anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2011 Cuma

Senin saçını başını yolarım: Tangled (Karmakarışık)

Tabii söz konusu Rapunzel ve 20 metero uzunluğundaki saçları ise bu biraz zor olur.

Unutulmaz Güzel ve Çirkin'den neredeyse 20 yıl sonra Disney nihayet peri masallarına dönüş yapıyor, hem de tarihin en pahalı animasyon filmi (ve tüm zamanların en pahalıya malolan 2. filmi) , 3 boyutlu Tangled ile. Bir önceki film "Prenses ve Kurbağa" beklendiği kadar iş yapmayınca, küçük oğlan çocukları prensesli filmlere gitmiyor diye 200 yıllık RAPUNZEL masalının ismini Tangled - Karmakarışık olarak değiştirmişler, bence çok ayıp, saçmalığın daniskası.

Film baştan sona CGI ile yapılmış. Bu yüzden ilk bir kaç dakika "aman ben neredeyim" dedim kendi kendime. Yani herşey pembe beyaz, böyle bir Barbie evinde sandım kendimi.

Bakınız bu, elle çizilmiş olan Güzel Çirkin'den kahramanımız Belle :
 

Vee işte yeni 3 boyutlu CGI kahramanımız Rapunzel :


Değişikliğie alışınca bu his birkaç sahne sonra kayboldu ve kendimi filmin içinde buldum.Çünkü film o kadar akıcı ve güzel ki, izlerken başka birşey düşünmüyor, o dünyanın içinde kayboluveriyorsunuz.

Filmin anlatıcısı yakışıklı ve de sevimli hırsız Flynn Ryder. Hikayeye göre, yıllar önce güneşten bir damla yeryüzüne düşmüş ve esrarlı iyileşirme yetenekleri olan bir çiçek doğmuş bu damladan. Kötü kalpli karakterimiz Cadı Gothel bu çiçek sayesinde hep genç ve güzel kalabildiğini farketmiş. Gel zaman git zaman ülkenin hamile kraliçesi hastalanmış, kraliçeyi iyileştirmek için bu çiçeği kaynatıp suyunu içirmişler, kraliçe hem iyileşmiş, hem de Rapunzel'i doğurmuş. Artık çiçeğin esrarlı iyileştirme gücü Rapunzel'in saçlarındaymış. Bu yüzden Cadı Gothel, Rapunzel'i saraydan kaçırıp bir kuleye hapsetmiş. Böylece onun saçlarını kullanıp her daim genç ve güzel kalacakmış.


Bu Gothel karakteri çok seksi ve ateşli idi dostlar, harika bir cadı tiplemesi yaratmışlar gerçekten. Güya Rapunzel'in onu çok seven annesiymiş gibi yaparken, kızcağıza patır patır lafları sokmaktan; Rapunzel'in her daim kendini suçlu hissetmesini sağlamaktan geri kalmıyor. Yani yaptığı büyülerle değil, insani bir şekilde kötü Gothel, bu da onu tam bir kaltak cadı haline getiriyor.


Evet filmimizin giriş kısmı, tıpkı Güzel ve Çirkin'in açılışındaki gülün hikayesi gibi bize özet geçildikten sonra, macera başlıyor. Rapunzello büyümüş, kuleden dışarı çıkıp dünyayı keşfetmek istemektedir ama tabii alçak Gothel ona izin vermez. Bu esnada bitirim Flynn sarayda saklanan prenses tacını çalmış kaçarken Rapunzel'in kulesine saklanır.


Rapunzel upuzun saçlarını, Indiana Jones'un kamçısını kullandığı gibi kullanabilmektedir. Saçları ve harika demir tavası sayesinde Flynn'i iskemleye bağlamayı başarır. Çalıntı tacı da saklar. Flynn ile bir anlaşma yapar, genç hırsız Rapunzel'i fener alayını izlemeye götürecek, karşılığında çatlak kız da ona tacı geri verecektir. (Bu fenerlerin ayrı bir öyküsü var, çok tatlı). Böylece beraber muhteşem, macera dolu bir yolculuğa çıkarlar.


