rejim ya da sikeyim böyle aşkın ızdırabını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rejim ya da sikeyim böyle aşkın ızdırabını etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2013 Pazartesi

Gram Gram Zayıflıyor İdik

Cumartesi günü Lady Charlotte ile diyetisyen kontrolümüz vardı dostlar. Aslında ben hiç gitmek istemiyordum, çok moralim bozuktu, bırakmayı düşünüyordum hatta... Tabii Lady Charlotte aklımı başımı getirdi ve tıpış tıpış gittik Perihan Hanım'a...

Oh iyi ki gitmişim, iyi ki Lady Charlotte'ın sözünü dinlemişim:) Diyetisyenimiz pek formunda idi, "aşureleri yiyen geliyor, yiyen geliyor" diye bizi eğlendirdi. Biz aşure yememiştik, ama misal illa diyeti bozacaksanız, aşure ehveni şermiş, pasta bulamıyorsanız aşure yiyeceksiniz bundan sonra, ona göre!

Sonra benimle uzun uzun konuştu, adeta terapi yaptı Perihan Hanım. O kadar moralim düzeldi ki, rejim motivasyonum geri geldi. Lady Charlotte'ın dediği gibi "200 gram verebildim diye üzülme, 200 gr almadım diye sevin!"  :))) Yeni mottomuz bu idi dostlar:)

Moraller tavan yapmış halde Perihan'dan çıkıp kendimizi Capacity Midpoint'e kahvaltıya attık. Ahahahah, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demeyin, 2 haftada bir kere kahvaltı zevkimiz var, ölçülü ama doyurucu:)

Midpoint'te İngiliz Aslı arkadaşımız da bize katıldı, sohbet muhabbet gırla gitti. Çay kahve, gazete, dedikodu derken vakit su gibi akıp geçti. Hava pek güzel, güneşli idi. Yine de nedense herkes kendini sokağa atacağına AVM'ye atmıştı. O kalabalıkta güç de olsa bir kaç parça alışveriş yapmayı başarmıştık.

Görür görmez üzerine atladığım bu eldivenleri o kadar sevdim ki, özellikle fotoğraflarını çektim:)

Park Bravo


Kolları pırıltılı bu kazağı da, haftaya müşteri toplantısında giyeceğim:)

Koton

Ah o toplantı yok mu o toplantı! 4 gün sürecek. Her gün ayrı ayrı  ne giyeceğimi kararlaştırdım bile. 

1.gün : Göğsünde kırmızı tilki arması bulunan antrasit renkte tüvit ceket. İçine de armadaki kırmızı tonda tişört buldum neyse. Ceketin önü de kapanıyor da biraz sağa sola yayılıyor sanki, böyle fotoğrafdaki gibi zımba gibi olmuyor, olamıyor:) Aman ne yapayım? Sikinti yok!

Mudo


2.gün : Basic penye elbise ama siyah tayt, uzun çizmeler ve hırka ile. Çünkü kısa idi elbise, genç kızlara elbise bana ise ancak tünik olurdu. Götümü de açamam toplantıda. Yoksa açsam mı acaba??? Bi işe yarar mı? ahahahahaha

Bershka
 
Mango

3.gün : Kolları pırıltılı siyah kazak. Bunu cumartesi aldım işte.

4.gün : Dördüncü günü pek bilemedim, geçen sene Zara'dan aldığım gri ceketi giyerim, krem rengi tişörtüm var idi nasılsa. Önü kapanıyor muydu, kontrol etmek lazım:))) Bir de zeytin yeşili ceketim var ama onun önünün kapanmadığı kesin gibi bir şey:)

Of, böyle işte. Kıyafetim düzgün olmazsa moralim bozulur, kendimi iyi hissetmek için rahat ve hoş olmalıyım. Tabii çuvalla para dökecek halim de yok. Neyse ki, Zara, Mango, mutlu mesut yuvarlanıp gidiyoruz.


