yuuhhh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yuuhhh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2012 Cumartesi

Breaking Dawn Part 2

Yıllar yıllar önce bir akşam, bütün kızçeler hep birada çalıştığımız o unutulmaz zamanlarda, haydi yürüyün akşam vampir filmine gidiyoruz deyip Twilight'a götürmüştüm yavrucakları. Başta "amann biz korkarıııız, biz istemeyiiiizz" deseler de, filmin sonunda hepsi azılı birer Edvırt hayranı olup çıkmışlardı.

Gel zaman git zaman, ikinci filmin vakti geldi, Twilight serisi de ilk filmdeki ucuz, basit, adeta bağımsız film havasını bir çırpıda arkasında bırakıp büyük ölçekli ultra ticari bir yapıma dönüştü. Kızçeler ekibi olarak sanki yeniyetmelik günlerimizi yaşar gibi manasız bir heyecanla günleri sayarak, gösterime girer girmez New Moon'u izlemeye gitmiştik.

Fakat bu iş burada bitmemişti, Stephenie Meyer adeta sıçarcasına bir seri kitap yazıyor; yapımcılar haldır haldır filme çekiyorlardı bu deli gibi satan kitapları. Filmin estirikli Bellası, pudralı vampiri, yavru kurtu hep zengin ve ünlü olmuşlar; dünyayı ayakları altına almışlardı. Bizse yaşımız 30 küsur olmuş,  bokumuzla oynamaya devam ediyorduk. Aradan geçen bir yılda aklımız başımıza gelmemiş olacak ki, yine gösterime girdiği ilk gün koşa koşa üçüncü film Eclipse'ye gitmiş idik. Filmi feci derecede sıkıcı bulmuş ve nihayet seriye karşı ilgimi kaybetmiştim oh.

Dördüncü film, Breaking Dawn Part 1 gösterime girince, geleneklere uyalım diyerek ilk akşamdan izlemeye gittik. Artık bu filmde sıkılmanın ötesine geçmiş, gerçekten buz kesmiştim. Hatta Lady Charlotte, Bella'nın kendi kan grubundan bir bardak kanı lökür lökür içtiği sahnede fenalaşıp kusarak sinemayı terk etmişti:)

Ve işte bir yıl daha göz açıp kapayıncaya dek geçti ve serinin son filmi Breaking Dawn Part 2 tüm dünyayla aynı anda Türkiye'de gösterime girdi dostlar. Biz de kızçelerle ilk günden izlemeye koştuk tabiii. Bu bizim için biraz dokunaklı anlatabiliyor muyum, dostluğumuz bir ritüeli gibi, her sene bir Twilight filmine gitmek:)) Ve ritüeli, bu filmle tamamlamış olduk, başımız göğe erdi.


Filmin açılış jeneriği çok hoş, karanlık, kırmızı beyaz bir şeydi, onu gayet beğendim. Film bittikten sonra ta ilk filmden beri gelip geçmiş oyuncuları tek tek göstermeleri de pek güzel olmuştu. Bunun dışında, filmin ilk yarısı her zamanki gibi pembe dizi tadında, ama en azından biraz daha komik ve esprili; bu sefer epey gülüp eğlendik. Bir önceki filmdeki gibi içim daralmadı çok şükür. Tabii arada "yahu bu ne osuruktan film, benim ne işim var burada" diye düşünüyorsunuz ama hiç sıkılmıyorsunuz da açıkçası.  Filmin ikinci yarısı ise...




DİKKAT!!! KİTABI BİLİYORSANIZ VE  FİLME GİDECEKSENİZ KESİNLİKLE BURADAN SONRASINI OKUMAYINIZ.




AĞIR SPOILER VAR




FİLME GİDECEKLER OKUMASIN DEDİM!!!




YOU HAVE BEEN WARNED!!



