mimlendik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mimlendik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2020 Cuma

KİTAPLI MİM

Canım Leylak Dalı'nın blog alemini canlandıracak muhteşem kitaplı mimi ile ben de güzelim bloguma geri döndüm dostlar. 

Beni güncel olarak instagram'da takip edebilirsiniz; okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve kraliyet ailesi haberlerini oradan yayınlıyorum: instagram.com/hakikimuhabbet

Fakat bu mim o denli güzel ki, dört başı mamur bir blog yazısı için üzerimizdeki ölü toprağını atmayı gerektiriyor. İşte başlıyoruz:


1- Kitaplığınız temelleri ne zaman atıldı, ilk kitaplığınız devam mı yoksa yıllar içerisinde yeni kitaplıklar mı oluşturdunuz?

Kitaplığım için babam sağolsun demeliyim. Okula giderken önce bana o yılların modası, raflı çalışma  masasını sonra da duvarı kaplayan canım kütüphanemi yaptırdı. Yıllar sonra ben de Ikea'dan bir kitaplık aldım ama tabii  marangoz elinden çıkma o güzelim kütüphanenin yanında sönük kalıyor.  Şimdiki hâlde her ikisi de dolup taşmakta, kendimi sık sık "neden bu kadar kitabım var" derken buluyorum. Neden sahi?


2- Kitaplığınızdaki en eski kitap hangisi, fotoğrafını da koyabilirsiniz?

Muhteşem birşey, RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ'nin Türkiye'deki ilk baskısı, 1941 senesinde Hilmi Kitabevi basmış. Kitabın ismini orijinaline göre birebir çevirseler Rüzgâr İle Geçen olacakken, daha güzel bir tınısı var diye Rüzgâr Gibi Geçti koyduklarını anlatıyorlar önsözde. İyi ki de öyle yapmışlar.




3- Kitaplığınıza ilave ettiğiniz en son kitap hangisi, fotoğrafını da koyabilirsiniz?

Pandemi sürecinde bile kendime hakim olamayıp 3 kere kitap aldım. 3 koli oluyor yani :))) Kitaplarımı bir süredir Kitap Koala'dan satın alıyorum. Elde ettikleri kârla sokak hayvanlarının bakım ve tedavisini karşılıyorlar. Nişantaşı Şakayık Sokak'daki yerleri de çok güzel. Umarım İstanbul'un imza kitapçısı olarak kalıcı olur. Yaşasın bağımsız kitapevleri!

Aldıklarım:


İlk parti bu, Kaosun Kalbi ile Oyuncu dışındakileri okudum. Yaprak Öz harika.


İkinci partiden Bayan Caliban ile Mekanik'i ve de Rewhat'ın kitaplarını okudum. Mekanik şahaneydi. Arife kedi zaten canım benim. Umberto Arte nasıl tongaya düşüp aldım bilmiyorum, twitter'da bir hesapmış bu arkadaş meğersem. Twitlerini alt alta koyup kitap yapmış, pek laubali bir dili var, nefret ettim.


En son parti de bu, Kosmos'lar ve Isabel Allende dışındakileri okudum/okuyorum. Bir zamanlar bloglarda deliler gibi okuyup anlattığımız Saygın Ersin'in Yedi Kartal Efsanesi'ni April Kitap yeniden bastı. Benim için pandemi döneminin en güzel haberiydi bu. Şu anda serinin ikinci kitabı Erbain Fırtınası'nı okumaktayım. Sonra da Isabel Allende'ye geçeceğim.


4- Kitaplığınızda bir başkasından alıp iade etmediğiniz kitap ya da kitaplar var mı? İsimleri neler?

Kavgam var, Karl Ove Knausgaard'ın meşhur serisinin ilk kitabı. Yıllar önce Euphoric'ciğim ısrarla göndermişti:))) Öyle kaldı bende o:)


5- Kitaplığınızdan bir başkasının isteyip geri getirmediği kitap ya da kitaplar var mı? Hatırlıyorsanız hangileri?

İçime dert olan 2 tane var, Isabel Allende'nin Afrodit'i ve Vasconcelos'un Şeker Portakalı. Özellikle Şeker Portakalı'nın o eski Can Yayın kapağı gitti diye üzülürüm.


6- Kitaplık düzeniniz neye göredir? Yazar adı mı? Yayınevi mi? Kitaplığa giriş zamanı mı? Rastgele mi?

Eskiden yayınevine göreydi. Şimdi nerede yer bulursama göre:( Ama bazı yazarlar, farklı yayınevinden kitapları çıksa da kendilerine ait özel yerlerde.


7- İmzalı kitaplara önem verir misiniz? Kitaplığınızda imzalı kitaplar var mıdır, hangi yazarların imzalı kitaplarına sahipsiniz?

Algan Sezgintüredi ve Sezgin Kaymaz'ın tüm kitapları, yeni kapaklarla çıkan farklı versiyonları dahil imzalıdır. 

Minâ Urgan'ın Bir Dinozor'un Anıları'nı amcam gittiği bir seminerde imzalatmıştı benim için. Babam da Binbir Gece Masalları'nın ilk cildini Âlim Şerif Onaran'a imzalatmıştı. 


8- Açık düzen kitaplık sevenlerden misiniz, yoksa camekanlı ve kapaklı kitaplıkları mı tercih edersiniz?

Kitaplığım açık düzen ama camekanlı olsa güzel olurmuş, çok tozlanıyor bu kitaplar öf.


9- Kitaplığınızdaki en değer verdiğiniz kitap ya da kitaplar hangileridir?

Sevdiğim yazarların her versiyonu imzalı  kitapları, Harry Potter'in resimli baskıları, seyahat ettiğim ülkelerden aldığım kitaplar, babacığımın hediyesi İlahi Komedya seti, İspanya'dan aldığım Rose of Versailles manga seti.


10- Kitaplığınızda henüz okumadığınız kitaplar için ayrı bir raf var mıdır, yoksa karışık mı koyarsınız ya da okunmamış kitapları ayrı bir yerde mi muhafaza edersiniz?

Ayrı bir rafa sığmıyor okunmamış kitaplar,. O yüzden okumadığım kitapları öne, okuduklarımı rafların arkasına koymaya çalışıyorum ama arada karışabiliyor.


11- Son olarak bir oyun yapalım, kitaplığınızın ilk rafına gidiyor ve sol baştan başlayarak kitapları sayıyor, yaşınıza denk gelen kitabın adını yazıyorsunuz.

Hikmet Hükümenoğlu, Körburun



Harika bir mimleme oyunuydu, çok sevdim. Katılmak isteyen yorumlara yazsın, sayfasında paylaşsın. Haydi dostlar, make blogger great again!
:))))

Xo Xo

16 Mart 2012 Cuma

Hanım koş anket var

Enneciğim beni mimlemiş, Seksenli yıllarda bolca doldurduğumuz anket defterleri tadında, çok cici bir mim, ben de yazdım işte, hem de kutlu doğum haftamda benim hakkımda hiç merak etmediğiniz bir kaç şey anlatmış oldum:))


1. Ölmeden görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?


