tektekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tektekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2013 Pazar

Sıdıka'da Ziyafet

Cumartesi sabahı evde tembel tembel otururken artık kuaföre gidip yenilik yapmayı daha fazla ertelemeyeyim dedim ve kahramanca üşengeçlikten sıyrılıp, Arnavutköy'deki mahalle kuaförümü ziyaret ettim.

Burası döküntü bir salon, sadece bir kuaför var, tam mahallenin muhtarlarına layık bir mekan. Böyle kadınlar sıra beklerken kendi ojelerini sürüp saçlarını kurutuyor, yoldan geçenler ödünç tel toka filan alıp gidiyorlar:)

Maalesef benden önce 2 fön bir de boya olduğundan bir saat beklemem gerekti ama bu esnada canım Lady Charlotte arayıp yolda olduğunu söyleyince bir sevindim ki anlatamam. Benim abuk subuk yol tarifimle bile kuaförü bulan Lady Charlotte dükkana geldiğinde sıra da bana gelmiş, saçlarım kesilmekte idi.

Koltuktan kalktığımda şu halde idim:

The fringe is back, bitches!

Kesim bitince Lady Charlotte ile  Bebek Cook Shop'a geldik, (benim sokağımın başındaki), hava şahaneydi, Boğaz mavi mavi akıyor, güneş bulutların ardından ara sıra göz kırpıyordu.. Bodrum'da yediğimiz ve çok sevdiğimiz ıspanaklı antrikottan sipariş ettik ama et çok fenaydı, bu sefer hiç beğenmedik. Önden aldığımız pazı sarması ise nefisti, tavsiye ederim.

Yemeğin üzerine Cook Shop'un meşhur Manolya pudinginden bir tane alıp paylaştık.  Daha önce hiç yemediğime hayıflandım, nasıl hafif, yummuş yummuş bir lezzetmiş bu. Mutlaka denemelisiniz.

Yemekten sonra sahilden basıp Beşiktaş'a geldik. Burada Koton kocaman bir mağaza açmış, içeri girip dolaştık, kendimize kolyeler aldık. (Yedi bininci baykuş kolyem hayırlı olsun). Sonra buradan da sıkılıp kendimizi Taksim'e attık, Terkos'da dolandık. Finalde ise adetimiz olduğu üzere oturup kahve içemedik, çünkü akşam Çito'nun doğumgününe gideceğim için eve dönmem gerekiyordu.

Çito doğumgününü, Beşiktaş'daki Sıdıka Meze Restoranında kutlamaya karar vermişti. Burası müziksiz, ama bol sohbet gürültülü, ufak, hoş bir mekan. Duvardaki tahtada günün mezeleri, yemekleri yazıyor sıra sıra.  Birkaç kere giderek her birini tatmalı, çünkü Sıdıka'da yediğim birkaç şey gerçekten efsane olacak kadar lezzetliydi.



Favayı beğenmedim, tarama da çok tuzluydu. Közlenmiş kırmızı biber ile patlıcan bildiğimiz gibiydi. Fakat fıstıklı peynir gerçek bir şölen yaşattı bize.


tel kadayıfta karides

Ara sıcaklar ise gerçek bir hazineydi. Tel kadayıfta karides müthiş bir lezzet idi. Ama hepsinin en muhteşemi, ahtapot ızgara idi kesinlikle.

ızgara ahtapot

İşte sırf bu yumuşacık, mis gibi ızgara ve deniz kokan ahtapot için tekrar tekrar gidilir Sıdıka'ya dostlar. Kesinlikle deniz ürünü seviyorsanız kaçırmayın derim.

özel soslu karides

Tabii bu kadar mezeden sonra patlayacak hale geldiğim için ana yemek yiyemedim. Fakat yiyenlerin dediğine göre asma yaprağında levrek rüya gibiymiş.


asma yaprağında levrek

Yemekten sonra haydi Tektekçi'ye gidelim diyerek kızları baştan çıkarttım, taksiye doluşup meydana çıktık. Tektekçi'nin sokağına gelince ise epey şaşırdım, daha önce gördüğüm boş haliyle hiç alakası yoktu, herkes ayakta, kalabalık sokaklarda eğleniyorlardı.

Bir garson yakalayıp siparişlerimizi verdik, sürprizlerle dolu Istanbul göğü altında şarkılara eşlik ederek shotları çaktık:))



Sonuç olarak bugün Beşir oldum, köhür köhür öksürüyorum, bacaklarım sızım sızım sızlıyor. Shot'lardan ıhlamura nasıl düştüm, bilmiyorum :)))) Artık benden geçti mi nedir, her gece dışarı çıkışımda ertesi günü çarpılıp kalıyorum. Ama olsun, harika bir gündü dostlar:)

Ama kutlu doğum haftamda hasta olmayaydım eyiydi :)

xo xo



14 Şubat 2013 Perşembe

Istanbul'da Nefis Bir Kış Gecesi

Cüce Şubat bize sürpriz yapıp günlük güneşlik havalar yaşatınca, minik Kübra arkadaşımla aman bu tatlı havayı kaçırmayalım dedik ve kendimizi alemlere attık dostlar.

