güzel bir gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel bir gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2012 Pazar

Yaz Geldiği İçin Çok Mutluyum

Bu havayı o kadar çok seviyorum ki anlatamam. Nemden şıpır şıpır ter boşaltsak da, otobüslerde  facia "haydi eller havaya" kokularına maruz kalıp bayılayazsak da... Yazın hayat daha kolay be annem. Yol çilesi bile daha katlanır oluyor yazın; yağmur-çamur olmayınca. Oh. Çoraplardan kurtulan ayaklarımız sandaletlerin içinde rahat ediyor, ayak parmaklarımızı kıpır kıpır oynatabiliyoruz. 5 kat giyinmekten; yanımızda palto, hırka ve şemsiye taşımaktan da kurtuluyoruz, daha ne olsun?



Yazın en güzel yanlarından biri gezmeye gittiğimizde, püfür püfür esintili teraslarda oturup soğuk içeceklerimizin tadını çıkartmak. Biz de Cumartesi günü Lady Charlotte ile aynen böyle yaptık. kendimizi İstiklal Caddesi Midpoint'in terasına attık. Buz gibi biralarımızı söyledik, mozarella tabağımızı aldık...



Yıllardır diyet yaptığımız için böyle bir keyif yaşamıyorduk, halbuki blogun geçmiş yıllarında ne sofralar donattığımızı benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim biliyor:))) O günler kadar değil tabii, midemiz küçüldü çok şükür, yine de mozarella kızartmalarını, elma dilim patatesleri lüplettik. Terasta rüzgar serin serin esiyor, güneş lacivert Boğaziçi üzerinde parlıyordu. Dünyada bizden mutlusu yoktu herhalde o an:)))

Ana yemek olarak fish&chips aldım ben, Lady Charlotte da çedar peynirli etli dürüm istedi:) Ama önden yediğimiz sepet bizi doyurmuştu gerçekten. Fish&chips'in fishini yedim sadece, patateslere dokunmadım zinhar. Lady Charlotte da dürümlerin tekini yiyebildi:)) Hazmetmek için şekerli Türk kahvelerimizi içtikten sonra biraz yürüyelim diye kendimizi dışarı attık.



İlk durağımız kaçınılmaz olarak Terkos Pasajı idi. Ben 2 tane elbise buldum, Lady Charlotte da çok şık bluzlar ve süper bir kelebekli elbise kaptı. Sonra bu Terkos'un girişinde bir outlet ayakkabıcı var ya, oraya bakasımız geldi. Burada VAGABOND marka ayakkabılar bulduk. Lady Charlotte'dan öğrendim, bu Vagabond İsveç'in en büyük ayakkabı markası imiş. İncecik deriden bir babet aldım ki, 50 TL ve ayağımda yok gibi. Yok böyle dans dedim dostlar. Nihayet ayak vurmayan, ayağı pamuk gibi saran, incecik hafifçecik babeti keşfetmiştim!

Bakınız elbiselerime :




Bershka'ya doğru ilerlerken, Borusan'da çok enteresan bir sergi gördük, hemen girdik içeri tabii. Serginin adı : REVOLUTIONS & REVELATIONS. Mercan Dede ile Kanadalı bir sanatçının, Romantik Asilerin hazırladığı eserler sergileniyor idi.

Borusan Kültür Sanat, müzisyen/DJ kimliğiyle tanınan Arkın (Mercan Dede) ve ressam Carlito Dalceggio’nun Montreal’den İstanbul’a uzanan serüvenini sanatseverlerle buluşturuyor. “İçsel aydınlanma, evrensel özgürlük” sloganıyla kapılarını açan “Revolution Revelation” sergisi 24 Mayıs–25 Temmuz 2012 tarihleri arasında Borusan Müzik Evi’nde ziyaret edilebilecek. Serginin art book’u için Arkın’ın yakın dostu, yazar Elif Şafak bir önsöz hazırlayacak.

Eserleri çok beğendim; o capcanlı renklere, kurukafalarla Miki Fareyi, sufileri bir araya getiren kolajlara bayıldım.

