Twilight Saga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Twilight Saga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2012 Cumartesi

Breaking Dawn Part 2

Yıllar yıllar önce bir akşam, bütün kızçeler hep birada çalıştığımız o unutulmaz zamanlarda, haydi yürüyün akşam vampir filmine gidiyoruz deyip Twilight'a götürmüştüm yavrucakları. Başta "amann biz korkarıııız, biz istemeyiiiizz" deseler de, filmin sonunda hepsi azılı birer Edvırt hayranı olup çıkmışlardı.

Gel zaman git zaman, ikinci filmin vakti geldi, Twilight serisi de ilk filmdeki ucuz, basit, adeta bağımsız film havasını bir çırpıda arkasında bırakıp büyük ölçekli ultra ticari bir yapıma dönüştü. Kızçeler ekibi olarak sanki yeniyetmelik günlerimizi yaşar gibi manasız bir heyecanla günleri sayarak, gösterime girer girmez New Moon'u izlemeye gitmiştik.

Fakat bu iş burada bitmemişti, Stephenie Meyer adeta sıçarcasına bir seri kitap yazıyor; yapımcılar haldır haldır filme çekiyorlardı bu deli gibi satan kitapları. Filmin estirikli Bellası, pudralı vampiri, yavru kurtu hep zengin ve ünlü olmuşlar; dünyayı ayakları altına almışlardı. Bizse yaşımız 30 küsur olmuş,  bokumuzla oynamaya devam ediyorduk. Aradan geçen bir yılda aklımız başımıza gelmemiş olacak ki, yine gösterime girdiği ilk gün koşa koşa üçüncü film Eclipse'ye gitmiş idik. Filmi feci derecede sıkıcı bulmuş ve nihayet seriye karşı ilgimi kaybetmiştim oh.

Dördüncü film, Breaking Dawn Part 1 gösterime girince, geleneklere uyalım diyerek ilk akşamdan izlemeye gittik. Artık bu filmde sıkılmanın ötesine geçmiş, gerçekten buz kesmiştim. Hatta Lady Charlotte, Bella'nın kendi kan grubundan bir bardak kanı lökür lökür içtiği sahnede fenalaşıp kusarak sinemayı terk etmişti:)

Ve işte bir yıl daha göz açıp kapayıncaya dek geçti ve serinin son filmi Breaking Dawn Part 2 tüm dünyayla aynı anda Türkiye'de gösterime girdi dostlar. Biz de kızçelerle ilk günden izlemeye koştuk tabiii. Bu bizim için biraz dokunaklı anlatabiliyor muyum, dostluğumuz bir ritüeli gibi, her sene bir Twilight filmine gitmek:)) Ve ritüeli, bu filmle tamamlamış olduk, başımız göğe erdi.


Filmin açılış jeneriği çok hoş, karanlık, kırmızı beyaz bir şeydi, onu gayet beğendim. Film bittikten sonra ta ilk filmden beri gelip geçmiş oyuncuları tek tek göstermeleri de pek güzel olmuştu. Bunun dışında, filmin ilk yarısı her zamanki gibi pembe dizi tadında, ama en azından biraz daha komik ve esprili; bu sefer epey gülüp eğlendik. Bir önceki filmdeki gibi içim daralmadı çok şükür. Tabii arada "yahu bu ne osuruktan film, benim ne işim var burada" diye düşünüyorsunuz ama hiç sıkılmıyorsunuz da açıkçası.  Filmin ikinci yarısı ise...




DİKKAT!!! KİTABI BİLİYORSANIZ VE  FİLME GİDECEKSENİZ KESİNLİKLE BURADAN SONRASINI OKUMAYINIZ.




AĞIR SPOILER VAR




FİLME GİDECEKLER OKUMASIN DEDİM!!!




YOU HAVE BEEN WARNED!!



Volturi


Filmin ikinci yarısında, olaylar kitabın finalindeki büyük savaşa gelip dayanıyor. Kitabın  çok kötü olma sebeplerinden biri de, yazarın bu büyük savaş sahnesine bizi hazırlayıp sonra da savaştan vazgeçmesi idi.  Kitapta kötü vampir kabilesi Volturi, bizimkilerle karşı karşıya gelir. Epik bir savaş beklerken babayı alırız, bunlar car car konuşur anlaşırlar, herkes sonsuza kadar mutlu olur ve kitap biter.

Film bu karşı karşıya gelme anına kadar kitabı takip etti. Biliyorsunuz vampir Edvırt, insan kız Bella'yı hamile bırakmış, yarı fimpir-yarı insan bir kızları dünyaya gelmişti. Doğum yaparken Bella öldüğü için, Edvırt da onu vampire dönüştürmüş idi. Fakat, Volturi bunların kızının doğduğunu bilmiyordu, ölümsüz bir çocuk yapıldığını düşündüler ve vampir yasasına aykırı olduğu için bizimkileri cezalandırmaya geldiler.