Filmin en güzel sahnelerinden biri, kahramanlarımızın haydut dolu bir batakhaneye düşüp çeşit çeşit hapishane kaçkını sevimli tiple şarkı söyledikleri bölümdü. Ardından çok heyecanlı ve animasyon ile 3 boyutun tüm görkemini kullanan bir kovalamaca, nihayet ulaştıkları  başkentte coşkulu dans sahnesi şahaneydi. Ve tabii 3 boyutun hakkını en çok veren o efsanevi sahne, kayıp prensesin hatırasına gökyüzüne bırakılan fenerleri izledikleri bölüm, işte filmin bu kısmı tamamen sihirli ve nefes kesici idi dostlar.

Tabii her unutulmaz Disney filminde olduğu gibi, bu filmde de şenlikli yan karakterler eksik değildi. Flynn'in peşine düşen kararlı saray atı Maximus olağanüstü idi, hayvanın mimiklerinden, hareketlerinden başlıbaşına bir film çıkardı. Maximus çok güldürdü bizi film boyunca:


Bir de Rapunzel'e kulede arkadaşlık eden, minicik sevimli bukalemun Pascal vardı ki, evlere şenlik. Film boyu Rapunzel'in saçına tutunup bizimkilerle maceradan maceraya koştuğu yetmezmiş gibi habire renk değiştirip durdu yavrucak:)))


Şarkılara gelince, sevimli kanun kaçaklarının Rapunzel ile beraber söyledikleri Bir Hayalim Var - I've Got A Dream, hem esprileri hem de sözleri ile en akılda kalıcı şarkı oldu. Filmi Türkçe izlemiş olduğumdan şarkıların orijinallerini dinlemeden daha fazla yorumda bulunamıyorum. Ama bir Be Our Guest yoktu sanki filmde. Yani bu kadar modern, hareketli, hızlı bir film müzikal olmasa da olurmuş.

Her anı detaylarla, esprilerle bezeli; aksiyonu eğlencesi hiç bitmeyen; görselliği ile nefes kesen bir film idi  Tangled. Disney yine o bildik büyüsünü konuşturmuş. Masalları, animasyonları, komediyi, müzikalleri sevenler kaçırmasın.

***Not : Bu filmin atmosferi için Disney animatörleri şu resimden ilham almışlar , çok hoşuma gitti. Resmin adı Salıncak (The Swing)

17 Ekim 2010 Pazar

Güzel ve Çirkin

Cumartesi günü ilaçlı gözlerimle bilgisayara bakamayacağımı, kitap okuyamayacağımı bildiğimden eve gelirken kendime birkaç tane dvd aldım. İlki Disney'in unutulmaz animasyon filmi, Beauty and the Beast - Güzel ve Çirkin. Diğerleri de Ice Age filmleri:)

Küçükken en sevdiğim masal Güzel ve Çirkin idi. Belle'in esir kaldığı büyülü şatoda arzuladığı herşeye kavuşması, elbiseyse elbise, kitapsa kitap, ne isterse elde etmesi pek hoşuma gidiyordu. Sonunda canavarla aşk yaşaması da cabası. Zaten abim de hep bana kızar "kara kuru angut tiplerden hoşlanıyorsun" der hahaahha.


Disney'in filmi 1991 yılında çıktı, tabii sinemaya koştuk izlemek için. Büyülenmiştim adeta. 92'de film oscar ödülüne aday gösterildi, bu inanılmaz bir başarıydı, diğer adaylara bakın :

Kuzuların Sessizliği
Bugsy
JFK
Dalgaların Prensi
Güzel ve Çirkin

(Şimdi bakıyorum da bu filmlerin hepsini sinemada bizzat izlemişim, ha ödülü de Kuzuların Sessizliği kazanmıştı haliyle). Bir animasyon olarak Güzel ve Çirkin'inki inanılmaz bir başarı idi ... Şimdi Oscar'da Animasyon filmler kategorisi var, o devirde Güzel doğrudan en iyi film kategorisinde aday olmuştu da büyük sükse yapmıştı.