Bunun tüylerini yolmuşlar, serginin önünde uçuşuyordu tüyler:))











Lady Charlotte'ın sanatla bütünleştiği an:))

Provoke

Sergi gezip ruhumuzu da besledikten sonra, adetimiz üzere Bershka'ya göz attık ama elbisenin, ayakkabının tillahını almış idik Terkos'dan. Daha bir kuruş harcamadan Starbucks'a gittik, kocaman kadife koltuklara gömülüp kahvelerimizi içtik, ohhh, hayat bize güzeldi çok şükür:)))

İşte hemen her haftasonu geçirdiğimiz gibi bir gündü, ama çok güzeldi, içimden Midpoint'de masaların üzerine çıkıp oynamak filan geldi ne bileyim:))

İnşallah bu güzel enerji hafta içi de devam eder :))))

xo xo




6 Mayıs 2012 Pazar

Sucuk Mangal Partisi

Cuma günü bön bön oturmuş çalışırken hepimizin telefonuna bir WhatsApp mesajı geldi. Mesaj Deniz'dendi ve Cumartesi günü 15:30'da bahçedeki mangaldan acılı acısız muhtelif sucuk cenazesi kalkacağını ve cenazeye katılmak isteyenleri 12:30'da Avcılar metrobüs durağından alacağını bildiriyordu. Maalesef kayınannesini kahvaltıya davet ettiği için Seval hayır dedi ama kalanlarımız ağzımızdan sular akarak daveti kabul ettik.

Böylece sabah 11:30'da Sino ile Zincirlikuyu metrobüs durağında buluştuk, Arzu İncirli'den bize katılamadı, geç kaldı. 3 durak gerimizden takip etti:) 12:50'de hepimiz Deniz'in arabasına doluşmuş, Lady Charlotte'ı almak için Bizimkent'e gidiyor idik. Onu da arkaya sıkıştırdıktan sonra Deniz bizi uzaklardaki malikanesine götürdü. Çatalca yakınlarında, yemyeşil tepelerin üzerinde, havuzlu güzel bir sitede oturuyor arkadaşım. Eve varıp da çimenlik bahçeyi, masmavi parlayan havuzu görünce mutluluktan patladım, kendimi çimenlere attım.



Burası gerçeküstü bir yerdi, sanki başka bir kente hep beraber tatil yapmaya gitmiştik. Etrafta tek bir insan, araba, gürültü kalabalık yoktu. Çimlerde koşarken, yuvarlanırken hepimiz çocuklar gibi şendik:

Lady Charlotte, Miss Judy Abbott

Mangalın dumanından kaçarken

Biz oynaşırken mangal yelleyen Arzu'dan minik bir mesaj

Böylece biz çimenlerde çıplak ayaklarla koşar; neşeyle yatıp yuvarlanırken, kahraman Arzumuz mangala kömürleri, çıraları yerleştirip vargücüyle yellemeye başladı.



Mangal hafiften tütmeye başlarken, Sino Deniz'e sucukları doğrayıp şişlere geçirme işinde yardımcı oldu. Biz de Judy & Charlotte kaynanalar olarak mutfak masasına yerleşip onlara car car laf yetiştirdik. Arzum ise var gücüyle mangalı yellemeye devam ediyordu :))



Acılı acısız sucuklar şişlere geçirilmeye hazır olunca Sino bize bir de güzel salata yaptı. Deniz de Amerikan Salatası hazırladı pıt diye ama süzme yoğurtla:) Aman aman, yiyeceklerimiz pek sağlıklı idi dostlar.
Sucuklarımız Polonez acılı ve de acısız çeşitler
Yavaş yavaş tabakları, bardakları, peynirleri ve de gurme hardalı masaya dizdik. Mangalı güzelce yakmayı başaran Arzuşka da sucukları dizdi ateşe bir güzel. Nevaleler piştikçe bahçeyi evlere şenlik, damaklara seza bir koku sardı.



Şarabımız, salatamız, peynirlerimiz, gurme hardalımız, yoğurtlu garnitürlerimiz

Nihayet masaya dizildik ve Arzu'nun mangal başından minik Sinem ile gönderdiği sucuklara gömüldük büyük sabırsızlıkla.


