kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2010 Pazar

Haftasonu gezmesi, haftasonu kitabı : Tek ve Tek Başına Türkan

Cuma akşamı kendimi işten zor attım dostlar, iki haftadır stresten, yoğunluktan çok gerilmiştim, bunalmıştım. Seval kuş ile Cevahir'de buluştuk. Canım Lady Charlotte da 2 saat bizi görebilsin diye 1,5 saat araba kullanıp hem de yağmurda Mecidiyeköy'e geldi, sağolsun.

Önce salatalarımızı yedik tabii, ben de çorba içtim. Nerdeee artık o gurme sofralar, kebaplara gömülmeler, whopper menüye kafa gömmeler, soğan halkaları ah ah.

Yemekten sonra Gloria Jeans kahvecisinde kahve içtik. Eğer yemek yemeseydim mocha içecek idim amma yemek yediğime göre filtre kahve içtim yalnızca. Şu Gloria'da ennn sevdiğim kahve Creme Brulee Latte idi, onu da mönüden çıkarttılar, yazık. Mochası mesela Starfucks gibi güzel olmuyor bu Gloria Jeans'in amma mekan daha boş, daha rahat oluyor Starfucksa göre.

Muhabbet edip kahvelerimizi içtik, yorgunluğumuzdan fazla şamata yapamadık, Sevalciğe de nezle bulaştırmışım geçen buluşmamızda, meğersem günlerce yorgan döşek yatmış, sesi çatal çatal idi , hay aksi.

Kahveden sonra mağazaları dolaştık, Bershka'ya baktık, teenage insanız ya püahahaah, sonracığıma Stradivarius'a baktık, tabii her absürd şeyle eğlenerek geziyoruz mağazaları, mesela basma dayt, tül bluz gibi :)) bütün şapkaları takıp deniyoruz filan, böyle olunca mağaza gezmekten sıkılmıyorum dostlar. AVM kapanmadan Zara'ya da göz atıp evlere dağıldık, hiç birşey almadık herşey çok pahalı idi dostlar.

Cumartesi günü hava harikaydı, Lady Charlotte beni Mecidiyeköy'den aldı ve beraber karşıya geçtik, ilk kez araba ile köprüyü geçmişti canım arkadaşım, çok eğlenceli bir andı:) Karşıya geçince Bağdat Caddesine gitmeye çalıştık lakin biraz kaybolduk, ama azıcık:)) Neyse Bostancı Halk Eğitim Merkezi varmış, oraya ulaşıp arabayı bıraktık, caddeye yürüdük. Meğersem caddenin en ucuna gelmişiz. Neyse Mango'nun karşısındaki Starfucksda oturup kahve içtik, birşeyler yedik. Zekish koştu yetişti, böylece ekip biraraya gelmiş oldu:))) oohh bi saat oturduk, sohbet muhabbet derken kalkıp caddede gezdik. Zara'ya (küçük olanına), GAP'e, Mango'ya baktık. Yaşlandım mı nedir, bu kadarcık dolaşınca ben çok yoruldum, dilim damağıma yapıştı. Zaten kalabalık cadde, İstiklal'e dönmüş durumda, ay resmen sürünüyorum. Nook Cafe'ye oturduk, diet cola içtik, bayram tatilinde ne yapacağımızı konuştuk. İnşallah Real Fiesta seyyahları olarak yine yollara düşeriz, çok özledim seyyah olmayı.

Kafede dinlendikten sonra zaten akşam olmuş hava kararmış idi. Zekish ile Charlotte beni bir dolmuşa koydular canım arkadaşlarım:) 7'de dolmuşa bindim, 8'de Beşiktaş'ta idim, bence çok iyi, hem de Cumartesi gecesi için! Yol boyu da uyukladım, sade Nakkaştepe'den köprü yoluna inerken bir uyandım... Karşımda yeryüzünün en şahane manzarası, Boğaz Köprüsü, turkuvaz ışıklar içinde, safir bir gerdanlık gibi, köprüdeki normal lambalar da gerdanlığın pırlanta taşları, ve bu ışıklı güzellik Boğaz'ın kara lacivert sularından yansıyor. Büyülendim bu manzara karşısında...