Bizimkilerin ailesinden, geleceği gören Alice ve onun eşi Jasper'ı Volturiler kendi saflarına çekmeye çalışıyorlardı. Alice ise Volturilerin kralı Aro'ya, küçük kızın canlı kanlı bir çocuk olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Fakat Volturi klanı, Alice'i tutsak aldılar. O zaman bizimkilerin aile babası Carlisle, Aro'ya saldırıya geçti. İki vampir havada çarpıştılar. Carlisle yere yuvarlandı, Aro gülerek doğruldu ve elinde Carlisle'ın kafasını tutmakta idi!

Bu sahneyi güzel çekmişti yönetmen ve sinema salonundaki reaksiyonu hissedebiliyordum, çünkü ben de göt olmuştum bir anda! Aile babasının ölmesi, filmin kitaptan bu denli farklılaşması ağzımı açık bırakmıştı. Ulan resmen şok oldum dostlar. Ohaa diye bağırmışım ama kimse birşey demedi, bütün salon şokla bok arasında gidip geliyordu. Yani ölecek tipi o kadar iyi seçmişler ki, tüm filmler boyunca sessiz ve derinden gelen güvenilir, Mahmut Hoca tadında bir karakteri çat diye öldürerek etkiyi en üst düzeye çıkartmışlar.

Bundan sonra ise çılgınca kanlı bir çarpışma sahnesi izledik. Bizim insan kanı emmeyen vejeteryan vampirler ve müttefikleri kurtadamlar; kötü Volturi ile savaşa girişti. Vampiri öldürebilmek için kafasını kopartmak lazım geliyormuş, o yüzden kafaların koptuğu, çenelerin caart diye ikiye ayrıldığı, dişlerin kızıl kana bulandığı, kolların bacakların havada uçuştuğu görüntüler ekranda uçuşuyordu. Alice'i hala rehin tutan Volturiler, Alice'in eşi, yakışıklı Jasper'în kafasını da koparınca hepimiz altımıza sıçacak gibi olduk.Ulan Jasper nasıl ölür?  Kurt kabilesinden de minik Seth ve Leah Clearwater da acılar çekerek, viyaklayarak öldüler (Kurt formunda öldükleri için viyk viyk inliyorlardı ölürken )  Artık iş bildiğin trajediye dönüşmüştü, film almış başını gitmiş, yönetmen herhalde bağımsızlığını ilan ederek ben böyle tıvaylaytın içine tükürürüm demiş ve finali baştan aşağı değiştirmişti.

Savaş doruk noktasına ulaştı, kafa koparmalar gırla gidiyordu, sanki şarap şişesinden mantar çıkartır gibi takkk tuukk kafalar kopuyor, kan gövdeyi götürüyordu savaş alanında. Bizimkiler Volturileri birer birer yakalayıp kafalarını koparttıktan sonra nihayet beklenen an geldi ve Edvırt ile Bella; Aro'ya saldırdılar. Ve Bella deli yeni-doğan vampir gücüyle Aro'nun kafasını çatııırrrtttt dye koparmıştı ki....


ULAN HEPSİ RÜYAYMIŞ MİNAKOOOOO!!!!!!


Meğersem bu savaş, kafa kopartmalar, ölümler hiç olmamış. Geleceği görebilen Alice sadece Aro'ya,  onlara saldırırsa başına gelecekleri ve nasıl öldürüleceğini gösteriyormuş.

Bu noktada yemin ederim sinemada alkış koptu arkadaşlar ahahahah, Herkes bir rahatladı, oh çekti:))) Ne olsa hepimiz göt olmuş, ters köşeye yatmış idik. Ezel'den beri böylesi duygular yaşamamıştım. İyi geldi:)))

Aro tabii çok korkmuştu ve haydi o zaman barış diyerek kabilesini toplayıp köyüne geri döndü. Bizimkiler de sonsuza kadar mutlu yaşadılar. Yani finalde yine kitaba uydu yönetmen ama en azından bir sürprizli sahne, vahşi bir çarpışma ekleyerek filme hareket, heyecan katmış. Sağol yönetmenim:)

İşte böyle dostlar. Alacakaranlık kitaplarıyla, filmleriyle alakanız yoksa tabii gitmeyin zaten bu filme. Serinin hayranları ise zaten gidecek. Bana gelince,  pişman değilim şahsen, kızçelerle pek güldüm eğlendim, sonunda da heyecanlandım, iyi oldu güzel oldu:)))

xo xo

SPOILER BİTTİ!!!