Bu sefer değişiklik olsun istemiş, daha önce hiç gitmediğimiz bir mekanı keşfetmeye karar vermiştik. Şişhane'de Gozo Tapas Bar'ı görünce, birkaç tane meze alır, little little into the middle yaparız diyerek mekana süzüldük:)

Menüde ana yemeklere hiç bakmadan sadece mezelere yoğunlaştık. Yerli mezeler, İspanyol mezeleri ve dünya mezeleri bulunuyor idi menüde. Yerlileri de atlayıp İspanyollar ve diğer ecnebilerden seçim yaptık, işte bakınız  :



Şimdi sağ baştaki, keçi peynirli bilmemneli ekmek üstü, ortadaki kanyaklı mantarlı ekmek üstü, yanında kırmızı şaraplı karides güveç, en önde ise adını unuttuğum birşeyli et:)

Meze seçimimiz başarılı idi, ben en çok mantarlıyı sevdim, Kübra da keçi peynirliye bayıldı. Etle patates karnımızı doyurdu, yumuşacık lokum gibiydi valla. Güveç ise damaklarımızı şenlendirdi:) İkişer tane birayla sohbeti koyulttuk da koyulttuk. Aman ne sefalandık, ne sefalandık:) Sevdik Gozo'yu. O da bizi sevdi, 4 çeşit meze ve 4 biraya toplam yuvarlak 90 TL reca edeyim dedi:)

Gozo'dan çıkıp Galata'ya doğru yürüdük. Hava o kadar güzeldi ki, adeta serince bir bahar akşamı gibiydi. Paltolarımızın önünü açık bırakmıştık, Galata'daki minik antin kuntin şeyler satan tükkanlar hep açıktı, bazılarının önünde besili ve de şımarık Istanbul kedileri mağrur bir edayla oturmakta idiler. Heyecanlı, hormonu fazla kaçmış gençler var güçleri ile konuşup gülüyor, güzelim Ceneviz kulesinin eteğinde şarapçılar tatlı tatlı demleniyor, restoranlarda herhalde sabah işe gitmeyecek insanlar zevkü sefa içinde geceye kadeh kaldırıyorlardı. Biz de buradaydık, bu anın, Galata'nın, Istanbul gecesinin bir parçasıydık işte.

Kuleyi her gördüğümde nedense pek neşelenirim, yine öyle oldu, Kübracıkla yüzümüzde güller açtı o eski, canım kule karşımıza çıktığında:)



Kulenin tadını çıkarttıktan sonra tıngır mıngır İstiklal Caddesine geri döndük, Galatasaray'a doğru uzandık, ara sokaktaki Tektekçi'de bulduk kendimizi.

Aman da aman, bu Tektekçi'nin bahsini ne vakittir işitmekte idim, meraktan çatlamadan gidip gördüm, içtim çok şükür dostlar.

Burası minnacık, haftasonu filan herhalde içeri sıkışamayız bile. Menüde tatlı, ekşi, sert shotlar var. Masalarda da meze niyetine bonibonlar pek şirin:)) Shotlar üç boy, fiyatları da farklı farklı tabii. Biz hep standart boyları ve ucuz çeşitleri seçtik. 

Yüzüme nur indirdim:))

Shotların süsleri de pek güzeldi, kiminde meyve, kiminde çikolata, bir tanesinde jelibon bile vardı. Kiss sert ve en ucuz olan idi (5 TL) Beberuhi kahve likörlü idi sanırsam. Yoda yeşil olandır. Bir tanesi framboazlı filan evlere şenlikti. Biri de çikolatalı kremalı aman aman... Hepsine bayıldık. Üstelik bir kase hakiki çıtır çerezlerimiz geldi, çerez tabağında hiç leblebi yoktu hee, silme fındık fıstık:)) Fıstığı görünce keyifler tam oldu:))  (10 shot'a toplam 60 TL ödedik)

Shotlarımız ve çerezimizi alıp kapı önüne çıktık. Ohh sohbet muhabbet derken bal gibi tatlı havada shotları diktik kafaya tek tek:))) Sonra da kahkah kihkih evlere dağıldık.

Ertesi günü, "ah nasıl eğlendik, ne güzel gezdik, şu pis trafiğiyle ömrümüzü çürüten Istanbul bize yine ne güzellikler yaşattı" diye düşünürken ben hapşırmaya başladım, Kübra fırk fırk burnunu çekip "boğazım ağrıyoo" diye sızlanmaya koyuldu. Ayol bugün işe geldik ki, ikimiz de şifayı kapmışız, hava ne güzeldi diye üşütmüşüz bir güzel ahahahah:)))

Siz de bol bol gezip eğlenin ama üşütmeyin kendinizi annem, bahara, açılıp saçılmaya az kaldı. Dayanın ha gayret:)

xo xo