Cumartesi'ye dönelim. Hava güzeldi ya, biz de öğlen yemeği için Yeşilköy'deki Röne Park'a gittik. Yahu, o kadar tabiatı özlemişiz ki, o ufacıcık Röne Park bile içimizi açtı, mutlu etti bizi. Parkın orta yeri de minyatür bir hayvanat bahçesi gibiydi. Hindi, kaz, tavuk, horoz ve dahi tavus kuşu ile pompom kuyruklu tavşanlar ortalıkta geziniyorlardı. Restoranda yediğiniz köfteler nereden geliyor sanıyorsunuz?






Köftelerinizi paylaşmayı unutmayınız:)











Pompom kuyruklu davşannn

Kabaramazsın kel fatmaaa

Bu fotoğrafları birkaç hafta önce yine Röne Park'a gittiğimizde çekmiştim. İşte aynı park canım. Hava güzeldi dediysek, fotoğraflara bakıp "yuh! Istanbul'da havaya kudurmuş" demeyiniz lütfen. Yağmurlu çamurlu kış geldi bile.

Tabii hava erkenden kararıp soğuyunca, yine arabaya doluştuk ve taaa Esenyurt'a gidip, burada açtıkları Akbatı diye bir AVM'yi gezdik. Zaten bu bölgede AVM ve devasa, ürkütücü sitelerden başka nereye gidebilirdik? 

Akbatı'dan çıkınca Beylikdüzü tarafına geçerek Gloria Jeans'de kahve içelim dedik. Ayy eskiden hep Gloria Jeans'e giderdik, blogun müdavimleri hatırlar belkim. Gelin görün ki, Esenyurt'un arka taraflarında birazcık kaybolduk. Buralara "Esencılıs" deyollarmış, bilmem haberiniz var mıydı? Ben de Cumartesi günü öğrendim, Lady Charlotte sağolsun:)

Sağ salim varıp içtiğimiz kahvelerden sonra ben artık metrobüse bindim ve sabah 9'da çıktığım eve gece 10'da gelebildim. Pazar günü de bir uyudum ki, öyle böyle değil:)))

Ve böylece taze haftamız başlamış oldu.

Herkesin keyifler nasıl bakalım?

xo xo

11 Kasım 2013 Pazartesi

Bu Nasıl Bir Diyet Yaleppim:(((

Hemen şuracıkta yazmıştım, hatırlarsınız, diyetisyene gitmeye başladım diye. Git gel Konya 6 saat sanki, bir buçuk ay oldu 1 kilo bile veremedim dostlar. Ayy nasıl asabım bozuldu moralim çöktü anlatamam. Ben bir karış suratla gittikçe, çılgın diyetisyenimiz Perihan her kontrolde biraz daha hırslandı, öyle etti böyle yaptı, yok, olmadı da olmadı. Bir de, nasılsa zayıflayacağım diye kıyafet almıyorum; diyet yaptığım için güzel bir şey de yemiyorum. Ulan ne giyiniyorum ne yiyorum, ot gibi oldum mu sana? bari 500 gram vereydim!



Sonracığıma, son olayımız karbonat. Iııııhhhh:((( yeni listede her gün bir litre karbonatlı su, bir bardak sulandırılmış elma sirkesi içmem gerekiyor. Allahıııımmmm:((((( Ne günah işlemiştim ben yaaa?? Ne işe yaradıklarını bilmiyorum, listeyi okurken nutkum tutulduğu için soramamışım. Sorgulamadan çileme katlanıp içiyorum lıkır lıkır. Şifa niyetine:(

Üstelik her gün avuç avuç ceviz yemem gerekiyor ki, o da ocağıma incir acağı dikti. Kilosu 90 lira meretin. Milletin günlük sigara masrafı bizim ceviz masrafımız var bildiğin:))) Diyetisyenin sabah-öğlen-akşam acımadan yutturduğu kuru kayısılar ise içimi öyle bir mülayim etti ki, evlere şenlik:))) Neyse, onu söyledim de iptal ettirdim. Ye kayısıyı, iç yeşil çayı, koş tuvalete.. Can mı dayanır buna evladım:))