Ölmeden önce bütün dünyayı görmek istiyorum. Görmeden ölürsem çok yanarım. Şimdilik en çok Kamboçya'yı merak ediyorum, o muhteşem tapınakları ve egzotik doğası sebebiyle. Sonra Lady Charlotte ile Moğolistan'a gitmek istiyorum.






2. Kış mı? Yaz mı?


Yaz tabii. Kış mevsimi, karanlık hava beni depresyona sokuyor. Çok etkileniyorum. Yazın daha çok neşeyle doluyorum. İş çıkışı hava aydınlık oluyor, sabah zifir karanlıkta yollara düşmüyorum ya, moralim yükseliyor.






3. Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?



Ömrümde saçımı boyatmadım. Aklıma bile gelmedi. İlerde boyatır mıyım bilmem. Ama bir kere çok kısa kestirdiğime pişman olmuştum hatırlarsanız..








4. Bloğumda en çok ne tarz konular görmek isterdin?


Enne'nin esprili anlatımıyla aile hayatını paylaştığı yazılarını seviyorum, tatlı tatlı sohbet ediyormuşuz gibi yazıyor. Sonra durup aa kırmızı ruj lazım, ne alayım diye soruyor:)) Yani orada gerçek bir günlük okuyoruz. Bu tarzını çok seviyorum.






5. Yaptığın en çılgınca şey neydi?


Ya ne bileyim, sokaklarda çırılçıplak koşmak gibi bi çılgınlığım olmadı. Belki üniversitede Japonya'ya gitmek çılgınca bir hareket sayılırdı. Bana hep deli, çılgın diyorlar ama o biraz açık sözlü oluşumdan dolayı bence. Öyle müthiş bir çılgınlığım yok:(( Ne fena :( Belki yaşlanınca 20 kedili çılgın kadın olurum ne bileyim :)))






6. En sevdiğin tatlı nedir?


Çikolata! Çikolataları kalıp kalıp yiyebilirim. Nestle Damak almaya korkuyorum çünkü bir başladım mı, bitirmeden duramıyorum. Ayrıca dondurma, karamelli ve antep fıstıklı, böğürtlenli ve naneli.. Bebek Mini'den kiloyla yiyebilirim:) Sonra şu içinden erimiş çikolata akan patlayan kek, çıtır kabuğuyla ılık lılık krem brüle... fırın sütlaç, fıstık sarma, badem ezmesi.. seviyorum ülen yemeyi:)








7. Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi?


Flormar 319 tabii. Her zaman temiz ve doğal görünüyor. Stok yapmak lazım.






8. Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?


Hayvanları severim, evde kedim var, bir tane daha isterdim ama annem bakamaz iki toruna birden:)





9. Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?


Her ay sektirmeden Glamour UK dergisini alıyorum. Minik tefek, keyifli bir dergi. Hem ucuz, hem de öyle kasıntı değil. Modadan, trendlerden haberdar oluyorum, okurken de eğleniyorum.






10. Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi? Neden?


İstanbul. Pahalılığına, trafik belasına, kalabalığına rağmen bence dünya burada dönüyor. Başka bir yerde yaşamak istemezdim. 






11. İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?


"Dişlerin yamuk yumuk", "parmakların çok ince", "sabırsızsın", "o saç modelini değiştirsen artık"  aldığım iltifatlar arasında. Son zamanlarda herkes fazla kilolardan kurtulmamı övüyor sağolsunlar. Demek ki inatçı ve kararlıyım. Bir de aceleci olmasam...






Hooopp bu mim Leylak Dalı'na, Zoitsa'ya, Handaniko'ya gidiyor haydeee:))




xo xo

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Öteki Filmler

Eski dostum Gizem beni mimledi dostlar. Konumuz : "Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz 3 filmi (Üçlemeler üç film olarak sayılacaktır), neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazın"

Benim en sevdiğim filmleri, üçlemeleri, dörtlemeleri ve de serileri biliyorsunuz, aynı şeyleri tekrarlamayacağım merak etmeyin:)) Onun yerine dvd dolabımı karıştırıp, bir sürü kez izlediğim filmlerden bir seçki yaptım. Biraz kalabalık oldu ama filmleri çok seviyorum ne yapayım.

İşte her zaman bahsettiklerim dışında çok izlediğim ve sevdiğim filmlerden birkaçı :

Love Actually (Aşk Heryerde), 2003. Başrolde Hugh Grant, Emma Thompson, Alan Rickman, Colin Firth, Keira Knightley, Liam Neeson vs vs.

Bir alay İngiliz oyuncunun başrollerini paylaştığı bu şahane film, birbirinden ayrı çeşit çeşit aşk hikayelerini anlatıyor ama kahramanlarımız bir şekilde birbirleriyle alakalı. Lost adası gibi yani:))) Hugh Grant de İngiltere başbakanı ve onun da aşk hikayesini izliyoruz tabii. Hikayelerin bazıları mutlu, bazıları çok hüzünlü; oyuncuların hepsi mükemmel; senaryo çok komik ve de romantik. Defalarca izlediğim ve her izleyişte iyi hissettiren bir film. Özellikle Bill Nighy'nin düşmüş rock star portresi evlere şenlik:))



Flatliners  (Çizgi Ötesi), 1990. Başrolde Kiefer Sutherland, Julia Roberts, Kevin Bacon, Oliver Platt, William Baldwin.

Nelson (yani Kiefer), hırslı ve de kafayı ölümden sonraya takmış bir tıp öğrencisidir. Julia, Kevin, Oliver ve Baldwin kardeşlerin çirkin olanı da Nelson'ın öğrenci arkadaşları. Nelson çok tehlikeli bir deneyde yardımcı olmaları için arkadaşlarını kandırır. Nelson'a ilaç verip öldürecek, sonra da kalbini tekrar çalıştırıp çocuğu geri getireceklerdir. Böylece Nelson  ölüm sonrası deneyimi yaşamış olacaktır. Gençler deneyi gerçekleştirir, Nelson geri döner dönmesine ama kabus dolu günler başlamakta gecikmez..

Çok kereler izlediğim bu güzel gerilim filmi o dönemde Kiefer-Julia aşkının başlamasına da vesile olmuştu. Sonra bunlar tam evlenecekken düğüne 1 hafta mı ne kala Julia Kiefer'ın bi arkadaşıyla kaçmıştı.Ne skandal olmuştu o zamanlar vay be...



All About Eve (Perde Açılıyor), 1950. Başrolde Bette Davis, Anne Baxter.

Bette Davis'in muhteşem karakteri, birbirinden iğneli replikleri, eşsiz kişiliği ile sürüklediği siyah beyaz, çarpıcı bir başyapıt. Margo Channing (Bette) 40'larına gelmiş, çok meşhur bir tiyatro oyuncusudur, kariyerinin doruğundadır, kendinden yaşça genç ve Margo'yu deli gibi seven bir sevgilisi vardır. Ama Margo bir türlü mutlu olmaz. Yaşlandığı için Bill'in onu sevmeyeceğini, artık genç kadın başrolleri oynayamacağını düşünüp etrafındaki herkesi diliyle dövmektedir. Bir akşam oyun çıkışı, Margo'yu bekleyen hayranlarından biri ile tanışırlar, kimsesiz Eve Harrington. Nasıl olduğunu anlamadan bu genç kadın Margo ve dostlarının hayatına giriverecek, vazgeçilmez bir yardımcı olacaktır. Aylar geçtikçe Eve hepsinin dengesini ve hayatını değiştirecektir.

