abime spor yaparken giysin diye 2 tane tişört aldık. Bir tanesi Scarface baskılı ahahah:)) Beatles baskılıyı da alsın diye ısrar ettim ama almadı. Sonra İstiklal'de dizilmiş o küçük dükkanlara girip çıktık, malları karıştırdık, abim de sabırla bizi izledi:))


Bir dükkanda çok güzel basic tişörtler vardı, böyle havuz yakalı, dümdüz yumuşacık ribana tişörtler. Abercrombie oldukları iddia ediliyordu ve adedi 10 tl idi. Geçen hafta Terkos'dan aldığım gri Gap legging jeansimle giymek için yumuşak pembe bir tane aldım ama abim ısmarladı:)) Aslında bir ara gidip diğer renklerden de toplamalı. Baskısız, dümdüz kısa kollu basic tişört arayanlara duyurulur.

Birkaç mağaza sonra Sibel abimin jeans alması gerektiğine karar verdi, adam 7 yıldır kot pantolon almıyormuş! Evlere şenlik, çıplak dolaşmadığını da biliyorum, "ne giyiyorsun o zaman?" diye merakla sordum. Defacto diye bi marka var ya, oradan chino pantolon giyiyormuş, cin cin çıkacak cin çıkacak! Ahahaah.

En iyi kalıp ve denim kumaş GAP'de olduğundan abimi bu mağazaya soktuk ve bir sürü pantolon denetip en çok beğendiğimizi aldırdık:)) Heyyy  sanki bekarmış gibi, düşünmeden para harcattım ona yehhuuu:))

Sonra onlar ödeme yaparken etrafıma bakıyordum ki, bum! Çarpıldım. Muhteşem, koyu kum rengi (yoksa ıslak kum muydu?) trençkot mankenin üzerinde siyah kapri ile kombinlenmiş bana bakıyordu. Harikulade birşeydi, cesaretimi toplayıp fiyatına baktım, şimdi alacağımdan değil ama belki 2 ay sonra? Off, çok güzeldi!

Alışverişten sonra bizimkileri Midpoint'e götürdüm, abimle ben salata yedik, Sibel barbekü soslu tavuk yedi. Yemin ederim Sibel'in yemeği bizim salatalardan çok daha sağlıklıydı, hele benim 3 peynirli tavuk salatamdan çıkan peynirler bana 2 öğün yeterdi, Perihan görmesin dostlar!

Böylece sohbet muhabbet derken, çaylarımızı da içtik (ben kahve içtim tabii), birileri esnemeye başlayınca evlere dağılmak üzere sallana sallana meydana yürüdük. İşte onlara sanki bekarmış gibi düşüncesizce para harcatmış, Midpoint'te yemek yedirmiş, geç saatte Taksim'de gezdirmiştim, herşey harikaydı:) Bakalım bir daha ne zaman buluşur gezeriz?

xo xo

29 Temmuz 2011 Cuma

İstanbul'un en farfaralı köşesi

Dün akşam iş çıkışı kendimizi Taksim'e attık. Arzu aslında Bibuçuk'a giderek kanatlara ve kızartma tabaklarına gömülmek istiyordu ama kızlar o basık Bibuçuk'tan bıkmışlardı artık. Ben de topladım hepsini, klasik mekanımız Midpoint'e gittik.

Biraz bekledikten sonra terastaki büyük masalardan birine yerleştik. Ohh, önümüz Boğaz, arkada İstiklal tarafında bütün camlar açılmış, deli gibi rüzgarın ortasında oturduk, o kadar esti; o kadar esti ki, neredeyse 45 derece sıcakta üşüyesim geldi.


Hepimiz birer salata söyledik; ben barbekü soslu tavuklu salatadan yedim, enfesti. İçinde küp küp çedar peyniri ve 1 dilim avokado soslu çavdar ekmeği bile vardı. Bayıldım! Fakat aklım habire tepsilerle sağa sola giden frozen mojitolarda, martinilerde kaldı. Eğer şu terasta bir frozen mojito içmezsem gözüm açık giderim.

Sinem ve Seval biraz geç geldiler ama onlar da geldikten sonra artık muhabbetin çivisi çıktı, kahkahları patlattık arka arkaya. Son mevzu şu idi; Seval'in yeni taşınacağı evin inşaatını yapan işçi kardeşler; evde tuvalet olmadığından bakkaldan poşet alıp içine mıçmışlar, sonra da poşeti apartmanın havalandırma boşluğuna atıvermişler ahahahahah. Sevalcik bir yandan rezil oldum müstakbel komşularıma ühüh diye dertlenirken beri yandan da mok kokusunun o taşınana kadar geçeceğini ümit ediyordu ne yapsın:)))



Tabii sadece mok muhabbeti yoktu; bu kadar bir sürü kadın bir araya gelirse ne konuşurlarsa biz hepsinin fazlasını konuştuk, aman resmen terası gümbürdettik. Arzu'yla da boynumuz tutuldu etrafa bakacağız diye, bir sürü bakılası tip gördük, sonra bu halimizi de makaraya vurduk tabii, kendimi Sex & the City dizisinde zannettim bir an ayol!!