Tabii bu sıkıntılı günlerimizin en büyük devası, canımın içi cici kedi idi sevgili dostlar. Akşam eve gelip küçük maymunla uğraşınca ne dert kalıyor ne tasa. Haftasonu, Tülay arkadaşım üşenmemiş, Kediş'e yün bere örmüş:))) Demin küçücük düğme kafasına taktım da bayıldım gülmekten. Annem de demez mi "Vecihi'ye benzedi" Aaahhahaah. Ama ne iyi kedi, dedim ki "5 dakika dur, fotoğrafını çekeyim",  durdu valla!!! "İki gıdım kuru mama için çektirdiğin eziyete sokayım" demiş midir içinden, orasını bilemem. Ama mazlum mazlum oturdu, pozlarını verdi, sonra da kucağıma kıvrılıp uyudu. Demek ki aramız iyi:)


Hüüüyyffff
Yazık lan bana:(((

İmdaaaatttt

Hadi hadi kedikopter:)))


Ulen fiyonka niyet ettik, helikopter çıktı Kediş'in tepesinde, uça uça ağaçlara iner çıkar atık diye gülüp eğlenirken karbonatlı su gerçeği bir tokat gibi suratıma çarpmıştı dostlar. Ayyhhh nasıl bir eziyet o, of bee:))) İçine limon da atmam gerekiyor ama yapamayacağım. Bir litre karbonatlı suyu içmek yeterince acılı zati, karbonat Erol'a döndüm miko:))

Ne işe yaradığını bilen varsa deyiversin bana da bir zahmet:)


xo xo

9 Ekim 2013 Çarşamba

Diyetisyen Yolu 2013

Yıllardır blogu takip eden dostlar hatırlayacaktır, birkaç sene evvel Perihan Çiçek'in yardımıyla 20 kilo zayıflayıp incecik olmuş, blogu aynadan kendimi çektiğim boy fotoğrafları ile doldurmuştum. Gel zaman git zaman bu 20 kilonun 10 kilosunu geri kazandım. Son bir senedir becerdim bunu, blogdaki "Gırtlağıma hakim olamamıştım" yazılarındaki artışı farketmişsinizdir herhalde:)




2 kilo, 4 kilo iken sadece ben farkediyordum. 6 kilo olunca arkadaşlar "bunun üstüne çıkma" dediler. 10 kiloya vurunca şirkette bütün adamlar "sen kilo aldın" demesin mi birer birer. Ulan imalat müdüründen, planlama müdürüne, bi çaycı abla laf etmedi kilolarıma sağolsun.




Sonunda geçen sene aldığım güzelim kırmızı prenses Kate ceketimi deneyip önünün kapanmadığını görmemle, kendimi Lady Charlotte ile Perihan Çiçek'in Bakırköy'deki kliniğinde bulmam bir oldu.




Perihan Hanım önce ilk iki haftalık deneme diyeti verdi, bir sürü de kan testi istedi. Beşiktaş'daki Sait Çiftçi Hastanesinin Dahiliye bölümünden randevu aldım, doktor beni laboratuvara yolladı, hemen takır takır kanımı aldılar, 2 gün sonra da hastanenin web sayfasında sonuçlar yayınlandı.




Geçen Cumartesi, ilk kontrolümüze gittik. Ben 1 kilo, Lady Charlotte da 1 kilo 200 gr kaybetmiştik. Oh oh. Ama sevinemedim, Perihan Hanım yavaş buldu çünkü. Kan tahlillerini inceleyince şekerimin düşük olduğu ortaya çıktı, belki bu yüzden kilo almıştım. Çünkü şekeri normal olan kimse kilo almazdı. Ayrıca 4 kilo ödemim varmış, yuh!