Volturi


Filmin ikinci yarısında, olaylar kitabın finalindeki büyük savaşa gelip dayanıyor. Kitabın  çok kötü olma sebeplerinden biri de, yazarın bu büyük savaş sahnesine bizi hazırlayıp sonra da savaştan vazgeçmesi idi.  Kitapta kötü vampir kabilesi Volturi, bizimkilerle karşı karşıya gelir. Epik bir savaş beklerken babayı alırız, bunlar car car konuşur anlaşırlar, herkes sonsuza kadar mutlu olur ve kitap biter.

Film bu karşı karşıya gelme anına kadar kitabı takip etti. Biliyorsunuz vampir Edvırt, insan kız Bella'yı hamile bırakmış, yarı fimpir-yarı insan bir kızları dünyaya gelmişti. Doğum yaparken Bella öldüğü için, Edvırt da onu vampire dönüştürmüş idi. Fakat, Volturi bunların kızının doğduğunu bilmiyordu, ölümsüz bir çocuk yapıldığını düşündüler ve vampir yasasına aykırı olduğu için bizimkileri cezalandırmaya geldiler.

Bizimkilerin ailesinden, geleceği gören Alice ve onun eşi Jasper'ı Volturiler kendi saflarına çekmeye çalışıyorlardı. Alice ise Volturilerin kralı Aro'ya, küçük kızın canlı kanlı bir çocuk olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Fakat Volturi klanı, Alice'i tutsak aldılar. O zaman bizimkilerin aile babası Carlisle, Aro'ya saldırıya geçti. İki vampir havada çarpıştılar. Carlisle yere yuvarlandı, Aro gülerek doğruldu ve elinde Carlisle'ın kafasını tutmakta idi!

Bu sahneyi güzel çekmişti yönetmen ve sinema salonundaki reaksiyonu hissedebiliyordum, çünkü ben de göt olmuştum bir anda! Aile babasının ölmesi, filmin kitaptan bu denli farklılaşması ağzımı açık bırakmıştı. Ulan resmen şok oldum dostlar. Ohaa diye bağırmışım ama kimse birşey demedi, bütün salon şokla bok arasında gidip geliyordu. Yani ölecek tipi o kadar iyi seçmişler ki, tüm filmler boyunca sessiz ve derinden gelen güvenilir, Mahmut Hoca tadında bir karakteri çat diye öldürerek etkiyi en üst düzeye çıkartmışlar.

Bundan sonra ise çılgınca kanlı bir çarpışma sahnesi izledik. Bizim insan kanı emmeyen vejeteryan vampirler ve müttefikleri kurtadamlar; kötü Volturi ile savaşa girişti. Vampiri öldürebilmek için kafasını kopartmak lazım geliyormuş, o yüzden kafaların koptuğu, çenelerin caart diye ikiye ayrıldığı, dişlerin kızıl kana bulandığı, kolların bacakların havada uçuştuğu görüntüler ekranda uçuşuyordu. Alice'i hala rehin tutan Volturiler, Alice'in eşi, yakışıklı Jasper'în kafasını da koparınca hepimiz altımıza sıçacak gibi olduk.Ulan Jasper nasıl ölür?  Kurt kabilesinden de minik Seth ve Leah Clearwater da acılar çekerek, viyaklayarak öldüler (Kurt formunda öldükleri için viyk viyk inliyorlardı ölürken )  Artık iş bildiğin trajediye dönüşmüştü, film almış başını gitmiş, yönetmen herhalde bağımsızlığını ilan ederek ben böyle tıvaylaytın içine tükürürüm demiş ve finali baştan aşağı değiştirmişti.

Savaş doruk noktasına ulaştı, kafa koparmalar gırla gidiyordu, sanki şarap şişesinden mantar çıkartır gibi takkk tuukk kafalar kopuyor, kan gövdeyi götürüyordu savaş alanında. Bizimkiler Volturileri birer birer yakalayıp kafalarını koparttıktan sonra nihayet beklenen an geldi ve Edvırt ile Bella; Aro'ya saldırdılar. Ve Bella deli yeni-doğan vampir gücüyle Aro'nun kafasını çatııırrrtttt dye koparmıştı ki....