Klasik bir hikaye, çok sağlam oyunculuklar ve de nefis diyaloglarla bezeli leziz bir film. Her izleyişte aynı zevki veriyor.



Regarding Henry, 1991. Başrolde Harrison Ford, Anette Bening.

Henry, aldığı davaları kazanmak için her yolun mübah olduğuna inanan acımasız bir avukattır. Güzel karısı ve davaları gibi acımasız davrandığı küçük kızı ile New York'da lüks bir dairede yaşar. Sıradan bir akşam, öylesine bir paket sigara almak için markete gittiğinde Henry'nin hayatı da değişir, markette silahlı saldırıya uğrayıp kafasından vurulan Henry aylarca komada kalacak, hafızasını ve beyin fonksiyonlarını yitirecek; kendine geldiğinde sil baştan yürümeyi ve konuşmayı öğrenip kendi olmayı tekrar hatırlaması gerekecektir.

İnsanın nasıl değişebileceğini anlatan, Harrison Ford'un belki en sevdiğim filmi. Defalarca izlemişimdir.



Scent Of A Woman (Kadın Kokusu), 1992. Başrolde Al Pacino, Chris O'Donnell

14 yaşımdan beri Al Pacino'yu severim. Şimdi 33 yaşında olduğuma göre, hayatımın yarıdan fazla bir zamanı ben bu adamı sevdim, hala da seviyorum. Aşkım sanırsam bu filmle depreşmişti. Kadın Kokusu'nda Al Pacino gözleri görmeyen emekli kurmay albay Frank Slade'i canlandırıyordu. Yardımcı rolde de inanılmaz başarılı ve de o yıllarda tüyü bitmemiş Chris O'Donnell oynamakta idi.

Charlie (Chris) zengin oğlanların okuduğu tiki kollejin gariban burslu öğrencisidir. Noel'de ailesinin yanına gitmeye uçak bileti almak için Şükran Günü'nde bir bakıcılık işi ayarlar: kör albay Slade'in ailesi şehir dışındayken bu egzantrik adamın bakıcısı olacaktır. Tam o haftasonundan önce, Charlie zengin arkadaşlarının bir yaramazlığına şahit olur. Şımarık veletler, ukala müdüre pis bir oyun düzenlemişlerdir. Müdür suçluları yakalamaya kararlıdır o yüzden arkasında kimsesi olmayan garibim Charlie'yi tehdit ederek suçluları gammazlamasını ister. Bu sıkıntı ile Frank ile haftasonu geçirmeye gelen Charlie başka bir sürprizle karşılaşır. Frank emekli maaşını biriktirmiştir ve o hafta sonu New York'da alemlere akmaya kararlıdır, eh gözü görmediğinden Charlie'ye ihtiyacı olacaktır. Böylece Charlie kendini New York'a giden bir uçakta bulur. Daha ilk hostesle karşılaşmalarında Frank Charlie'ye hayat hakkında incilerini dökmeye başlar. Yolculuk hem Frank hem Charlie için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır.

Ne diyeyim, Al Pacino'nun şakır şakır döktürdüğü, inciler saçtığı, sağlam bir dostluk filmi Kadın Kokusu. Bir körü mükemmel canlandıran Pacino'nun ağırlığından sıkılmamanız için adamımız tango yapıyor, parfüm kokusundan karakter tahlili çıkartıp, New York sokaklarında Ferrari ile geziyor son sürat.



Abartmıyorum, 30 kere izlemişimdir, baştan sona ve de sondan başa ezbere bilirim bu filmi:))) Ayrıca Al Pacino'nun her filmin finalinde etkileyici bir vaaz vermesi alışkanlığı da Kadın Kokusu'ndan sonra doğmuştur. İzlemediyseniz kaçırmayın.

The Three Musketeers (Üç Silahşörler), 1993. Başrolde Kiefer Sutherland, Charlie Sheen, Oliver Platt, Chris O'Donnell, Tim Curry, Rebecca DeMornay

En sevdiğim roman filme çekilmiş, en sevdiğim cool silahşör Athos'u da Kiefer canlandırmış. Tabii severim ben bu filmi. Pek çok kereler de izlemişimdir. Kitaptan oldukça farklı, eğlenceli ve de iyimser öyküsü ile tam bir Disney filmi idi Üç Silahşörler. Aslında elle tutulur yanı yok, pek boş bir film ama hem Kiefer hem de Charlie birarada olunca, kılıç tokuşturup kardinalin adamları ile dövüşünce bana da üst üste izlemek düşüyor bu pek zayıf uyarlamayı. Filmin en zevkli yanı, hain kardinal Richlieu'yü canlandıran harika Tim Curry ve mimikleri.



Dead Again (Yeniden Ölmek), 1991. Başrolde Kenneth Branagh, Emma Thompson.

Kenneth Branagh'ın nedense gelip Amerika'da çektiği, başrolü de o zamanlar karısı olan Emma ile oynadığı bir macera ve cinayet filmi Dead Again. Dedektif Mike, hafızasını kaybetmiş, hiçbir şey hatırlamayan bir kadınla ilgilenmeye başlar. Kadın geceleri 40 sene önce işlenmiş bir cinayete dair kabuslar görmektedir. Grace adını verdiği kadını hipnotize ettiren Mike, kabuslardaki cinayet hakkında bilgi sahibi olur. 40 sene önce, çok meşhur besteci, maestro Roman Strauss, malikanesinde karısı Margaret'i korkunç şekilde öldürmüş ve suçundan dolayı idam edilmiştir. Hipnoz seanslarına katılan Mike, geçmişteki cinayeti çözerek Grace'e yardımcı olmaya çalışır.

Geçmişteki ve günümüzdeki hikayeyi birbirine koşut anlatan paralel kurgusu, etkili müziği ve esrarlı cinayet öyküsü ile gayet sevdiğim bir film. Filmden bir cümleyi onca yıldır sayıklar dururum hatta: "It's all over Frankie!!!"



Field Of Dreams (Düşler Tarlası), 1989. Başrolde Kevin Costner, James Earl Jones

Hatırlar mısınız bilemem ama  Kurtlarla Dans ile patlamadan önce Kevin Costner bir beyzbol filmleri bunalımı yaşamış idi. İşte o filmlerden biri de Düşler Tarlası idi ama film beyzboldan çok öte birşeyle ilgileniyor, rüyalarının peşinden koşmakla.