Perihan hanım GNC'den 2 tane bitkisel hap yazdı. Biri Bromelain, ödem atmak için, biri de düşük şeker ve hafif kansızlığa karşı destekleyici vitamin. Ayrıca her sabah zencefil, zerdeçal, keten tohumu, çörek otunu pekmezle karıştırıp yiyeceğimiz padişah macunumuz var:) İksir deniyor buna kısaca:) Bir de yemeklerden önce elma sirkeli su içilecek. Buna da peki. Ama maydanoz-nane suyunu zinhar içemem. Bööğğk.





Şimdi sımsıkı taş gibi bir listem var, bayramdan sonraki Cumartesi'ye kadar, yani üç hafta bu listeyi takip edeceğim. Kan tahlillerimi şirket doktorumuza da gösterdim. O da çikolatayı bırakıp spora başlamamı söylemesin mi:( Herkes mi bana karşı üleyynnn:))




Fakat artık bu kilo verme mevzusu güzel elbiseler giymek ya da dış görünüş mevzusunu aştı dostlar. Ulan şeker, kolesterol muhabbetlerine başladık, yaş 35, makina bozulmaya mı başladı ne oldu yaleppim??



Bu sefer gerçekten yağlardan kurtulup, geri almamak zorundayız sağlığımız için. Acaba bu yine başaracak mıydık? Tekrar prenses elbiselerine, cici ceketlere ve sağlığımıza kavuşacak mıydık?

Yeni diyet maceralarımla karşınızdayım artık dostlar:)


xo xo

3 Nisan 2011 Pazar

Metabolizma yaşımı nasıl ufalttım?

Metabolizma bu boru değil? Mahkeme kararıyla küçültemezsin bu yaşı. Diyetisyene ilk gittiğim gün, 22 Mayıs 2010, kadın beni bir tartıya çıkartmış, tartının iki yanındaki sapları tutmamı istemiş (işte kapı işte sapı????) ve adelesiz hamur gibi vücüdümün analizini çıkartmış idi. Bu analize göre göbeğimde tastamam 14 kilo yağ vardı ve ben 32 yaşında olduğum halde metabolizmam 39 yaşındaydı. Pek üzülmüştüm buna tabii.

Yaklaşık bir yıldır azimle rejim yaptıktan sonra dün tekrar o alete çıkıp sapları tuttum, harika bir şekilde verdiğim kilonun %90'ı YAĞ idi, verdiğim 13 kilonun 10 kilosu yağ imiş dostlar! Göbeğimden 6 kilo gitmiş, 8 kilo kalmıştı, bacaklarımda 4'er kilo yağ kalmıştı, kollarımda da 1'er kilo... Perihan bile şaşkındı "en ideal kilo verme bu" dedi, "yağlardan zayıfladığın için bu kadar uzun sürdü" dedi. Veee metabolizma yaşım da 32'ye inmişti!!!!  En çok buna sevindim.

Analize göre hala yağ oranım normalden fazla. Olmam gereken kilo 59, ben 65 kiloyum şimdilik. O yüzden diyete devam ediyoruz. Zaten artık Perihan'ı bırakmam, diyet bitse de 3 ayda bir filan giderim, kontrol altında tutsun beni, çünkü ben kendi başıma yapamıyorum bu işi. Parasıyla değil mi? Perihan beni kontrol etsin, yeme-içme koçum olsun.

Bundan sonrası en zor kısım, ama bir sene de bu kısım sürse razıyım, yeter ki şu eski kiloma döneyim, nolursun ya.

Onun dışında miskin bir pazar günü geçiriyoruz. Kedi hafif hafif horluyor. Ben de Lisbeth Salander'ın son macerasını okuyorum. Bir de liste çıkarttım kendime, Hercule Poirot maceraları ve Türkçe isimleri listesi. Yeni planım bütün listeyi okumak. Aslında o kadar çok değil maalesef, maceraların çoğu kısa hikayeler. Neyse işte hepsini okuyup sonra aldığım dvd setini izlemek istiyorum. Bu da böyle bir fantazim.

Kedi epey horlamaya başladı, gideyim de göbeğini dürteyim.



xo xo


Sansüre karşı bildirimiz :  Bloguma Dokunma!


Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma

8 Mart 2011 Salı

Ezel 2. Sezon 24. Bölüm : TEREDDÜTLER

Ohhh ömrümde izlediğim en leş, en berbat Ezel bölümüne tanık oldum dün gece. Fatmoşun suçunu izlesem daha iyiydi, resmen uyukladım yani izlerken Ezel'i ben size öyle söyleyeyim.


 EZEL 57. BÖLÜM





Evet, dün gece 22:15'den 24:30'a kadar biz şunu izledik : Bade ile Ezel sevişecekler mi? Oh! Oh yani!!! Bu ne ya????? İğrenç bir  hikaye, uyuz bir senaryo!!! Bade sonunda Ezel'e verdi de rahatladı. Ali Azad'a evlenme teklif etti. Kenan önce Kaya'yı dehledi geçen bölümdeki ihanetinden ötürü. Sonra Eyşan'ı Karagözlüm Gazinosuna kaçırdı, Eyşan Kenan onu öldürecek diye korkup Ezel'i arayınca Bade ile Ezel yatamayıp sinir oldular. Sonunda bunlar halvete girdi. Kenan da Eyşan'a evlenme teklif etti. Bu kadar işte. İzlemeyin bu bölümüz. Vaktinize yazık.

Yani o kadar bomba oyuncuyu toparlamışsın, Türk televizyon tarihinin en zeki, yaratıcı, heyecanlı dizisini yapmışsın, nasıl bize böyle bir bölüm izlettirirsin ya of of oof!


xo xo

27 Ekim 2010 Çarşamba

Sadece 1 gün kaldı

Ondan sonra gözlüksüz bir hayat başlayacak mı gerçekten yaleppim? Kuzu gibi bekliyorum, heyecanlıyım. Operasyon değil sanırım heyecanımın sebebi, gerçekten işe yarayıp yaramayacağı düşüncesi. Neyse, pozitife odaklanalım.

Bu hafta zor bir diyet listem var, diyetisyenin dediğine göre ŞOK diyetmiş. Hiç ekmek ya da o gruptan birşey yok. Ama sabah da yok, sadece peynir ya da yumurta yiyebilirim, ekmek yok. Öğlen salata ve tavuk ya da balık, akşam da aynısı. Aralarda da fındık fıstık ... Demin midem bulandı, sabah ekmek yememek tuhaf geldi, ben de saat 10 öğünümü azıcık erken yedim. Masamın üzerine özenle dizdim yiyecekleri : 1 bardak laktozsuz süt + 3 adet kayısı + 6 adet fındık + 1 adet ceviz. Ahahahaah yerli malları haftası gibi oldu resmen :))) Ssonra da teker teker yedim bunları. Çabucak bitti. Şimdi 3 saat filan beklemem lazım öğlen yemeği için. Pööf.

Ameliyat sonrasını merak ediyorum, gözlerimi ne zaman normal şekilde kullanmaya başlayabileceğim, bütün günüm bilgisayar karşısında geçiyor, gece eve gidince de yine bilgisayar, tv karşısındayım. Nasıl olacak bunlar şimdi? Kısmetse 6 Kasım'da Kitap Fuarı'na gideceğim babamla, peki ne zaman okuyabileceğim kitaplarımı? Bayramda seyyahate gidebilecek miyim, uçağa binebilecek miyim? Pazartesi Ezel'i izleyebilecek miyim ayol??? Böyle sorular kafamda dönüyor. Bunları herhalde yarın öğreneceğim doktordan. Ama şimdi aklımı meşgul ettiğinden bazı hatalar yapıyorum işyerinde. Mesela India'yı Ondia yazdım, patrona "aşkolsunuz" dedim, o ne demek ki ? Ahahahah. Heyecandan herhalde bunlar.


Aslında ben bu soruları not edeyim, çünkü genellikle böyle şeyler aklıma hep sonradan gelir. Yaptığım iş bir an önce olsun bitsin isterim, sonuçlarıyla ilgili sorular sonradan gelir aklıma, jetonum köşeli yani dostlar.

