kedi yüzünden başıma neler geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi yüzünden başıma neler geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2014 Cuma

Kedi Kurtarma Operasyonu

Bu sabah yine erkenden işe gitmek üzere uyandım, sepetinde uyuyan evdeki Kedişi pışpışladım, bahçede baktığımız, yazın doğan 2 minik yavruya mama koydum... Aaaa bir de ne göreyim, minik tekir olan kardeş yok, siyah beyaz beşiktaş olan geldi tek başına kahvaltıya. Tam çıkacağım, arka taraftan boğuk boğuk ağlayan yavru kedi viyaklamasını duydum. Eyvah ki ne eyvah, tekir yavru arka bahçeye düşmüş.

Akşam eve geldiğimde annem koltuğa serilmiş yatıyordu. Meğersem bu minnak tekir arka bahçeye değil, arka bahçedeki eski odunluğun çatısına düşmüş. Annem perde asarken kullandığımız merdiveni taşımış, dama çıkmış, kovalamış ama bıcırık kaçtığı için yakalayamamış. Tabii çok üzüldüğü için iki kere dama tırmanmış, mama götürmüş, su taşımış. Gelgelelim yavru damda, kardeşi bahçede ağlaşıp durmuşlar bütün gün. Tabii annem perişan!

Ben de işten gelmişim, yorguuun, terliiiii, başım ağrıyor, tek isteğim iki bira çakıp sızmak. Fakat telefonun fenerini açıp merdiveni taşımaktan başka elimden ne gelir? Gece karanlıkta dama tırmandım ama, ilk kez Harry Potter izleyen Pelinsu'nun dediği gibi "tırstım azıcık". Nasıl ineceğimi bilemedim ki:)

Neyse damda ciyak ciyak bağıran, tısss yapıp beni korkutmaya çalışan ufacık yavruyu kovaladım ama yakalayamadım. Üstüne bu korkup yan apartmanın bahçesine düştü bu sefer. O bahçe de, bahçe lafın gelişi,  hendek gibi,  Ben tırsa tırsa, karanlıkta damdan merdivene, oradan emniyete inmeyi becerdim. Akşam akşam heyecan arayasım mı gelmiş nedir?

Haydi ben çıkarsın, yan apartmana gidersin, hendeğe atlarsın... Böyle göğsüm hizasında bir çukur gibi düşünün. Büyük kedi olsa yüz kere çıkar ama ufaklık daha birkaç aylık, çıkamıyor. Yine ben pisi pisi gel kızım, gel yavrum peşinden koştum. Tekircik ciyakladı, tısladı, kesinlikle yanaşmadı. Bu sefer beni bir düşüncedir aldı: Kediyi geçtim, ben bu hendekten nasıl çıkacaktım?

Ayy, kendimi o duvara nasıl attım, bir Indiana Jones misali nasıl yukarı tırmandım bilemezsiniz:) İnşallah kimse görmemiştir:)

İşte ben eve geldim, duşumu aldım, yemeğimi yedim, biramı çaktım ama aklım kedide. Ay minnacık şey, kardeşine sarılıp uyuyamayacak bu gece, ya üşürse? Ya açsa, mama mı götürsem? Sabah ola hayrola, ama nasıl çıkartacağız? diye kendi kendimi yiyorum, başım artık çatlıyor derken pencereden bir baktım bizim mahallenin benden deli olmasın; 20 kedili bir ablası var. İşte o abla hendeğe atlamış yavruyu kurtarmaya çalışıyor.

Hemen pencereden bir istişare, ben bir torba mama, Kedişin taşıma kutusu ve de plastik bahçe iskemlesini yüklenip yan apartmanın bahçesine geçtim. Ayyy üstümde ev kıyafetim.. Sütyensiz sokağa çıkma fobimi de bu arada derede yenmiş olduk ne yapalım:)))))

Biz bu sefer plastik sandalye sayesinde rahatça hendeğe indik. Taşıma kutusuna mama koydu abla, yavru da fırttt diye gelip kutuya girmesin mi? Kuzuuummm! Alıp bizim bahçeye getirdik, kardeşi de hemen geldi, kavuştu yavrular. Bahçelerinde emniyettelerdi yine:) Ablaya çok teşekkür ettim, ben nasıl akıl edememiştim taşıma sepetini?