Ray Kinsella, Iowa'lı bir çiftçidir, mıısır tarlalarını ekip biçerek evinin ipoteğini ödeyen sorumluluk sahibi bir adam, karısını seven bir koca, şefkatli bir babadır. (Ayrıca ilahlar kadar da yakışıklıdır. Boru mu, Kevin Costner'ın tanrı olduğu seneler!) . Herşey Ray'in bir gece tarladan gelen esrarengiz sesi duyması ile değişir: Eğer inşa edersen o gelecek. Neyi inşa ederse kim gelecektir? Ray bu mesajdan şaşkına dönmüştür. Ama biraz düşündükten sonra mısır tarlasını söküp bir beyzbol sahası kurmaya karar verir. Tarla gider, saha gelir. Hiçbir şey olmaz, üstelik de mısır gittiği için iflasın eşiğine gelirler. Ama bir akşam küçük kız sahada birini görür : Shoeless Joe Jackson. Çoktan ölmüş bu beyzbol oyuncusunun hayaleti sahaya oynamaya gelmiştir! Ray bir sonraki mesajı da dinleyerek maceranın peşinde koşmaya devam eder.

Düşler Tarlası, hayattaki en büyük pişmanlığımız ve onu telafi edip edememek hakkında çok güzel bir film ve ben bu filmi çok severim. O dönemde hayvanlar gibi yakışıklı olup çok da güzel rol yapan  Kevin Costner'ın bu sevgiyle bir alakası yok!,



Dangerous Liaisons (Tehlikeli İlişkiler), 1988. Başrolde Glenn Close, John Malkovich, Michelle Pfieffer, Uma Thurman, Keanu Reeves.

Choderlos de Laclos'un klasik romanından uyarlanan tarihi kostüm draması. Film devrim öncesi Fransa'da artık sefahatten ne yapacağını şaşırmış, birbirine habire entrikalar kurup yatak oyunları çeviren gözü dönmüş asilleri anlatıyor. Bu topluluğun başında Markiz Merteuil ve Vikont Valmont gelmektedir. Bunlar aslında iki eski aşıkken şimdi çevirdikleri oyunlarla insanları kukla gibi oynatıp eğlenen 2 müttefik olmuşlardır. Markiz, Valmont'dan genç Cecile de Volanges'ı baştan çıkartmasını ister. Annesi Cecile'e aslında Markiz'in sevgilisi olan zengin adamla nişanlamış, adam da Markiz'den ayrılmıştır. Eğer Valmont düğünden önce Cecile ile yatarsa, Markiz'in intikamı da alınmış olacaktır. Böylece Valmont'un pek çok kişiyi yıkacak tehlikeli oyunu başlar.

Muhteşem kostümler, şahane dönem mekanları, Glenn Close ve John Malkovich'den sarsıcı performanslar ile defalarca kendisini izlettiren şahane bir film.



Strickly Ballroom (1992). Başrolde Paul Mercurio, Tara Morice

Baz Luhrmann'ın  bu ilk filmi, Avustralya'daki bol renkli ve de curcunalı salon dansları dünyasını anlatıyor. Yakışıklı Scott, şampiyon anne babasının gözbebeği, harika bir dansçıdır ve şampiyonluk yolunda ilerlemektedir. Gelgelelim Scott artık federasyonun belirlediği standard adımları kullanmak istemez, kendi adımları ile dans etmek istemektedir o. Katıldığı yarışmada bu sebepten olay çıkınca partneri Scott'ı terk eder. Şampiyonaya katılmak için partner bulmak zorunda olan Scott, acemi dansçı Fran'e ders vermeye başlar. Fran Scott'dan dansetmeyi öğrenirken Scott da bu başta alımsız görünüp gitgide hoşlaşmaya başlayan kızdan bazı şeyler öğrenecektir.

Klasik konu, kesinlikle klasik olmayan, gayet yaratıcı sinema dili ve harikulade dansları ile kendini defalarca izlettiren bir film Strictly Ballroom. Esprili, eğlenceli, danslı manslı bu filmi çok seviyorum.



Sizin var mı böyle döndüre döndüre izlediğiniz filmler?

xo xo

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Ben küçükken MIM

Mia'cım beni mimledi sağolsun:) Çok eğlence vaadeden bir konu : Ben küçükken .... sanıyordum. Ama pek birşey hatırlayamadım, kimbilir neler vardı. Ne yazık, onları yazsaymışım keşke bir kenara.

Ben küçükken okula gittiğimde Atatürk büstünde yazan İZİNDEYİZ yazısını bir türlü anlayamazdım. Madem izindeler, tatil olması lazım, niye o zaman okula gidiyoruz diye için için gıcık olurdum. Daha o zamanlar tatil yapmanın kıymetini anlamışım yani dostlar:))

Fare ile Sıçan arasındaki ilişkiyi çözememiştim. Sıçan'ı Fare'nin soyadı sanıyordum. Bay Fare Sıçan.


Ne bileyim, hep küçük kalacağımı sanıyordum. 24 mesela akıl almaz bir yaştı. Ulan şimdi neredeyse 34 olacağız. İnanılır gibi değil ama zaman geçiyor.

Üniversiteye girdiğimde, şu dizi vardı ya, Evimiz Hollywood'da, işte oradaki tipler gibi maceralar yaşayacağımı sanıyordum:)) Küçük model Yalan Rüzgarı olacağımız zannediyordum. Olmadı neyse ahahahaah:)))

Küçükken değil ama üniversitede, çok güzel cillop gibi bi bölümde okuduğum için, mezun olur olmaz işe gireceğimi, çok para kazanacağımı, stilettolarımla Maslak plazalarında fink atıp fotokopi makinesi başında aşk yaşayacağımı sanıyordum. En çok bu koydu valla, gerçek hiç öyle olmadı. Hırf hüngür!

Hadi herkes yazsın bakalım, küçükken neyi nasıl sanıyordunuz ne oldu? :))

xo xo

2 Mayıs 2011 Pazartesi

İşte bu bizim hikayemiz : MİM

Mia'cım bana güzel bir mim yolladı. Yazmakta geç kaldım benim suçum. Çünkü haftasonu dışarılardaydım, bugün de yeni işime başladım ve bu sefer istikrarlı olacak gibi görünüyor:))) Yani yarın da gideceğim inşallah işe:) Fakat korkarım internet hayatıma yavaşlama gelecek, iş saatlerinde internette takılamayacağım. Neyse n'apalım, bundan böyle akşamları görüşürüz dostlar.

Mim'in konusu : Blog açma hikayeniz? Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz? Bi anlatın bakalım..

2004'ün Kasım ayından beri bu blog var. İlk amacım salt günlük yazmaktı. Ben sanırsam liseden beri günlük yazıyorum. Bazen iki satır, bazen sayfalar dolusu, yıllarca yazdım da yazdım. (evett hala duruyor o defterler, hayırrr bakamazsınız). Bu benim için bir ihtiyaç, hergün bir süre tek başına kalmaya ihtiyacım var. İşten gelip odama kapanmak ve kimseyle konuşmak istemediğim bir süre var. Bu süre içerisinde de yazmak istiyorum, olanı biteni. Sonunda evrimleşen bu günlükler bloga dönüştü. İlk yıllarda durum böyle idi.



