ramiz dayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ramiz dayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2021 Pazar

EZEL, BİR RETROSPEKTİF - 2.Kısım

***Dikkat! Bu yazı Ezel dizisi hakkında spoiler içermektedir***

 

Birinci Kısım burada: Ezel, Bir retrospektif - 1.Kısım


Ezel, romanı andıran senaryosu, unutulmaz sahnelere eşlik eden heyecanlı müziği ve tabii yönetmenin hareketli, yaratıcı anlatımı kadar çarpıcı karakterleri ve her bir karakteri mükemmel bir oyuncunun canlandırması ile efsane olmuş bir diziydi.


Ezel Bayraktar - Kenan İmirzalıoğlu: Ezel'in her aynaya baktığında içinde yaşadığı kişilik bunalımını, Eyşan'ı asla unutamamasını, ailesine duyduğu sevgiyi bize çok güzel aktardı. Rolün gerektirdiği karizmaya da sahipti. Benim hiç unutmadığım sahnesi, kardeşi Mert öldüğünde "Öldür beni Dayı, öldür beni!" diye kahrolarak ağlamasıdır. 

Dizinin akıllara kazınmış bir sahnesi de Ezel ile ekibinin yan yana dizilip İstiklal Caddesi kalabalığında, gaza getirici müzik eşliğinde yürümeleriydi. Çok severdim Ezel ile arkadaşlarının İstiklal'de yürüme sahnelerini.

Finalde Ezel'e ne olduğu sorusunun ucu açık bırakılmıştır. Cengiz'i öldürdü, Ali'yi affetti. Ölmekte olan Eyşan'ı alıp, Dayı'nın ona seneler önce verdiği yüzükteki esrarlı sıvıyı içti. Sonra artık büyümüş olan Can'ın deniz fenerinde yaşayan bir adamı ziyaret ettiğini gördük. Adam Ömer'in klasik kafa kaşıma hareketini yaptı ve dizi orada bitti. Final bölümünün ismi "Ama Herkes Ölmez" idi.



Ramiz Karaeski - Tuncel Kurtiz: İlk sahnesinden itibaren diziyi onun için izledim. En güzel tiradlar onun için yazıldı, dizi boyunca yaptığı edebi alıntılarla Ezel'e seviye atlattı.

Hapishanede Ömer'e: "Kaderimiz avucumuzun içinde gizlidir. Niye bilir misin. Gerektiğinde saklayabilelim diye. Çünkü güç gizden gelir. Gerçek niyetini kimse bilmeyecek. Kaderin sırrındır. Kaderini kimseyle paylaşmayacaksın."

Kolundaki dövme, en unutamadığım: "Kimsin sen? Şüphesiz sen, sen değilsin"

Dışarıda, Ezel'den şüphelenen Kerpeten Ali, Ramiz Karaeski'nin ismine ulaşır. İsmi Tefo'nun avucuna yazıp bu adamı bulmasını ister, sonra da Dayı'dan lafı yer: "Bu şehirde kimin avucuna ismimi yazsalar, önce bana gelir."

Henüz üçüncü bölümde Oscar Wilde alıntısıyla bu dizinin başka bir seviyede olduğunu eşe dosta gösterir: "Çünkü herkes öldürür sevdiğini, ama herkes öldürdü diye ölmez"

Kerpeten Ali'nin adamları Ramiz Karaeski hakkında bilgi toplar: "Eli iyi kağıt tutarmış, ters Ramiz derlermiş. Hem tersi kötüymüş, hem de dayı, kağıtları şöyle elinin tersiyle kesermiş. Dört kez pusuya düşürülmüş. Vücudumdakiler yeter diye namluya fazladan mermi sürmezmiş. "

"Hasan Sabbah'ın hikayesini bilir misin kardeşşş?"

Yine en sevdiklerimden: "Unutma! Bin kere dönsen de o güne, bin kere ihanet edecekler sana. Herkes doğasının gereğini yapar. Bin kere ihanet etseler de sana, çaresi yok, bin kere daha gidersin yanlarına."

Sadakat tiradı:

"Sadakat... ne menem şeydir bu sadakat. Sadakat sır saklamak mıdır, sessiz kalmak mıdır kıyametin kopacağını bile bile. Ölüm gibidir sadakat, pazarlığı olmaz. Bir kere çizgiyi geçtin mi, yoktur dönüşü. Ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana, hayat çeker gider, sadık kalmaz sonunda. Ama kötülük öyle mi? Hep yanı başındadır insanın. Sözler verilir, sözler unutulur. Gün gelir ihanet eden sadakat ister. Sadaka gibi verilmez sadakat. İsteyen hepsini ister. Sevdiğine sadık kalan adam kendinden vazgeçebilen adamdır. Sadakat sevdiğinin kalbini çıkarıp avucunda tutmaktır. Ama sadakat gerektiğinde o yüreği fırlatıp yere atmaktır. Sadakat ya birine doğru koşmaktır ya da birinden kaçmaktır. Sadakat erdem değildir aslında, sevgiden kör olmaktır. Hep kaçtığın şeye eninde sonunda yakalanmaktır sadakat. Yemin etmeden bir daha düşün çünkü sadakatle başlayan her şey ihanetle biter."



Genç Ramiz Karaeski - Ufuk Bayraktar: Dizinin ikinci sezonunda geçmişteki hikâyeyi anlatan bölümlerde genç Ramiz'i oynadı ve mükemmel canlandırdı bu ikonik karakteri. Ramiz İstanbul'a gelip yeraltı dünyasına girmiş, önce Jilet Ahmet'i bertaraf edip mekanına sahip olmuştu. O bölümde kestiği racon efsanedir:

"Jilet Ahmet sevdiğimiz bir abimizdi. Janti adamdı, adabı giyinmeyi çok iyi bilirdi. mesela ben bilmem. Çok gülerdi, ben gülmem. Bu kapıdaki arkadaş abi köye para dediğinde sırtını dönerdi. Ben dönmem. Agop, abi beni kapıdan al dediğinde dalga geçerdi. Ben geçmem. Jilet Ahmet sevdiğimiz bir abimizdi ama parayı da bir tuhaf dağıtırdı. Ne varsa elinde gene döner dolaşır onun elinde kalırdı. Benim kalmaz. Bizde para masaya konur. Herkes ihtiyacı kadarını alır. Jilet abim silahını adamına taşıtırdı. Ben silahımı saklamam. Abim bu masaya şöyle fiyakalı, ama biraz da yamuk otururdu. Ben arkamı arkadaşlara verince, şöyle yaslanırım bir geriye. Koltuk sende kalsın kardeş, arkamda durma yeter."

Zengin aile çocuğu Kenan Birkan ile bu dönem tanışmıştı Ramiz. İkisi de assolist Selma Hünel'e aşıktılar ancak Ramiz evliydi, oğulları vardı. Kenan'ın abisi, eğer Ramiz ortadan kalkarsa Kenan eve döner diye düşünüp Hayratlı namlı kabadayı ile bir plan yaptı. Ramiz, Hayratlı'nın sağ koluydu ancak Ramiz'in çok güçlenmesi Hayratlı'yı rahatsız ediyordu. Ancak olaylar, bu alemlere girmek isteyen Kenan'ın, Hayratlı'yı öldürmesi ile sonuçlandı. Ramiz, Kenan'ı uzaklaştırıp sakladı, o yokken de Selma ile ilgilenmeye başladı. Bu esnada Selma ile Kenan nişanlanmışlardı. Ramiz ise ilk gördüğü andan beri aşıktı Selma'ya. Kenan'ın yokluğunda Ramiz ile Selma yakınlaştılar ancak Kenan geri dönünce birbirlerinden uzak durmaya karar verdiler. Selma'nın aşkından emin olamayan Kenan, Selma'ya tecavüz ederek kendisiyle evlenmeye zorladı. Düğün günü işte o meşhur Karagözlüm Gazinosu olayı yaşandı. Ramiz Kenan'ın abisinin gırtlağını kesti, Selma da bir cam parçasıyla Kenan'ı deşti. Genç Kenan'ın burada "Öldür beni Dayı" diye haykırması müthişti. Bu olaylar "Kurtar Beni" isimli bölümde yaşandı.



Ali Kırgız (Kerpeten Ali) - Barış Falay: Dizide Dayı'dan sonra en sevdiğim karakter Kerpeten Ali idi. Üstelik leş bir tipti. Gençliğinde meyhane kavgasında masum bir genci öldürmüş, babası da suçu üstlenip oğlu yerine hapse girmiş. Buna da sen adam ol diye vasiyet etmiş. Ali, babasının vasiyetini katil ve hırsız olarak yerine getirebileceğini düşünmüştü.

Ali, Ömer'in mahallesinde araba tamircisiydi, Ömer'i de kardeşi gibi severdi. Ama Eyşan'ın babası Yakışıklı Serdar hayatını değiştirecek soygun planıyla gelince, Ömer'e rahatlıkla ihanet etti. Ali, o kumarhane soygununda koruma görevlisini öldüren kişiydi. "Sen ölücen kardeş, sen ölücen ki, biz yaşayalım!". Soygun parasını çarçur etmiş, beş parasız kalınca Cengiz'in yanına dönerek kumarhanelerin güvenlik şefi olmuştu. Doğrudan arabayla girdiği havuzlu değişik bir evi vardı. Dizinin ilerleyen bölümlerinde,soygunda öldürdüğü koruma görevlisinin oğlu Eren'le bir süre takılmış, Tefo'nun yanlışlıkla vurmasıyla Eren ölünce bu arkadaşlık sona ermişti. Allah günah yazmasın da, sürekli bağırarak konuşan sayko Eren vefat ettiğinde hepimiz rahat nefes almıştık.

Ali, hikâye boyunca evrildi, sonunda aydınlık tarafa geçen, Ömer'in affettiği ve oğlunu emanet ettiği kişi Ali idi. Ali'yi dönüştüren en önemli unsur, Tefo ile büyük dostluğuydu. Ali Abi diye öyle bir seviyordu ki Tefo Kerpeten'i, bence adeta aşk yaşıyorlardı, en unutulmaz TV ikilisiydi Kerpeten Ali & Tefo.