İşte hepsi bahane, bir kaç saatliğine şöyle gülebilmek herşeye değer.

Gecenin sonunda kahvelerimizi içip Sinem'in tatlısından birer çatal çaldık,  tatlı dondurmalı idi böylece ben de tadına bakabildim:)) Sonra da azıcık yürüyelim diye kendimizi İstiklal Caddesi'ne attık.

Aman gecenin o saatinde hala bazı mağazalar açık ve çoğu turist tümen tümen insancıklar alışveriş ediyor idi. Benimse uykum gelmiş, artık gözüm birşeycikler görmez olmuş idi. Kalabalık içinde sallana sallana meydana çıkıp metro, otobüs ne bulursak binip evlere dağıldık.

Bunaltıcı havalarda serinlemek için ideal bir köşe şu teras. Yemekler de güzel. Manzara da var. Hem de her anlamda, daha ne olsun? :))))


xo xo

24 Temmuz 2011 Pazar

Haftasonu yeme-içme-gezme raporu

Cumartesi günü her zamanki gibi diyetisyen kontrolü ile başladı dostlar. Diyetisyenin tartısı 0'dan değil 0.5'den başladığına ve ben de 59.5 çıktığıma göre artık bildiğin 59 kilo olmuş; S'lere 38'lere giriyor idim. Birkaç hafta sonra 1 yıldan uzun süren diyet bitecek ve koruma devresi başlayacak. Bu dönemde de 3 ayda bir kontroller olacakmış. "Sonra ben hep gelmek istiyorum, yoksa tek başıma yapamıyorum" dedim kadına, "6 ayda 1, senede 1 gelirsin" dedi, "ben emekli oluncaya kadar" diye de espri yaptı, aman da amannn, feci azarları, iğneli lafları ile bizi muma çeviren dehşetengiz diyetisyen espri de yaparmış:)) Bir de kötü haber verdi, normal bir insan evladı 6 parça suşi yiyip doymalıymış, bir öğündeki istihkakımız o kadarmış:((((( Ben 24 parça ile doyuyorum diyemedim kadına, cesaret edemedim dostlar:)))))



Kontrolden çıkınca hemen kliniğin altındaki simit sarayına girip birşeyler yedik, aç karnına tartılacağız diye içimiz kurumuş, sıcaktan başımız ağrımıştı. Simit-peynir yedikten sonra canlandık, Lady Charlotte'ın bembeyaz yüzüne renk geldi. Vakit kaybetmeden metroya atlayıp Şişhane'den İstiklal Caddesine çıktık.

Biz geldiğimizde cadde inanılmaz boştu, herhalde sıcağın en harlı saati diye herkes inine çekilmiş yalanıyordu, bizse deli fişek gibi dolanıyorduk dışarılarda, neyse ki güzel bir esinti vardı, sıcak pek rahatsız etmedi.

Öncelikle Bershka'ya girdik, ki her daim arı kovanı gibi olan bu dükkan bile boş gibiydi, hayret değil mi? Birkaç parça denedik ama yok, hepsini bıraktık. Ben kafama bir fiyonk aldım:)) Lady Charlotte'cuğum istedi almamı, terliklerinle takarsın dedi:)) Aldım taktım kafama kocaman kırmızı fiyongu, öyle dolaştım bütün gün:))

Bershka'dan sonra Gratis'de Pastel'in yeni mavi ojesine baktım ama yoktu, ben de turanj ojeden aldım. Camper'a baktık sonra, bir sandalet vardı, evladiyelik, her Camper ürünü gibi alıp yıllarca giyersin. Ama tabii buna verecek para kalmamış olduğundan öyle bakışıp ayrıldık bu güzel sandaletten.

Yol boyu dizili diğer ayakkabıcılara da uzaktan bakıp nihai hedefimize ulaştık : Terkos Pasajı! İndik, çıktık, dolandık, bir kaç dükkanı karıştırdık. İşte benim dün bahsettiğim muhteşem DC Comics tişörtlerini keşfettiğim mağazadan, Lady Charlotte da çok tarz bir elbise almıştı. Terkos'dan bu sefer elimiz boş çıkmamıştık.