Fakat son bir iki yılda, blog çok daha anlamlı birşey olmaya başladı. Bir kere bloglardan modayı, yenilikleri, indirimleri, en son çıkan allık renklerini filan görebiliyordun. Harika kitaplar, filmler ve restoranlar  keşfedebiliyor, her konuda yorumlarını paylaşıp içini döküyordun. Bazıları olanca samimiyeti ile hayatını yazarken onunla beraber o günleri sen de yaşıyordun. Blog alemi kendine has bir dünyaya dönüşmüştü ve bu dünyada aktif olarak yer alırsan tüm zevklerden haz alabiliyordun.



Ve bir de, blog yazıp yorumlayarak; kimisiyle yüzyüze tanıştığın, kimisiyle hiç görüşmesen de gönül birliği kurduğun candan arkadaşlıklara sahip oluyordun. Blog sanal olsa da bu dostluklar gerçekti.



Bu yüzden bu dünyanın bir parçası olmaya devam etmek istiyorum.

Blog iyidir:)

Bu mimi, bazen uzunca, tatlı tatlı; bazen de twit atar gibi satırlık postlar yazan ve yazılarını çok sevdiğim Handan'a yolluyorum:)

xo xo

18 Şubat 2011 Cuma

Eğlenceli anket Mim :))

Tatlı Cepaynası'ndan güzel, eğlenceli bir Mim geldi dostlar, buyrun bakalım:

1-Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:
Mesela dün şirkette maaş verdiler, para dağıttılar yani. Nasıl şok oldum anlatamam.Açtım Yütüp'ten Balıkesir Çiftetellisini, kendimce kutlama yaptım, o kadar şok geçirdim yani.


2-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:

Öyle birşeyi almazsa ölecek hastalığım yok çok şükür. Ama mesela yıllarca bekledikten sonra gelen bir kitap ve film beni çok heyecanlandırır. Misal bayram sabahı karga bokunu yemeden Harry Potter ve Ölüm Yadigarları'na koşmuştum. J.K.Rowling yeni kitap çıkartsa hergün kitapçıya uğrar, çıktığı anda alırım. Böyle şeyler beni heyecanlandırıyor.

3-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:

 yok öyle birşey!
4-Uğurun var mı, uğurun?

 Uğurum yok, dua ederim.
5-Kendine en yakıştırdığın renk:

 Gri, mor, yeşil.. En çok gri giyinmeyi seviyorum nedense?? Gri ne manaya geliyor acaba, var ya böyle renksel şeyler. Bilen varsa yazsın lütfen:)

6-En sevdiğin takın:
Kulaklarım delik değil, saat yıllardır takmadım, yüzük de alırım birkaç saat taktıktan sonra içim sıkılır çıkartırım. Sadece kolye takabiliyorum. En sevdiklerim baykuş kolye, annemle babamın aldığı mavi taşlı gümüş kolye, Lady Charlotte ile Londra'dan aldığımız siyah kalpli-yıldızlı kolye, yine Londra'dan aldığımız yeşil taşlı kolye, bir de Loire Vadisi hatırası Fleur de Lis kolye. En çok bunları seviyorum.

7-Takıntın?
Valla herhalde kedi takıntım var, sabahtan akşama kadar internette komik kedi videoları izleyip komik kedi resimlerine baksam bıkmam.

8-Bavulum çoktan hazır,gitmek istediğim şehir,ülke?

 O kadar çok ki... Lizbon, Amsterdam, Dubrovnik, Viyana, Salzburg . Sonra da artık kıta değiştirmek istiyorum:))

 
9-Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:

 Valla bu da çok, Queen şarkılarında şakırım demek günah tabii ama inceden öterim diyeyim:))) Bon Jovi'nin Cross Roads albümünü dinlerken sokakta bile olsam hem şakırım hem oynarım yani:)))
10-Solunda ne var?

Masamdayım, solumda kağıtlar, hesap makinesi, cep telefonu, bitmiş bir fincan çay, içilmeyi bekleyen bir bardak sedergine, ajanda, kartela, su mataram, delgeç var. Dağınığım ben  gerçekten.

En solda karşıda ise akvaryum var, balıklara yem veriyorum her sabah.



Eveet, mim yollama zamanı geldi:

Nilmoon
Enne
Ruhdağı
Euphoric Girl
Zoitsa

xo xo

13 Ocak 2011 Perşembe

Mim-ik

Nilmoon'dan bir mim geldi dostlar, bizim eskiden doldurduğumuz anket defterleri vardı ya, onları hatırlattı bu mim bana. Hani defteri sınıfta herkese verir, "en sevdiğiniz artist" , "en sevdiğiniz şarkıcı" filan onları sorardın. Bazıları hazır anket defteri alırdı, bazıları da kocaman boş bir deftere resimler, çıkartmalar yapıştırır, soruları da elceğiziyle inci gibi defterin başına yazar, sonra defterler elden ele dolaşırdı sınıfta. En son anımsadığım kadarıyla "hangi yılda yaşamak istersiniz" sorusuna "2015" diye yazmıştım. Çünkü Geleceğe Dönüş'ün 2. filmini sinemada yeni izlemiştim ve de havada uçan kaykaylar aklımı başımdan almıştı. Demek ki en son anketi 1989'da görmüşüm, ortaokulda.

1) Şu sıralar üstünüz de en çok iz bırakan kitap?
Şu an okumakta olduğum Elizabeth Kostova'dan TARİHÇİ. İstanbul'dan Balkanlara bitmek bilmeyen bir arayışta tarihin ve gerilimin içiçe geçtiği bir roman.

2) En çok sevdiğiniz çizgi film karakteri?
Ahahahah tabii ki ben, kendim ve şahsım, Miss Judy Abbott



3)Sevdiğiniz birisinden şimdi bir paket gelse içinden ne çıksın isterdiniz?
Urban Decay makyaj malzemeleri veya idefix'de sepetime doldurduğum canım kitaplar

4)Sizde en çok iz bırakan defalarca izlesem bıkmam dediğiniz film?
Eh bunu artık biliyorsunuz: Star Wars orijinal üçleme. Indiana Jones orijinal üçleme. Bram Stoker's Dracula. Kadın Kokusu. Baba üçlemesi. Rüzgar Gibi Geçti. Tehlikeli İlişkiler. Moulin Rouge. Hair. All About Eve. Regarding Henry.

5)Evinizde oturdunuz ortalık sakin elinizde de kitabınız keyif yapmaktasınız yanında size ne eşlik etsin istersiniz?
Önce kahve suyumu koyarım!!! Kitap keyfi yaparken bir demlik dolusu kahve içmeye bayılırım. Kedim de kendinden geçmiş vaziyette yanımda yatıyor olur, arada sırada mıncıklarım, o beni tırmalar, kitap okumanın tadı böyle çıkar.

 
6)Diyelim ki elinize kendi işinizi kurma imkanı geçti hangi işi yapmak isterdiniz?

Ay istemezdim, ben o parayla seyyahate çıkar, dünyayı dolaşır, bilgisayar alır; paralar suyunu çekince de girer yine biyerde çalışırdım. Kendi işimi filan yapmam ben, o strese can dayanmaz. Saçlarım beyazladı elalemin şirketinin stresinden, kendi işimi kuracak olsam kel kalırım herhalde.