19 Kasım 2011 Cumartesi

Dünyanın en kötü filmi : Breaking Dawn Part 1

Twilight filmlerinin kalitesi, aynen kitaplardaki gibi yokuş aşağı paldır küldür iniyor. Ve dün gece bir kez daha kötü kitaptan iyi film olmaz sözünün ne kadar doğru olduğunu anladım sevgili izleyenlerim. Breaking Dawn birinci bölüm hayatımda izlediğim en sıkıcı, en bayık, en kötü filmdi. Hala şaşkınım bunu ne cesaretle film diye çekip, izleyelim diye vizyona koymuşlar???



Filmin problemi şu, aşırı derecede uzun ve aynen pembe dizi gibi, hiç birşey anlatmıyor!!! Salt Kristen Stewart ile Robert Pattinson'ın öpüşmelerini izliyoruz, evlendiler öpücükler, balayına gittiler öpücükler.. .Filmin ilk yarısı zaten böyle bomboş öpüşme izleyerek geçti. Kristen Stewart yine Medyum Keto gibi titreme nöbetleri geçiriyor oynarken. Ayol saralı gibi ne titretiyorsun o kafayı, kafasına sert bir cisimle vurasım geldi! Robert Pattinson ise ayrı bir alem, tipini s**tiğimin vampiri, filmin yapımcıları bu çocuğun büyüyünce çirkinleşeceğini hesap edememişler. Adam bildiğin çirkin! Nerde o kitapta habire mermer heykel diye tabir edilen , ilahlar gibi yakışıklı Edward; nerede bu kıtipiyoz, yamuk burunlu, a*cıkağızlı Edward? Saçları embesil gibi, bi de kıllı, göğüs kıllarını izledik balayı sahnesinde bravo. Oyunculuk namına da bir varlık göstermedi, gayet silik ve ruhsuzdu filmdeki Edward.

Filmin en kötü tarafı, daha ilk saniyede başlayan, son derece yavan, adi müzikti. Zaten filmin enerjisi çok düşük,  her sahnenin altına gıygıy pembe dizi müziği döşeyince film gerçekten bayağı bir hal almış, iyice iç sıkıcı olmuş. Bu da hayrete şayan, Twilight filmleri daima sağlam müzik seçimleriyle bilinir. Arada çalan birkaç hareketli şarkı biraz durumu toplasa da, filmin bütününe yaydıkları bayık müzik maalesef işleri iyice kötüleştirmişti.

Daha önceki filmlerde sevdiğimiz Alice'in saç tuvaletini değiştirmişler, olmamış. Onun kırpık, sivri uçlu saçları olması lazım, kısacık traşlı değil. Zavallı Jasper'ın 2 cümlesi filan ancak vardı herhalde. Emmet şöyle bir göründü. Dünyanın en muhteşem sarışını olması gerekirken epesmer bir oyuncu tarafından canlandırılan Rosalie, ilk filmde okside sarı saçları ile gözümüzü acıtmış; ikinci filmde sarı peruk-kara kaş kombosuyla günümüzü şenlendirmiş, üçüncü filmde ise nihayet kendini bulup sarışın havasını yakalamıştı. Bu filmde Rosalie'nin yine perukası değişmiş, bu sefer de bizim röfle hastası umutsuz ev kadınlarına benzemişti. Röfleli Rosalie yuh! Nasıl Edward daima ilk filmdeki gibi görünmeli idiyse, Rosalie de daima üçüncü filmdeki haliyle kalmalıydı. En güzel, en doğru hali oydu. Geçmişler olsun artık. Carlisle desen, film yıldızları gibi görünmesi gereken baba vampir, iğrenç sarı peruğunu kafasına yapıştırıp küçük kızların çişli donlarını koklayarak kendinden geçen bir sapık gibi görünüyordu.



Bella'nın babası Charlie'yi canlandıran Billy Burke, filmdeki en iyi oyuncudur herhalde, çok sıcak, ifadeli bir yüzü var. Onu da harcamışlar, o eğlenceli tek satırlık vurucu replikleri yoktu bu filmde, eksikliğini hissettik.

Hiç bir zaman Team Jacob taraftarı olmadığım halde, Taylor Lautner sayesinde sonunda Jacob taraftarı oldum sanırım. Kendisi bu donuk, cansız, bomboş, sünepe filmde tek izlemeye değer varlıktı. Samimi ve sıcak; gayet doğal buldum, oyunculuğunu izlemekten zevk aldım.

Ya da film o kadar kötüydü ki, Taylor Lautner'in oyunculuğundan zevk alır hale geldim bilmiyorum. Bana da yazık!