Hemen Terkos aralığının girişinde Paşabahçe vardır, mağaza bir süredir tadilatta idi, yenileme işleri bitmiş, muhteşem koleksiyonları ile Paşabahçe geri dönmüştü. Osmanlı tarzını yansıtan klasik koleksiyona ağzımızın suları aka aka baktık resmen, o kadar pahalılar ki...

Paşabahçe'den Midpoint'e gidecektik, yolda epeydir girmediğimiz Collezione'ye bir uğrayalım dedik, gerçekten güzel parçalar vardı, özellikle etek ve elbiseleri beğendik, rengarenk yazlık parçalar arayanlar bir baksın derim.

Sonunda kendimizi Midpoint'in terasına attık, far far esen rüzgarla serinleyip, mağaza gezmekten yorulmuş ayacıklarımızı dinlendirdik. Değişiklik olsun diye tavuk yerine krep yedik, bir de ben naneli limonata içtim ohhh:))

Limonatanın elmalı sunumu pek hoşuma gitti:



Krepten de pek memnun kaldım, mantarlı ve etli olanı seçmiştim, malzemesi bol ve lezzetli; tortillası incecikti. Tabii patates kızarmalarını yemedim:



Yemek yedik, esintiyle serinledik, etrafımızda oturan tipleri çekiştirip eğlendik, son okuduğumuz kitaplardan bahsettik, bir güzel dinlenmiş olduk.

Kendimizi tekrar sokağa attığımızda İstiklal caddesinin tüm kalabalığı geri dönmüştü. Ama ne kalabalık!! Adım atmak mümkün değil! Sanırım o kalabalık yoruyor beni en çok. Meydana doğru yürürken Accesorize'a , Hotiç'e, Nursace'ye baktık. Sonunda Koton'a girdik. Şu Türkan Şoray tişörtlerine baktım ben, her Koton'a girişte bunlara bakıyorum ama çok pahalılar, bir tişörte de 40 lira verilmez anacım. İndirime de girmemişler. Başka bir tişört beğendim, Koton'un İstanbul koleksiyonundan, kasada onun da indirime girmediğini ve 30 lira olduğunu öğrenince bıraktım tabii, çüüşşş bu ne be? 5-10 liralık penyeleri 30'a 40'a kakalamaya çalışıyorlar.

Artık akşam olmuş, alacakaranlık çökmeye başlamıştı. Bu saatte bir tek paçavralar kalmıştır diye düşünüp Mango'yu es geçtik. Meydana yakın, hani Özsüt'ün yanındaki Gloria Jeans'de oturup kremasız kahvelerimizi içtik. Ohh, bütün gün kahve içmemişim, çok iyi geldi doğrusu. Terastan meydanın manzarası da şöyle idi:



Hava kararıncaya kadar kahvecide oturduk, sonra da kalabalığı bir şekilde yarıp geçerek otobüse ve metroya  binip evlere dağıldık, eve geldiğimde saat 10 idi, oh, bütün gün gezmiştik, ne güzel bir haftasonu:)

Önümüzdeki birkaç hafta sıcaklardan ötürü gezmeyiz sanıyorum, bakalım. Para da bitti, artık maaş alana kadar harcamamak lazım. Gezmeyelim de ekonomi yapalım azıcık:)

xo xo

1 Nisan 2011 Cuma

Bibuçuk gecesi

Dün akşam dostlarla Taksim'de buluştuk, hava epey serinlemişti  ama açıktı. Arzu'yu Koton'da yakaladım, Lady Charlotte da bizi orada buldu, tıngır mıngır Bibuçuk'a gittik. Biraz sonra Seval geldi, minik Sinem ise azıcık geç kaldı. Deniz hiç gelemedi, Çekmece'de bir yerlerde taşınıyor idi kendisi.

Seval, Arzu, Sinem :)

Aslında bonfile yemek istedim ama porsiyonu büyüktü, tam 250 gram! O yüzden ızgara köfte aldım. Köfte çok güzeldi sulu sulu. Patatesleri Seval, pilavı da Arzu yedi. Ben de köfteleri yuttum, kocaman bir tabak mevsim salatası da yedim. Bibuçuk'un salatasını başarılı buluyorum.