7)Şu an bulunduğunuz şehirden başka bir yerde yaşama imkanı sunulsa nereyi seçersiniz?
Bu soruya "İstanbul Hatırası" isimli romandan bir kuple ile cevap vermek istiyorum. Mekan adlarını kendime göre değiştirdim:

"Bebek'de doğdum, Boğaz kıyısında... Sevdiklerimin mezarları da orada. En yakın arkadaşlarım bu şehirde, en güzel anılarım da öyle, gördüğünüz gibi işim de burada. Ve kısmetse bu şehirde ölmeyi isterim."

8)Son zamanlarda ''ehh yeter be'' dedirten bir olay yaşadınız mı?
İşyerinde bazı şeyler oldu ama prensip gereği yazmıyorum.

9)Vazgeçemediğiniz 3 şey desem size ne dersiniz?

Benim için dünyada en önemli 3 şey : kediler, kitaplar, filmlerdir. Ama ailem ve arkadaşlarım benim bütün dünyamdır.

10)Çay mı? Kahve mi?
Kahve suyu koymaya gidiyordum tam, bu soruyu sordun:))) Sabah kahvaltıda kesinlikle çay ama en çok kahveyi severim. Orta sertlikte Colombia kahvesi, büyük bir demlik dolusu, favorimdir. Evde özellikle haftasonları kovayla içerim. Çaya da kahveye de asla şeker atmam. Kahveyi bazen sütlü içebilirim.


Bu mim herkesi dolaştı sanırım, mimlenmek isteyen varsa yazıverin ne olur:)


xo xo

8 Aralık 2010 Çarşamba

Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin!

Sevimli kitapkurdu Kitapçı Kız beni mimledi dostlar


Okumana gerek olmayan kitaplar:
Sophie'nin Dünyası. Allahhhh, hatırlayınca bile gözlerim kapanıyor, uykusuzluk derdiniz varsa alın okuyun, anında uyursunuz.


Daha önce okuman gereken kitaplar olmasaydı okumak isteyeceğin kitaplar:
Yani üniversite yıllarında o kocaman kocaman ekonomi, hukuk, maliyet muhasebesi vs vs kitaplarına harcadığım mesai ile Savaş ve Barış'ı ya da Suç ve Ceza'yı okuyaydım keşke, aradan çıkardı:)


Uzun zamandan beri okumayı düşündüğün kitaplar:
Yıllardır okumayı düşündüğüm 3 seri var.

1.Yüzüklerin Efendisi : 5 kere filan başlayıp elimden attım bu kitabı, serisi öylece duruyor kitaplıkta. Nedense okuyamadım bir türlü.

2.İlahi Komedya : Babam çok güzel bir baskısını hediye etmişti, ilk cildi Cehennem, ikincisi Araf, üçüncüsü Cennet. İlk cildi okudum, o çok zevkliydi ama Araf'da kaldım, ilerleyemedim.

3.Otostopçunun Galaksi Rehberi : Bunun da beşi biryerde bütün serisi birarada dev cildini aldım. Aldım ama başlıyorum başlıyorum gitmiyor, okuyamadım, kaldı.


Uzun zamandan beri arayıp bulamadığın kitaplar:

İnternet icat oldu mertlik bozuldu, artık herşeyi bulup buluşturuyoruz. Ancak 2 tane feci kitap arama maceram var, anlatayım:




Yıllar yıllar önce Judy ve Uzunbacak isimli başrolünde oynadığım çizgi filmi izledikten sonra yaptığım delicesine araştırma neticesinde, bu çizgi filmin Jean Webster'ın bir kitabından uyarlandığını ve kitabın da Türkçe'ye Örümcek Dede adıyla çevrildiğini öğrenmiştim. Hayatımın tek amacı o kitabı bulmak olmuştu. O zamanlar internet yoktu dikkatinizi çekerim. Beyoğlu senin Beyazıt benim dolaş dolaş, hiçbir yerde yok Örümcek Dede. Sonra bizim mahalleden bir komşu teyze anneme demiş ki, bende var o kitap. Böylece kitap bana geldi. Fakat teyzenin kızlığından kalma bu baskıyı ben çözemedim, okudum ama pek birşey anlamadım ve geri yolladım kitabını kadıncağızın. Birkaç yıl sonra üniversiteye hazırlık kursunda bir arkadaş okul kütüphanesinden bulup getirdi bana kitabı, okudum, geri verdim. Ama ben sahip olmak istiyordum Judy'e. (Kitapta Jerusha) . Bu sırada internete girmeye başlamıştık, e-book olarak Gutenberg Project'den bulup bastım, ciltlettim Daddy Longlegs'i. Sonra Amazon'dan kitabını aldım. En sonunda da Türkçe son baskısına kavuştum.

İkinci maceram daha yeni tamamlandı sayılır.


Yıllar yıllar önce Ortaköy'de bir sahaftan 3 Silahşörler'i almıştım, hayatta en seveceğim kitabı aldığımdan habersizdim. Akba yayınları (yani tedavülden kalkmış bir yayınevi) 1963 baskısı, Gönül Suveren çevirisi. Ve anasını satayım 2. cilt yazıyordu elimdeki kitapta. Aldığım kitap, iki ciltmiş meğersem. Adama geri gittik, ilk cilt yok. Tövbeler olsun yarabbim, İstanbul'daki bütün sahafları dolaştık, Akba Yayınları 1963 baskısı Üç Silahşörlerin birinci cildini arıyoruz. Yok, yok,yok. Sonunda kitabı okumak için 1971 E Yayınları baskısını buldum. Bu güzel ve modern bir çeviriydi. Kitabı  sevmiştim. O halde bakalım bu nasılmış diye okuduğum Akba 'nın 2. cildi ise inanılmazdı. Daha romantik bir tarzda çevrilmişti (duayen Gönül Suveren çevirmiş, boru mu?) ve ben kitaba vurulmuştum. İki basım arasındaki fark, E Yayınlarında "Bayım" , Akba'da "Mösyö" denmesiydi mesela ve ben Mösyöleri sevmiştim.





Arayışım, kayıp oğlu Beto'yu arayan zavallı Marianna gibi yıllarca devam etti. Arada bir yerlerde, Oğlak Yayınlarının muhteşem Üç Silahşörler basımı geldi, tek kelimeyle olağanüstü üstelik tek cilt! Ardından serinin devamı olan 20 Yıl Sonra'yı da bastı Oğlak Yayınları. Bu kitapları bağrıma basmama, defalarca okumama rağmen o Akba basımı ilk cildi unutamıyordum. Ve geçenlerde, Gitti Gidiyor'da bulup aldım dostlar. Bu kadar da kolay oldu yıllardır peşinde koştuğum kitaba kavuşmak.


Şimdi düşününce bulamadığım kitaplar kalmış aslında

1.Üç Silahşörler ve 20 Yıl Sonra serilerinin devamı, Demir Maskeli Adam. Tam baskı çevirisi yok sanırım ülkemizde. hep çocuk kitabı olarak kısaltılıp çevrilmiş.