 Böyle hım hım giden film nihayet sonlara doğru azıcık canlandı. Upuzun bomboş filmin son 10 dakikasında biraz hareket, kan, vahşet gördük neyse. Orada da Lady Charlotte, Bella'ya kendi grubu olan 0 negatif kan içirildiğini görüp kusmak üzere dışarı çıktı, düşünün, bu filmden kelimenin gerçek anlamıyla kusmuş idik dostlar:)))))))))

Filmde hakkını vermem gereken bir nokta, vampir kocasından hamile kalan Bella'nın o korkunç makyajı idi. Evet kıza süper makyaj yapmışlar, bilgisayar efektleri ile de karnındaki şeytan çocuk tarafından iliği kemiği ve de kanı sömürülen Bella'yı çok başarılı bir şekilde ekrana geirmişler. Tabii Bella'nın çirkin geberik halini görmek için sinemaya gitmeye değer mi, ona siz karar verin artık.

Finalde kayan yazılardan sonra sürpriz bir sahne var, meraklısına duyurulur. Artık illa gidip bu rezillik senfonisi izlediyseniz, onu da bekleyip görün.

Gitmeyin, gitmeyin, gitmeyin... Yazık günah, para israfı bir film. Bu filmin yayınında ve yapımında emeği geçen herkesi eşşekler kovalasın çıkmaz sokaklarda. Ayıp ayıp, film diye çekilir mi bu, git Cesur ve Güzel çek, beşgen çeneli , siyah slip mayolu Ridge Forrester izleyelim daha iyi!!!

1 Temmuz 2010 Perşembe

Sıkıcı, kabız ve bulamadığım tüm diğer sıfatları hakeden bir film ECLIPSE

İşte bütün gün saatleri saydık, akşam olduğunda hepimiz tüm dünya ile aynı anda TUTULMA'yı izlemek üzere Profilo AFM'de buluştuk. Çıtır hindili salatalarımızı yedik, kahvelerimizi içtik. Artık aylar süren bekleyiş sona ermişti, sadece dakikalar kalmıştı Tutulma'ya. Gittik sinemanın kapısına dayandık, ben şamata yaptım "açın kapıları açınn edvırtı göreceğimm" diye bağırdım, bol bol güldük. Sonunda salona doluştuk ve film başladı.




Film Victoria'nın dönüştürdüğü çipil gözlü Riley newbornu ile başladı. Bu bile tuhaf değil mi, Eclipse gibi bi filmin açılışını neden 3. sınıf karakterle yapıyorsun? Sonra çayırda bizimkileri gördük. Edward KABIZ OLMUŞ GİBİ IKINARAK konuşuyor, Bella hiç değişmeyen surat ifadesi ve monoton ses tonuyla ona eşlik ediyordu. Neyse o moron gibi kafasını sallayıp gözlerini kırpıştırması hastalığı geçmiş en azından. Ama karının suratında bütün film bir tek mimik göremedik. Tek bir ifade ile filmi tamamladı hatun.

İşte Victoria Seattle'da bir newborn vampirler ordusu kuruyordu, Edvırt Bella'yı korumak için annesinin yanına kaçırdı, sonra geri geldiler, Jacob bunları karşıladı, Bella "vay bana neden söylemedin" diye Edvırt'a köpek çekti,  atladı Jake'in arkasına , zavallı kabız edvırt'ı yırtık çorabımdan fırlayan başparmağım gibi bıraktı, siktir oldu kızıldereli köyüne gitti. Burada Third Wife hikayesi geçti kısaca. Bu bi iki sahne fena değildi. Sonra newbornlar Bella'nın kazağını çaldılar , koklamak için. Jacob Bella'yı öptü, Bella ona bi yumruk attı elini kırdı. Newborn army bunların kasabaya gelince, Bella'yı korumak için dağa kaçırdılar. Burada Bella ne hissettiğini anlamak için Jacob'ı uzuuun uzun öptü. Sonra işte bi halt olmadı, bir kaç kare iyi vampir ve kurtadamlar versus kötü fimpirler savaşı izledik, azıcıcık hareketlendi film. Nihayetinde Edvırt nal kadar elmas yüzüğü taktı Bella'ya film bitti. Biz göt olmuş şekilde kaldık.