Film hem neşeli bir müzikal, hem de çok dokunaklı, tutkulu bir aşk hikayesi. Müzikler, şarkılar harika, sanki gerçekten bir müzikal gösteri izliyoruz... Açılış şarkısı Belle, kasabanın yakışıklısı Gaston'un şarkısı, büyülü şatoda ilk kez yemek yiyen Belle şerefine söylenen Be Our Guest, şato ahalisinden delişmen Human Again... hepsi bu büyülü hikayeye yaraşır güzellikte. Tabii en etkileyici şarkı filmin balo sahnesinde gelen tema şarkısı "Beauty and the Beast"


Filmdeki en harika kahramanlar, kap kacağa, eşyaya dönüşmüş olan şato ahalisi. Kahya hanım tombul bir çaydanlık, sinirli dakik başuşak tiktak saat, aşçıbaşı işe bir şamdan olmuş. Çapkın aşçıbaşının kırıştırdığı hizmetçi kızlar ise şirin tüylü süpürgelere dönüşmüşler:)))) Bu yaratıklar bütün film boyunca Belle'in Canavar'a aşık olmasını sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Büyünün bozulup Canavar'ın prense, eşyaların da insan haline dönmesinin tek yolu bu. Canavar bir kıza aşık olmalı ve kız da aşkına karşılık vermeli...



İşte bu benim en sevdiğim masal ve onun en sevdiğim uyarlaması :)

Siz de masalları sever misiniz?

20 Kasım 2008 Perşembe

Judy ve Uzunbacak

Aah ah. Geçen hafta sonu kendime çılgınca bir nostalji yaşattım ama hiç bahsetmemiştim size.

Oturup baştan sona 40 bölüm tekmili birden Judy ve Uzunbacak (Daddy Long Legs) izledim. Ya ne olur, bunun TRT'de yayınlanmış Türkçe versiyonunu bulan eden yok mu? Herşeyi orijinal lisanında izlerim, Japonca'yı da seviyorum, ama Judy ... olmuyor dostlar.

İzlemeye nasıl başladım ben de anlamadım. Bu uydulardaki bilmemne yüzünden bütün kanallar bozulmuştu ya, eh tv seyretmekten çok sıkılan bir vatandaş olduğumdan zahmet edip kanalları falan düzeltmedim. Onun yerine dedim ki, takayım Judy'i , o oynasın, ben de kitabımı okurum. Ev boş, bir ses olur evde, korkmam dedim. Fakat o da ne? Kitabı okuyamadım, gözümü alamıyorum çizgi filmden. Epeydir izlememişim, bir hoşuma gitti ki, kitabı, oyunu, interneti bıraktım, oturdum Judy ve Uzunbacak izlemeye. 

Böyle, "Sevgili Uzunbacaklı babam" diye başlayan mektuplar gönderip, zarfın üzerine 

Miss Judy Abbott
Lincoln Memorial Lisesi
Fergussen Yurdu
New  Jersey 

yazmak istedim. Oda arkadaşlarım Sally ve Julia ile şapka almaya gideyim, şehre inmişken Jimmy'nin kafesinde çay içelim, akşam beşte okulun önünde Jervis'le randevuma yetişmek için bütün kampüsü koşarak katedeyim istedim. Okul balosuna gidelim, New York'da tiyatro izleyelim, Lock Willow çiftliğinde pisi balığı tutayım istedim. 

Hülasa, 2 gün sabahtan akşama kadar Judy izledim. Hatta üşenmedim, sizin için bir sürü screen caps aldım, akşama da o resimleri yükleyeyim de tam olsun. Bu işin sonu da bir Judy bloguna varır zannederim.