Bağırış çağırış seslenmelerimiz sonucu Arzu da masaya geldi ve muhteşem sucuklarla kendimize ağzınıza layık bir ziyafet çektik dostlar. Tabii yukarıdaki fotoya aldanıp üç beş parça sucuk yediğimizi sanmayın. Herhalde bir danayı yiyip bitirdik biz dünkü partide:))

Yaşasın dostluk


Lady Charlotte ve Miss Judy Abbott keyifte:)

Canım Kızçeler

Kızçeler ekibi:)
Yedik, içtik, parlak güneş altında ısınıp far far esen rüzgarla serinlerken laf lafı açtı, muhabbeti koyulaştırdık. Güldük eğlendik. Şükredip en kötü günümüz böyle olsun dedik. Huzur, keyif, dostluk, mutluluk buydu işte. Maşallah, Allah nazarlardan saklasın.


Günün sonunda ise sucukları bastırsın diye Pelit'ten aldığımız çikolatalı, muzlu, framboazlı pastaya gömüldük. Valla ben de bir dilim yedim, dün rejimi bir kenara bıraktım:)


Her şeyi yiyip bitirdikten sonra, bütün gün rüzgarlı havada güneş altında oturmaktan yorulmuş, temiz hava hepimizi çarpmıştı. Sanki saatlerce taş taşımış gibi hepimiz kulak memesi kıvamına gelip yavşayıp gevşemiştik. Denizcik bizi metrobüse geri taşırken arabada sesimiz soluğumuz kesildi. Zaten hepimiz sanki güneyde tatil yapmışız da son gün eve dönüyormuş gibi mahsunlaşmıştık. Avcılar'da şehrin trafiği, kalabalığı, gürültüsü güm diye beynimize indi. Metrobüse bindiğimizde benim başım ağrımaya başladı. Bööyle meh diye kaldım. Eve gelince 2 tane sederjin içip 11'de kendimi yatağa zor attım. Pazar sabahı 11'e kadar uyumuşum dostlar.

Artık bu yaz bol bol Deniz'e baskına gidip havuzbaşı keyfi yaparız herhalde, kendimi zor tuttum o masmavi havuza atlamamak için.

Yaşasın kızçeler ekibi!

xo xo

1 Mayıs 2012 Salı

Şahane Bir Gün

Bugün işçi kardeşlerimiz Taksim Meydanında bayramlarını kutlarken, biz de onlar sayesinde yaptığımız tatilin tadını çıkarttık dostlar. Benim adıma nefis bir gündü.

Sabah 10'da uyandım... Büyük bir kahvaltı yaptım.. Sonra dergilerimi okudum. National Geographic ya da Popüler Bilim okuduğumu sanıyorsanız, OK! ve Hello okudum, açıkça söyleyeyim:))

Öğlen Arnavutköy'deki Salı pazarına gittik, kırmızı bir sardunya ve 2 adet levrek aldık.. Hıyar mıyar da aldık amma, balıkla çiçek aldım diye yazınca daha bi güzel oluyor:)) Neyse işte, kırmızı sardunyayı 2 beyazın ortasına koyacakmış annem. Biraz pembemsi kırmızı ama güzel capcanlı rengiyle beyazların arasında pek hoş göründü.



Akşam üzeri de Bebek'ten Aşiyan'a yürüdük... Deli gibi poyraz esiyordu ama güneş sıcacıktı. İpini kopartan Bebek'e gelmiş, lacivert denizi seyrederek tıklım tıkış kaldırımlarda yürümeye çalışıyorlardı.  Biz de Mini'den aldığımız dondurmalarımızı yalaya yalaya aheste keyifle yürüdük. Fırsat bu fırsat diyerek yeni telefonumla bol bol fotoğraf çektim:


Poyrazda deniz tertemiz görünüyor

Bebek Parkının yanındaki Mısır Konsolosluğu


Bebek Koyu

Yükünü almış Bebek Parkı

Bebek Koyu

Bebek Koyu

Aşiyan'dan karşı kıyı

Aşiyan'daki Yılanlı Yalı

Denizde parlayan güneş


Dönüşte de erguvanların tadını çıkarttık, artık biterler, sadece birkaç hafta keyfini sürebiliyoruz bu eşsiz Boğaziçi ağaçlarının.







Eve gelince annem levrekleri teflonda kendi yağlarında ızgara yapıverdi, aman ağzınıza layık... Lokum gibiydi balıklar. Ben de salata yaptım, biraları açtım:)) Valla hepsini lüplettik, pek keyiflendik. Güzel bir güne, güzel bir kapanış oldu.

Gece Uçurum'u izleyip yatarım artık... yarın da ağlayarak işe giderim hüüüüüü

siz nasılsınız dostlar?

xo xo