Lady Charlotte, Judy Abbott :)))

Arzu ızgara tavuklu salata almıştı, benim oturduğum yerden büyük ve güzel görünüyordu salata:)) Lady Charlotte ise tulum peynirli roka salatası yedi ama tulumların az olduğunu söyledi. Önden bir adet combo tabak lüplettiklerini söylemeye gerek yok herhalde:))) Sinem de acılı kanat yemişti, kemiklerine kadar iyice sıyırdığı için güzel olduğunu varsayıyoruz:))

Yüzüm güldü nihayet:)
Sonra da bir sürü dedikodu birikmiş tabii, onları paylaştık. Aman ne güldük ne güldük, ama ne konuştunuz da güldünüz diye sorsanız hepsini unuttum gitti. Bir ara laf o kadar dolandı ki,  teharet musluğu-Bidet ikilisine kadar gidip Arzu'nun pişik olmasından geri döndük ahahahah. Sonra işte işyeri dedikoduları, para sorunları, günlük dertleşmeler derken gece filtre kahvelerimizi içerek sona erdi. Kızçeler sufle yediler, ben de izleyip yutkundum, fakat sizlere Bibuçuk'ta sufle yemenizi hararetle tavsiye ederim, sunumu dahi mükemmel idi.

Gece eve döndüğümde ise Ezel'in 61. bölüm fragmanını izleyip dumurlardan dumurlara sürüklendim dostlar.

Bakalım haftasonu sağanaklı havada ne yapacağız?

xo xo.


Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

28 Ocak 2011 Cuma

Kombinezon nedir, nerelerde bulunur?

Geçen ay indirimlerden yaptığım alışverişlerin iflasıma neden olduğunu söylemiştim ya; o nedenlerden biri de Sisley'den aldığım güzelim siyah triko elbise idi. Düz bir elbise ama omuzları kabarık kabarık böyle içimdeki Seksenli yıllar canavarının hoşuna gitti. Eteğinin ucunda da fuşyalı morlu göze hoş gelen bir süsleme var. O kadar işte. Fakat bu elbiseyi alırken etek kısmının triko olmasına rağmen biraz geçirgen olduğunu farkettim. İçini, bacaklarını gösteriyor resmen insanın, ne gereksiz bir durum!!! Arzu da dedi ki (kokoş ya:) ) , "bu elbisenin içine kombinezon giyeceksin!" Allahh!!!

Kombinezon deyince aklıma gelen tek şey; Türkan Şoray'ın 1960'larda çevirdiği filmlerdeki babydoll giyip olgun ve de dolgun butlarını sergilediği kareler. Benim için kombinezon bu yani.


Elbiseyi Cumartesi günü la Capitana'nın vereceği büyük aile ziyafetinde giymeyi planladığım için bu hafta beni aldı bir telaş. İçine ne giyeceğim? Çıktım Akmerkez'e, Penti'de böyle askılı uzun fanile gibi bişey var, ama gelin görün ki; siyahı taze bitmiş. La Senza'da hiç öyle birşey yok. Bi tane Marks & Spencer'da var, ayy çok güzel, incecik, simsiyah... Ama 70 Lira. Mağazada da anons yapılıyor %70 indirim başladı diye.  Neyse aldım kombinezonu (tövbe estağfurullah) , gittim kasaya. Emin olayım diye "bunda indirim var mı?" diye sordum, adam demez mi "o sezon ürünü maalesef". "O zaman şu an itibariyle almaktan vazgeçtim" deyip kaçtım oradan.


Sonra dün akşam Sewal ve Sinem'le Taksim'e gittik. Loya mı ne bi tane doncu var hani cadde üstünde. Oraya sorduk, "kombinezon yok ama bunu kombinezon olarak kullanabilirsiniz" diyerek bişey sattılar bana, 20 Lira, bildiğin perde tülünden edepsiz bi gecelik!!! İşe yarar diye aldım ama salak kafam, kombinezonun amacı içini göstermemek değil mi?? Bu tülden şeyin tek amacı ise olabildiğince çok şey göstermek. Yani o anlamda pek işe yaramadı. Ama o kadar ucuz görünüyor ki, adeta hoşuma gitti, dursun bir kenarda diye kaldırdım dolaba:)))

Hülasa, elbiseyi olduğu gibi giymek zorunda kalacağım. "Amaaann, ailedeki herkes beni çırılçıplak gördü bebekken, yıkadılar pakladılar, biraz bacak göstermekten ne çıkar" diye düşünmeye başladım n'apim? Bu devirde kombinezon mu kaldı allasen???

Biz de işte dün akşam M&N'de yemek yedik. Ben yayla çorbası içip ton balıklı salata yedim. Sonra biraz yürüyecek olduk ama hava son derece soğuktu, buz gibi ayaz vardı, dönüp Starbucks'da sıcacık kahvelerimizi içtik, sonra da evlere dağıldık.