Ali, dizideki en eğlenceli tipti, Barış Falay'ı bu rolde izlemek büyük zevkti. Dayı'nın oyunlarına kandıkça "Noluyo lan" diye şaşırmaları, Eyşan'ın saftirik kız kardeşi Bahar'a karşılıksız aşkı unutulmazdı. Elini kolunu sallayarak yürümesi bile eğlenceliydi. En güzel sahnesi herhalde Ezel'in aslında Ömer olduğunu öğrendiği ve hemen akabinde kendini Ezel için feda ettiği sahneydi. Ölmeden önce de "hakikaten Ömer'sin değil mi, bok yoluna gitmiyorum değil mi?" diye sormasıyla güldürmüş, ölümden dönmesiyle de çok sevindirmişti. Finalde Ezel ölüme giderken Ali abisini affetti. "Ben Cengiz'i cezalandırmaya, seni affetmeye, Eyşan'ı da alıp gitmeye gelmişim. Meğer buymuş benim mutlu sonum" 

Ali ikinci sezonda Ramiz Dayı'nın ceylan gözlü kızı Azad'la evlendi, oğullarına da en sevdiği arkadaşının hatırasını yaşatmak için Tevfik ismini verdi. Dizide mutlu sona kavuşan bir tek Ali abi oldu, kendisini ve Barış Falay'ın şahane oyunculuğunu çok sevdiğim için buna itirazım yok.



Tevfik Zaim (Tefo) - Sarp Akkaya: Sarp Akkaya'nın Tefo tiplemesi inanılmazdı, iki sezon boyunca hiç kötü performansı olmadı, o ezikliği, o azap çeken hâlini mükemmel canlandırdı. Dayı'nın casusu olarak Ali'nin yanına yerleştirilmişti Tefo. Ama sonunda Ali'yi sevdi, can dostu oldular. Bir ara gitti, ortadan kayboldu, döndüğü bölümde sevinçten çığlık atmıştım.

Tefo, ailesinin baskısıyla kız kardeşini öldürmüş, hapishanede Dayı'nın eline düşmüş cahil bir çocuktu. Ezel de Dayı da hep itip kakarlardı Tefo'yu, ama o hep sadıktı. Sonunda en çok Ali Abisini sevdi. Bir de Şebo'yu. Ezelin çocuksu asistanı sarı şeker Şebnem'e tutulmuş, hatta sonunda evlenmişti onunla.

Maalesef Tefo için tabii mutlu son yoktu bu hikâyede. Temmuz'un çocuk katillerinden biri Tefo'yu öldürdü. Dizide ölümüne en çok üzüldüğüm karakter Tefo'dur.



Cengiz Atay - Yiğit Özşener: Yiğit Özşener tek kelimeyle destan yazdı bence bu rolde. Cengiz aslında en gerçekçi karakterdi, son derece bencil ve tüm eylemlerinde bu sebepten kendini haklı gören hakiki bir tipti. Cengiz gençliğinde Eyşan'la beraber casinoda çalışıyordu, Eyşan Cengiz'in en yakın arkadaşı Ömer'i seviyordu. Cengiz ise Eyşan'a deliler gibi aşıktı. Tutkudan gözleri kararan Cengiz, Serdar'ın planını kabul edip en yakın arkadaşına komplo kurmaktan hiç çekinmedi. Kumarhane soygunundan sonra oteller zinciri ve casinolar kurup son derece zengin bir hayat sürmeye başladı. Bu arada Eyşan, Ömer ile geçirdiği geceden hamile kaldığı için çocuk senden diyerek Cengiz'le evlendi.

Cengiz'le ilgili unutamadığım sahne, Eyşan'ı ona acı vermek için "Can senin çocuğun değil, Ömer'in çocuğu" dediği zaman kılı kıpırdamadan "Biliyorum" diye gülmesiydi. Ezel intikam planı için önce Cengiz'e yaklaştı, arkadaş oldular. Beraber pavyona gittikleri, sonunda Ali'yi de çağırıp bir güzel dayak yedikleri bir sahne de vardı sevdiğim. Cengiz sokakta aydınlık ve karanlık yol ayrımına geldiğinde her zaman karanlıktan yürürdü, doğası öyleydi. Bütün dizi boyunca sürekli taraf değiştirdi, sürekli ihanet etti, doğasına uygun davrandı. "Hadi bee" lafını her duruma uygun kullanabilirdi. Finalde ise hastanede yatan Eyşan'a tecavüz edip bıçaklaması affedilmezdi. Sonunda Ezel Cengiz'i öldürdü. Zerre üzülmedik tabii onun ölümüne. En zor karakter belki de oydu ama Yiğit Özşener kusursuzdu bu rolde. Ramiz Dayı'ya kestiği "umrumda değil" raconu unutulmazdı:

"Umrumda değil. Sizin efsaneniz, sizin cesaretiniz, gücünüz, aklınız hiç biri hiç biri umrumda değil Ramiz Bey. Ben herkesi yenerim bu oyunda neden söyleyeyim mi? Çünkü umrumda değil. Bana Ömer'i hatırlatıyorsun, umrumda değil. Bana aşık olduğum kadından bahsediyorsun, beni çözdüğünü zannediyorsun, umrumda değil. Ben Ali değilim. Ben Ezel değilim. Ben Ömer değilim. Ben her seferinde yenerim seni bu oyunda. Çünkü umrumda değil. Ama senin umrunda. Blöf mü yapıyorum, çocuğunun nerede olduğunu bilmiyor muyum? Belki. Ama ya biliyorsam? Ya şimdi ben böyle seni deminden beri böyle lafa tutarken, senin çocuğunun yerini bulduysak. Ve onu iyice dövüp düşmanlarına teslim ediyorsak. Şimdi anlıyor musun?"



Eyşan Atay - Cansu Dere: Eyşan'ın hayattaki şanssızlığı Yakışıklı Serdar'ın kızı olmaktı. Deneyimli bir dolandırıcı olan Serdar, güzel kızını kurduğu oyunlarda kullanmaktan, hedefleriyle ilişki kurmaya zorlamaktan çekinmedi. Eyşan'ın küçük ve hasta bir kız kardeşi vardı: Bahar. Eyşan, Ömer'i aldatıp kumarhane soygununu Ömer'in üzerine yıkmaya bu yüzden razı oldu, Bahar'ın ameliyat parası için. Mahkemede yalancı tanıklık yaparak Ömer'i hapse yolladı. Sonra da Cengiz'le evlenip Ömer'den olan oğlu Can'ı Cengiz'le büyüttü. Hapishane yangınında Ömer'in öldüğünü öğrendiğinde Eyşan'ın da içinde bir şeyler ölmüştü. Hep biraz donuktu Eyşan, asla unutamıyor, kendini de affedemiyordu. Sık sık mezarlığa gidip Ömer'in mezar taşı ile konuştuğunu izlerdik dizide. 

Yıllar sonra otele gelip büyük miktarda kumar oynayan esrarengiz yabancı yavaş yavaş Eyşan'ın hayatına girmeye başladı. Ezel yanlış hatırlamıyorsam Can'ı kaçırtıp sonra da kurtararak ailenin içine girmişti. Ezel planlı bir şekilde Eyşan'ın kız kardeşi Bahar'ı baştan çıkartırken Eyşan'la da oynamaktan geri kalmıyordu, sonunda Eyşan Ezel'e aşık oldu, İstiklal Caddesi'ndeki muhteşem öpüşme sahnesini kim unutabilir? 

Cansu Dere bu rolde çok güzel ve seksiydi, role de cuk oturmuştu. Özellikle Bahar'ın öldüğü bölümdeki oyunculuğuna bayılmıştım. Eyşan ikinci sezonda Kenan Birkan'a karşı kurdukları detaylı komploda kilit rol oynadı. Finalde ise feci şekilde öldü. Ama Ezel/Ömer onu affetmişti.


Temmuz Kocaoğlu - Rıza Kocaoğlu: Dizideki en arıza, psikopat karakter buydu. Gerçek ismini uzun süre öğrenemedik ve kendisinden "kenafir gözlü converse'li katil" olarak bahsettik hep. Temmuz'un maviş gözleri, boğazına kadar ilikli gömleği, el örgüsü süveteri vardı. Kısa paçalı pantolon ve converse ayakkabı giyerdi. Kurbanlarını 3 kurşunla öldürürdü, bir kafaya iki göğüse.

Temmuz'u kimsesiz çocuklar yurdundan Mevsimler Evi isimli suikast grubu evlat edinmişti. Kenan Birkan için çalışırdı, izi sürülemeyen faili meçhul cinayetlerin adamıydı. Bahar'ı, Kamil'i Selma'yı öldürmüş; Azad'a korkudan çocuk düşürtmüştü. Bir antika dükkanı işletir, evinde patik giyer öyle dolaşırdı. Küçükken askerlerce öldürülmüş Manolya diye bir ikiz kız kardeşi olduğundan, Temmuz'un evindeki her şey ikişer taneydi. Rıza Kocaoğlu harika oynamıştı bu tipi. 

Temmuz, ikinci sezonda belasını buldu, Kerpeten Ali Temmuz'u soyup önce taşaklarına sonra da kafasına sıkarak öldürüp denize attı.


Serdar Tezcan (Yakışıklı Serdar) - Salih Kalyon: Yine müthiş yazılmış ve oynanmış bir karakter. Serdar, maşayla tutulacak adamdı, bütün pislikler bunun başının altından çıktı. Oyunu o kurar en büyük parsayı da o toplardı. En başta soygunu o planladı, ikinci sezonda kardeşi Mert'i arabayla çiğneyip Ezel'in karanlık tarafa geçmesine o sebep oldu. Tek başına spin off dizisi yapılabilecek zenginlikte bir tipti. Herkesi manipüle edebilir, herkesi kandırabilir, yumuşak karnını bulup herkesi tehdit edebilirdi. Dizideki en kötü karakter belki de babacık Serdar idi.

Serdar'ın unutamadığım sahnesi, Cengiz'le dalga geçtiği zamandı. "Sen de bu var" deyip kafasını gösterir, "Ama bu yok", burada kalbini gösterecek sanırsınız ama hayır, eliyle altı okka taşak hareketi yapar. Mükemmel bir sahnedir.