Çok hayal kırıklığına uğradım, o kadar sıkıcıydı ki film!. Edward'ın sürekli kabız olmuş gibi ıkınarak konuşması mı desem, Bella'nın o bomboş manasız suratı mı? Sonra filmde müzik çok az kullanılmıştı, halbuki diğer filmlerin en güçlü yanı soundtrackleri idi. Bomboş bir sessizlik üzerine kitabın özetini geçti piçler. Edward'ın saçı her sahnede değişti , yukarı kalktı, yana ayrıldı, önüne düştü???? Ayrıca favorileri çıkmış, gözlerinin etrafı kırışmıştı bu vampir olacak sümsüğün. Çok yakışıklı olan Jasper ise 5. sınıf gençlik filmlerindeki küçük Emrah gibi kasıldı da kasıldı. Yan yan konuştu (güneyli aksanı yapmışmış, götüm!) Jasper'in flashback sahnesi hoştu. Filmde tek beğendiğim oyuncu NIKKI REED oldu. Rosalie'nin flashback'i de iyi kotarılmış ama çok kısaydı. Gereksiz gereksiz newborn sahnesi dolduracağına filme bu flashbackleri az daha uzataydın David Slade! Ondan sonracığıma, sinema salonundan dolayı mı, yoksa yönetmenin el kamerası kullanmasından mı , o görüntü azer bülbül gibi titredi de titredi... Filmin renk skalası sürekli değişti, ilk filmde mavi, ikinci filmde sarı olan renkler, üçüncü filmde toplanıp kombine yaptılar, griden maviye, beyazdan sarıya filmin tonu değişti durdu ki buradaki mantık beni aştı. Hele dağ başında çekilen son sahnede de ortalık bi capcanlı rinso beyazı bi ışığa büründü. Bi de vampirlerin hızlı hareket edişlerini gerçekten o kadar hızlı gösterdiler ki o sahnelerden hiçbir şey anlamadık. Bella'nın peruğu da tam embesil gibiydi.

Daha ne diyeyim bilemiyorum, çok büyük hayal kırıklığı yaşadım. Filmi resmen bitse de gitsek şu kabız film düşüncesi ile izledim. Bilmiyorum belki ilk iki film de bu kadar fenaydı ama kitapların gazıyla heyecanlanıp izlemiştik. Bu film bana hiç zevk vermedi, biz aylarca bunun için mi bekledik? Kabız Edward, ölü balık bakışlı Bella, saçları strawberry blonde'a dönmüş fare suratlı Carlisle, güya olağan dışı güzel olmaları gerekirken
nedense robocop gibi giyinip götüme benzeyen Cullenlar... Olmamış , otur sıfır diyor, Summit'e dilimi çıkartıyorum ppffftttttt .

xo xo

29 Haziran 2010 Salı

Eclipse mi? Ben Deathly Hallows'u istiyorum

Biliyorsunuz, biletler satışa çıkar çıkmaz tüm dünyayla aynı anda izlemek için THE TWILIGHT SAGA ECLIPSE biletlerimizi almıştık sevgili seyirciler. Profilo AFM'de gece 10 matinasına gidiyoruz. Bütün film boyunca bol bol "ahh edvırttt oyy moyy ye beni ısırrr " her türlü geyiği yapıp bolca güleceğimiz için size başka bir salonda izlemenizi tavsiye ediyorum:))) Çok eğlenceli oluyor canım bu adolesan heyecanlar. Bu arada filmin herhalde yarısını klipler ve fragmanlarla sergilediler.Bize izleyecek pek birşey kalmadı diye düşünüyorum.


Bu arada bugün Harry Potter and the Deathly Hallows fragmanı da yayınlandı. Biliyorsunuz bu serinin son kitabını iki filme böldüler. İyi de ettiler, o kadar detaylı bir eser ki tek filme sıkıştıramazlardı asla. Gelelelim aynı haltı Twilight insanları da yemiş, serinin en sonuncu ve de en mide bulandıran berbat pespaye kitabı Braking Dawn iki film olarak çekilecek.Püüüü! Sen kimsin kardeşim? Kendini haşa Harry Potter mı sanıyorsun. Çekil gözüm görmesin, çok kızdım.

Aha bu da Harry'nin fragmanı. Kesin ağlayacağım bu filmde ama Deathly Hallows Part 2'de ... Yani bizimkilerin Hogwarts'a dönüp de savaşa katıldıkları andan itibaren artık salya sümük ağlarım. Sonunda ben de Expelliarmus diye bağırırım. Şimdiden anlaşalım.




O zaman, yarın geceyarısından sonra ECLIPSE yazımda görüşürüz inşallah bi aksilik olmaz ise (Tahtaya vur)


xo xo

27 Nisan 2010 Salı

Ooofff

Hava çok soğuk, üşüyorum günlük. Mayıs geldi, bu ne pislik bir havadır? Spordan dolayı bacaklarım da ağrıyor. Bir yandan ağrı , bir yandan titreme. Gece de 2 kere uyandım, halbuki bi yattım mı hiç kalkmadan öğlene kadar uyurum, gece uyanmaktan, uyumun bölünmesinden çok rahatsız oluyorum. O yüzden kulak tıkaçları ile uyumaktayım. Tıkaçlar dün gece kulaklarımdan çıkıp gitmiş, fırtına sesine uyandım, sonra bir kere daha uyandım, rüya görüyordum ter içinde kalmışım. Tabii şu anda ağzımı bıçak açmıyor.