Olmadı bu akşam da Metrocity'e bakayım; jüpon, korse, kombinezon alayım da içim geçsin PÜAHAHAHAH

vay perükamın başına gelenler!!!

26 Aralık 2010 Pazar

Frida Sergisi ve Beyoğlu'ndaki renkli cümbüş

Dün hava güzeldi, biz de Taksim'de buluştuk. Ben erken gitmiştim, ama İstanbul'da hele Taksim'de buluşmaya erken gittin diye canının sıkılması imkansızdır.


Sanırım İstanbul Kültr Başkenti etkinlikleri kapsamında, çingen çocuklardan düzenli orkestra kurmuşlar. 5 klarnet, 3 davul, 4 dümbelek, 1 org ile çocuklar ritm orkestrası olmuşlar, meydan nasıl bir cümbüş var, göbek havaları çalıyorlar, biz izleyiciler alkış kıyamet, herkesin keyfi geldi bu oynak melodilerden:))


Artık kafam şişince daimi buluşma noktamız tramvay durağına yürüdüm. Birden üzerime bir kalabalık gelmeye başladı. Ve İstiklal caddesinin derinliklerinden; sarı yemenili kızlarla iki öküz tarafından çekilen bir kağnı arabası belirdi ahahah, Elif'in kağnısı değilmiş; meğersem Kastamonu şenliği mi ne varmış, öküz arabasını alıp gelmişler. Arabanın üstündeki kızlar bana seslenip birşey attılar, aaa sarımsakmış!


Ne olur ne olmaz, belki yolda karşımıza vampir çıkar diye mis kokulu sarımsağı çantama atıp arkadaşlarımla Tünel'e doğru yürümeye koyuldum. Her zamanki gibi karnımız açtı! Peki nereyi seçmeliydik? Ara Kafe mi, House Cafe mi, yoksa Midpoint mi? Biz yine her zamanki gibi Midpoint'e gitmeye karar verdik. Restoranı da süslemişler, püslemişler, her yan kırmızı toplar ve yeşil dallarla çok canlı görünüyordu.

Çito ızgara tavuklu salata aldı, Lady Charlotte ızgara köfte istedi, ben de barbekü soslu tavuk budu yedim. Amanın o barbekü sosuna ölürüm, ağzınıza layık idi.

Yemekten sonra çıkıp Terkos pasajında kısa bir tur attık. Sonra Zekish de bize katıldı ve asıl hedefimize, Pera Müzesindeki Frida Kahlo & Diego Rivera resim sergisine gittik.

Sergi, müzenin 3. katında idi, Frida'nın resimleri kadar, o capcanlı renkli kostümleri ile çektirdiği fotoğrafları da çok hoşuma gitti. Sadece Taschen kitaplarında gördüğümüz resimleri birebir görebilmek çok zevkliydi. Teşekkürler Pera Mzesi!


Müzenin 4. ve 5. katlarında ise bambaşka ve epeydir görmek istediğim bir sergi vardı : Çarlık Rusya'sından Sahneler.

O dönemin köyleri, toprak ağasına ait sayılan burlaklar, Rusya tabiatının vahşi güzelliği, mutsuz gelinler, elma yanaklı çocuklar, perişan köy evleri derken kendimi Tolstoy romanlarının içinde sandım. Kesinlikle görülmesi gereken pek zevkli bir sergi idi.


Karnımızı da ruhumuzu da doyurduktan sonra artık kahveeee diye inler hale gelmiştik. Önce Odakule'deki Gloria Jeans'e gittik ama birkaç çocuk habire flaş patlatarak fotoğraf çekiyorlardı, hayret ! Gloria Jeans'de fotoğraf çekmek yasaktır sanıyor idim. Gözümüze gözümüze giren bu rahatsız edici ışığa katlanamayacağımıza göre çocukları müdüriyete şikayet edip Tünel'deki Gloria'ya gittik. Mis kokulu kahvelerimizi içip uzun uzun sohbet ettik. Sonra biraz mağazaları gezelim dedik ve önce Bershka'ya baktık ama indirim yokmuş burada??? O zaman biz de yokuz diyerek Mango'ya ilerledik


Bu esnada tramvay karşımıza çıktı. Kendisinin kırmızı devasa ışıklı fiyonklarla süslenmiş olmasının yanısıra; arkasına açık bir vagon takmışlar, vagonda bir orkestra, caddede aşağı yukarı gezerken rock n' roll çalıyorlar, eğlenceyi, renkliliği, hareketi hayal edin. Şahaneydi ve hepimizin keyiften ağzımız kulaklarımıza vardı.