Serdar belki de Ezel'i çözmeye başlayan ilk karakterdi: "Bunun dışı Ezel ama içi bildiğin Ömer". 

Serdar'ı ikinci sezonda kızı Eyşan vurup öldürdü.


Kenan Birkan - Haluk Bilginer: Kenan Birkan, ilk sezonda yaratılmış bir karakterdi. Ramiz Dayı'nın en büyük düşmanı olduğunu biliyorduk. Gençliklerinde Ramiz'le İstanbul'un altını üstüne getirmişler, sonra bir gün, gazinoda otururken Ramiz bakmış, saldıracak bir tek Kenan kalmış. Pençelemiş Kenan'ı Ramiz. Kenan "Öldür beni Dayı" diye yerlerde sürünmüş o gün. Böylece hasım olmuşlar.

Kenan Birkan'ın ikinci sezonda diziye katılacağı belli olunca bütün yaz bu rolü kim oynayacak diye yer gök yıkılmıştı. Başka bir dizi karakteri için bu denli heyecanlı bir bekleyiş yaşanmamıştır zannederim. Sonunda Haluk Bilginer olağanüstü bir yorumla bu karakteri canlandırdı. 

Kenan eski moda kabadayılardan değildi. Modern ve son derece şık bir adamdı. Kibar biri olduğu içi tanımadığı insanlarla sizli bizli konuşur, ince esprilerle lafı gediğine koyardı. Ezel ile ilk karşılaşmasında "sönü öldöröröm" diye dalga geçmesi müthişti. 

Kenan çok zengindi, gücün doruğundaydı. Ramiz'den tüm benliğiyle nefret etse de onu sevmekten vazgeçememesi, ona hâlâ Ramiz Abi demesi pek dokunaklıydı.

"Ben seni nasıl yendim biliyor musun Ramiz abi. Hiçbir şey hissetmeyeceğime kendime söz verdim. Yaptığım her şey nasıl yalan biliyor musun? O gülmeler, kıvırmalar hayattan tat almalar nasıl yalan biliyor musun? Hani sen o bıçağı aldın benim içimi oydun ya işte ben seni öyle yendim Ramiz abi! Bir daha içine hiçbir şey koymadım hepsi rol. Öyle duygulara izin yok." 

Kenan'ın malikanesinde bir sırlar odası vardı, tabii Eyşan gizlice kapısını açmayı becerip içeri girmişti, Kenan'ın geçmişe dair her şeyi burada sakladığını görmüştü. 

Kenan Birkan, nasıl öleceğini biliyordu çünkü Ezel ona şöyle demişti: "Senle ben aynıyız Kenan. Tek bir farkla. Senin bildiğin bir şeyi ben bilmiyorum: Nasıl öleceğini! Sen nasıl öleceğini bileceksin Kenan! Çünkü şimdi ben sana söyleyeceğim. Bu hafta bitmeden kendi odanda, kendi başına, kendi silahını kafana dayayacaksın. Kendini öldüreceksin."

Kenan Birkan'ın tek hatası Eyşan'a aşık olmaktı ve bu aşk Kenan'ın sonunu getirdi.

Kenan düğün gününde, kusursuz bir cinayete kurban gitti, aynı Ezel'in söylediği gibi, odasında elinde silahla, intihar etmiş olarak bulundu. Ama aslında orijinal ekibin kurduğu oyunla Ali vurup öldürmüştü Kenan Birkan'ı.

Kenan'ın söylediği ve unutamadığım cümle: "Sadece ahmaklar ölülere borçlu kalır."




Genç Kenan Birkan - Cahit Gök: Kenan oldukça zengin bir ailenin çocuğuydu ama aklı fikri yeraltı dünyasına girmek, kabadayı olmak, racon kesmekteydi. Ramiz İstanbul'a ilk geldiği gün garda karşılaşmışlardı. Ramiz kaba kuvvetken, Kenan zekayı temsil ediyordu. Gazinonun hesabını kitabını filan Kenan tutuyordu. Ramiz Jilet Ahmet'i deşip öldürdüğünde oluk oluk kusmuştu. Ramiz'i kitaplarla o tanıştırmış, böylece Ramiz salt kaba kuvvetle bir yere gelemeyeceğini anlamıştı.

Karagözlüm Gazinosunda yaşanan trajedinin sebebi Kenan'ın Selma'ya olan aşkı idi. Selma Ramiz'i seviyordu ama Ramiz evliydi. 70'lerden 80'lere uzanan hikâyede Kenan Selma'dan hiç vazgeçmedi. Sonunda kadına tecavüz edip hamile bırakarak evlenmeye mecbur etti. Bunu öğrenince çıldıran Ramiz düğün günü gazinoyu bastı, Kenan'ın kurduğu pusuda yaralandı. Ancak o da Kenan'ın abisi Selim'i ele geçirmişti. Kenan'a Selma'yı bırakıp gitmesini yoksa Selim'i öldüreceğini söyledi. Kenan abisine sırtını dönünce Ramiz Selim'in gırtlağını kesti, Selma da bir cam parçasıyla Kenan'ı deşti. "Öldür beni Dayı!" diye haykırsa da Kenan'ı öylece abisinin cesediyle bırakıp gittiler. 

Bu olaydan sonra Kenan, Ramiz Karaeski'nin üç oğlunu aynı gün öldürttü. Ramiz ile Selma'nın kızı Azad'ın peşine de Temmuz'u taktı. Kenan, Selma'nın doğuracağı çocuklarının öldüğünü sanıyordu, halbuki Selma onu evlatlık vermişti. Yıllar sonra Kenan kızını buldu ancak onu evlat edinmiş ailesiyle ne kadar mutlu olduğunu görünce kimliğini açıklamadı.



Ömer Uçar - İsmail Filiz: Ezel'in orijinal hâlini canlandıran oyuncu bu role cuk oturmuştu. En unutulmaz sahnesi, Ömer hapisteyken Eyşan'ın ziyarete gelip onunla konuşmaya çalıştığı andı:

"Sakın. Sakın tek bir kelime daha edeyim deme. Sakın tek bir yalan daha söyleme. Niye biliyor musun? Çünkü inanırım. Onca şeyden sonra şimdi tek bir cümle et, gözlerime bakıp beni sevdiğini söyle, gerçek olmadığını bal gibi bilirim ama yine de sana inanırım. O yüzden tek bir an bile beni gerçekten sevdiysen sakın..."



Bahar Tezcan - Sedef Avcı: Eyşan'ın hasta kız kardeşi bir saflık ve masumluk abidesiydi. Ezel'e aşık oldu ama ablasıyla sevdiği adamı çok ilginç bir pozisyonda basınca kahroldu. Kerpeten Ali Bahar'a aşıktı. Bahar sanki ona bir şans tanıyacaktı, ancak ilk sezonun sondan bir önceki bölümünde, kenafir gözlü katil uzak mesafeden Bahar'ı vurup öldürdü. Bahar'ın en unutulmaz sahnesi beyninin kafatasından fışkırdığı o sahneydi. 




Meliha Uçar - İpek Bilgin: Ömer'in kör anası rolünde İpek Bilgin oyunculuk dersi verdi, bildiğin döktürdü. Meliha baştan sona Ezel'e inandı, oğlunu kokusundan tanıdı, sonuna kadar destekledi. Hatta bir bölümde kendini sokaklara atıp Ramiz Dayı'yı azarlamıştı. Meliha önce Ömer'ini kaybetti, sonra buldu ama ikinci sezonda Mert ölünce mahvoldu. Mert annesini her yere götüren, ona hep destek olan biricik evladıydı. Zaten kör olan Meliha'nın Mert öldüğünde "Kör oldum ben Mümtaz, kör oldum!" diye ağlaması çok etkileyici bir sahneydi. Yönetmen bu sahnede birden kamerayı baş aşağı çevirmiş, Uçar ailesinin nasıl alt üst olduğunu bu şekilde anlatmıştı. Mükemmel bir sahneydi. 

Meliha sonuçta Ezel'i de kaybetti ama torununa kavuştu.


Mümtaz Uçar - Beyazıt Gülercan: Ömer'in babası Mümtaz Bey, Ezel'i asla kabul etmedi, hep dışladı. Ona yanaşmak istemedi. Ta ki dizinin finalinde Ezel veda etmeye geldiğinde içeriden çiftesini alıp geldi ve "ne istersen oğlum" diye ağladı. Sonunda oğluna haklarını helâl etti, Mümtaz'ın kilit sahnesi de bu idi.



Mert Uçar - Kemal Uçar: Ömer'in küçük kardeşi mert bir gazeteci idi. Yıllar sonra kumarhane soygununu araştırmaya başlamış, gerçeği öğrenmeye çalışmıştı. Sonra yanlış yönlendirmeler sonucu abisinin suçlu olduğuna kanaat getirmişti. Mert'in ikinci sezondaki ölümü, Ezel'in karanlık tarafa geçip Kenan Birkan'a savaş açmasına sebep olmuştu.



Kamil Çalıca - Gürkan Kip: Ezel'in pos bıyıklı koruması Kamil, aynı zamanda ağlama duvarı görevi görüyordu. Ezel, Eyşan'a karşı bastıramadığı hislerini daima Kamil'e açardı. Kamil'in kenafir gözlü Temmuz tarafından öldürülmesi büyük şoktu.



Şebnem Sertuna - Bade İşcil: Kısa sarı saçlarıyla çok güzel ve neşeli Şebo, Ezel'in sevimli asistanıydı. Tefo ile aşk yaşayıp evlendi ama sonunda Tefo ölünce yalnız kaldı. İkinci sezonda Cengiz'in tarafına geçmişti.



Azad Karaeski - Burçin Terzioğlu: Azad, Ramiz Dayı'nın herkeslerden sakladığı kızıydı. Ceylan gözlü güzel kızı ilk başta erkek sanmıştık, güzel bir sürprizli sahneyle kimliği açığa çıkmıştı. Azad başta uzak dursa da zamanla babasına yakınlaştı. Sonunda Kerpeten Ali ile evlenip bir nevi yeraltı dünyasının anası oldu.