ULAN HEPSİ RÜYAYMIŞ MİNAKOOOOO!!!!!!


Meğersem bu savaş, kafa kopartmalar, ölümler hiç olmamış. Geleceği görebilen Alice sadece Aro'ya,  onlara saldırırsa başına gelecekleri ve nasıl öldürüleceğini gösteriyormuş.

Bu noktada yemin ederim sinemada alkış koptu arkadaşlar ahahahah, Herkes bir rahatladı, oh çekti:))) Ne olsa hepimiz göt olmuş, ters köşeye yatmış idik. Ezel'den beri böylesi duygular yaşamamıştım. İyi geldi:)))

Aro tabii çok korkmuştu ve haydi o zaman barış diyerek kabilesini toplayıp köyüne geri döndü. Bizimkiler de sonsuza kadar mutlu yaşadılar. Yani finalde yine kitaba uydu yönetmen ama en azından bir sürprizli sahne, vahşi bir çarpışma ekleyerek filme hareket, heyecan katmış. Sağol yönetmenim:)

İşte böyle dostlar. Alacakaranlık kitaplarıyla, filmleriyle alakanız yoksa tabii gitmeyin zaten bu filme. Serinin hayranları ise zaten gidecek. Bana gelince,  pişman değilim şahsen, kızçelerle pek güldüm eğlendim, sonunda da heyecanlandım, iyi oldu güzel oldu:)))

xo xo

SPOILER BİTTİ!!!


24 Haziran 2010 Perşembe

Gayet kişisel bir yazı : İnternetimin Tarihçesi

Yıllar yıllar önceydi. Titanic filminin ilk çıktığı zamanlar. (1997) İşte ben internete ilk o zaman girdim. Daha üniversite öğrencisiyim, gencim, güzelim, henüz yolun başındayım... Çevirmeli hatla bağlanıyoruz, telefon hattını çıkartıp internet hattını takıyorsun, dıtdıtıdıtıdıtı çeviriyor, bekle bekle bekle ... o modem sesi nasıl kabus gibiydi.... hatırlamayan var mı? İşte böylece tangır tungur bağlanırdık ağa. Ben ilk girdiğim siteyi anımsamıyorum (Yahoo olabilir?) Ama internete ilk girdiğim zaman gezdiğim sayfaları hatırlıyorum. Okyanusun dibinde yatan Titanic'in fotoğraflarına bakmıştım:))) O ilk webde gezmelerin hissiyatı hala hatırımda. Ayrıca kavgalar da. Anlayacağınız ben o vakitler beş parasız bir üni öğrencisiydim ve internet hattı da abilerimin iş hattı idi. Eskaza iş zamanı nete girdiysen yandın. Bu kavgalar yüzünden bir dönem de Beşiktaş'taki izbelik internet cafelere taşınmıştım:))))

Bir gün Japon abim dedi ki, sadece internette gezme, bir şey yap, site yap. Baktım ettim, site nasıl yapılır? Beleşe hosting veren servisler vardı Geocities, Tripods, Fortunecity gibi. (Geocities çok uzun süredir yassaklı , halbuki ne siteler vardı bu sunucunun üzerinde ah ah.)

