Türkan Şoray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkan Şoray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2009 Pazartesi

Altın Kızlar

Dün akşam oturup yerli Altın Kızlar dizisini izledim sayın seyirciler. Dizinin orijinali Seksenli yıllarda TRT'de pazar akşamları yayınlanan ve bizi kırıp geçiren The Golden Girls idi. Bu arada TRT nasıl yayınlamış bu diziyi , onu da anlamadım, çünkü bu kadınların hepsinin süper aktif seks yaşamları vardı ve o devirde bize tabu gelecek her türlü mevzu geçiyordu bu dizide. TRT'nin dublajı da şahaneydi, o zamanlar hep olduğu gibi.

Neyse, şimdi aklıevvel biri , eski Türk sinemasının en meşhur artistlerini toplamış, ve bu diziyi uyarlamışlar. Bildiğin kopya yani. Kızların oturduğu evin sahibesi, güneyli fettan Blanche (tam bir southern belle, Scarlett O'Hara'nın erkeksiz kalamayan versiyonu) rolünde Nevra Serezli var. Kendisi harika , fakat bence bu rol için 10 sene daha genç olmalıymış. Yani gıdısı falan sarkmış, olmaz ki. Blanche biraz geçkincedir ama düpediz yaşlı değildir. Fakat baştan aşağı yanlış olan cast'taki en doğru isim yine de o.
Sonra dizideki en muhteşem karakter, boylu poslu, gerek Rose'un şapşallığına, gerek Blanche'ın amoşluğuna patır patır laf sokan; annesini azarlamaktan çekinmeyen erkeksi ve güçlü Dorothy. Sen git bu rolü Hülya Koçyiğit'e ver. Kadın narin, güleryüzlü, kibar biri; bildiğin mıymıy. O sertlik yok Hülya Koçyiğit'te, kesinlikle de olamaz. Olmamış anacım. Hem daha sert, hem de daha hızlı biri olmalıydı.
Ve de geldik, St Olaf köyünden gelme, aptallığın bir parmak altında saf olan Rose'a. Şaşkın bakışlarından ötürü bu rolü de sultanımız Türkan Şoray'a vermişler. Ah ah! Birincisi ben Türkan Sultan'ı o 200 kiloluk haliyle görmek istemiyorum arkadaşım. Şimdi anlıyorum , Belgin Doruk neden zamanında inzivaya çekilmiş. Sultan da neden kendine bakmamış, fit kalmamış? Bir de kadına bildiğin çuvalı giydiriyorlar kıyafet olarak. Hay ben o dizinin kostüm sorumlusunun tam suratının ortasına sıçayım! Şişmanlığını örteyim diye kadına öyle paççoz kıyafetler giydirmeye utanmıyor musunuz?

İkincisi, Türkan Şoray'da maalesef bu dizinin gerektirdiği hız yok, ritm yok; ayılıp bayılıp göz süzmede hala. Diziyi izlerken sürekli "daha hızlı daha hızlı" diye bağırasım geldi, acaba yönetmen bu kadim aktrislere olan hürmetinden, kendilerine birşey diyemiyor mu? Bilemedim.

Oyhh Allah, şiştim sabah sabah. Neyse bir de huysuz ihtiyar Sophia var ki evlere şenlik. Dizinini en komik replikleri genellikle kendisine yazılır, Blanche'ın slut'lığıyla ilgili soktuğu laflar yarardı insanı. Bu rolü de Fatma Girik'e vermişler. Kafasında parlayan beyaz pudralar, bir de örtü. Yapımcı, yapımcı! Hay o örtü de senin götüne girsin de bir daha sıçama e mi!! Yahu madem öyle, boyasana kadının saçını bembeyaz. Zaten Fatoş'un Hülya'nın anası rolünde olması absürd. Fatoş'un olması gerektiği gibi sarkazmi ve sertliği yanında Hülya iyice mıymıy kalıyor. Neyse, yine de Nevra Serezli'den sonraki en uygun cast Fatma Girik olmuş, tüüüüü. (Buradan tükürük saçarak kendisine selam edelim, tüüüüü, Söz Fato'da!)