Selma Hünel - Nurhan Özenen: Bir zamanların meşhur assolisti Selma Hünel, Nişantaşı'nda şık bir dairede yaşardı. Ramiz Dayı meşhur "Bir İhtimal Daha Var" oyununu, Selma'yı kurtarmak için çevirmişti. Selma, Dayı'nın deyimiyle, kabadayılara pabuç bırakmaz, ne isterse onu yapardı. İkinci sezonda, biricik kızı Azad'ın düğününde, Temmuz Selma'yı öldürdü. 



Genç Selma Hünel - Zeynep Köse: Assolist Selma Hünel, Ramiz Karaeski'nin hayatının aşkıydı. Ramiz gazinoya geldiğinde, önde oturanlar orayı boşaltır, yerlerini Dayı'ya verirlerdi. İkisinin şarkısı "Böyle Bir Kara Sevda Kara Toprakla Biter" idi.

Ramiz Selma'ya ilk görüşte aşık olmuş, Selma ise Kenan'la nişanlanmıştı. Kenan'ın Selma'yı evlenmeye mecbur etmek için kıza tecavüz ettiğini öğrenen Ramiz gazinoyu bastı (meşhur Karagözlüm Gazinosu vakası), Kenan'ın abisini öldürdü. Kenan'a hamile olan Selma'nın düşük yaptığını söylediler. Selma kızını Antep'te doğurdu ve evlatlık verdi. Ama o zamandan sonra Selma asla eskisi gibi olamadı.


Pazartesi işten gelip televizyonu açmak, Ezel'in jeneriğini son ses dinlemek harika bir zevkti. Bu güzel diziyi yaratıp bize sunan herkese sonsuz teşekkür ederim.


EZEL

İhanet onları ayırdı, intikam birleştirecek!


Yapım: Ay Yapım, Kerem Çatay

Senaryo: Kerem Deren, Pınar Bulut

Müzik: Toygar Işıklı

Görüntü Yönetmeni: Veysel Tekşahin

Yönetmen: Uluç Bayraktar

EZEL, BİR RETROSPEKTİF - 1.Kısım

*** Dikkat, bu yazı Ezel dizisi hakkında spoiler içermektedir***


En sevdiğim dizi Ezel, 20 Haziran 2011'de final yaptı. Aradan 10 sene geçti, Ezel benim için özel yerini hâlâ korumakta. 




Her şey 28 Eylül 2009'da başladı. O kadar net ki hafızamda. Eski tüplü televizyonumun önüne yere yatmış, yeni sezonda başlayan diziler arasında dolaşıyordum. Show Tv'de  Ezel'in ilk bölümü yayınlanıyordu: Kıbrıs'taki kumarhane sahnesi. Tam olarak şöyle düşündüm: Kenan İmirzalıoğlu dizisi mi seyredeceğim ya? Hayatımda bundan kısa sürede tükürdüğümü yalamamışımdır herhalde. İlk flashback sahnesinde hikâye beni esir almıştı.

Kerem Deren ile Pınar Bulut'un Monte Cristo Kontu'ndan esinlenen dahiyane senaryosu, arkadaşlarının ihanetine uğrayarak hapse düşen Ömer'in intikam öyküsüdür. Ömer arkadaşlarını çok sever, onlara tamamen güvenir, bu güven de Ömer'in sonunu getirir. Ömer'in sevgilisi Eyşan kilit rol oynar, ustası Kerpeten Ali para için kardeşi gibi sevdiği Ömer'i harcamaktan kaçınmaz. Cengiz'in en başta Eyşan'da gözü vardır ve o gözünü kırpmadan ihanet eder Ömer'e. Eyşan'ın dolandırıcı babası Yakışıklı Serdar'ın kurduğu planla, Ali ile Cengiz kumarhane soyarlar, güvenlik görevlisini de öldürürler. Önceden hazırladıkları sahte deliller ve geceyi Ömer'le geçiren Eyşan'ın yalancı tanıklığı ile Ömer soygun ve cinayetten hapse atılır. Onun kumarhaneyi soyduğuna inanan gardiyanlardan dayak yer, çok acı çeker. Sonunda 20 senedir hapis yatan İstanbul'un namlı kabadayılarından Ramiz Karaeski yani Ramiz Dayı, Ömer'i  kanatları altına alır. Onu eğitir, ona kitaplar okutur, kumar oynamayı öğretir. Başına gelenleri anlamasını sağlar. Bir gün hapishanede çıkan yangında, Ömer'in çaldığı paraları sakladığına inanan gardiyanlar Ömer'e saldırıp yüzünü keserek bedenini bir köşeye atarlar. Ramiz Dayı Ömer'i kurtarıp hapishaneden kaçırtır, onun yerine de yangında ölen birinin cesedini geçirir. Böylece dışarıda Ömer artık hapishane yangınında öldü diye bilinecektir. Halbuki Ramiz Dayı'nın kaynakları ve tanıdıkları ile Ömer'e estetik ameliyat yapılır ve Ömer zengin ve güçlü Ezel olarak yeniden doğar. Şimdi detaylı bir planla ona ihanet eden arkadaşlarından intikam alacaktır.



Ezel'i sevmemin sebebi salt bir intikam hikâyesi olması değildi tabii. Senaryo yazarları Kerem Deren ve Pınar Bulut ile yönetmen Uluç Bayraktar'ın yarattığı harikulade anlatım biçemi bu diziyi eşsiz kılmıştı. Adeta harika bir kitabı okumak gibiydi Ezel; Ramiz Dayı'nın davudi sesiyle yaptığı edebi alıntılar her bölüme lezzet katıyordu. Ters köşeleri meşhurdu Ezel'in, bir sürprizle sizi şaşırtıp ters köşe yapıyor sonra ama aslında o işin de görüldüğü gibi olmadığını gösterip ters köşe içinde ters köşeye getiriyordu. Olaylar sündürülmeden bölüm içinde açığa çıkıyordu. Bu şekilde çok hızlı tempoya sahip oluyordu dizimiz. Hatta dizinin ilk efsane sahnesi de böyle bir andı.

Bu sahnede Ezel, intikam planının başında Cengiz ile Eyşan'a yanaşmış, evlerinde misafirdir. Eyşan  yanında Ömer'in kör anası Meliha ve küçük kardeşi Mert ile çıkagelir. Meliha Ezel ile tanışırken kokusundan oğlunu tanır. Ezel tabii oğlun değilim der. Evine dönen Meliha odasına kapanmış kahrolarak ağlarken Ezel'in cebine bıraktığı yüzüğü bulur. Bu yüzük Ömer'in Eyşan'a evlenme teklif etmek için annesinden aldığı aile yadigarı yüzüktür. Meliha o an Ezel'in Ömer olduğunu anlar. Müthiş bir sahnedir.

Başka herhangi bir dizide bu sahne uzar, en azından öbür bölüme kalırdı ama Ezel bize Meliha'nın yüzüğü bulmasını şak diye göstermişti. O dönem diziyi Ekşi Sözlük'te yorum yaza yaza bir sürü kişi beraber izliyorduk. Bu sahne Ezel'in gerçekten yükselişe geçtiği andı.

İlk bölümlerden unutamadığım bir sahne de Ezel'den şüphelenen ve Dayı'nın izini bulan Kerpeten Ali'nin Ramiz Dayı'yı Samatya meydanında kıstırdığı portakallı sahne. The Godfather filmine nefis bir selam çakan bu sahnede Ramiz Dayı'nın Ali'yi ilk defa göt edişine tanık oluruz. Sonradan Ali'nin adamları Dayı'yı paketleyip Ali'ye götürürler. Dayı Hasan Sabbah'ın hikâyesini anlatmaya başlar, sahnenin sonunda birden bağlı tutulduğu iskemleden kalkıverir, zira elleri bağlanmamıştır aslında, Ali'nin elemanlar da Dayı'nın adamıdır hep. "Emri vereyim mi kardeş" sahnesi diye bildiğimiz bu sahne de dizinin unutulmaz anlarından.

Ramiz Dayı'nın "bir ihtimal daha var" oyunu da benim en sevdiklerimdendi. "Ben adamlarıma öldürmeyi değil ölmeyi emrederim, öldürmek için gelen öldürmeden dönebilir ama ölmek için gelen ölmeden dönmez" diyerek Kerpeten Ali'ye Kerpiç Ali diyen hasmını indirmişti.

Kerpeten Ali ile adamı Tefo dizide Dayı'dan sonra en sevdiğim karakterlerdi. Tefo'yu ilk bölümde Ali'nin yanında görmüştük, sonradan anlaşıldı ki aslında Dayı yerleştirmiş onu oraya. Tefo çok çetrefilli bir karakterdi, ezikti, bir köpek gibiydi, ne Dayı ne Ezel onu tam olarak sahiplenmişti. Ruhu azap içindeydi Tefo'nun sürekli, çünkü kendi deyimiyle "kız kardeşini vurmuş orospu çocuğunun teki" idi. Tefo en çok Ali'yi sevmişti. Ali ile Tefo tv tarihinin en ikonik ikililerden biri olarak tarihe geçti bence.

İkilinin ilk sezonda Ramiz Dayı'dan kaçtığı ve "tren sahnesi" diye bilinen bölüm şahanedir. Hareketli bir kovalamacadan sonra ikilimiz trene atlar, Ali "Hadi Dayiii biz kaçtıııkk" diye el sallar Ramiz'e. İkisi de özgürlüğe giden yolda alabildiğine neşeliyken çat Dayı arar Tefo'yu. Tefo telefonu Ali'ye verince de Ömer'i anlatır ona ve Ali anlar Tefo'nun aslında onu öldürmek için tutulmuş bir fedai olduğunu.

"Bir gün içerdeyken avluda bir çocuk gördüm. Çocuk perperişan dünya başına yıkılmış gibi üzgün. Yanına gittim 'niye böyle üzgünsün çocuk' dedim. Baktı, 'dayı' dedi 'dayı beni öldürdüler.' Güldüm. Teselli edeyim dedim. Çocuk dedim 'burada herkes ya ölmüştür ya öldürmüştür zaten.' Kaldırdı kafasını bana baktı, 'mesele o değil, mesele ölmek değil dayı' dedi. Mesele neymiş biliyor musun? Mesele en mutlu olduğun o gün, en güzel hayaller kurduğun o gün ölmekmiş mesele. Neymiş mesele? Mesele ölmek değil, mesele dost bildiğin en güvendiğin adamın eliyle ölmekmiş mesele. Ömer'i sormuştun bana, şimdi anladın mı Ömer'i?"