2.Bütün bu 3 Silahşör maceralarının en sonu, Dumas amcanın Bragelonne Vikontu isimli eseri.. Bu kitabın Türkçeye çevrildiğini bile sanmıyorum.


Şu anda üzerinde çalıştığın konu ile ilgili kitaplar:
Tekstil sektöründe çalıştığıma göre şu Decadas de Moda isimli ispanyolca kitap sayılır herhalde. Barcelona'da Tekstil Müzesinden almış idim kendisini. Yıllar boyu modanın evrimini fotoğraflarla anlatıyor, harika bir kitap.



 

Her olasılığa karşı elinin altında bulunmasını arzuladığın kitaplar:
Üç Silahşörler, Harry Potter serisi, Jules Verne maceraları. Bir de ıssız adaya düşme olasılığına karşın Robinson Crusoe diyeyim:)))


Belki bu yaz için kenara kaldırabileceğin kitaplar:
En son aldıklarımı sular seller gibi okumaya başladım. Yaz için kenara ayırır mıyım bilmem. Belki Açlık Oyunları olabilir. Yazın böyle Gece Evi serisi ya da Sophie Kinsella kitapları iyi gidiyor.


Kitaplığında öteki kitaplara eşlik etmesi için gerek duyduğun kitaplar:
Eksiklik olarak gördüğüm bazı klasikler olabilir,  Savaş ve Barış, Karamazov Kardeşler, Anna Karenina, Suç ve Ceza

Senden beklenmedik ve çılgınca bir ilgi uyandıran ve üstelik buna haklı bir gerekçe bulamadığın kitaplar:
Son günlerde çılgıncasına merak ettiğim tek kitap TARİHÇİ. Merope'ün tanıtımı beni çok heyecanlandırdı doğrusu.


Çok uzun zaman önce okunmuş olsa da şimdi yeniden okumak isteyeceğin kitaplar:
Yüzyıllık Yalnızlık.
Korkusuz Kaptanlar.
Define Adası.


Hep okumuş numarası yaptığın ama artık gerçekten oturup okumanın zamanı geldiği kitaplar:

Klasikler? :)))) yani klasik eserlerin çocuk versiyonlarını, çizgi romanlarını  okuyup filmlerini, çizgi filmlerini izleyince okumuş sayılmadık mı? Ben hatırlamıyorum bazı kitapları okudum mu, yoksa filmini mi izledim? Okumuş numarası yapmıyorum, sadece olanı biteni bildiğim için okumuşum sanıyorum, yoksa okumamış mıyım aslında? Tüh vah.

Bu mim'i Küfkedi'me gönderiyorum:)



xo xo

3 Aralık 2010 Cuma

Geç olsun güç olmasın MİM

Küfkediciğim beni mimlemişti, mimin konusu : birini seç, onunla neler yapmayı seviyorsun anlat. Ben de kedimi seçtim. Vay senin kedinin kuyruğuna diye söylenmeyin hiç, seviyorum ülen! :)))

Kedimle yapmayı sevdiğim bir numaralı şey , beraber yatıp yuvarlanmak! Sanki kediyle başka birşey yapabilirsin de:))) Özellikle serin günlerde, kaloriferin dibine ben çörekleniyorum, bir de elektrik sobası yakıyorum odamda, kedicik de onun önünde yatıp kıçını sobaya yapıştırıyor, göbeğini havaya dikip kıpırdamadan yatıyor, olacak şey değil. Böylece bütün gün sıcakta mayışıp malak gibi yatıyoruz, hiç sıkılmıyorum doğrusu bundan.


Gerçek anlamda kediye sarılıp yerde yuvarlanmayı da denedim ama dayanamadı hayvancağız bu eziyete:)))

Kedimle beraber oynamayı çok seviyorum. Onu delirtmeye bayılıyorum. Kediyi delirtmenin en kestirme yolu uzun bir ip parçasından geçiyor , artık o iple saatler boyu delişmen oyunlar yaratabilirsiniz, kafayı yiyor herif resmen ipi yakalayacağım diye. Ayrıca ses çıkartan, hareketli oyuncaklarla aklını almayı da çok seviyorum. Parlak ışıklar saçan toptan ödü patlıyor mesela enayinin, neyse alıştı da biraz oynamaya başladı. Bir de elimi kazağımın koluna sarıp kedinin göbeğine doğru saldırıya geçmeye de bayılıyorum, o da sarılıyor, ısırıyor, arka ayakları ile fiti fiti yapıyor. Eğer elim iyice kazağa sarılı değilse bolca tırmıklanıyorum, ısırıyor da ama hafif hafif, öyle asılmıyor sağolsun ısırırken. Böyle oynuyoruz beraber.

Kedimle beraber süt içmeyi çok severim. Ben akşamları bir bardak sütümü içerken hemen yanıma gelir, ben de kaşık kaşık yalatırım ona biraz. Aynı şekilde kedimle dondurma yemeyi de seviyorum, yaz akşamları dondurma yerken ucundan azıcık ona da yalatıyorum, bayılıyor enayi:)))

Kedimle beraber fotoğraf çekimi yapmaya bayılıyorum. Bildiğin tekir sokak kedisi. Ama bana dünya güzeli geliyor:)) O yüzden sürekli fotoğrafını çekiyorum, işte okuma lambamla ışık ayarlaması yapıyorum, açısını değiştiriyorum filan, sonra şakır şukur birbirinin aynısı pozlarını çekiyorum heyvanın. Yanlışlıkla flaş açık kalıp suratına patlarsa gözleri lazer topu gibi çıkıyor kediciğin :)))) Ben fotoğraf çekerken o da fotoğraf makinesinin kordonuyla oynamayı sever:)

Bu Mim'i Euphoric'e gönderiyorum :))

Thank God it's the last banana!

25 Kasım 2010 Perşembe

MİMoza

Euphoric'ciğim mimledi beni sağolsun. Bu seferki daha değişik, en sevdiğimiz kelimeleri, küfürleri filan soruyor:)))

İşte benim hakkımda merak ettiğiniz ama sormaya çekindiğiniz bazı şeyler:)))


1-En sevdiğiniz kelime : Jedi, Expelliarmus, mütemadiyen, gelgelelim, seyyah, seyyahat, mahsusçuktan, meğersem

2-Nefret ettiğiniz kelimeler : Yaşanmışlık, nefret

3-Ne sizi heyecanlandırır? : İzlemek için çıkışını hevesle beklediğim bir film, konsere gitmek, tatile çıkmak, değişik bir kitap keşfetmek...  ne bileyim çok kolay heyecanlanırım.

4-Heyecanınızı ne öldürür?
: Oflayan puflayan mıymıntı insanlar ile sürekli birşeyler isteyen insanler.

5-En sevdiğiniz ses : Freddie Mercury'nin sesi.


6-Nefret ettiğiniz ses : Şakşak sakız çiğneme sesi, çıtçıt çekirdek çitleme sesi, ayakkabısını yere sürterek yürüyen şahısların çıkardığı ses, ruh hastası gibi anahtarlıklarla ya da bozukparayla oynayan şahsın çıkarttığı  şıkşıkşıkşık sesi.

7-Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? : Öğretmen, memur filan olmak istemezdim. Müşteri temsilcisi olmak da istemem.