Böylece beleşe siteyi host edecek sistemi bulduk mu bulduk. Peki ama ne sitesi yapacaktım? O zamanlar blog filan hak getire, zaten ben dünya çapında olmak istiyorum, böyle çevre yapayım filan, dedim ya daha gencim, İşletme fakültesinde gazı veriyorlar bize götüm 2 metre havada (mezun olup iş hayatına girince patladı o balonların hepsi :) ) Baktım ettim, popüler ne var, pazar araştırması yaptım yani... aaa pembe diziler var ya, küçükken izlediğimiz, Cesur ve Güzel olsun, Yalan Rüzgarı olsun. İşte ecnebiler bunların hastası , bunlara kendini adamış , derdi günü bu soap operaları takip edip , forumlarda yorum yapmak olan bi kitle var. "spoiler" diye bişey var (ilk o zaman öğrendim) :))) Bu spoiler'i yayınlayan hit patlaması yaşıyor. Ben de ilk siteme böylece karar verdim : Katherine Kelly Lang Fan Site :)))). Bu karı işte Cessur ve Güzel'de en sevdiğim karakter olan Brooke idi , hani Forrester'daki bütün heriflerle yatıp hepsinden çocuk yapıp aile ilişkilerini karmaşıklaştıran hatun. Adam çocuğun hem babası, hem dedesi hem de kayınçosu oluyor ya bu dizide, hah işte o. Ben de bu Brooke'u seviyor, Taylor'a uyuz oluyordum. Böylece bi sayfa hazırladım. Nasıl hazırladım hem de , Word'de yazıp "save as HTML" yaparak ayyyy rezalet. İşte beleşe arkaplan resimleri, grafikler sağlayan sürü sürü sitelerden aldığım grafiklerle sitemi süsledim. Sonra da bu soap opera delisi güruhun içine daldım. Aman herkesle link paylaşıyorum, arıyorum buluyorum, çeşitli sayfalardan "spoiler" yayınlıyorum, forumlarda yazıyorum. Üstelik dizinin bir bölümünü bile izlemeden, nasıl izleyeyim zaten, Türkiye'de dizi bilmem kaç sezon geriden geliyor. Ben de internetten bölümlerin özetlerini okuyup dalıyorum grupların içine. (O zaman YOUTUBE yoktu gençler:)) ) Ve çok başarılı oldum. Her yerde sitemin linki verildi, bütün gruplara girdim, o alemlerde ünlü bir website owner haline geldim. Üzerine bir de The Bold and the Beautiful Fanfictions sitesi yaptım. Böyle bikaç tane saçma salak fantazitör hikaye yazdım, sonra gaza gelen birileri bi sürü fanfiction yolladılar bana , editör gibi onları yayınlıyordum , beleşe site oohhh


Bu kadar başarılı oldum da ne oldu ?? Hiç tabii, sadece kendimi tatmin etmiş oldum. (Vay be, yıllar öncesinde kalan o şaşaalı günleri anımsadım şimdi. )

Bu arada Frontpage programını keşfetmiştim. Böylece "Save as HTML" utancından kurtulmuş idim. Bu da ilkel bi program ama en azından pek basit web sitelerimi bununla yapabiliyor idim. Sayfaların yamulduğu yerde kodu inceleyerek HTML diline de aşina olmuştum (keşke kursa filan gidip web yazılımcısı olsa idim o zamanlar ) 2001 yılında işe girip para kazanmaya başlar başlamaz, kendi domainimi aldım. asliguruney.com, the ultimate web experience babababa! Özgüvene bak ya!


Böylece artık yeni bir sayfa da hazırlayabilirdim. Hem de gerçekten sevdiğim bi konuda ve Türkçe... Ben deee Okan Bayülgen Hayran Sayfası hazırladım dostlar. Gidip Okan'a da söyledim . O yıllarda her gün Okan'ın radyo programına giderdim Mecidiyeköy'deki Radyo D'de. Aynı yerde oturduğumuz için bazen eve bırakırdı, sonradan web sayfası yaparken iyice arkadaş olmuştuk, ben Cumartesi akşamı ona giderdim, sevgilisi, koruması ve asistanı ile beraber cipine doluşur beraberce Zaga'ya giderdik, stüdyoda en önde otururdum hep :) Neyse bunlar çok yıl önce olan işlerdi. Böylece ben bir Okan Bayülgen sitesi hazırladım. Filmografisi, Yaptığı Programlar filan , bi de her yerde çıkan Okan röportajlarını alıp tapi tapi yazıp siteye ekliyordum, ulan hiç mi işim gücüm yokmuş yazık yavrum bana ya??. Sonra Okan kendi resmi web sitesini yapmaya karar verdi, beraber gittik, Veezy vardı Vestel'in internet şirketi, bunlarla toplantılar moplantılar yaptık, ben yaptığım siteyi kapattım, Resmi siteyi açtık amma kısa süre sonra Veezy batıp kapanınca elimize patladı herşey.:)))