Neyse sonra işim gücüm yok ya, acaba bu rolleri kime verirdim diye düşünmeye başladım. (Önce youtube'da birkaç orijinal The Golden Girls episodu izledim de kendime geldim be)

Amoşun önde gideni, southern belle Blanche rolüne Hülya Avşar'ı koyardım. Hah, cuk oturdu, hem kırıtık, hem kokoş, fakat sanki abartırdı rolü diye de düşünmekteyim.

Şaşkın Rose rolüne kesinlikle Müjde Ar'ı koyardım, Allah yıkılırdı ortalık, harika oynardı bence.


Sophia rolünü düşündüm taşındım, kimseyi bulamadım. Allah rahmet eylesin, Suna Pekuysal'dan başkası olmazdı bu tatlı sert, laf sokucu anne rolünde.

Fakat Dorothy'i oynayacak kadın kimdir bilemedi. Böyle boylu poslu, sert sesli, sağduyulu, Blanche'a, Rose'a, annesine aynı anda patır patır lafları kim sokardı? Bulamadım. Zuhal Olcay'ı düşündüm.


Hay Allah! Orijinali o kadar mükemmel ve komik ki, her türlü versiyonu gereksiz kalıyor, kimi koyarsan koy! Bizim yerli yapımcılar da uysa da koymuşlar, uymasa da koymuşlar. Geçmiş olsun.

26 Ocak 2009 Pazartesi

filmin devamı

şimdi Zeynep'in doğumgünü, Zeynep babaanne gibi giyinmiş, Handan zillisi vallahi taş! Bu arada Zeynep'in 2 kilometre popolu kızkardeşi Naciye annesinin kapısını dinlerken Zeynep ablasının evlatlık olduğunu öğrendi.

Doğumgünü devam ederken o sürprizli herif elinde güllerle çıkageldi. 20 tane kırmızı 1 tane beyaz. Zeynep'in gözlerini bağladılar, şarkı söyleye söyleye gülleri saçtı vee beyaz gül Haluk'un önüne düştü, ve de dansetmeye başladılar. Tam eğlence ayyuka çıkmışken, Naciye kaltağı partiyi basmasın mı, Zeynep benim ablam değil, öksüz bir evlatlık diye ele güne ilan etmesin mi, paççozun, banalin, basitin başkanııı. Anneleri bu üzüntüyle kalp sektesinden gidiverdi.

Bu arada zilli Handan, olay yerinden kaçıp, sürprizleri seven herifle çokk acayip bir partiye gelmiş dostlar. Amanın, kadınlar göbek atarken soyunuyor, herkes ortalık yerde sevişiyor, bohem partisi! Fakat hatunların donları evlere şenlik, fırfırikli, tüllü tüllü donlarrr. Karılarda göt göbek yerinnde. Canım, 40 sene önce sıfır beden mi vardı??? Neyse, Handan yeni sevgilisiyle eve dönünce Haluk bunları gördü ve boynuzlarını parlattı.

Amanın o da ne, Zeynep tren köprüsüne çıkmış, kendini atacak. Haluk Beyyy. Kurtardı onu. Ve de evlenme teklif etti. Çünküüü, kızcağızın kendini trene çiğnetmek istemesinin sebebi, artık bir soy ismi olmaması imiş. Haluk da dedi ki, evlenelim, benim soyadımı paylaşırız.

Kızıım bunlar evlendi, arap bacı dadı da düğün çorbası yaptııı aaayyy ahahahahaha.
Sonraa dadı bunları gerdek odasına soktu ama bunlar hiç sosis yememek , vejeteryan evlilik yapmak üzere anlaşmışlar. Aaaay çok sıkıldım hee. Haluk karıyı bırakıp çıktı, arkasında da bir mektup. Meğer Haluk arabayı uçuruma sürüp intihar edecekmiş. Zeynep ağlaya ağlaya uyudu, peşinden gitsene hımbıl karı. Fakat zaten beceriksiz Haluk intihar edememiş, kafayı gözü dağıtmış halde geri döndü. Kolu kırılmış, gözü şişmiş... Dadı da Zeynepi azarlamasın mı sen bu adama ne ettin diye ahahahah.