Ayy işte böyle gece gece macera yaşadım, ama içim de rahatladı, yavruyu kurtardık dostlar:) Bizim şişko Kedişe de tembih ettim, sakın düşmesin, o koca totosunu kaldırıp çıkamaz valla:))





xo xo

10 Şubat 2014 Pazartesi

Kaç Aylık?

Bu akşam işten eve dönerken Metrocity'e uğramıştım dostlar. Antin kuntin alışverişlerim vardı da. İşte, nedense elimin gittiği gereksiz mat oje, The Balm Hot Mama allık, Rebul'un mandalinalı kolonyası filan. Bu Rebul'un yeni kolonyaları bir harika, söylemedi demeyin. Bu arada o mat ojeyi de demin sürdüm, ne şahane bi meretmiş! Sürerken bildiğin kırmızı oje gibi görünürken birkaç saniyede kuruyup donuklaşıyor. Değişik, kadifemsi bir görüntü kazanıyor. Bunun her rengini alırım ben artık. Sırf o saniyelik kuruması bile yeter.

Efendime söyleyeyim, tam çıkarken çocuk kıyafeti satan mağaza dikkatimi çekti. Girdim içeri, aval aval bakınırken ne istediğimi sordular sağolsunlar. Ben de "hani bebeklerin kafasına takılan şapkalar var ya, bere gibi işte, onlardan var mı?" diye sordum. Satıcı abla da "kaç aylık? diye sordu. Ben de adlı adınca "kedi!" diye belirttim. Napim, kediye minik şapkalardan takınca o kadar sevimli oluyor ki:))) Kadıncağız bir "hımmmm" koyverdi, ama pek işini seven biriymiş. "Tabii tabii" diyerek birkaç tane hani bu penye berelerden gösterdi. "Ay bunlar büyükmüş meğersem, halbuse beni kedimin kafası küçük" diye itiraz ettim. Kadıncağız yine hamle etti "aaa, öyle mi, cinsi ne?" diye sordu. Kafası küçük deyince birşey sandı herhalde, ne bileyim. Ben de mutlulukla "tekir, sokak kedisi" deyince ikinci bir "hımmmm" geldi o taraftan. Sonra hanım abla pespembe bir zıbını havaya kaldırıp, "bu da var mesela, çok güzel "deyince, ben de iyi akşamlar dileyip arkama bakmadan kaçtım. Ayyy, Metrocity'e girerken bu dükkandan tarafa hiç bakmamam lazım artık, evlere şenlik:)))

O değil de, Mothercare'e baksam mı, minik bere nereden bulurum başka bilemedim ki? Hüyf! :)

Noliyi nan?


ulan!




xo xo

14 Eylül 2011 Çarşamba

Neredesin sen be?

Ah dostlar, kaç gündür yazmadım günlüğüme, bugün nihayet eski bir arkadaş inceden dürttü sağolsun, öldün mü kaldın mı haber ver bari dedi. Helva döktürecekti herhalde ne bileyim:))

En son konuştuğumuzda zırlıyordum tatil bitti diye. Dile kolay 2 hafta işe gitmemek ne demek, insan epey uzaklaşıyor hadiseden. Böyle suratın adeta ay parçasına dönüyor, kazayakların açılıyor canım:) Ah ama o Pazartesi işe nasıl gittiğimi de bana sorun.