Tabii ters köşe burada bitmez, Tefo nedamet getirir, Ali de onu bağrına basar ama Tefo Ezel'in adamı olmaya devam edecektir aslında. 



Risk almaktan çekinmeyen bir diziydi Ezel, karakterleri öldürmekten çekinmiyordu. Öldürme işini ekseri "kenafir gözlü converse'li psikopat katil" diye adlandırdığımız Temmuz Bey yapıyordu. Bu tipin dizideki gerçek ismini çok sonra öğrenmiştik diye hatırlıyorum.

Dizide en takdir ettiğim şeylerden biri de, ilk sezonda mükemmel bir Kenan Birkan efsanesi yaratmalarıydı. Ramiz Dayı'nın can düşmanı Kenan Birkan, ilk sezon hiç görünmedi. Ama efsanesi aldı başını yürüdü. Öyle bir inşa ettiler ki Kenan Birkan'ı, hiç görmeden korkar olduk ondan. 

Birinci sezon final bölümü "İkinci Hayat" bana göre televizyonda izlediğim en etkileyici, en iyi işti. Ramiz Dayı, meşhur "ikinci hayat" tiradına bu bölümde başladı. 

"Herkes ikinci hayatı yeni bir şans zanneder, kimse söylemez, ikinci hayata başlamak için ya dostlar çevirecek sana sırtını, ya da sen dostlara. İkinci bir şans kazanmak kızım, ilk şansı kaybetmek demektir. Bize de öyle oldu. Öyle bir şey oldu ki, çocuk dostu düşmanı bir kenara fırlattı. Öyle bir şey oldu ki, biz ne olduğunu anlamadan yerlere savrulduk. Ben de o zaman öğrendim. İkinci hayat kızım, ilkinde ihanete uğramak değil, ilkine ihanet etmekmiş. Herkes ikinci bir şanstan bahseder. Ama kimse kötülüğe açılan kapıdan ilk defa nasıl girmiş hatırlamak istemez. İlk hayatla ikincisi arasında bir ömür vardır. Hiçbir şey bitmez. Her şey değişir."

Bölüm içinde geri dönüşlerle anlatılan olaylar son dakikalarda 6 ay ileri flashback yaptı ve öyle bir  Kenan Birkan beklentisi yarattılar ki, bütün yaz Kenan Birkan'ı kim oynayacak diye ortalık yıkıldı.  

Büyüleyici olansa, tiradın devamını haftalar haftalar sonra, ikinci sezonun Yeni Hayat isimli bölümünde izlemekti. Zira yazarlarımız tam 18 haftada, hikâyeyi, sezon finalinde flashforward yaptıkları yere bağlamışlardı. 33.bölüm ile 52. bölüm, ilk sezon ile ikinci sezon birbirine kenetlenmişti. Hikâye anlatımın kusursuz bir örneğiydi bu gerçekten. 

"Herkes ikinci hayatı yeni bir şans olarak görüyor. Kimse önceden söylemez ama ikinci hayata başlamak için ya dostlar çevirecek sana sırtını, ya da sen dostlara. Kimse bahsetmez doğruların yanlışlara karıştığı bir zamandan. Herkesin bir yana dağıldığı, kendi yaptıklarımızın kendi yuvamızı salladığı zamandan. Dostların elveda demeden gittiği, silahların masumlara verildiği, bu alemin usulca ters düz edildiği bir zamana geldik. İkinci bir şans kazanmak kızım, ilk şansı kaybetmek demektir. Tam kazanacakken birden yenilmek demektir. İkinci hayat kızım, ilkinde ihanete uğramak değil, ilkine ihanet etmekmiş."

Ezel'in ikinci sezonu, ilk sezonun seviyesine asla ulaşamadı. Senarist Kerem Deren, izleyicilerin Ezel ile Kenan Birkan'ın kavgasına ilgi göstermediğini söylemişti bir röportajında. Doğrudur. Aslında ilk sezon finalinde gösterdikleri flashforward sahneye doğru hikayeyi inşa etmeleri mükemmeldi. Ama biz Ezel'in Ramiz Dayı ile her zaman kazandığı dünyayı sevmiştik. Halbuki ikinci sezonda Ezel elindekileri kaybetmiş, dibe vurmuştu. Dayı tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştı. İkinci sezonun başında, Dayı'nın torunu Sekiz rolünde Ezel'e konuk oyuncu olarak Kıvanç Tatlıtuğ geldi. Bence o da olmamıştı, bu hikâyede ona yer yoktu. Ezel'in ilk sezonda Batman gibi silah kullanmayan idealist bir kahramanken, ikinci sezonda elini kana bulaması da seyirciyi üzmüş olabilir.

Sırların ilk sezonda ortaya çıkması, Ezel'in kimliğinin faş olması da ikinci sezon düşen performansın sebebi olabilir. Aslında ben sebebin hep bu olduğunu düşünmüşümdür. 1400 sayfalık Monte Cristo Kontu romanında, esrarengiz Kont'un aslında Edmond Dantes olduğu en sonda, intikamını aldıktan sonra ortaya çıkar. Ezel ise hem kimliğini açık etmiş, hem de ona ihanet eden arkadaşlarını (en azından bazılarını) affetmişti. İkinci sezonda hikâye, Ramiz'in Kenan'dan alacağı intikama yönelmişti.



İkinci sezonun en güzel kısımları,  sepya tonlarda çekilen ve dizinin mitolojisini anlatan yan hikâye idi. Dizi içinde bir başka komple dizi izledik adeta. Ramiz ile Kenan'ın gençliklerinde yaşadıklarını, Ramiz'in güce yükselişini, fettan assolist Selma yüzünden iki dostun düşman olmasını anlatan ve ilk sezondan beri merakla beklediğimiz, Karagözlüm Gazinosu'nda yaşanan trajik olayları nihayet öğrendiğimiz eşsiz bir hikâye idi bu. 

Olağanüstü "Mükemmel Bir Cinayet" bölümünde, Dayı sonunda intikamını aldı, yaşamda ayrı düşen iki dost ölümde buluştular. İkinci sezondan asla unutamadığım sahne de budur. Ramiz ile Kenan'ın ölümde kavuşmaları ve Dayı'nın Ezel'e "Bazı dostluklar ölümle yeniden başlar. Bazı hasretler ancak ölümle sona erer. Sen yeğen, hasrete son verdin. Yeniden buluşturdun bizi. Sağ ol yeğen, iyi ettin. İyi ettin. Sağ ol." diye teşekkür etmesi. 

Tabii Ramiz Dayı haftalar önce, "Yaşanmamış Hayatlar" isimli bölümde ölmüştü. Dayı ile yasak aşkı, cilveli assolist Selma Hünel'in herkeslerden gizledikleri biricik kızları Azad'ı kaçırmıştı Kenan Birkan. Ezel ile Dayı, Kenan'ın elinden kızı kurtarmak için Azad'ın tutulduğu sarnıcı bastılar. Handel'in Sarabande'si eşiğinde alabildiğine estetik, ağır çekim bir vuruşma izledik. Finalde Dayı'nın göğsünden kurşun saplanmış kitabı çıkartması ve Ruhi Bey şiiri eşliğinde, "Ben Ramiz Dayı, ölümü gömdüm geliyorum, bir sonbahar günüydü geliyorum, güneşler buz gibiydi geliyorum" diyerek Ezel'in kollarında can vermesi mükemmeldi.


Dizi karakterlerini yazının ikinci kısmında inceleyeceğiz.


EZEL

İhanet onları ayırdı, intikam birleştirecek!


Yapım: Ay Yapım, Kerem Çatay

Senaryo: Kerem Deren, Pınar Bulut

Müzik: Toygar Işıklı

Görüntü Yönetmeni: Veysel Tekşahin

Yönetmen: Uluç Bayraktar

2 Haziran 2011 Perşembe

Ezel 2. Sezon 35. Bölüm . MÜKEMMEL BİR CİNAYET

Ezel, Ezel, Ezel. 2 yıldır bu diziyi izlemek ve sonra yazmak için harcadığım saatlerin hepsi helal olsun. İkinci sezon için ettiğim lafların topunu yutuyorum. Şimdi, kelimeleri nasıl toparlarım da dün gece izlediğimiz bölüme dair duygularımı yazabilirim, bilemiyorum. Teşekkür ederim diyebiliyorum ancak. Bu projeyi yazan senaristlere, rol alan tüm oyunculara, sette çalışan herkese, çarpıcı müzikleri hazırlayan besteciye, böylesine devasa bir işin altına elini sokmaktan çekinmeyen yapım firmasına teşekkür ederim. Ülkemizde de mükemmel bir iş yapılabileceğine; bu denli övünç duyacağımız, izlerken zevkten gebereceğimiz bir TV dizisi çekilebileceğini bizlere inandırdınız, sağolun. Dün gece bir kere daha anladım ki, Ezel gibi bir yapım yok ve 2 hafta sonra final yaptığında çok ama çok üzüleceğim.

Ezel'in 68. bölümü, en iyi bölüm olarak kabul ettiğim 33. bölüme çok yakındı. Lütfen, gidin 68. bölümü izleyin, bu yazıyı sonra ister okuyun, ister okumayın. (Miss Jane Jones, lafım sanaaa:))) Bu sefer yazı, seyirin zevkini vermeyecek. Çünkü dün gece biz, mükemmel bir cinayet izledik.




DİKKAT

SPOILER



EZEL 68. BÖLÜM :

MÜKEMMEL BİR CİNAYET





Bu bölümün bir HALUK BİLGİNER SENFONİSİ olacağı başından belliydi Kenan Birkan yaklaşan düğün sebebiyle pek coşkuluydu, evi  (ev dediysek kocaman şato) Eyşan için baştan dekore ettiriyordu. O esnada gelen Cengiz adamın bütün keyfinin içine etti verdiği haberle: "Temmuz'u öldürmüşler". Çok korkuyordu Cengiz, acaba Temmuz gibi başka kimse var mıydı? "Yok öyle biri daha, biz kaldık Cengiz" dedi Kenan. O da şok olmuştu bu kayıptan ötürü. "Olmadı biz yapacağız, biz bitireceğiz onun işini." Etraftaki karmaşayı gören Cengiz Kenan'ın Ezel'den kaçacağını, ülkeden gideceğini filan sandı ama sonra Eyşan'ın malikaneye taşınacağını anladı. Ezel'in işini bitireceğini söyleyip Kenan'ın yanından ayrıldı ve Ezel'i aradı. "Ne kadar çok istiyorsun?" diye sordu Ezel'e. "Neyi?" "Kenan'dan kurtulmayı."