Ay bu film içimi sıktı beee, bitmek bilmedi. Bu arada Handan o sürprizsever herifle evlenmiş. Çat kapı Zeyneplerde, ailecek görüşüyorlar. Fakat şöyle, Haluk Handanlara gitti, karı bunu banyoya çağırıp sonra üzerinde köpüklerle Haluka hamle etti. Hey gidi, kocası Turan da aynı anda Halukların evinde Zeynepe saldırıya geçti dostlar. Yaa bunun kitabı hoştu hee, filmi çok banal olmuş. Tipler de şişmanlıktan yıkılıyor, Şorayın kalçalar ekranı kapladı canım bee.

Aha, Türkan yani Zeynep kocasını baştan çıkartmayı aklına koydu ve odasının kilidini açtı, canı sosisli sandöviç çekti besbelli. Fakat tam sosisliye gömülecekken zır telefon , uyuz Naciye kaza geçirmiş. Tabii Zeynep Naciye ile barıştı . Sonra Naciye buna bir mektup gösterdi, güya gerçek annesi Zeynep'in adresini bulmuş. Karı bir de çıkagelsin ki, paççozz, alkoliikk, çirkiin, paragööööz. Kumpaslar dönüyor tabii, Handanla kocası da Zeynepin eski arkadaşı İzzet ile fotolarını çekip Haluk'a yolladılar, üzerine de boynuzlu yazdılar hahaha, Haluk fotoları tam da beklendiği üzere yanlış anlayıp Zeynepi terketti, İzzet gidip fotoğrafçıyı dövdü, Haluka olayları anlattı. Bu arada güya Zeynepin annesi olan karının kumpasıyla Zeynep tıpış tıpış Turan'ın ayağına gitti. Eh sen sosisliyi yeme, şimdi görürsün pastırmayı! Bi de soruyor , benden ne istiyorsun? Ulan ne istiyecek dombili .Ve saldırı başladı. Fakat en eğlenceli yerinde Haluk odaya dalış yaparak Turanı dövdü.

aaaaaaaaaayyy çok şükür bitti ulaaannn. Mutlu son. Başka filmlerde görüşmek üzere.




oh la laaa

çok kararlı bir kadın olduğum için bu akşam işten çıktığımda doğruca D&R'a gittim ve de Ebru Şallı ile PİLATES dvd'sini aldım sayın seyirciler. Bir kere aklıma koydum ya yaparım. Tabii şu anda pilates yapıyorum sanıyorsunuz ama nanay, GARİP BİR İZDİVAÇ isimli türk filmini izliyorum ayoll, başrolde Türkan Şoray. Ben de onun kadar güzel olsam, tosun tosun dolaşmakta bir beis görmezdim, fakat gelin görün ki, paççozun önde gideniyim!

Neyse, filmi izlerken dayanamadım, o kadar komik ki. İlk sahnede gariban bir kızcağız kendini banliyö treninin altına atarak intihar etti. Bunun için 5 dakika kadar köprüde dolandı, ortada kimse yok, sonra kendini atmasıyla pırrrrt diye 20 kişi toplanıverdi köprüye bee, bu da biz Türk milletinin mallığının şahane bir göstergesi olsa gerek.

Sonraa Handan var bi tane, Haluk'un nişanlısı, arabayla bunlar gezerken Haluk aaa intahar eden kıza bakayım diye arabadan indi, Handan bir sigara yakmaya yeltendi, (Handan'ın 65 model kuş yuvası saçları evlere şenlik, paççozzun önde gideni haa), o sırada etrafında kaytan bıyıklı puşt tipli bir herif belirdi, iki muhabbet ettiler, herif Handan'ın peşinden koşuyormuş meğer , neyse herip pat diye arabaya atladı, "arkadaşınız pek sıkıcı" dedi Handan'a, "hayat sürprizlerle güzel" , eh bu handan'ın pek hoşuna gitti, bastı gaza, bunlar tırladı. Haluk da arkada yırtık dondan fırlayan zavallı bir sosis gibi kalakaldı bee hahahahaa.