Ohh, öğlen olsa da yemeğe çıksam...

16 Temmuz 2010 Cuma

Sokaktaki kokular.

Yaklaşık iki aydır diyetisyene gidiyorum. Normalde yediğim güzelim zararlı pislik şeyleri de yemiyorum. Ama yemeye en yakın olduğum an akşam iş çıkışı eve dönerken Kurtuluş'dan yürüdüğüm zaman aralığı.

Bizim işyeri Kurtuluş Son Durak'da. Buradan başlıyorum yürümeye bismillah Odak Büfe'den yola yayılan ağırrr, yağlıı, vıjjık vıjjıkk tavuk döner ile üzerinde hem tost, hem kumru, hem köfte pişen ızgaranın kokusu yüzüme çarpıyor. O hava ki artık sade gaz halinde değil, sankim azıcık yoğunlaşmış, o denli ağır... Zaten akşamın körü, acıkmışım, bu koku beni bir çarpıyor. Yürümeye devam ediyorum, hemen büfenin ilerisinde Ekinci ekmek fırınından SICAK EKMEK KOKUları yükselmekte, içim eziliyor, eziliyor, iki adım daha ilerliyorum kaçarcasına... dondurmacı ! iki adım daha at , tantunici! çiğ köfteci! insanlara çarpa çurpa bu parkuru geçiyorum, pet shopun önündedeki koltukta oturan kocaman güzel köpeği seviyorum, zaten yoldan geçen herkes bi el atıyor, Golden sanırsam, hiç sesi çıkmıyor, maskot gibi pet shop'un önünde oturmakta... Sonra bi pastane var köşede, muffinleri çörekleri dizmiş...başımı önüme çevirip ilerliyorum, artık Kurtuluş'un başına yaklaştım... Marketin yanındaki bir diğer ufak pastane , inanılmaz derecede çikolatalı tatlılarını sergiliyor, sanki hınzır kalıp kalıp çikolatayı eritmiş o keklerin üzerinde.... yine de geçiyorum ve tam Pangaltı'ya dönerken dannnn! Marmaris Büfe. Hani o şık şıkırdım Etiler Marmaris Büfe değil, daha eski, küçük, salaş , daha büfe tadında. İçinde sosislerin kaynadığı o salçalı koyu sıvıdan ve ıslak hamburgerlerin ıslak sosundan çıkan o koku , Hülya Koçyiğit'i Önder Somer'le basan Ediz Hun tokatı misalı suratıma şırraakkk diye şarpıyor. O sıcacık salçalı koku, aç bilaç sızlayan karnıma adeta eziyet etmekte... Elimi göbeğime götürüyorum hemen, bakıyorum ki hala hamur gibi , yürümeye devam ediyorum. Ne yazık ki eziyet bitmedi, Pangaltı durağının orada mis gibi simit kokusu geliyor, durağın az ilerisinde, yol üstündeki pastanaden tatlı mı tatlı bir kurabiye kokusu çarpıyor burnuma, yaleppiimmmmmm ne zaman bitecek bu eziyet derken metro durağına geldim diye seviniyorum... ve... işte... tam o anda.... KÜÜTTTT kokoroççiiiiii, amannnn nasıl bir koku buuuu derken kendimi metroya zor atıyorum, eve gelince de bir bardak sütle 5 kaşık nesfit yiyip; kaymak birası hayallerine gömülüyorum.

işte öyleyken böyle


28 Mayıs 2010 Cuma

Param varsa aklım yok mu zannettin?

yoksa şairin dediği gibi , rejim yapıyorum diye çirkin yemekler mi yiyorum zannettin?