Dün gece spor salonunda bişi oldu. Otelin spor salonu olduğundan otel müşterileri zırt pırt salonu kullanıyor. Geçen hafta Çililer vardı, kadınlar çırılçıplak dolanıp duruyorlardı. Dün akşam da sanırsam Rus adamlar vardı çünkü koşu bandının karşısındaki tv'lerde Rus kanalı açıktı, işte CSI tadında birşey. Salonda hepi topu 6 tane koşu bantı var. Her 2 bantın karşısına 1 tv koymuşlar. Benim bantın karşısındaki tv'de haberler açılmış bangır bangır et fiyatları filan anlatıyor, ben de kumanda bulup kanal değiştirdim. Kumandalar eksik, ortada dolanıyor filan. İşte bişey izlemeden 45 dk yürümek çok sıkıcı. Neyse işte gittim buldum bi kumanda cihazı,  kanalı değiştirdim, birden başka bir hariçten tekrar değiştirmesin mi. Aaaa, koşuu bantının yanında bisiklete binen bi adam, elinde gizlediği kumanda ile işaret ederek ben izliyorum gibilerden birşey dedi. Eh peki dedim, geri çıktım bantıma ama içim sıkılmıştı şimdi et fiyatlarını mı izleyeceğim akşamın sekizi, bütün gün işte  kafamı yemişler zaten. Siz  izliyorsunuz diye hepimiz bunu izlemek zorundayız dedim, anladı mı bilmiyorum adam. Sonra o Rus CSI dizisini açmaz mı? Alllahımmmmm diye bir feryat çıktı ağzımdan ama kendi kendime konuşuyor idim. Aaa adam tak diye kumandayı benim koşu bandındaki boşluğa atıp gitmez mi? Teşekkürler diye seslendim ben de kendisine. Sonra da Chuck dizisini izleyerek yürüyüşümü bitirdim. Ama hızı ve eğimi arttırmıştım hırsla, o yüzden bacaklarım ağrıyor günlük:)))) Ohhh 3 ay kaldı üyeliğimin bitmesine. Bitse de gitsem bu Cevahir Otelin spor salonundan kurtulsammm. Araplar, Çinliler, Ruslar olmadan spor yapabileceğim biyere gitsem.

Neyse, eğlenceli şeylerden konuşalım . Yüzeysel meraklarımdan Twilight serisinin 3. filmi Eclipse'in son fragmanı geçen hafta sonu yayınlandı. Film 30 Haziran'da ecnebide, aynı haftanın cuma günü (2 Temmuz) bizde gösterime girecek. Bu arada New Moon filminin dvd'si bir türlü bizim memleketimizde çıkmadı dostlar. Çıkış tarihini de öğrenemedim. Bekliyoruz bakalım.



Bu filmi de farklı bir yönetmen yaptı : David Slade. Sanki ilk filmin soğuk tonlarına geri dönüş var. New Moon iyi hoştu da yer yer müziği ve Hülya Koçyiğit ormanda koşu sahnesi iç bulandırıcı idi. Bu filmde öyle olmayacağını sanıyorum. Yani David Slade mevzuya daha soğuk yaklaşmış , yeni doğan vampirlerle bizim vejetaryen vampirler&kurtadam ittifakının savaşına ağırlık vermiş gibi.  Ayrıca bahçelerde vırt vırt koca kafalı Edvirtın ruju da ortadan kaybolmuş, kendisini yine yeni yetme gibi giydirmişler aferim. Bella'nın perükası olmamış. Carlisle ise çok çirkin görünüyor neden yahu? Filmin müziğini de sıkı durun Howard Shore yapmış. Oha.

New Moon gösterime gireceği zaman acayip bi pompalama vardı, sürekli klipler, spotlar, fan eventler, fotolar yayınlanıyordu. Eclipse'den birkaç kare görebilmek için çok beklememiz gerekti. Sadece 2 fragman ve birkaç foto yayınlandı. Neden acaba?



bu şekilde yuvarlanıp gidiyorduk...

15 Ocak 2010 Cuma

New Moon DVD çıkış tarihi açıklandı

20.03.2010

The New Moon DVD date is official!  On Sat., 3/20 be the first to get the 2-Disc Special Edition DVD or Special Edition Blu-Ray!

Az önce Twilight twitledi:))) Yani doğumgünü hediyesi olarak isteyemeyeceğim tüüüh.

bu arada Ezel dizisi Show TV'den ATV'ye geçmiş, rezalet !