İşte o meşum Pazar gecesi, kazayakları yeni açılmış mahkeme duvarı suratımla çok geçe kalmadan giydim ayıcıklı pijamamı, yatağa yattım. Yerleştim yerime güzelce, uyuymaya çalışıyorum, tam havaya girmişim  MEEOOUUUWWWW diye dışarıdan bir cayırtıdır koptu, ülen bizim kedi bahçedeydi, buna saldırdılar diye panikle fırladım uçtum yataktan bahçeye. İyi ki donla yatma mevsimini kapatmışız da bi çığlık da komşulardan gelmedi tövbe yaleppim:))) Keddiiiyeaahh, gel pisi pisiii diye seslendim, şıllık kedi de poposunu gezdiriyormuş meğersem, tintin çıktı geldi, annem de cama çıkmış, o da bana kızmasın mı, üşüteceğim diye meraklandı kadın tabii:)

Neyse, kedişin sağlığından emin olunca gidip tekrar yattım. Aman uyu uyuyabilirsen. Dalıp dalıp uyanıyorum, nefesim kesiliyor, biraz uyuyorum bu sefer kabuslar kabuslar... Bütün gece çile çektim,  sanki ertesi gün bütün tırnaklarımı çektirmem gerekiyor filan gibi bir dehşet krizi, yuh dedim sonradan kendime:))) Hep bunun yüzünden:


Eh sonuçta tıpış sesi eşliğinde gidip çalıştık bir güzel. O hafta çok yoğun geçti tabii, bildik iş dertleri, üstüne üstlük eve geliyorum tv'de Ezel de yok :)) Hele Perşembe, pisi pisine şirkette kaldım, servise yetişemedim, müşteri illa birşey istedi, hazırladıktan sonra ise fuzuli yere istediği ortaya çıktı,  evden çok uzaklarda servissiz bir başıma yollarda kalmış bulundum.

Değişiklik olsun, hem kışa deneme olsun diye Cevizlibağ'dan tramvaya binip Kabataş'a gideyim dedim. Önce bekle bekle gelmedi, gelen de kalabalık, ter kokusundan burun düşüren cinsten geldi oyyy amannnnn:))) En azından oturdum! Tıngır tıngır 40 dakikada Kabataş'a geldim. Oradan da artık 1 saatte mi ne Bebek'e geldim hayminako ya. Tabii abartıyorum biraz, 1 saat değilse de çok uzun sürdü, şu sahil trafiği bitmedi gitti vay arkadaş!

Eve geldim artık canım burnumda, moral yerlerde, suratım pelte gibi. Annem "yorulmuşsun evladım" diyecek oldu "sus kadın" , kedi "mivv" dedi, kıçına tekmeyi bastım... Ahahah, yok bunları aklımdan geçirdim, anneme yolda kaldığımı söyledim, kediyi de koynuma aldım, oturdum Fatmagül'ü izlemeye. Tam o sırada kedi hapşırdı! Amannn, ben bir meraklandım kedi hapşırınca, koştum gittim elektrik sobasını odama getirip açtım. Oda  birden ısındı, Kediş kalktı yerinden, sobadan uzak bir köşede haliya serildi... Bana hararet bastı, zaten kafam taş gibi olmuş yorgunluktan, soba ateş gibi, fenayım, üstüne televizyonda Fatmagül mıy mıy muy muy zırlıyor. Aayyyyy noluyo lannnn diye bağırasım geldi. Kedi dile gelse "gözünü seveyim kapa şu sobayı" derdi herhalde :)))) Neyse sobayı kapattım, kedi de bir daha hapşırmadı. Yine hep bunun yüzünden oldu ne olduysa:


Sonra nihayet haftasonu geldi, Cuma gecesi "İstanbul'un Altınları"nı izledim, Cumartesi Lady Charlotte ile Taksim'de gezdik, Midpoint'te yemek yedik. Fakat o kadar yorulmuşuz ki, en son Mango'ya girdiğimizde sadece koltuklarda oturup dinlendik ve mağazayı hiç gezmeden çıkıp gittik. Neden o kadar ayaklarımıza kara sular indi, onu da çözemedim, her zaman dolaştığımız kadar gezmiştik yine.

Pazar günü de evde boş boş yattıktan sonra, tatilden sonraki 2. iş haftasına başlamış bulunuyoruz. Sessiz kaldığım günlerde anlatmaya değer buncacık şey olmuş, o yüzden biraz aksiyon çıksın diye bu akşam Beyoğlu Sahaf Şenliğine gittim, onu da bir sonraki yazıda anlatacağım.

Haydi sağlıcakla kalın, ben de aklımı başıma devşirip günlüğümü düzgün düzgün  yazmaya devam edeyim.

xo xo