8-Hangi doğal yeteneğe sahip olmayı isterdiniz? : Peter Pan gibi uçabilmeyi isterdim.

9-Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz? : Indiana Jones'un sevgilisi:))

10-Nerede yaşamak isterdiniz? : İstanbul. Bir süre Paris'te yaşamak da isterdim. Ama eninde sonunda İstanbul.
                                             
11-En önemli kusurunuz : Oburluk, müsriflik, tembellik, hareket etmeyi sevmemek, fazla heyecanlı olmak, çenesi düşük olmak.

12-Size en fazla keyif veren kötü huyunuz : Almamam gerektiği halde yeni kitaplar almak.

13-Kahramanınız kim? : Indiana Jones



14-En çok kullandığınız kötü kelime : Gerizekalı, salak, dangalak, yuh, göt, nefret ediyorum, sıçtık.

15-Şu anki ruh haliniz : İşten dolayı oldukça düşünceli ve sıkkın.

16-Hayat felsefenizi hangi slogan özetler : "Uğruna yaşamaya, savaşmaya ve ölmeye değen tek şey topraktır". Ya da "Remember, the force will be with you, always".

17-Mutluluk rüyanız : Rengarenk bir evrende bambaşka maceralar yaşamak, mesela Star Wars evreni ya da Harry Potter evreni gibi. Ya da sevdiğim bir işim olması, para kazanıp Lady Charlotte ile bol bol seyahat etmek.

18-Sizce mutsuzluğun tanımı : Sevmediğin bir işi yapmak zorunda olmak, hasta olmak, sevdiklerini kaybetmek.

19-Nasıl ölmek isterdiniz? : Yatıp kalıp kimseye yük olmadan ve arkamda keşkeler bırakmadan, sürünmeden.

20-Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz? : İşte ailen şurada, yanlarına gidebilirsin evladım.


Sibelinsu'ya gitsin mim :)

13 Kasım 2010 Cumartesi

Hayaletin Garip Huyları

Mia'cımdan yeni mim geldi dostlar, pek zordu bu son mim konusu : GARİP ALIŞKANLIKLARIM. 

Düşündüm taşındım... İnsan bilemiyor ki garip mi, normal mi? Mesela:

**Ara sıra kediyi alıp kafasını yanağıma bastırıp suratımı yalatıyorum, o da sağolsun keyfi yerindeyse şapır şupur yalıyor, böylece cildim pırıl pırıl pürüzsüz oluyor sanıyorum

**Sabah işe gitmek üzere hazırlanırken önce kulaklıkları takıp sonra atkımı boynuma dolarım ki otobüste soyunurken kulaklık fırlamasın kulağımdan, çok önemlidir bu sırada hazırlanmak benim için.

**Facebook'da hani taglemek diye birşey var ya, arkadaşlarımı kedili şeylere taglemekten gizli bir zevk alıyorum, mesela kedinin fotoğrafında tasmasındaki boncukların her birine bir arkadaşımı taglemeyi çok seviyorum, sağolsunlar  onlar da kızmıyor:))

**Evde çayımı kova kadar fincanla içerim. Hatta bu fincanlara tutkunum, Disney shop olan heryerden bir tane alırım bu fincanlardan.



**Cuma gecesi evde isem bir demlik kahve yapar, 3'e 4'e kadar uyanık kalırım, ertesi gün tatil ya, aklımca haftasonunu böyle uzun yaşarım.

**Kitap okurken ara sıra dönüp kapağına bakarım, ne göreceksem artık orada?

**Evde elimin altında ayna ile cımbız bulunur hep, habire kaşıma, bıyığıma, sakalıma bakmak isterim.

**Sex and the City dvdlerini izlerken elimde kumanda ile hazır beklerim, Samantha'nın çılgın zevk çığlıkları arşa yükselince hemen sesi kısarım , resmen sansür mekanizması gibi çalışırım, aman evde şok yaşanmasın:)))

**Hiçbir yemeğe tuz atmam, patates kızartması hariç.

**Türk kahvesi pişirirken asla karıştırmam, karıştıran olursa kızarım!

**İşyerinde yurtdışı ile yaptığım yazışmalara hep sevdiğim filmlerden replikler sıkıştırmaya çalışırım gizli gizli

**Çok  su içerim, işyerindeki artıma suyu ağzıma sürmeyeceğim için  kendime ayrı bir galon Erikli suyu alırım hep.

**Yanlışlıkla kedinin kuyruğuna mı bastım, elim kafasına mı çarptı, binbir tane özür dilerim, sanki anlarmış gibi

**Ezel'i ve Eurovision Şarkı Yarışması'nı izlerken ekşi sözlük açıktır hep, yorum okuyup yazarak sözlükle beraber izlerim bu iki programı.

**Bu alışkanlık yeni, her sabah bir bardak suda 2 sedergine eritip içiyorum, bakalım belki nezleden olmaktan  böyle kurtulurum.

Mimlediklerim:

Lord Korhanello
Küfkedisi
Zoitsa
Modafobik
Aslısın
Ruhdağı
Enne
Sibelinsu


Hadi bakalım dökülün:)))

1 Kasım 2010 Pazartesi

Benim istatistiğim yokmuş meğersem:(((

Joey Potter'cığım sağolsun son zamanlarda bloglar arasında dolaşan meşhur "En Çok Okunan 5 Yazı" mimini bana yolladı, yollayalı çok oldu ama bilgisayara fazla bakamadığımdan ancak yazabiliyorum:)

Evet, ben de bu mimi duyar duymaz blogger'dan istatistiklerime baktım ve ŞOK ŞOK ŞOK!

Benim istatistiğim yokmuş meğersem:(((

Bizim Real Fiesta sitemiz ve Hakiki Muhabbet blogumuz taa 2004 yılında kuruldu, 6 yıldır ha babam yazıyoruz. Ama işte o zamanlar ben blogu hep kendi domainim üzerinde taşıdığım için ukala Blogger ne istatistik tutmuş ve de izleyici vs vs izin vermişti. Sonra domainlerle ilgili sorunlar çıkınca önce subdomain'e taşıdık blogu , en sonunda da blogspot üzerine geldik, ne yazık ki realfiesta.blogspot.com alamadığım için hakikimuhabbet.blogspot.com oldu blogumuz.

Sonuç olarak Blogger'a göre bu blog Haziran 2010'da kurulmuş, ancak 5 aylık istatistik veriyor salak. Peki onca aylar yıllar, yazdığım bütün hayatımın bir kıymeti yok mu alçak Blogger? Gençliğimi harcadım, saçımı süpürge ettim sana sümsük Blogger? Püüühh boynun altında kalsın. (Fatmagül tükürüğü gelsin burada)

Ve son 5 aylık istatistiklere bakınca başımdan aşağı kaynar sular döküldü dostlar:


Ezel blogu olmuşuz haberimiz yok hüüüüüüüüü:(((((

Üzüldüm ama, yazık, 6 yıl boyunca gerçekten en çok okunan yazı neymiş, asla öğrenemeyeceğim:(

işte öyleyken böyle

xo xo