21 Kasım 2009 Cumartesi

New Moon kritiklerimi bildiriyorum dostlar

Amanın, fimpir kardeşlere bir ruj sürmüşler, göreyim möreyim demeyin. Beyaz podraları bu sefer çok başarılı olmuş ama o dudaklar, hele edvırd'ın dudaklarına taşıra taşıra ruj sürmüşler. Bi de bu oğlan çirkin yahu, (ben her koşulda Bay Gary Oldman Dracula'nın concubine'ı olmayı tercih ederim, açık konuşayım) işte o çirkin haline o kiraz rengi  ruju sürünce bi de kenarları taşırınca olmamış

Film kitaba çok bağlı kalmış, aferin Chris Weitz. Yönetmen farkı daha ilk açılışta New Moon yazısı çıkarken kendini gösteriyor. Film aynen kitaptaki gibi Bella'nın yaşlanmakla ilgili kabusuyla başlıyor ve  aaaa dedirterek bitmeyi beceriyor. Sonuçta adamın elindeki materyal Twilight yani bence çok iyi iş çıkartmış.

Bella bu filmde histerik kafa sallamalarından göz kırpmalarından kurtulmuş en azından minimuma indirmiş, ancak kendisinin kabus gördüğünde neden anırdığını anlayamadım?

Edvırdın parlamasını geliştirmişler

Alice harika, kesinlikle %100 Alice :)))

kurtlar çıkınca ohhaaa dedik, hakikaten ayı mı kurt mu anlamadım öküz gibiler, çok başarılı olmuş.

filmin sonuna doğru bunlar volterra'da iken Alice Bella'nın fimpir olacağını söylüyor ya, o anda Alice'in geleceğe dair öngörü sahnesi girdi, aman bütün sinema yıkıldık gülmekten, edvırd ile bella ormanda cüneyt ve türkan tadında koşuyorlardı püaahahahahahah, ne gereksiz olmuş.

eğer kitabı okuduysanız ya da ilk filmi seyrettiyseniz mutlaka gidin bu filme. Ben hem sevdim hem de çok eğlendim. Kitabın içine girmiş gibi oldum yani o kadar bağlı kalmışlar kitaba.

20 Kasım 2009 Cuma

Akşam olsa da New Moon'a gitsek

İşte New Moon filmini izlememize saatler kalmıştı sevgili seyirciler. Rotten tomatoes yorumları berbat haaahahahaa  Eh ben de sinema tarihini değiştirecek bir şey beklemiyorum tabii. Ama bu kadar okuduk ettik, aylarca bekledik, eli yüzü düzgün bir film olsun , zevkle izleyelim istiyorum. Akşam Profilo'ya gideceğiz, tabii önce yemeklere gömüleceğiz, artık kebap mı olur, sınırsız pizza mı olur bilemem. Üzerine de bir paket çokşeker alıp filme gireceğiz. Hadi akşam olsun , hadi, hadi , hadi:)))


25 Temmuz 2009 Cumartesi

Yeni NEW MOON klipleri

real fiesta magazin servisi gururla sunar :)))

ilk klipte Jacob Bella'ya motör dersi veriyor, ikinci klip meşhur Volterra sahnesi :

http://www.youtube.com/watch?v=3ucMrT9M7iY

http://www.youtube.com/watch?v=k59vcKoFuro



8 Haziran 2009 Pazartesi

Geyik

Dün Sibo ile Twilight filmini izledik sevgili seyirciler. Kocası Japon'u da çağırdık ki, enteresan yorumları ile günümüzü şenlendirsin (kendisi abim olur:)

Neyse efendim film başladı, Sibo da kitapları okuduğu için tüm detayları biliyordu. Ama abim daha ilk dakikadan dırdırlanmaya başladı, "kız filmi mi bu, erkek yok mu" dedi, işte geliyor dedik, edwaard dedik, "aha tam kız filmi" dedi. Kurtlarla vampirleri birbirine karıştırdı, "yiyecek mi kızı" diye sorup durdu.... neyse izlemeye devam ettik.

Bella ile fampir çocuğun yüzleşme sahnesinde abim dedi ki, "çocuk bana böle bişi sölese, bağırsaklarımı bile boşaltırdım, altıma mışmayı bırak, sonra da bağırsaklarımı toplar kaçardım"

Sonra Edward'ın Bella'yı sırtına alıp uçtuğu sahnede "ben olsam arkamda kakadan izler bırakırdım"

Meşhur, hatta MTV movie awards ödüllü öpüşme sahnesinde ise Sibo çok helecanlanıp bir şey dedi ama anlamadım, ne dedin kız? :)))

Film bitince abim devamını sordu, 20 Kasım'da gelecek dedim, ona hep beraber gideriz demesin mi???? :))))

O zaman şu mükemmel "Bella yerine bir cheeseburger olsaydı ne olurdu" konulu fanmade fragmanı izleyin, süper olmuş :)))

http://www.collegehumor.com/video:1909423

1 Haziran 2009 Pazartesi

New Moon

İşte New Moon filminin fragmanı

http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=58185785

bence Twilight'dan daha iyi bir film olacak, yönetmen değişikliğinin etkisidir belki, kim bilir. İlk filmdeki tıfıl Jacob da olmuş size bir taşş yavrusu peeehhh. Kurda dönüşme sahnesini çok sevdim :

ve de posteri:

22 Ocak 2009 Perşembe

Bahçelerde vırt vırt, koca kafalı Edvırt

Dün akşam bütün kızçeler toplandık ve ofisten çıkıp Profilo AVM'ye sinemaya gittik dostlar. (Denizo'nun kocası da geldi ve sessizce yanımızda eziyet çekti çünkü kendisini Twilight filmine sokmuş idik zorla.)