Beşiktaş'a gelince Etiler otobüsüne atladım, marketten haftalık alışverişi yapıp eve geldim.

Bugün de Ayşe Kulin'in Türkan Saylan kitabı, TEK VE TEK BAŞINA TÜRKAN 'ı okudum. Edebiyat olarak bence Füreya kadar iyi değilse de Türkan Saylan'ı; hayatını hekimlik mesleğine vakfetmiş, hastalarını ve mesleğini yaşamındaki herşeyden üstün gören, cüzamı bu coğrafyada bitirmek için ömrünü seve seve harcayan, yüreği insan sevgisi ile dolu hakiki bir vatansever olan bu eşsiz kadını bir kere daha hayranlık ve minnetle anarak, zevkle okudum.



Bu akşam da Darth Vader grafik romanımı okuyup geçen gün aldığım ucuz dvdleri ve Behzat Ç.'yi izleyeceğim.

Ezeltesi görüşmek üzere:))

xo xo

19 Eylül 2010 Pazar

İstanbul'da güzel bir hafta sonu

Hoş Lady Charlotte ile kutuplara bile gitsek zaman güzel geçer, canım arkadaşım benim.

Dün hava harikaydı, pırıl pırıl güneş, ısıtıp yakmayan cinsinden. Lacivert parıltılı Boğaz, en sevdiğimden. Beyoğlu ise ağzına kadar kalabalık idi, omuz omuza yürüdüğün cinsten. Daha çok Tünel tarafında dolandık biz de. Önce Gloria Jeans'de balkonda oturup kahve içtik, güzel havanın tadını çıkarttık.


Aşağıda, sanırsam eski evlendirme dairesi olan güzel binanın bahçesinde iri bir kedi vardı, bahçedeki kuş kanatları ile oynuyor idi. Evet, bir çift güvercin kanadı, kafası, vücudu, ayakları bile yenmiş, bir çift kanat kalmış sadece. Düşmüş bir meleğin ardında bıraktığı kanatları gibi, çok acayipti yahu.


Kahveden sonra arka masamızda oturup bademcik ameliyatı yaparcasına caaakkk cuuukkk öpüşen aşık çifte daha fazla dayanamayıp mağaza gezelim dedik. Yani yaşasın özgürlük, serbest aşk, kahrolsun vantuz pompa sesi dedik :)))

Bershka'yı gezdik, kurukafa teması yapmışlar, yüzük ile tişörtleri beğendim. Oradan Terkos pasajına gidip tükkanları altüst ettik ama ara mevsim midir nedir, güzel birşeyler yok idi. Beyoğlu pasajının da altını üstüne getirdikten sonra yemek yiyelim dedik ve Midpoint'e gittik sevgili seyirciler.

Midpoint terasta açık havada oturmak çok zevkliydi, püfür püfür.Manzara da harika idi.



Lady Charlotte ızgara köfte yedi, ben de ızgara balık yedim. Çok acıkmış olduğumdan yemeklerin fotoğrafını çekmeyi unuttum, ta yerken aklıma geldi amma yarısı yenmiş tabak da hoş görünmediğinden vazgeçtim fotoğrafdan.

Yemekten sonra Earl Grey çaylarımızı içip hava kararmadan yollara düştük dostlar.

Beyoğlu'nda bir de çekim vardı dün , aaa çok merak ettim acaba Ezel mi diye ama tanıdık kimseyi göremedim:))) Halbuki Ezel olsa idi , hani hep bunlar takım halinde yanyana dizilip İstiklal Caddesinde yürüyorlar ya, işte o sahne çekiliyor olsa idi mesela, ben de Ezel'in arkasında yürüyen kalabalıkla yürüse idim, nedersiniz güzel olmaz mıydı:))))

İstanbul'da hava bugün de şahane. Ama ben bugünü Sainte Hermine Şövalyesine adadım. Alexandre Dumas'dan Napolyon çağında geçen yepyeni bir macera okuyacağım.