XO XO


26 Temmuz 2007 Perşembe

TOTORO

İşte, işte nihayet Miyazaki ustanın sevgi poturcuğu Totoro ile tanışabildim sayın seyirciler. Geçen Cuma maaş almıştım üzerinize afiyet, Cevahir'e gittik tabii hemen. Tapon dvd köşesinden bir Al Pacino Any Given Sunday, bir Marlon Brando Rıhtımlar Üzerinde filmleri alıp kasaya ilerlediğimde bir de ne göreyim? Totoro! Tabii aynen Totoroooo diye çığlık atıp kendisini ele geçirdim.





Kahramanlarımız Satsuki ile Mei, babalarıyla kırda eski ve güzel bir eve taşınıyorlar. Ve yakındaki ormanda totorolar var, ormanın ruhu yani. Biri küçücük beyaz, biri acık büyücek mavi veee kocaman , göbeğinde hoplayabildiğin büyük Totoro. İşte film bu totorolarla kızların macerasını anlatıyor, baştan sona mutlu, neşeli ve özellikle de Kedibüs karakteriyle "bu ne hayal gücü yarebbim" dedirten, Miyazaki ustaya bir kere daha hayran olmamızı sağlayan harikulade bir film. Sonunda yazılar akarken hep beraber tot-toroo toot-toroo diye şarkı söyleyeceğiniz de garanti.




9 Temmuz 2007 Pazartesi

Howl'un Yürüyen Şatosu

Miyazaki usta serisine son süret devam ediyoruz sayın seyirciler. Bu hafta izlediğim anime Howl'un Yürüyen Şatosu, yine büyüleyici, sihir, macera, eğlence dolu bir anime idi.



Kahramanımız Sophie şapkacı dükkanında çalışan kendi halinde bir genç kız iken, fettan bir cadı Sophie'ye kadim bir büyü yaparak yaşlanmasına sebep oldu. Sophie bu büyüden kurtulmak için büyücü Howl'un harikulade yürüyen şatosuna gidip burada temizlikçi olarak yaşamaya başladı. Howl'un yardımcı oğlanı Markl ile arkadaş olan Sophie Howl'a da aşık olmaktan geri kalmadı ama yaşlı kadın halinden kurtulmak için minik ateş şeytanıni serbest bırakmak zorunda idi. Bu küçük aileye bizzat Sophie'yi büyüleyen yaşlı cadı, sihirli bir korkuluk ve sevimli minik bir köpek de eklenince seyredin siz cümbüşü. Sonunda da ultra hiper mutlu son. Vallahi bir renk ve hayal aleminde kendimi kaybettim bunu izlerken. Ellerin dert görmesin Miyazaki baba.

3 Temmuz 2007 Salı

Kiki'nin Teslimat Servisi

Haftasonu çok güzel bir anime seyrettim sayın seyirciler, Miyazaki ustadan Kiki'nin Teslimat Servisi. Kahramanımız Kiki 13 yaşında bir cadı kızı. 13'üne geldiği için kendi ayakları üzerinde durması gerekiyor ve süpürgesine atlayıp kendini ispatlayacağı bir şehir aramaya başlıyor. Yanında da minik kara kedisi Jiji var, o kadar sevimli ki :

Kiki, deniz kenarında çok güzel birşehre yerleşiyor, böyle Lizbon, Napoli tadında bir memleket burası ve uçma yetenepini kullanarak bir acele teslimat servisi kuruyor. Filmin sonunda da yeni arkadaşlıklar kurup heyecanlı maceralarayelken açıyor. Gerçekten çok eğlenceli ; insanın içini açan bir anime bu. Miyazaki ustanın ellerine sağlık.

25 Haziran 2007 Pazartesi

Miyazaki ustadan şahane animeler

Tiglon firması Miyazaki sensei'nin klasik animelerini yayınlamaya başlamış sayın seyirciler, ne mutluluk, ne mutluluk! Hemen alıp seyrettim tabii haftasonu.