Yürümeye devam ettik ve Penti'nin camekanı aklımızı çeldi. Aaaa, Penti'de ne güzel çoraplar varmış öyle? Çok beğendim, birkaç tane çorap aldım kendime. Buradan çıktık ŞARRRRRRRRR bir yağmur başladı ki, göz gözü görmüyor, resmen afet çıktı. O 5 liralık laylonnn şemşiyelerden almak zorunda kaldık, sonra da yağmur dinene kadar takılırız hem pantüllerimiz kurusun diye kendimizi Mango'ya attık. Mango'nun 3 katını iyice gezdikten sonra çok güzel bir atkı bir de outletten tünik aldım. (Ama eve gelince tüniğin acayip bol olduğunu gördüm, bu hafta içinde gidip değiştirmem lazım).

Maalesef yağmur bir türlü dinecek gibi değildi ve artık çok yorulmuştuk. Pes edip ıslanmayı göze alarak meydana çıktık ve otobüslere binip evlere dağıldık.

İşte böylece yılın son haftasına girmiş bulunuyorduk sevgili seyirciler.

xo xo

24 Aralık 2010 Cuma

Taksim hiç bu kadar ışıl ışıl olmamıştı

Dün akşam arkadaşlarımla Taksim'de buluştum sevgili seyirciler. Bütün gün kendileri "yağlı kanatlara gömülelim, üzerine sufle yiyelim, yok çikolatalı föndüyle kendimizen geçelim" diye planlar yapmışlardı. Halbusem ben aylardır devam eden diyetimi bozamayacağıma göre sadece çorba içip salata yiyebilirdim. Yafu karşımda föndüye gömülürlerse dayanamam gitmesem mi dedim, o zaman Seval "aaa ben de çorba içeceğim, öğlen kolll kadar sucuk ekmek yedim, akşama yemek yemem" dedi. Ah canıım, böyle söylemesi pek tatlı tabii gelgelelim ben arkadaşımı tanırım, akşam 6 olduğunda acıkacağını ve hatta restoranda garsona yemekleri çabuk getirsin diye çemkireceğini adım gibi biliyor idim. Yine de böyle söylemesi beni çok mutlu etti:))). Deniz de "ben salata yiyeceğim" deyince işten kaçarcasına çıkıp Taksim'e gittim.


İstiklal Caddesini bugüne dek bu kadar ışıklı görmemiştim, hiç masraftan kaçınmamışlar caddeye bol bol ışık koymuşlar sevgili seyirciler. Ama asıl şaşırtıcı olan; Taksim Meydanı da bol bol ışıklandırılıp süslenmiş, kesinlikle büyüleyici görünüyordu.


Hep beraber Bibuçuk'ta buluştuk. Seval tabii Arzu'yla beraber en büyük kanat sepetinden sipariş edip "çok açız hemen getirin" diye garson çocuğa çemkirdi ahahahaha. Sino da kanat almıştı. Deniz tavuklu salata seçti, ben de mercimek çorbası ve mevsim salatası istedim. Ay o ufak bi tas çorba 6 liraydı , içim acıdı valla, Kitchenette'deki 7 liralık cocacola'dan sonra yediğim (ya da içtiğim) en büyük kazık bu olsa gerek.  Ama mevsim salatası şaşırtıcı derecede hem gözümü hem karnımı doyurdu, çok başarılı idi.


Böylece yedik içtik, bol bol muhabbet ettik. Sonra Mango'da %60 indirim varmış bakalım madem dedik ve Bibuçuk'tan çıkıp tam yolun karşısındaki Mango'ya geçtik. Kızlar blucin aldılar, ben de skinny kadife pantül aldım, vizon rengi, üzerinde parlak bir apre var, pek şık görünüyor.

Oh bee, biz hep Cevahir'de buluşuyorduk, akşam 10 oldu mu haydiii her yer kapanıyor, koşa koşa ona da yetişelim, buna da bakalım derken rahat rahat oturup muhabbet edemiyorduk, hep saat 10'da kapanma gerilimi oluyordu üzerimizde. Halbuki İstiklal Caddesi öyle mi? Sabaha kadar açık büfe, istediğin gibi takıl! Bu rahatlıkla Benetton'a uğradık. Çok güzel triko bir elbise aldım, siyah, omuzları kabarık, eteğinin ucunda mor süslemeler var. Fakat bu da içimi gösteriyor, geçirgen birşey. Amaaan! Alıştık artık ne de olsa ahahahaha:))))

Ben elbiseyi denerken, Sinem, Deniz, Seval alıp başlarını gitmişler. Aaa, çıktım kabinden "Sevaaall, SeevAAALL, SEEVAAALL" höykürdüm, rezil oldum, sonunda tezgahtar kız " aaa onlar sizi beklemediler, çekip gittiler " demesin mi! Bak ya! Allahtan Arzu mamikim orada kalmıştı, ona gösterdim elbiseyi. Meh mehh pek hoşumuza gitti.