Yarın da Ezeltesi , artık görüşürüz bakalım:)


xo xo

16 Eylül 2010 Perşembe

Güzel bir akşam

Dün akşam kahve içmek üzere Seval arkadaşımla Metrocity'de buluştuk dostlar. Metroyla gidilen alışveriş merkezlerini seviyorum, tık iniyorsun metrodan giriyorsun AVMye. Bu arada haftalardır metronun hali rezalet, vagon eksiltmesi olmuş, tıkış tıkış gidiyoruz; hayırlısı!

Seval'le buluşup starfucks kahvecisine gittik. Akşam yemeğini atlayıp bir fincan mocha içtim, bir de ufak çerez paketindeki kuruyemişlerden yedim (kuru üzümleri yemedim) Diyet listemde akşam yemeğinden sonra süt ve çerez vardı da. Aklımca hepsini birleştirip güzel bir fincan sevdiğim kahveden içmiş oldum.

Bol bol konuşup dedikodu değiştokuşu yaptıktan sonra mağaza gezelim dedik. Önce optikçiye gittik Seval güneş gözlüğü denedi. Ya ben de bu çerçevelerden bıktım artık, hatta komple gözlüklerden kurtulmak, havalı güneş gözlükleri takmak istiyorum. Acaba lens kullanabilir miyim? Ya da cesaret edip gözlerimi lazerle mi çizdirmeliyim? Ne dersiniz dostlar?

Daha sonra Bershka'ya girdik. Bu Metrocity mesela Cevahir gibi değil, boş ve ferah. Bershka da gayet düzgün, Cevahir'deki mağaza resmen salı pazarı tadında, darmaduman, mallar yığılmış haldeyken burası düzgün, düzenli. Bi tane blucin denedik ikimiz de sırayla, çok komik olduk ikimize de yaraşmadı:))) Sonra Seval beyaz bir gömlek aldı, ben de 2 tane kedili tişört:))) Bi de kolye aldım, o zaman Seval de dayanamayıp beğendiği küpeleri aldı, böylece para harcayıp rahatladıktan sonra bu mağazayı da terkettik, oh yüzümüze kan geldi:)))

Zara ve Lacoste'a da şöyle bir baktıktan sonra Boyner'e girdik. Bourjois Healthy Mix fondöten fiyatını sordum 46 TL imiş. Eh almadım tabii, Seval de "senin fondötene ihtiyacın yok, cildin çok güzel" dedi :)) Ama artık gözlerimin altı çıkıyor , belki concealer mıdır nedir ondan mı almalıyım? Aman neyse, çok oyalanmadan geçtik kozmetik bölümünü. Boyner'deki diğer şeyler de hiç içimizi açmadı, tam çıkacaktık, Seval cüzdanları gördü ve nihayet aylardır gönlüne göre cüzdan bulamayan minik Judy istediği gibi bir cüzdana kavuşmuştu. Mor renkli güzel birşey, uzun ama anne modeli de değil, tam bana göre idi:



Böylece torbalarımızı alıp evlere dağılma zamanı gelmişti. Haa Seval bir de şişe aldı kendine son anda, şirkette su şişesi olarak kullanacakmış:))

Bu sabah ise vampirle görüşmem vardı, yani diyetisyen ile. Neyse 1,5 kilo vermişim, toplamda 8 kiloyu geçti verdiğim. Yavaş oluyor ama en azından hareket var. Bir diyet klasiği olarak dün gece eski pantülümü denedim ve içine girince çok sevindim tahmin edersiniz ki.


işte böylece yuvarlanıp gidiyor idik.

xo xo