Sonracığıma, Türkan Şoray da Zeynep'i oynuyor, herkes buna aşık, bu şimdi Handan'la öbür sürprizli herifi nasıl ceviz oynadıklarını dikizleyecek galiba. Dur izleyeyim de devamını yazayım


14 Ekim 2007 Pazar

Türkan Şoray izlerken seyahat hatıraları yazmaya çalışmak

Birkaç gündür bayram sebebiyle evdeyiz, gece üçte yatıp öğlen birde uyanıyoruz, çikolata şeker yiyerek yan gelip yatıyoruz.

O halde bu durumda Londra seyahat günlüğümü de yazıp bitirmiş olmam gerek değil mi dostlar? Ama nerde, daha dördüncü sayfadayım ve altı sayfa daha yazmalıyım. Çünkü televizyonu bir açıyorum bir Türkan Şoray filmi, mesela Kara Gözlüm. Türkan bu filmde güzelliğinin dorğunda iken, Kadir İnanır çirkinlik abidesi gibi görünüyor, neden öyle olmuş anlamadım.

Fakat ne kadar güzel bir film, Kara Gözlüm.

Türkan fakir bir balıkçı kızıdır, Kadir iste fakir bestekar. Son derece eğlenceli bir takım olaylar silsilesinden sonra (filmde kullanılan argo harikulade), Türkan Kazablanka gazinosunda assolist olur, Madama Sürpik'ten 10 derste adabı muaşeret dersi falan alır, koparız bu sahnelerde. Gazinoda ise nihansin dideden şarkısı ile prova yapadursun, Şopen Kadir onun için, Kara Gözlüm şarkısını besteler. Bu arada genç çift beraberce uçurtma uçurup pamuk şekeri yemektedirler.

Ve Türkan ilk gecesinde (Belkıs Özener'in sesiyle) sevemedim karaa göözlümm diye şarkı söylemeye başlarken önünden tepsiyle Kadir yürür ağır ağır, ne sahnedir ama. Türkan meşhur olur, paraya baba der, ama kendini meşhur eden şarkıların meçhul bestekarını bulamaz. Bu arada Hollywood'dan gelen bir ekip Türkan'ı Rock Hudson ile film çevirmek üzere Amerika'ya davet eder. Kadir için bu kadarı çok fazladır. Türkan'ın şöhretinden korkarak başka bir kızla nişanlanır, ama heyhat, nişan merasiminde şarkı söylemeye gelen assolist (şimdilerin ekstrası oluyor) Türkan'dan başkası değildir, olamaz da zaten. Sonunda Türkan gazinoyu bırakıp balıkçı arkadaşlarına döner, Kadir peşinden gider, 250 gr karides ister, ve aşıklarımız kavuşurlar.

İzlediğim diğer film ise Ateş Parçası. hatta film biraz önce bitti, gözümü ekrandan alamadım ki Londra makalemi bitireyim. Şoray harikulade güzel, bıyıksız Kartal Tibet yanında sönük kalıyor idi.

Defalarca izlediğimiz bu filmde, Türkan bir çadır tiyatrosunda palyaçodur. Bir takım absürd olaylar sonucu yağmurlu bir geceyi zengin şımarık çocuğu Kartal'ın evinde geçirir, argo lafları, bozuk ağzı ve patavatsızlığı ile adamın nişanlısını delirtip evden kaçırır. Halbuki ertesi gün Kartal nişanlısı ile mutlaka bir davete katılmalıdır, bu durumda Türkan nişanlı rolüne girmek için giyinir, süslenir ve olağanüstü güzelliği, zekası ve sempatikliği ile Kartal'ı şıp diye kendine aşık eder.

Kartalın hakiki nişanlısı kıskançlıktan kudurup partiyi basar, Türkan'ı utandırır, Türkan çadır tiyatrosuna kaçar.