Neyse böylece paraları yiyip rahatlamış, kahve içecek kıvama gelmiştik. Kremasız dark cherry mocha aldım, nedense pek seviyorum bunu. Yayıldık Starfucks'a, uykumuz gelene kadar konuştuk, bolca dertleştik, çok güzel bir akşamdı doğrusu.


Meydanda fotoğraflarımızı çektikten sonra da evlere dağıldık. Ohh 40T meydanda bekliyordu neyse ki, ona binip tıngır mıngır eve geldim.

Haydi buralarda olan tüm dostlar, akşam Taksim meydanına koşup ışıklara bakarak mutlu olun:))

xo xo

24 Ekim 2010 Pazar

Yine yağmura yakalandık

Cumartesi günü yağmur yağmasını hiç beklemiyor idim dostlar. O sebepten bir haftadır çantamda duran şemsiyeyi çıkarıp evde bıraktım.

Cumartesi sabahı önce kuaföre gidip saçımı kestirdim. Kahküllerimi iyice kısalttırdım ki gözlerim meydana çıksın :))) Sonra Lady Charlotte ile Ortaköy'de buluşup kahve içtik Boğaz manzarasına karşı.


Tam arkamıza münasebetsiz bir çift gelmese, masalarını dibimize kadar sokup pis sigara dumanlarını üzerimize üflemese orada daha uzun oturabilirdik. Hava kapalıydı ama soğuk değildi. Gelgelelim bu çift bize hafakan bastırdı, kalkıp Taksim'e çıktık. Şööyle Tünel'e doğru yürüyüp, arka sokaklarda gezindik biraz. Ne güzel değil mi o sokaklar, binalar? İstanbul'un en güzel şeyleri hep gizli oluyor galiba, görmek için biraz çaba göstermek gerekiyor.




Gezmemiz bitince Lady Charlotte için güzel bir alışveriş yaptık, sonra da Midpoint'de yemek yedik. Yemeğin ardından Terkos pasajını gezecek idik ama heyhat! Yağmur başladı! Ah neden sanki o uyduruk şemsiyeyi çıkartmıştım çantamdan? Hani o 5 paraya laylon şemşiye satan amcalar da nedense ortaya çıkmamışlardı. Biz de ne yapalım, evlere dağılmaya karar verdik. Şişhane'den metroya indim hemen, Gayrettepe'ye geldim, oradan otobüsle Etiler, oradan yürüyerek ev, hayret burada yağmur yok idi.

Eve dönerken ise Boğaz'ın üzerine doğan testekerlek mehtabı görüp kendimden geçtim, muhteşem bir manzara idi dostlar.



Sizin hafta sonunuz nasıl geçiyor?

xo xo

29 Eylül 2010 Çarşamba

Eski kitap cennetinde bir akşam

Bu akşam işten çıkıp doğruca Taksim meydanındaki Sahaflar Festivalina gittim dostlar. Ah o kadar güzeldi ki, Gezi Parkına yayılmış sıra sıra, raf raf, masalar dolusu kitap, dergi, eski mecmualar, çizgi romanlar, plaklar, posterler, gazeteler, kartpostallar, fotoromanlar, güzelim pespaye aşk romanları...:)))


Aldığım kitapların eski, kullanılmış olması beni hiç rahatsız etmez. Bazılarının içinde sabık sahibinden kalan birşeyler olur, ilk sayfaya alınmış bir not veya yazılmış bir ithaf... Hatta kitabın içine saklanmış gazete kupürü bile çıkabilir... Bayılırım bu esrarlı hatıralara.

Bir dönem Galatasaray'daki sahaflara abone olmuş idim, en sevdiğim kitap 3 Silahşörler ile sahaflardan aldığım bir eski basımı ile tanışmıştım. Hem az paraya birsürü kitap alabiliyorsun, hem de eski şömiz cilt üzeri renkli resimli kağıt kaplı kitaplara bayılırım. Torba torba kitap alırdım, bütün yaz döne döne kitap okurdum.


Bu akşam da sergiler arasında kendimden geçtim dostlar, standlar epey geniş bir alana yayılmış, artık son birkaç gün olmasından sebep herhalde, 4 kitabı 10 liraya satmaya başlamıştı bazıları.