İşte göbek salatam vardı:



Sonra 1 dilim ekmek hakkım vardı öğlen, şu pidelerden birinin birazını yiyebiliyorum yani:


ya da ekmek yerine 1 kase çorba


Yemek olarak da yanında pilav, patates olmadan bir porsiyon döner yedim bugün ammaaa , o kadar açtım ki, dönerin fotoğrafını çekmeyi unutmuşum hahaahahahah

Akşamları da evdeki yemekten, işte 2 dolma+yoğurt ya da sebze, baklagil filan yiyebiliyorsun.

Spora gittiğim akşamlarda ise diyetisyen 1,5 saat önce yememi istedi, mesela dün akşam kurrru fasülye yedim yandaki minik büfeden.



Akşam beşte 2 meyve veya bir gofret yiyebilirimmm. Tahmin edersiniz ki, günün en mutlu anlarından biri bu oluyor :))) Akşam 2 meyve hakkım daha var, onu da mesela 2 kaşık dondurma ile değiştirebiliyorum.


Yani etiket aldatıcı, rejim yapmak ızdırap değildi, Seval'le beraber yaptığımız için de ve kendimizle çok dalga geçtiğimizden inanılmaz eğlenceli olduğunu bile söyleyebilirim. Hergün de Kurtuluş Caddesinde yarrrrım saat yürüyoruz, sonra akşam çıkışta Mecidiyeköy'e kadar daha yürüyoruz, bence iyi gidiyor yani.

Yarın kontrole gidiyoruz, bakalım göreceğiz, kilo vermiş miyim:))))

xo xo

25 Mayıs 2010 Salı

Yemeklere veda

Cumartesi günü Diyetisyen Perihan Çiçek'e gittim sevgili seyirciler. 5 yıl önce de kendisine başvurmuş, güzelce zayıflamış (zayıf olmadım beee sadece normaldim ve çok iyiydim) ama sonra iş değiştirip düzenim bozuılunca deli gibi kilo almış idim.


Kadın bizi ölçtü biçti (panda kardeşim Sevalle beraber gittik diyetisyene) . Böyle bir makineye çıkarttı bizi, makinenin sapını tutturdu :))) Yağımız suyumuz içimiz dışımız ortaya çıktı.

Benim göbeğimde 14 kilo yağ varmışşş. Metabolizmam da yaşlanmış, 39 yaşına gelmiş. Yağlardan çok buna üzüldüm.

Daha önce Perihan Çiçek hastanede çalışırken başvurmuştum kendisine. Daha iyiydi o zaman sanki. Şimdi klinik açmış, biraz işleri  fabrikasyona vurmuş gibi geldi. Neyse takır takır yazdı listeleri, kan şeker ölçümleri istedi, One a Day Weight Smart için dedi.  Şimdi Seval'le rejimdeyiz. Demin hapşırdım, çok yaşa yerine Tok yaşa dedi yavrum bana püahahaahahah bu vaziyetteyiz yani.

Neyseki geçen hafta Dilek & Tolga kardeşlerimin kuzenler gecesine gitmiş idim. Dilekcim 2 gün izin almış da işten biz tosunlara yemek hazırlamıştı.

Koyu ve enfes bir mercimek çorbası ile başlayan ziyafette, ana yemek olarak et ve ÜZERİNDE KAŞŞER ERİTİLMİŞ pilavdan vardı. Ahhhhhh eşşekkkk kafamm. Masadaki mezeler, salatalar o kadar harikaydı ki, onlara gömülüp pilav hakkımı yemedimmm. Hırfff hüngürrr. Şimdi artıkuzaktan bakabilirim pilava ancak dostlar.

Şehriyeli yoğurtlu makarna salatası:


Börrekkkk :


Akdeniz salatası :


Semizotu salatası:

Patlıcan salatası :



Veee benim için gecenin yıldızı , AHTAPOT SALATASI :


Amann ağzımda eridi o ahtapotlar , hepsini yerdim bıraksalar , nasıl löp löp olmuş anlatamam.

Üzeri sucuklarla bezeli bu güzellik de HUMUS oluyor :



Neyseki geçen hafta bu güzellikleri yemişim. Hoş bir veda oldu . Umarım kilolara da bu kadar hoş bir şekilde veda edebilirim dostlar.

xo xo

12 Haziran 2009 Cuma

Lifalif

İşte yine rejima başlamıştık, tüm zamanların en yüksek kilosuna ulaştığım için bunalıma girmiştim de.