Cengiz eski garaja geldi. Yıllar önce Serdar ve Ali ile Ömer'in sonunu planladığı garaja. Ezel karşısına dikildi, Cengiz'den Can'a bir mektp yazmasını, ona Ömer'e yaptığı her şeyi anlatmasını, babasının da Ömer yani Ezel olduğunu açıklamasını emretti. Biraz sonra Ali çıktı, çok kızgındı Cengiz'e. "Tefo'yu sen öldürtmüşsün" dedi tükürür gibi, "Karşılığında Kenan'ın vereceğim". "Bir lafınla Tefo'yu öldürtmüşsün, ben de Ezel'in bir lafıyla seni öldüreceğm şimdi" dedi Ali. Cengiz baktı kaçarı yok, yazdı da yazdı, mektup döşendi oğluna. Eee, 2 sezon diziyi yazdı kolay değil.

2 Gün Sonra (bu 5 yıl önce 10 yıl sonralara dikkat edin bakalım sonunda günler tutuyor mu? Ben kontrol etmedim valla) Neyse,


2 Gün Sonra
Cengiz bankaya gidiyordu, Kenan'ın işlerini o yönetiyor ya. Tostçuda durdu, yengen attırdı, bu esnada tostçunun telefonu çaldı, Cengiz'i istedi arayan. Ezel, Cengiz'den Kenan'la Eyşan'ın düğün planlarını istedi. "Kenan'ı orada öldüreceğiz" dedi.

Eyşan malikanede Kenan'la düğünü planlıyor ama Kenoş endişeden sadece güvenlik meselelerine odaklanıyordu. Artık dayanamadı ve Ezel'i aradı, gümrükte buluşmalarını istedi. Ezel görüşmeye Ali ile gitti ve silahsız olarak Kenan'la buluşmadan önce Ali'ye "tesisatı hazırlasınlar, vakti geldi." dedi.

Ve Ezel ile Kenan Birkan karşıkarşıya geldiler. Ah, Haluk Bilginer'i izlemek lazım bu sahnelerde.




Kenan, Ezel'e 2 hikayede (geçmişteki Ramiz-Kenan-Selma üçgeni ile günümüzde Cengiz-Ezel-Eyşan üçgeni) Kenan ile Ezel'in aynı olduğuna ikna etmeye çalışıyordu "Boy farkı var" dedi Ezel:))) Güldü Kenan." Bizim çocuklarımızı aldılar" dedi. "Hayatımın en korkunç anı Dayı'nın öldüğü geceydi. Bittiğinde ne yapacağımı düşünmemiştim. Sen düşündün mü? Herşey bittiğinde yaşamaya devam edeceğini düşündün mü? Dayı öldü Ezel, sen yaşıyorsun. Bu benim hikayem olsaydı, Temmuz benim Tevfik'imdi. Benden çok şey aldın sen Ezel, neşemi, vurdumduymazlığımı cesaretimi aldın. ... Ben seni düşman bellemedim çocuk. Gel bitirelim. Yaşamaya devam edelim. Sadece ahmaklar ölülere borçlu kalır."


Ezel'in cevabı ise şu idi: "Senle ben aynıyız Kenan. Tek bir farkla. Senin bildiğin bir şeyi ben bilmiyorum: Nasıl öleceğini! Sen nasıl öleceğini bileceksin Kenan! Çünkü şimdi ben sana söyleyeceğim. Bu hafta bitmeden kendi odanda, kendi başına, kendi silahını kafana dayayacaksın. Kendini öldüreceksin."

Kenan önce güldü, sonra parasıyla bir sürü kiralık katil tuttuğunu ilan etti Ezel'e. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bu adamlar gördükleri yerde Ezel'i vuracaklardı. 1000 adam Ezel'in peşinde idi.

Kenan eve döndüğünde Cengiz'i çalışır buldu. Cengiz'e artık sahaya indiğini, Ezel'in peşinde olduğunu söyledi. Kenan'ın herkesi katil edecek kadar parası vardı. O esnada alarmlar çaldı, fedaisi Kenan'ı güvenli odaya aldı. Kenan monitörün başına geçti ama yavaş yavaş görüntü gitti, telsiz kesildi, sonra da takk, ışıklar gitti. Kenan'dan yusuuff yussuuuf sesleri gelirken görüntü yavaş yavaş ekrana gelmeye başladı ve biraz sonra Ezel Kenan'a el sallamakta idi monitörden. "Beni korkutmak için 1000 kişiye ihtiyacın var. Benim seni korkutmak için 1000 kişiye ihtiyacım yok. Sana ihanet edecek, yakınından 1 kişi yeter. Ben 1 katil bulabilir miyim?" dedi Ezel ekrandan. Kenan yanındakileri kovdu, odada paniklenmeye başladı. Yanına gelen Eyşan adama sarılıp teselli etti, artık hep beraber olduklarını, herşeyi halledeceğini söyledi.


Ezel Ali'ye son oyunlarını oynadıklarını söyledi. Sonra garaja gelen Cengiz ile konuştular. Cengiz ne istihbarat getirdiyse, Ezel biliyordu hepsini. Düğünün 23 Mayıs'ta Silivri bilmemne otelde olacağını. Otelde bir konuk odası varmış. Bir güvenlik açığı bulup konuk odasına gireceklerdi. Kenan'ı da orada öldüreceklerdi. "Kenan'ı oraya kim getirecek, ben mi?" diye güldü Cengiz. Ezel "Hayır" dedi "Eyşan! Kenan'ın güvendiği tek kişi" çünküü, meğersem

1 hafta önce
Ezel Eyşan'a gitmiş. Eyşan aslında Temmuz'un öldürülmesini bekliyormuş. Temmuz geberince bu da basıp gidecek, herkesten kaçacakmış. Evlenmeye niyeti yokmuş. Ezel de buna "Gitme kal" demiş "Kenan'ı beraber öldürürsek yine senle olmak istiyorum, bir başkasıyla değil" demiş. "Hep öyleydi, her şey bir gün seninle olmak içindi" demiş. Eyşan da Ezel'e aşık olduğundan kabul etmiş, oyuna katılmış.

1. sezonun en başında "İhanet onları ayırdı, intikam birleştirecek" demişlerdi, işte buymuş dostlar!


Cengiz dellendi  tabii, Ezel'in tek bir sözüyle Eyşan her şeyi kabul etmişti. Ezel ise aslında yalan söylemişti Eyşan'a, beraber olmak istediği uyuz Bade idi. Ezel Cengiz'e bu iş bittiğinde masadan en karlı kalkacak kişi olduğunu söyledi.

Ali ile Ezel düğünü basmaya havai fişekçi kılığında gideceklerdi. Havai fişek kutularında DANTES ATEŞLEYİCİLER yazıyordu :)))) Harika değil mi? Olaydan önce ikisinin de ufak birer işi vardı. Ezel Bade'ye gidip bu gece kaçacaklarını söyledi. Ali eve gidip bebeği pışpışladı. Azad "git, düğünü bas bir güzel, Kenan'ı hallet gel, gece 12'de bebek nöbetin var" diyerek yolladı Ali'yi.

Otelde, Eyşan Kenan'ın yanına gelip düğün için konuşma yazmasını istedi, aşkını anlatan. O esnada çekmeceye bir göz attı ama neden?

*Mükemmel suçu işlemek için kurbanının en mutlu anını bekleyeceksin.

Fişekçiler düğüne gittiler, Cengiz içeri aldı bunları. (Bu esnada eskiden Ramiz Dayı'dan dinlediğimiz aforizmaları Ezel saçıyordu, izlemeniz lazım o kurguyu)

*Mükemmel suç en son anda katilin ve kurbanın yer değiştirmesidir.

Ali ile Ezel konuk odasına girdiler. Cengiz'in burada tuvaletin sifonuna silah saklamış olması gerekiyordu (The Godfather?) Ali gitti baktı, yüzü değişti adamın, silah milah yoktu. Ve o anda Cengiz, yanında Kenan, peşisıra azman korumasıyla içeri daldı.


Meğersem Cengiz puştu herşeyi anlatmış Kenan'a. Kenan bunları izlemekteymiş meğersem. Eyşan da düğün hediyesi olarak geçmişi silmsini istemiş Kenan'dan. Nikahları kıyılırken Ezel'in hayatta olmasını ve izlemesini istemiş.

Bunları itiraf eden Cengiz silahını çekti ve Ali'yi vurdu.

*Suçların en korkuncu uyumak, ölmek ya da unutmak değil; yaşamak, görmek, ölene dek hatırlamaktır.

Ali kanlar içinde yere yığıldı. Ezel "Ali abi, bebek, Azad'a ne derim" diye ağlamaya başladı. Ama Ali ölmüştü. Kenan adamlara cesedi sarıp götürmelerini, video kayıtlarından Ali'yi silmelerini istedi. Ali oraya hiç gelmemiş olacaktı.



Bu sahnelerde heyecandan not alamadığımdan çok özet geçiyorum, ama izlemesi çok zevkli idi. Neyse, Kenan ile Eyşan düğün marşı eşliğinde nikah masasına geldiler. Kenan elleriyle yazdığı Eyşan'a aşkını anlatan yazıyı okuyacaktı ki, Eyşan elinden aldı yazıyı, memur bey'e işaret etti, nikahları kıyıldı. Havai fişekler patlatıldı. Sonra Eyşan aşk hakkında bir konuşma yaptı. Öyle bir bağladı ki, deliler gibi aşık bir kadındı o. Kenan mest olmuş, hoşafın yağ kesilmişken Eyşan "Sana değil" diye patlattı bombayı. Ve herşeyi Ezel için yaptığını, aslında Kenan'dan nefret ettiğini, Kenan'ın iğrenç bir katil olduğunu söyledi adamın suratına. Kenan zaten orada ölmüştü. Ama koşarak kaçtı, konuk odasında bir koltuğa yığıldı.