Kitaplar arasında gezerken birsürü tanıdığa rastladım. Yani benim de yıllar evvel sahaflardan aldıklarımın kardeşleri, ya da bir zamanlar abimin kütüphanesinde gördüğüm kitaplar... Milliyet yayınlarının küçük mavi kitapları, Doğan Kardeşler, en sevdiğim çocuk kitapları dizileri...


Tabii ki ben de birşeyler kaptım festivalden:

Enis Batur'dan Eyfel Kulesi albümü : Modern Zamanların Simgesi Eyfel




İçi fotoğraflarla dolu bu güzelim kitap Çelik Korseli Kadının Aile Albümü diye tanıtılıyor. Eyfel Kulesinin fotobiyografisi diyebiliriz:) Ne de olsa Judy Abbott kitabın resimlisine bayılır.


Veee tam 8 tane daha önce okumadığım Agatha Christie romanı , tekmili birden 35 Lira


Ne harika değil mi? Bir torba kitabım vardı hem de okuma zevki garantili. İşte beni böyle sıra sıra kitaplar arasına salarsanız, olacağı bu idi.

Sadece, kitaplar arasında gezerken aklıma takıldı. Kendi kitaplarımı sahafların elinde satılırken düşündüm ve içim parçalandı. Lütfen ben öldükten sonra canım kitaplarım sahafların elinde kimsesiz kalmasın, onları seven birilerinin olsunlar, okunup sevilsinler diye düşündüm.

Peki ya siz, eski kitapları sever misiniz? Yoksa 0 kilometre el değmemiş olsun diyenlerden misiniz?

xo xo

19 Eylül 2010 Pazar

İstanbul'da güzel bir hafta sonu

Hoş Lady Charlotte ile kutuplara bile gitsek zaman güzel geçer, canım arkadaşım benim.

Dün hava harikaydı, pırıl pırıl güneş, ısıtıp yakmayan cinsinden. Lacivert parıltılı Boğaz, en sevdiğimden. Beyoğlu ise ağzına kadar kalabalık idi, omuz omuza yürüdüğün cinsten. Daha çok Tünel tarafında dolandık biz de. Önce Gloria Jeans'de balkonda oturup kahve içtik, güzel havanın tadını çıkarttık.


Aşağıda, sanırsam eski evlendirme dairesi olan güzel binanın bahçesinde iri bir kedi vardı, bahçedeki kuş kanatları ile oynuyor idi. Evet, bir çift güvercin kanadı, kafası, vücudu, ayakları bile yenmiş, bir çift kanat kalmış sadece. Düşmüş bir meleğin ardında bıraktığı kanatları gibi, çok acayipti yahu.


Kahveden sonra arka masamızda oturup bademcik ameliyatı yaparcasına caaakkk cuuukkk öpüşen aşık çifte daha fazla dayanamayıp mağaza gezelim dedik. Yani yaşasın özgürlük, serbest aşk, kahrolsun vantuz pompa sesi dedik :)))

Bershka'yı gezdik, kurukafa teması yapmışlar, yüzük ile tişörtleri beğendim. Oradan Terkos pasajına gidip tükkanları altüst ettik ama ara mevsim midir nedir, güzel birşeyler yok idi. Beyoğlu pasajının da altını üstüne getirdikten sonra yemek yiyelim dedik ve Midpoint'e gittik sevgili seyirciler.

Midpoint terasta açık havada oturmak çok zevkliydi, püfür püfür.Manzara da harika idi.



Lady Charlotte ızgara köfte yedi, ben de ızgara balık yedim. Çok acıkmış olduğumdan yemeklerin fotoğrafını çekmeyi unuttum, ta yerken aklıma geldi amma yarısı yenmiş tabak da hoş görünmediğinden vazgeçtim fotoğrafdan.

Yemekten sonra Earl Grey çaylarımızı içip hava kararmadan yollara düştük dostlar.

Beyoğlu'nda bir de çekim vardı dün , aaa çok merak ettim acaba Ezel mi diye ama tanıdık kimseyi göremedim:))) Halbuki Ezel olsa idi , hani hep bunlar takım halinde yanyana dizilip İstiklal Caddesinde yürüyorlar ya, işte o sahne çekiliyor olsa idi mesela, ben de Ezel'in arkasında yürüyen kalabalıkla yürüse idim, nedersiniz güzel olmaz mıydı:))))

İstanbul'da hava bugün de şahane. Ama ben bugünü Sainte Hermine Şövalyesine adadım. Alexandre Dumas'dan Napolyon çağında geçen yepyeni bir macera okuyacağım.

Yarın da Ezeltesi , artık görüşürüz bakalım:)


xo xo