Çarşamba Profilo sinemasında halk günüymüş, biz de pek bakımsız, her zamanki lady havamızdan uzak halde idik zaten:))) Hele ben koleksiyon göndermiştim ve saçlarım da ormanda 18 ayının saldırısına uğradım modeline girmişti. Ay çok çirkindim dün akşam, kendini çirkin hissetmek de berbat bir duygu:((  biliyorsunuz hayatta tek amacım güzel olmak:)

Neyse, biletleri aldık, sonra Çıtır Hindi diye bir yerde salata yedik. Zayıflama derdi olmayan kızçeler çıtır hindili salata yediler, ben de ızgara hindili şefin salatasından yedim. Harikaydı. öyle 2 ot, 3 yapraklı kıytırık salatalardan değil, maşşallah bol malzemeli, doyurucu birşeydi.



Sonra filmde uyumayalım diye sert birer kahve çaktık ve filme girdik. Aman Allah, yarrım saat reklam izlettirdiler, bu çile de bitince filmimiz başladı.

Ben epey pespaye birşey beklerken film samimiyetiyle beni şaşırttı! Gerçekten emek verilmiş bir iş var karşımızda. Haşa, Coppola'nın Bram Stoker's Dracula filmi gibi değil elbet ama kendi küçük ölçüleri içinde özenli çekilmiş, görüntüleri ve müzikleri gayet güzel bir film. Oyuncular fena değil. Bella karısının sürekli kirpiklerini kırpıştırması ve de arada havale geçirip kal gelmesi dışında tek rahatsız edici şey; kitapta dünyanın en harikulade varlığı olarak anlatılan sarışın bomba vampir Rosalie'yi dipleri 5 parmak çıkmış, çirkin sarı boyalı saçlı paçoz bi karının oynaması idi. Hollywood'da sarışın hatun mu yok anlamadım gitti. Bir de Bella'nın Kızılderili arkadaşı Jacob'ı oynayan çocuk belki de filmdeki en iyi genç oyuncuydu. Kısa rolüne rağmen doğallığıyla etkilemeyi bildi. (Yaaa yaşlandıkça Atilla Dorsay gibi mi yazmaya başladım ne oluyor bana??)



Neyse tabii biz filme Bella ya da manzara için gitmemiştik. Bu filme gitmemizin tek sebebi acı çeken asil vampir güzellik Edward (Robert Pattinson) idi. Hahahayytt kuccaaağimaa geeelll Edward. Film de zaten Edward'ın hem delicesine kanına susadığı hem de imkansız şekilde aşık olduğu insan kız Bella'nın hikayesini anlatıyor. Bu çelişki kitabın o meşhur akıcılığının en büyük sebebi. Saldırı olacak mı? Olmayacak mı? Durmadan okuyası geliyor insanın:)))

Film ise konu itibariyle kitabın özeti gibi. Kitaptaki o çatışmayı, acıyı veremiyor tabii. Yani bu mıymıy Bella nasıl pıt diye aşık oldu Edward'a, o onu niye sevdi, Edward'ın gece ziyaretleri, soğuk pürüzsüz teni, taş gibi (yani vampirliğinden dolayı granit gibi sert olmasını kastediyor :)) vücudu, dudaklarının soğuk dokunuşları... Bella'dan uzak durması gerektiği halde azap içinde yine de onun yanında kalması ve bitmek bilmeyen yakıcı susuzluğu... Bunlar kitapta güzel güzel anlatılırken, filmde gayet özetle geçilmiş. Yani film öncelikle kitabı okuyanlara yönelik çekilmiş.



İşte böyle dostlar, sonuçta iyi hoş bir küçük film, soundtrackini de kesinlikle alacağım. Bir de film bitince kendini bir anda vampirlere kaptıran Deniz "Edward'ı sana yedirmezler kızıım" diye üzerime atlamaz mı??? Aaa o kadar şaşırdım ki sadece "paççozzz" diyebildim kendisine. Sonra sevgilisi olanlar vampircilik oynamak, olmayanlar da soğuk bir duş alıp uyumak üzere evlere dağıldık. Artık gece kim rüyasında ne gördü bilemiyorum, kızların hiçbiri anlatmıyor, hepsi Edward sayıklamalarında :)))

xoxo