Fakat sabah kahvaltısında sade Eti lifalif yemek gerekiyor. Bildiğin yulaf ezmesi, at yemi, kişneyen beygir maması. İçine fındık ceviz de koysan miden bulanıyor, yiyemedim zaten çöpe attım. Şimdi de mutsuz mutsuz oturuyorum.

Neyse işte bu rejimde et yiyorsun, mesela öğlen oturup bir kızarmış tavuk, akşam salata, sebze falan yiyorsun, dönerciye gittiğinde ekmek arası değil de porsiyon alıyorsun, pilav patates yemiyorsun.

Sonra da 5 günlük detoks var, hiçbirşey yemeden sadece bir takım karışımları içerek yaşamaya çalışıyorsun.

Off daha fazla yazamayacağım ..

13 Şubat 2009 Cuma

İsyan

Yeter artık yeteeerr

Tavuk, hindi ve kalan bilimum kuş etini yemeyi reddediyorum kardeşim, bıktım yeter.



Hissediyorum yakında gıdaklamaya başlayacağım, günaydın yerine horoz gibin öteceğim... Öf yeter içim sıkıldı haşlanmış minik butları kemirmekten. Bırakıyorum tavuğu kardeşim.






Neyse, hafta sonu, geçmişte psikopat ve başarılı diyetisten Perihan'dan aldığım tiyet listelerini bulayım da , o rejimi yapayım, bana artık daral geldi çok fena.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Paççozzuunn başkanııı

İşte bütün kıvranma ve çabalar sonucunda yine ancak 500 gr vermişim. Ya hakikatten sikeyim böyle rejimin ızdırabını kızım! Böyle gram gram zayıflarsam 1 sene rejim yapsam ancak normal kiloma dönerim, kimse 1 sene diyet yapamaz!

Halbuki bu hafta en az 1 kilo zayıflamayı haketmiştim. Haftasonu Kanyon'da Kitchenette'de idim, Dido ve Ceydoş'la... Kenardaki büyük masada oturuyor idik, yani pastane kısmının dibinde. Biftekli salatamı kemirirken karşımda üstü bütün çileklerle süslü çikolatalı pasta (çileklerin üzerine de çikolata dökmüş şerrefsizlerr), çilekli milföy pasta, rengarenk makaronlar geçit yapıyor idi. Ama tabii ki diyet kola içip midemi şişirdim ve bu nefis tatlıları uzaktan izleyerek acı çektim. Çünkü neden? Dipçik gibin olacam ya?

Pazar günü ise büyük aile toplantılarından biri vardı, kalabalık ve gürültücü bir italyan ailesi gibi olduğumuzdan, eğer sıtma hastalığından ölmüyorsak bu toplantıları kesinlikle kaçırma hakkımız yoktur. Ve oradaki masayı görmeliydiniz, fasulye pilakisi, mercimek köftesi, zeytinyağlı dolma, kurabiye, ıspanaklı börek, sosisli börek (sosis mevzusu apayrı :))) , çerkez tavuğu... Ayol iki kaşık pilaki yedim de eve gelince bir çanak yoğurt tıkınmasam açlıktan uyuyamazdım. Ne paçozun, ne banalin başkanı bir hayat bu beeeeee. Sonra bu acıların karşılığını alma vakti geldiğinde ise karşımda ne gördüm??? 500 gram! Siktir git!

Ya bilmiyorum ne yapayım, Ebru Şallı iskeletorunun pilates dvd'sini mi alayım? Karı olmuş sana bir kuru çubuk göt möt kalmamış. Evde her akşam eğil bükül yaparım. Yapar mıyım? Valla bilmiyorum...

Ulan ne pis bi iş bu be , ömrümüm yarısını zayıflayacam diye harcadım kızım. Oooffff.