Asliguruney.com 2003'e kadar devam etti. Okan sitesi olmayınca bir alkoliğin seyyahatleri formatına geri dönmüştüm:))


2004'de tekrar web sitesi kurmaya karar verdim, günlerce düşündüm taşındım , en önemli şey doğru domain ismini bulmak idi.Çünkü o bir marka olacaktı :)) Ve REAL FIESTA böylece doğmuş oldu. O zaman sayfa tasarımını Van Gogh müzesinin ana sayfasından kopyalamıştım, minik kare fotoşlardan oluşan bir şekildi:)) Tagline'da da "Aslı Gürüney'den yeni bir web oluşumu " yazıyordu allaaaahhhhh PÜAHAHAHAAH. Lan Firdevs Yöreoğlu gibi bişeymişim gençliğimde , kendimi web selebritisi gibi görüyormuşum:))


Böylece siteyle ne yapalım ne edelim derken blog yapın diye bir ses duyuldu ve Lady Charlotte ile kafa kafaya verip blog yapmaya karar verdik. Aah ah! Ta o ilk gün, blogu real fiesta üzerinde tutmaya karar vermeseymişim... Sonuçta para basıp aldığım fıstık gibi domainim varsa neden kullanmayalım ayol dedim ve blogu real fiesta'nın bi uzantısı üzerinden yayınlamaya başladık.

Bigün ofiste tek başıma oturuyordum (2. işyerimde) Çok sıkıldım, yeni bi sayfa hazırladım Real Fiesta'da : Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri. Ama sırf kendimi eğlemeye, geyik olsun diye, sıkıntıdan. Günlerce araştırma yaptım, sayısız web sayfası gezdim, deli arşiv yaptım ve , çocukken sevdiğimiz çizgi filmlerden 1 kare resim , yanında da komik bir açıklama ile sitenin yeni sayfası çıkmış oldu.


Aradan bikaç gün geçti, realfiesta mailimi açtım... aaa, mailler geliyor, hayır mailler yağıyor, yağmur gibi mail geliyordu. Bu çizgi film sayfası inanılmaz bi patlama yaptı, belki milyon hit aldı. Sayısız yerde bu yazılar ve resimler kopyalandı. Ben de parlak bi fikirle bu sayfayı da blog haline getirip aynı adreste yayınlamaya devam ettim.

Ama blogu blogspot üzerinde değil de , realfiesta üzerinde yayınlamanın bedeli vardı. Blogger şablonları, araçları kullanamıyordum. İzleyici ekleyemiyordum, onu yapamıyordum, bunu yapamıyordum. Sonunda takvimler 2010 senesi Mart ayını gösterdiğinde Blogger'dan haber geldi. Artık blogları FTP ile yani web sayfasının uzantısı olarak yayınlayamayacaktık. Ancak alan adlarında yayın olabilecekti. Haydii bütün bloglar için subdomainleri oluşturdum, hepsini tek tek aktardım. Bütün adresler değişti. Tam herşey yerine oturdu dedik, bu sefer kapkara bir lanet üzerimize çöktü: İNTERNET SANSÜRÜ. Devlet baba internete sürat yerine sansür getirmeye karar vermiş ve Youtube, Geocities vb vb'den sonra GOOGLE APPS'i engelleyerek bir kalemde milyonlarca siteyi erişilmez hale sokmuştu. Yani kendi domaini üzerinden yayın yapan bloglar google dns kullandıkları için erişilmez olmuşlardı.