Birgün Kartal ile nişanlısı kaza yaparlar ve yolları Türkan'ın palyaçoluk yaptığı tiyatroya düşer, palyaçoyu nişanlı hanımın doğumgününe çağırırlar, aman pek acıklı sahnelerden sonra Kartal ile Türkan birleşir, evlenmeye karar verirler, tabii Türkan, Kartal'ın posbıyık babası Hulusi Kentmen'in de kolayca gönlünü alır ama bir sorun vardır, Hulusi baba Türkan'ın ailesi ile tanışmak ister, bunun üzerine çadır tiyatrosu ahalisi Türkan'ın küçük sakat kızkardeşinin tedavi parasıyla kendilerine üst baş yapar, babayı kandırırlar.

Nikahtan bir gün önce Türkan durumu öğrenir, tedavi parasını toplamak için o gece sahneye çıkar, göbek atar, şarkı söyler. Eski nişanlının hain planı ile bu durumu gören Kartal düğünü iptal eder. Türkan ağlar, acı çeker, ama sonunda Kartal eşşekliğini anlar, tiyatroya gelir ve aşıklarımız kavuşurlar.

Şimdi gözümü bunlardan alarak çalışmak çok zor geliyor açık konuşayım.


2 Nisan 2006 Pazar

Yeşilçam nostaljisi

Beni Osman Öldürdü : Bunun hikayesi o kadar karışık ki anlatması bile yoruyor beni. Şimdi çok zengin bir adam ava gidip geri dönmeyince ölümü açıklanıp mirası okunuyor. Adam vasiyetinde tembel oğullarını, asalak akrabalarını, kızlarını oğullarla evlendirmeye çalışan paragöz yengelerini aşağılıyor ve de tüm parasını kimsenin tanımadığı gyrimeşru oğlu, çapkın ve de bıçkın delikanlı Osman'a (İzzet Günay) bıraktığını açıklıyor. Avukatın güzel katibesi Türkan (Türkan Şoray) Osman'ı bulup eve getirince yengeler kızlarını Osman'ın üzerine salıyor. Kızlar tam orospu, mütemadiyen donları fora ederek Osman'ın odasına dalıyorlar. Abiler Osman'ı öldürme peşindeler. Katibe de Osman'a veraset evraklarını imzalatmak için uğraşırken beri yandan çapkınlıklarına da karşı koymaya çalışıyor. Fakat o da nesi? Osman'ın odasına dalan kızlar teker teker öldürülmeye başlamaz mı? Hem de yanıbaşlarına kanla "Beni Osman Öldürdü" yazarak... Bu arada evin içinde kara maskeli esrarengiz bir yabancı dolaşıyor ve de kızların cesetleri kayboluyor, ay tam arapsaçı, daha fazla yazamayacağım!



Aşk Yarışı : Genç, güzel, ve de idealist öğretmen Zeynep (Türkan Şoray), İstanbul'un arka sokaklarından birine atanmıştır. Bu mahallede herkes Işıklıbahçe futbol takımında oynayan Fikret'e (Fikret Hakan) tapınmaktadır. Tabii Zeynep bu sokak çocuğuna yüz vermez hatta ona eziyet etmek için Roma Heykelinde Estetik bilmemnesi gibisinden kitaplar okumaya zorlar. Kızımız mahalleye kütüphane kurmaktadır da! Bu kütüphaneyi kurmak için genç mimar Nihat (Efgan Efekan) Zeynep'e yardımcı olmakta beri yandan da genç kızımıza inceden yazılmaktadır. Böylece peşinde koşan 2 delikanlıyla Zeynep görüşmeye başlar, hatta bunların ikisiyle birden randevü verir, hep beraber çıkarlar, ne kadar enteresan değil mi sayın seyirciler.

Elveda Sevgilim : Filmde Türkan Şoray ancak 20 yaşında ve olağanüstü güzel görünüyor sayın seyirciler. Bu film kan davalı 2 ailenin çocuklarının aşkını anlatan tipik bir Türk filmidir. Alnının üzerindeli lüleleriyle gencecik Ediz Hun, Türkan'a aşık amcaoğlu rolünde, Türkan'la aşk yaşayan düşman ailenin oğlunu ise İzzet Günay canlandırıyor. Sonunda Ediz Hun Hakkın rahmetine , sevgililer de birbirine kavuşuyor sayın seyirciler.