Ve arkadan Kerpeten Ali geldi.


1 hafta önce
Meğersem, bu 4 eski arkadaş garajda bir araya gelip konuşmuşlar. Herşeyi planlamışlar. Çünkü Ezel'in dediği gibi "mükemmel bir cinayette fail olmaz".

Ali şimdi bunları Kenan'a anlatıyordu. Ali'yi öldü sanıp video kayıtlarından sildiren Kenan, kendini faili meçhul yapmıştı. Hani düğünden önce odaya gelip çekmeceye bakan Eyşan, Kenan'ın silahını nerede tuttuğunu görmüştü. Kenan kendi silahıyla kendini vurmuş olacaktı, elinde intihar mektubu, Eyşan'ın nikahta okumasına müsaade etmediği, elleriyle yazılmış mektup. Ezel nikah boyu herkesin gözü önünde olayı izlediğinden, kimse onu da suçlayamayacaktı. Üstelik nikah da kıyıldığından, Kenan'ın nesi var nesi yok, bizimkilerin eline geçmişti artık. Kenan mükemmel cinayete kurban gittiğini anladı.  O esnada Ali'nin telefonu çaldı. Ezel'di arayan. "Şimdi nasıl öldüğünü anladın mı? Kendi odanda, kendi silahınla, kendi başına" Kenan inanamıyordu olanlara. "Senle ben aynı değilmişiz Ezel, sen benden de acımasızsın"



Sonra "hayır" diye bağırdı, "böyle bitemez. mutlu sonla bitecekti, hayır!". "Bitti" dedi Ali.

Dışarıdan bir el silah sesi duydu Ezel. Ramiz Dayı'nın en büyük dostu ve en tehlikeli düşmanı; adı ilk sezondan beri efsane olup dilimizden düşmeyen; hikayesiyle ikinci sezon "acaba o mu haklı" dedirten Kenan Birkan ölmüştü. Ezel, Dayı'yı düşündü, sonra arkasına dönüp baktı, aaaaaaaaaaaa Dayı oradaydı. Tabii ben heyecanla çığlık attım "Dayıııı" diye ama yok, ölmüş hakikaten Dayı, sevimli hayalet formu imiş o gelen.

Ezel "tamam mı?" diye sordu gördüğü hayale, "bitti mi? aldın mı intikamını?". Dayı dedi ki: "İntikam değil yeğen, intikam değil... eski bir arkadaşla, dostluğumuz ıraklaşmıştı. Özlemiştik birbirimizi. Hasret hasta etmişti bizi yeğen. Ama sen, gene buluşturdun bizi. Yeğen! Bazı dostluklar ölümle yeniden başlar. Bazı hasretler ancak ölümle sona erer. Sen yeğen, hasrete son verdin.Yeniden buluşturdun bizi. Sağol yeğen, iyi ettin. İyi ettin. Sağol."

Ve sonra geriden geriden gencecik Kenan belirdi, Dayı ile göz göze geldiler. Dayı da artık yine genç kabadayı Ramiz idi. 40 yıl sonra kavuşan iki dost; gücün aydınlık tarafında bir araya gelen Obi-Wan Kenobi ve Anakin Skywalker gibi, yanyana geldiler, ve birlikte ışığa yürüdüler. İnanılmaz bir sahne idi. (Işığa yürüdüler kısmını uydurmuş olabilirim:)))

Eyşan gelinliği içinde, bütün umutlarıyla Ezel'e geldi. Ezel, yıkılarak başını çevirdi Eyşan'dan; onu da yıkarak kaçtı gitti Bade'ye. Bade de buna dedi ki, "sen yeni bir hayat istemiyorsun, eskisine devam etmek istiyorsun. Eyşan'la kurduğun hayalleri yaşamak istiyorsun". Evet Ezel aslında hep ama hep Eyşan'ı seviyordu. İntikamın birleştireceği onlar idi. Ezel bunun farkına varmıştı artık.

Böylece bu bölüm sona erdi ammaaa, ben valla FİNAL sandım, baktım ekranın sağına soluna, daha bundan öte ne yapacaklar anlayabilmiş değilim yeğenler.


kalan son 2 bölümde görüşmek üzere,

xo xo



6 Nisan 2011 Çarşamba

Ezel 2. Sezon 28. Bölüm : YAŞANMAMIŞ HAYATLAR

Ezel'in 61. bölümü unutulmayacak olsa da, şahsi kanaatim birinci sezon finali seviyesine erişememiş olduğudur. O bölümün üzerine bölüm çıkmadı henüz Ezel'den.

ATV'nin de Allah nesini biliyorsa osunu versin. Dün gece zıvanadan çıkartacak kadar reklam verildi, reklamları 10'a bölmüş sanki adiler, 5 dakikada bir reklam girdi, böyle bir şerefsizlik olamaz artık.

Lafı uzatmadan helvaları kavurduysanız hemen başlayalım:


DİKKATTTT!!! 



EZEL 61. BÖLÜM SPOILER






Bölüm, fragmanda izlediğimiz sarnıç sahnesi ile başladı pat diye. Kenan Azad'ı rehin almış; Ezel ve Ramiz Dayı Kenan'ın adamları ile karşı karşıya gelmişlerdi.



 2 Gün Önce

Bağ evindeydiler. Dayı kızına Edip Cansever'in "Ben Ruhi Bey Nasılım" şiirini okuyordu. Zaten bu bölümün temel motifi bu şiir oldu. Ali Ezel'e bu iş bitince Eyşan'ı öldüreceğini söyledi açık açık. Lan bu Ali de sütten çıkma ak kaşık oldu, o da ihanet etmedi mi Ömer'e? Niye o zaman eyşan kötü Ali iyi? Bilemiyoruz.

Kenan Eyşan'la yüzleşti. Eyşan "Sen Bahar'ı öldürdün, ben seni kurtardım" dedi, Kenan da ona aşık olduğunu ve artık Eyşan'ın birini seçmesi gerektiğini söyledi.

Kenan'ın kiralık katilleri, Karakaya kardeşler, Dayı'yı ve Ezel'i öldürmek için İstanbul'a geldiler.

Bağ evine bir araba geldi, içinde Eyşan var idi, Ezel'e beraber Güney'e kaçmayı teklif etti, her şeyden kurtulacaklardı böylece. Ezel kabul etmedi. Eyşan giderken, aşklarının bir gün onları öldüreceğini söyledi.

Ezel araba gidince pencerede Azad'ın korumasını gördü ve onun Kenan Birkan'ın adamı olduğunu anladı, içeri koşup Azad'ı kurtardılar. Adamı kafasından deldi Ali. Azad babasına ağladı "hangimiz ölünce bitecek bu savaş? Bitirin artık!" Dayı da savaşı bitirmeye karar verdi, canını vererek. "Bu ateş en başta beni yakacaktı, atei üzerime çekmenin zamanıdır."

Dayı ve Ezel Dayı'nın Kadillak'ına binip bir geziye çıktılar. Ezel Kenan'ın gerçekten kızı olup olmadığını sordu , "ona gidiyoruz şimdi" dedi Dayı.

1982
Selma eski bir hastanede doğum yaptı, Ramiz'e de bebeği vermesini söyledi. "Cehennemde yanacağım" dedi Ramiz'e. "Yanacaksak ikimiz yanacağız" dedi Ramiz.

2011
Kenan eski dosyaları indirtmiş çocuğunu arıyordu, Eyşan geldi ve onu seçtiğini söyledi, Kenan kabul etti. Eyşan ona çocuğun Antep'de doğmuş olabileceği aklını verdi. Kenan o dosyalara bakınca 1 Mayıs 1982 doğumlu kızını buldu, "nereden anladın?" dedi Eyşan, "Adını değiştirmemişler, ben koydum adını DAMLA " dedi Kenan. Yani Azad Kenan'ın kızı değilmiş dostlar.

Ezel ile Dayı Eminönü'ndeki Kürkçü Hanına gittiler. Dayı bir eskiciden Selma'nın ilk plağını aldı. Ezel yakalanacaklarından dertliydi. Dayı "her devrin kendi ispiyoncusu vardır" dedi, "yuvalarına girdin mi bir taş atarsın, hepsi ötmeye başlar". O esnada plakçı Dayı'nın geldiğini haber ediyordu zaten.

Dayı Ezel'i kürkçü dükkanına götürdü, meğersem burası bütün dükkanlardan gelen paraların toplandığı bir bankaymış, kasanın anahtarı da Dayı'nın iki dudağı arasındaymış. Dayı bebeği verdikten sonra bunalıma giren Selma'ya kürk almış buradan. "Kenan gittikten sonra Selma'yla yine birlikte olduk ama birbirimizi bulamadık"
Dayı bütün bunları anlatırken Ezel mal mal bakıyordu ama biz anlamıştık, Dayı herşeyi Ezel'e bırakıyor, alemlere mirasçısı olarak Ezel'i gösteriyordu. Kürkçüye "bundan sonra anahtar Ezel'in iki dudağı arasındadır" dedi Dayı.

Kenan Damla'nın evine gitti (Damla Aksoy, unutmayalım), "işyerinden geliyorum" dedi, kızı hakkında evin temizlikçisinin anlattıklarını içi giderek dinledi, sonra kadın" bugün onu birileri daha sordu" deyince fırladı gitti.

Katil kardeşler handa çay içen Dayı ile Ezel'i bastılar. Dayı Ezel'e bu adamları okumasını öğretti, yol gösterdi, birden önlerinde bir araba gelip durdu, arabayı siper edinen Ezel adamlarla vuruştu, Dayı ise istifini bozmadan çayını içti bir güzel ahaahah. Dayının derdi ölmeden evvel herşeyi Ezel'e öğretmekti, bir nevi hızlandırılmış kurs gibi.