Bu noktada vazgeçmeyi düşündüm. Domain, DNS , host derken heyecanım uçup gitmiş idi. Blogumuzu realfiesta üzerinden değil de blogspot üzerinde yayınlamak bi nevi yenilgiyi kabul etmek gibi geliyordu. Acaba öyle miydi? Bu arada custom domainler üzerinde yayınlanan bloglar 404 not found error vermeye başladı ahahahahah. Darbe üstüne darbe:)))) Ben kara kara düşünürken Küfkedisi dedi ki, "blogspot'a geç, yazılarını okuyamıyorum"... Yazılarımızı okuyan 1 kişi bile varsa , bu blogu herhangi bir yerden yayınlamaya değer diye düşündüm. O zaman blogspot'a geçmeye karar verdim. Şimdi geldiğimiz son nokta yeni bir adres değişikliği ile blogspot'ta konuşlanmak oldu.

Oh. Çok yoruldum. Ama yine de devam etmek istiyorum. asliguruney.com'u tekrar satın aldım :))) Kimbilir, belki yeni birşeyler yapmak isterim:))) Bunca yıllık emeğin mutlaka bir anlamı vardır diye düşünüyorum.

xo xo

16 Haziran 2010 Çarşamba

Türkiye’de internetin yarısı engellenmiş durumda

Arkadaşlar, Türkiye’de Google Apps yasaklanarak internetin neredeyse yarısı engellenmiş durumdadır. Mesela  Google üzerinden hosting servisi alan, email servisi alan, takvim vs vs kullanan herkes mağdur olmuş durumda. Kendi alan adı olup da blogger üzerinden sitesini yayınlayan herkes mağdur olmuş durumda. Milyonlarca siteye girilmiyor, emailler çalışmıyor, işini yürüttüğün hizmetler kullanılamıyor. Yani mesele Youtube’a girmek değil yeğen; Google ile alakası olmayan milyonlarca site engellenmiş durumda. İnternetin yarısı kapalı. Böyle bir sansür, tarihte görülmüş mü bilmiyorum. Bu açıkça bilgi alma hakkımızın ihlalidir.Bireysel özgürlüklerimizin ihlalidir.

Sansür sizi kör eder. Sizi kimin körleştirdiğini görebiliyor musunuz?

4 Haziran 2010 Cuma

Tehlikenin farkında mısınız dediğimizde inanmayanlar buyurun

Google'a da sansür!

YouTube sansürü yüzünden adı dünyanın sansürcü ülkeleri arasına giren Türkiye, Google'a ait bazı IP'lere erişim engeli koyarak yerini pekiştiriyor.

 http://www.ntvmsnbc.com/id/25102788


Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının (TİB) kararıyla Google'a ait bazı IP'lere (Internet Protocol Address), “hukuksal nedenlerden dolayı” erişim engellendi.

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/14928786.asp?gid=373




Utanç verici. Bunun sonunda yarın oje seneye de blucin yasaklanır. Sonrasında ne olacağı belli, Atatürk Gençliğe Hitabede anlatmıştı. 

17 Mart 2010 Çarşamba

gırtlağıma hakim olamamıştım

blogun yeni şablonu ile oynarken bugüne dek verdiğim etiketleri listeleyebileceğimi gördüm, eh etiketleri göster dedim, alfabetik olmasın dedim, en başta en sık kullanılan olsun dedim, tabii en başta ne çıktı?


gırtlağıma hakim olamamıştım !


püaahahahah!

O zaman bu postu etli nachos fotosu ile şenlendireyim


8 Ekim 2009 Perşembe

yok artık

"“Alışverişten döndüğümde eşimi evde acı içinde kıvranırken buldum. Ne olduğunu sorduğumda, ‘Hakkını helal et. Ben intihara teşebbüs ettim. Sabah makatıma şişe soktum’ dedi. Bunun üzerine kendisini hastaneye götürdüm”"

Böyle intihar girişimi görülmedi

19 Ocak 2006 Perşembe

Günlük 100 euro ödeyip kendilerini 'dağa kaldırtıyorlar’

mümkünse para babası bir medya patronu beni de İspanya'ya, Amsterdam'a, Bali'ye falan göndersin, ben de böyle haberler yapayım!