31 Mart 2006 Cuma

Ayhan Işık ve Küçük Beyin Kısmeti

Dün akşam Küçük Beyin Kısmeti isimli 1963 yapımı bir Türk filmi seyrettim sayın seyirciler. Tam da benim sevdiğim siyah beyaz, zekice yazılmış, salon komedisi tarzı bir film. Başrolde Ayhan Işık, muhteşem yakışıklılığı, harikulade fiziği, doğal zerafeti ve mükemmel zamanlamasıyla filmi alıp götürüyor. Türkan Şoray henüz o büyük değişimini yaşamamış, sevimli bir genç kız. Filmimizde Süat Avrupa'da mühendislik eğitimi alarak yurda dönmüş zengin ve çapkın bir gençtir. babası Hulusi Kentmen onu Atıf Kaptan'ın zengin ve güzel kızı Pervin'le sözlemiştir. Süat evlenmeden önce kızı tanımak ister. Bir partide Süat'ın düşüncesiz sözlerini duyan Pervin kendini Şermin olarak tanıtır, sonra kafasına komik bir peruk, suratına şişe dibi gözlükler, ağzına da kazma dişler takarar, kekeleye kekeleye Süat'a ilanı aşk eder, hem de tükürükler saçarak. Süat arkasına bakmadan kaçar, Şermin'e kur yapmaya koyulur. Şermin olarak Süat'a aşık olan Pervin, ailesine de Süat yüzünden çok içlenmiş numarası yapmaktadır ve işler arapsaçına döner.

Filmde eski İstanbul'un arnavut kaldırımı döşeli asude yollarını, alçak ve geniş kaldırımlarını görüp bizim de içlenmememiz mümkün değil sayın seyirciler. Yine de harikulade Ayhan Işık'ın ekrandan taşan cazibesi ve sıcaklığı bu filmin en güzel yanı.

24 Mart 2006 Cuma

Sultan Serisi

Dün akşam Kabalcı'ya uğradım, çizgi film vcd'si var mı diye bakacaktım. Bir de ne göreyim? Gala Film diye bir şirket SULTAN SERİSİ sürmüş piyasaya, Türkan Şoray'ın eski filmleri. Genç Kızlar'ı aldım, hani Nihal Yeğinobalı'nın yabancı bir isimle yazdığı açık saçık ateşli bakire kızlar fantazisi. Şımarık kızlarla dolu bir sanat okuluna gelen yeni öğretmen ve bu öğretmene veresiyeleri gelen çeşit çeşit kızı anlatan bir eser. Bir kuşağa roman okumayı da sevdirmiştir bu kitap. Neyse, filmin jeneriğinde "eser ve senaryo : Nihal Yeğinobalı" diye belirtilmişti? Film de, kitap gibi Tiyatro Okulu'nda geçiyor, müdüresi de Bedia Muvahhit. Türkan sultan esmer ve ateşli Behlül (Miss bee), Hülya Koçyiğit nazlı Oya (Hindley Bell), sarışın bir kız azılı şehvet düşmanı Pervin (Prissy) bir de güzeller güzeli Süreyya (Mariana) . Kızları görmeyin, hepsi 75 kilo, olgun dolgun ablalar. Bol bol soyunup dökülüyor, sere serpe oturup çamaşırları fora ediyorlar. Türkan'la Hülya 10 parmak piyano çalarken kızlar çarliston dansı yapıyor . (Film 1963'te çekilmiş) Haa esrarengiz öğretmen Gabriel Samson rölünde tabii Ediz Hun var, adı da İskender İskit püahahahahaa. İnşallah 60 yılların başka filmlerini de yayınlarlar. Bu tarihlerde yapılmış siyah-beyaz çok güzel salon komedileri var, bayılırım ben onlara. Neyse işte bir de Donald amca ve Gufi vcd'si aldım, Miki Fare'li olanı bulsam onu da alırdım.