Gerizekalı mal dingil Bade molozu Cengiz'le buluşmaya gitti. Cengiz takip aygıtı takmış bu esnada kızın koluna. Sonra Bade heyecanlanıp Azad'ı aradı hemen, buluşmaya karar verdiler. Böylece Cengiz de Azad'ı kaçıracaktı. Lan beyinsiz Bade, sonuçta Dayı senin yüzünden öldü, alçakkkkk:((((

Dayı Ezel'i Taksim'de bi otele götürdü, otelci öküz gibi bi tipti, Hamit. Bu Hamit hiç bi kavgadan yenik çıkmazmış. Dayı Ezel'e "Hamit hiç bir kavgada yenilmez, düşmanı arkadan vurur" dedi, sonra odadaki dolaba bi ateş etti, içerden biri düştü. Ezel Hamit'i yakaladı, Dayı "Cezanı verecek olanın adını söyleeee" diye bağırdı, Hamit "Ezellll" derken Dayı adamın boğazını kesti. Sonra Dayı dedi ki "Birisi ölürken senin ismini sayıklarsa ötekiler fena halde korkar bu isimden"

Ezel ve Dayı Samatya'ya geldiler, bütün tetikçiler, Kenan'ın bütün adamları peşlerindeydi, esnaf onları bir süre oyalarken Dayı'nın çilekeş ve de fedakar karısı Rabia'nın yanına gittiler. "Beyimm" diye elini öptü Rabia hanım Dayı'nın. Dayı burada tüm evleri ve gizli yerlerinin anahtarlarını Ezel'e verdi. Sonra Rabia'dan albümleri istedi, beraber albümlere, ölü çocuklarının resimlerine baktılar. Ama Rabia ile Dayı'nın fotoğrafı yoktu beraber. "Ben hep gidiyorum, sen hep kalıyorsun. Ama bir resmin bile yok benimle Rabia." dedi Dayı ve artık bu sahnede gözyaşları sel oldu, Tuncel Kurtiz devleşti dostlar. Ezel evdeki Polaroid ile Dayı ile çilekeş Rabia'nın fotoğrafını çekti, Dayı karısına hatıra diye bıraktı fotoğrafı.


Kenan Birkan "havayolu müfettişiyim" diyerek hostes olan kızı Damla ile tanıştı, oturdular çay içtiler, bu role seçilen kızın SELMA'NIN GENÇLİĞİNE OLAN BENZERLİĞİ inanılmazdı dostlar, gözler aynıydı resmen. Çok şaşırdım ve hayran oldum bir kez daha Ezel'in cast'ına.


Kenan kızın babasını ne kadar sevidğini dinledikten sonra içini çekip garaja indi, burada onu Ramiz karşıladı.

"Biz birbirimize ne yaptık Ramiz Abi?"
"Biz Birbirimizin hayatını çaldık Kenan, bitti artık, yolun sonuna geldik"
"Ben senin çocuklarını..." Yaptığı şeyin korkunçluğu Kenan'ı şimdi çarpmıştı, devamını getiremedi. "Ben ne yaptım?"
"İlk bıçağı ben çektim" dedi Dayı.
"Sen benim kızımı aldın" dedi Kenan. "Bıraksaydınız kızımı bana, onu alıp giderdim" Sonra Dayı'ya sarıldı. "Affet beni Ramiz Abi"
"Affettim" dedi Dayı, bıçağını saplamak üzere hazırladı.
"İyi çünkü ben de senin kızını aldım" dedi Kenan". O esnada Ali aradı ve "Azad yok" dedi Ezel'e, Azad Temmuz'un kullandığı ve yanlarından geçmekte olan arabada esir alınmış idi!
"Sarnıca gidiyoruz" dedi Kenan "Ya sen ya kızın" Sonra gitti.

Ezel Dayı'ya çelik yelek verdi, "ikimiz gidip alırız Azad"ı dedi, bunlar sarnıca vardılar. Temmuz Azad'ı saçından sürüdü, "baba gelme" diye haykırdı Azad, "geç bile kaldım kızım" diye bağırdı Dayı.
"Gel al kızını" dedi Kenan. Tetikçiler sarnıcı doldurdu, onlara karşı Ramiz ve Ezel!




Sonra vuruşma başladı.

Handel'in Sarabande'si eşliğinde ağır çekimde hiç silah kurlun sesi duymadan kanlı bir vuruşma izledik. Kurşunlar uçuştu, kanlar havaya püskürdü, Dayı ve Ezel kan içinde kaldılar. Ekranlarımız için oldukça yaratıcı ve yeni bir sahneydi bu hangi filmden aparma olduğu hiç önemli değil, yapmışlar sonuçta. Sonunda Ezel ve Dayı ayakta kaldılar, kazandılar ve Azad'ı alıp oradan çıktılar.




Hastaneye giderlerken Dayı biraz sahilde oturmak istedi. İstanbul'a bakmak istiyordu.Ama Ezel'le beraber arabadan inmeden kalın bir sarı zarf çıkartıp Azad'a verdi, "al kızım bu senin" dedi, zarfın içinde ne olduğunu göremedik.

Banka oturduklarında Ezel "2 dakika" dedi , Dayı "sürmez bile" dedi, ah ah Dayı. Sonra kitabı çıkartı göğsünden, kurşunlanmış kan içindeki kitabı görünce Ezel Dayı'nın çelik yeleği giymediğini anladı. Bütün gün Dayı'nın herşeyi ona emanet ettiğini ve miras bıraktığını anladı. Dayı'nın ölmek istediğini ve öldüğünü anladı. Dayı "ben seni yanıma benim için öl diye almadım, ben giderken bana eşlik et diye aldım" dedi ona, sonra şehri şirin İstanbul'a bakıp "kim kazanmış ki ben kazanacağım seni" diye serzenişte bulundu.

Bütün sevdikleri, çocukları ve Selma'sı, onu almak için gelmişlerdi sahile. Son kabadayı Ramiz Karaeski, o bankın üzerinde, oğlu gibi sevdiği Ezel'in yanında, öldü.


İnsan yaşıyorken özgürdür.

xo xo

8 Aralık 2009 Salı

Portakallı godfather kebabı : Ezel 1. Sezon 10.bölüm : SADAKAT

İşte hep sümkürüyormuş gibi oynuyor diye dalga geçtiğimiz Kenan İmirzalıoğlu'nun dizisini ağzının suları akarak helecanla izleyeceksin deseler inanmazdım, demek ki büyük konuşmamak lazımmış (bu arada New Moon'daki Edward da aynı oyunculuk ekolünden geliyor, film boyunca göründüğü az sayıda sahnede kabız olmuş gibi ıkınarak oynuyordu)


Ezel dizisi başladığında tesadüfen tv açıktı, nasılsa izlemem diye kumandayı elime aldım, ama kapatamadım, aaa dizi kendini izletiyordu, sanki tutkalla bizi ekrana çekiyordu, şok şok, 1, 2 derken ilk 5 bölüm aklımızı aldı, flashbackler , intikam, Ramiz Dayı... Sonra hep korkuyla izledim diziyi, ya bu bölümde bozarlarsa diye.. Bozulmadı ama ve işte dünkü bölümde zevkten altımıza işedik dostlar.




Önce Ezel , Kerpeten Ali'ye tuvalette bir ayar verdi, "seninle derdim olsa o kerpetenini alır seni hadım ederdim, ama rahat ol seninle derdim yok" dedi; Ali "kimsin lan sen" diye kalakaldı. Bu arada Ali'nin adamları Dayı hakkında bilgi topladılar, 3 oğlu varmış, hepsi aynı gün ölmüş, kağıtları elinin tersiyle kesermiş... Ali gitti Samatya meydanında Dayı'yı buldu (ya da Dayı onu buldu) Bu arada aynen Godfather filmindeki gibi Dayı portakal seçiyordu ... Ali geldi adamcağızın elindeki portakallara bi vurdu, adamın kolundan tuttu filan ulan ne cesaret.



- asap bozma dayı. gel güzel güzel konuşalım.
- bizim zamanımızda delikanlı adam yapacağını sokak ortasında yapardı kardeş.
- işte ondan. sizin zamandan kimse kalmadı. hepsini temizledik.
- ben kaldım kardeş. ben kaldım.
- yok dayı. yanlışın var. sen de gittin. hikayen kaldı sadece.


Dayı da buna şak diye sustalıyı çekti, Ali göt oldu, burada seni kim koruyacak diye korkutmaya çalıştı ama birden bütün Samatya esnafı Dayı'nın çevresine toplanmasın mı, gözler Ali Haydar Ustamı aradı ama yoktu o :))





Ali buradan tırstı gitti, Tefo'ya dedi ki, "ben al dediğimde alacan Dayı'yı" Sonra kumarhanede bir baktı Ezel desteyi elinin tersiyle kesiyor... Kıllandı tabii... Dayı'yı aldılar, Ezel de bunun peşine takıldı , gittiler garaja..


Dayı eli kolu bağlı iskemlede... Ali'nin adamları dolu... Ali dayadı silahı dayının kafasına, kendince ayarını verdi:


-esnafı da getirecektik. ama yerimiz dar


Emri vereyim mi kardeşşş?


Orada bir tirad attı Ezel'e, "benim kim olduğumu anlamak için o emri vermelisin,ben olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamak için o emri ver, o emri vermezsen ben senin kim olduğunu anlarım" gibilerden, Ezel de "vur onu" dedi, Dayı dedi ki, "gitmeden son bir hikaye anlatayım, Hasan Sabbah'ın hikayesini" sonra durdu "ama burada bu hikayeyi dinlemiş olanlar var" dedi sonra, Ali şokla bok arasında gidip geldi, oradaki hain kim idi? ama heyhat Ali'ye daha olan olmamıştı, birden ansızın Dayı'nın eller kollar havaya kalktı, şöyle bir işaret çaktı, Ali'nin adamlarının hepsi Dayı'nın etrafına diziliverdiler, Kerpeten kelimenin tam manasıyla sıçtı orada, Dayı demez mi, "sen şimdi ben olmanın nasıl birşey olduğunu anladın mı? vereyim mi emri kardeşş?" Ulan Ali amgöt oldu. Hahahaahaa.


İşte çok zevkliydi valla izlemesi dostlar.


Senaryo : Kerem Deren & Pınar Bulut
Yönetmen : Uluç Bayraktar
Müzik : Toygar Işıklı


"yemin etmeden bir daha düşün; çünkü sadakatla başlayan her şey ihanetle biter."


xo xo