MEHMET ÇİFTÇİ İspanya DHA
İSPANYA’da bir turizm şirketi, macera arayan turistlere, ülkenin dağlık bölgelerinde yaşayan eşkıyayla heyecanlı anlar yaşamak üzere paket turlar düzenlemeye başladı. Tam gün için adam başı 100, yarım gün içinse 50 euro ödeyen turistler, otobüsle ilerlerken eşkıya tarafından durdurulup ’dağa kaldırılıyor’. Tur süreleri, isteğe göre 1 haftaya kadar çıkarılabiliyor.

'MACERA YAŞAMAK' İSTEYENE...
İspanya’nın güneyindeki Cadiz kentinde ’Eşkiya Tur’ (Bandolero Tour) adıyla faaliyet göstermeye başlayan turizm şirketi, bölgenin Fas ile sınır ve dağlık olmasından yararlanıp buralarda kanun kaçağı olarak yaşayan eşkıyayla macera yaşamak isteyen turistlere turlar düzenliyor.
’Eşkiya Tur’ adlı acentası yoğun ilgi gören girişimci Juan Luis Moreno Bernal, amacının turistlere ’gerçek İspanyol eşkıyasını’ tanıtmak olduğunu söyledi. Bu fikri hayata geçirmeden önce dağdaki eşkıyayla anlaştığını belirten turizmci Moreno Bernal, bu kişilerin aslında birer ’halk kahramanı’ olduğunu savunarak, turlar sayesinde eşkıyaya yönelik bakış açısının da değişeceğini öne sürüyor.

‘KURTARILINCAYA' KADAR 'REHİNE’ ROLÜNDE EĞLENİYORLAR
20 kişilik gruplar halinde düzenlenen turlarda, otobüslerle arazide ilerleyen turist kafilesinin önü eşkıya tarafından kesiliyor ve turistler bileklerinden kelepçelenerek ’dağa kaldırılıyor’. Bu andan itibaren eşkıyanın ’rehinesi’ olan turistler, ’uslu dururlarsa’ kendilerini kaçıranlardan iyi muamele görüyor.
İspanyol eşkıya geleneklerine göre rehinelere güzel yemekler verilmesi gerektiğinden, sözde ’kaçırılan’ turistlere de, açık alanda yakılan ateşler üzerinde pişirilmiş yerel yemeklerle ziyafet çekiliyor. Kanun kaçakları ayrıca ’söz dinleyen’ turistlere flamenko gösterileri sunup, ’kurtarılma’ vakti gelene kadar onlara eğlenceli anlar yaşatıyor.

EŞKIYA 'GERÇEKSE’ ŞİRKET KAPATILABİLİR
Moreno Bernal, tura katılacak kişilere, bu kanun kaçaklarının nefis yemekler yapan aşçılar olduğunu da hatırlatarak, "Gerçek İspanyol yemeklerini eşkıyayla birlikte dağlarda, doğal ortamda yiyin" çağrısında bulunuyor. Turlara özellikle ABD’den büyük ilgi var. Juan Luis Moreno Bernal’in düzenlemeye başladığı turlara İspanyol hükümetinin nasıl bir tepki göstereceği de merak konusu oldu. İspanyol gazeteleri, açıkgöz girişimcinin turlarında görülecek eşkıyanın ’gerçek’ olması halinde turizm şirketinin kapatılacağını savunuyor.

12 Ocak 2006 Perşembe

ben bir güççük germitiiimmm

Kermit the Rococo Toad, Germany [AFP 2006-01-10]

Toad "Kermit" sits on a toy scale before being weighed during an annual check-up at Hanover's zoo, where 2072 animals of 217 different species live. (AFP/DDP/Jochen Luebke)

Source: AFP - http://www.afp.com/