Can da benim gibi Mart doğumlu bir balık yavrusu olduğundan kalbimde ayrı bir yeri vardır. O yüzden Özgürcük bize evlere şenlik bir email atıp yavrusunun 1. doğum gününe çağırdığında Lady Charlotte ile gitmeye karar verdik. (Evlere şenlik çünkü üşenmemiş hamile kaldığı günden doğumuna kadar herşeyi bir bir yazmış, 3 sayfa mail doğumgünü daveti). Şimdi tuhaf gelebilir tabii, ne var canım, karar verilecek bir şey mi? Kalkıp gidersin arkadaşına diye düşünebilirsiniz. Ama öyle değil dostlar, Özgür Sarıgazi'de oturuyor. Bizim için gitmesi de dönmesi de imkansız görünen bir yer.
Uzun planlama sürecinin ardından Lady Charlotte ile Kadıköy'de buluşmaya karar verdik. Kadıköy'de 20 dakika taksi bekledik, aslında bir tane bulmuş idik, ama "ben karşının taksisiyim apla" numarası çekti. Bilmem artık doğru mu, pis günahı boynuna? Sonra gençten bir delikanlı bizi Yeni Sahra köprüsü varmış, oraya bıraktı. Özgür'ün kocacığı buralarda bir yerde çalışıyormuş, biraz da onu bekledik, buluşunca arabaya doluşup Sarıgazi'ye gittik ama buraya kadar gelmişken Ankara'ya da uğrayıversek olurmuş hani:) Kafamdaki uzak kavramı değişti, Beylikdüzü meğersem ne kadar yakınmış merkeze dedim. Sarıgazi sen nasıl bir yersin?
Özgür bizi çamaşır suyu lekeli eşofmanı, ağzı burnu yamulmuş ev tişörtü ve de paççoz saçlarıyla karşıladı:) Oğlan maşallah ortalıkta kurmalı bebek gibi koşturup duruyordu, zaten 4 kilo doğmuş idi, hiç emekleme yok, direkt yürümeye başlamış:)) Annesi aldı onu banyoya girdiler, biz de Ümit'in arkadaşları ve Özgür'ün çok sevdiğim kardeşi Taylan'la salonda oturduk. Hani yabancılar arasında geçen o saçma sapan konuşmalardan yaptık, mesela kızın biri balon şişiremiyormuş. "Önce balonu esneteceksin, sonra üflerkn direnme noktasını aşman gerekiyor, o noktayı aştın mı tamam". Böyle bir sohbet ediyoruz, ulan biz ne konuşuyoruz diye düşünüyordum sürekli ama bu iyi halimizmiş meğer dostlar.
Lady Charlotte ile oturduğumuz koltuktan kıpırdayamıyorduk. Küçük canavarlar ortalıkta yuvarlanırken anaları "aman çaylara dikkat, çocuklar devirmesin" deyip duruyorlardı. Hanım hanım sen çocuğuna mukayyet ol da saldırmasın çayıma diyemedim:) Hele bir tane ufaklık, Can dışında tek oğlan o idi,diğerleri hep kız; aaa hangi kızın yanına koydularsa çat çat hepsine bir tokat patlattı. Manyak anası da "yapma oğlum "demekten başka bir müdahalede bulunmadı, zaten sürekli çocuğun başında, hiç rahat bırakmadı yavruyu. Misafirlik boyunca sadece oğluyla ilgilendi, hep tepesinde dikildi. Ama tokat atarken engel olmadı. Bence o yüzden şimdiden saykoya bağlamıştı yavrucak.
Tabii sonra klasik çocuk yarıştırma başladı, Can yürüyor ya, diğer tokatçı oğlan yürüyemiyor mesela, "ama bizimkinin 9 tane dişi var, sizinki diş bakımından geri" diye lafı çarptılar. Berikiler "aa bizim kızın 12 tane birden dişi var hıh" diye onlara çaktı ahahah. Diğeri "biz 4 aylıktan beri müzik kursuna gidiyoruz" deyince zaten ben koptum. "Biz" diye konuşmak bir kenara "biz uykudan yeni kalktık, suratımız asık o yüzden", 4 aylıkken kurs kariyerine başlayan miniğe üzülmedim değil:)
Özgür tabii sürekli panik halinde koşturdu, herkese çay, meyva suyu, şarap içirip bolca yemek yedirmeye uğraştı. Biz de kısır, zeytinyağlı sarma, börek, poğaça, ev yapımı tiramisudan yedik. Sonra Özgür'ü zorla yanımıza oturttuk, biraz sohbet edelim diye ama frekans tamamen değişmiş, o artık başka bir dünyanın insanı olmuş idi. Bakıcısını çekiştirip durdu, yapa yapa bakıcı problemi muhabbeti yaptık sizin anlayacağınız.
Doğumgününe giderken Seval'in kınasında giydiğim sarı elbisenin üzerine siyah ceket giydim hırka yerine. Lady Charlotte çok beğendi sağolsun. Ben de kendimi beğendim, fotomu koyayım da blog şenlensin:
Şimdi film mi izlesem, kitap mı okusam, karar veremedim. Haftasonu ne kadar kısa değil mi?
xo xo