Rüzgarlı Vadi Prensesi Nausicaa


Bu hikayeye göre endüstri devriminden 1000 yıl sonra dünyayı zehirli gazlar kaplamış ve zehirli bir orman oluşmuş. İnsanlar bu zehirli ormanı yok etmeye çalıştıklarında dev böceklerin saldırısına uğramışlar ve uygarlıklar yokolmuş. Bir avuç insanın yaşadığı Rüzgarlı Vadi'nin prensesi Nausicaa, tabiat, böcekler ve insanlık arasında barış sağlamaya çalışıyormuş, çünkü anlamış ki, aslında o zehirli orman, doğanın insan elinden korunmak için ürettiği bir savunma mekanizması imiş...
Uçan Kale Laputa
Bu o kadar şeker, o kadar eğlenceli ki anlatamam. Laputa göklerde uçan efsanevi bir kent, kahramanlarımız Sheeta ve Pazu, peşlerinde kaçık korsan Dola ve ailesi, ordu, gizli ajanlar , uçan kaleyi arıyorlar. Animenin en güzel yeri, Laputa'nın tepesindeki cennet bahçesi tasviri, ve bahçenin robot bekçisi, kuş yuvalarını koruyan, güvercinleri elleriyle besleyen bir robot, mekanik ama kaleyi istila etmeye çaışan insanlardan daha sevecen bir yaratık.

6 Mayıs 2007 Pazar

Tokyo Godfathers

Muhteşem bir anime izledim haftasonunda : Tokyo Godfathers. Mekan Tokyo, kahramanlarımız parkta bir karton kutuda beraber yaşayan 3 evsiz berduş: Gin üçlünün babası yerinde, eşini ve çocuğunu kaybetmiş, alkolik ; Hana çocuk arzusu ile yanıp tutuşan eşcinsel bir adam ve Miyuki, evden kaçmış küçük bir kız. Bunlar tam Noel gecesi çöplüğü karıştırırken terkedilmiş bir bebek buluyor ve Tokyo'da bebeğin annesini aramaya başlıyorlar. Ve ardı ardına inanılmaz tesadüfler, mucizeler gerçekleşmeye başlıyor. Dokunaklı, çılgınca eğlenceli, harikulade iyimser bir anime, özellikle berduşlarımızın buluştuğu, Hana'nın "annesi"nin işlettiği Birdcage tadında gay kulübünde geçen sahneler, sondaki kovalamaca ve ultra mega hiper mutlu sonu ile nefis bir animasyon. Seviyorum Japonları elimde değil.

20 Ağustos 2006 Pazar

6 saatik maraton sona erdi

hala kendime gelemedim, 6 saat kesintisiz Rose of Versailles izlemek beni bitirdi, öğlene kadar uyudum yine de kafam açılmadı, afyonum patlamadı, ne çizgi filmmiş oy oyyy oyyy işte 40 bölüm arasından seçme 15 bölümde Oscar'ın, Andre'nin Marie Antoinette ile Fersen'in maceralarını izleyip Fransız İhtilaline kısaca değindik. Jeanne ile Rosalie'nin hikayelerini ve Elmas Kolye davasını olduğu gibi atmak zorunda kaldım tabii. Şiştik resmen off.















19 Ağustos 2006 Cumartesi

2.Geleneksel Real Fiesta Çizgi Film İzleme Şenliği

İşte ilkini kışın gerçekleştirdiğimiz ve tüm gün "Judy ve Uzunbacak" izleyip bayılana kadar abur cubur yediğimiz şenliğimizin ikincisi bugün gerçekleşiyor sayın seyirciler, bugün "Rose of Versailles" yani Lady Oscar animesinden seçtiğim 15 bölümü izleyeceğiz. Gelişmeler canlı yayında Real Fiesta'da!

24 Mayıs 2006 Çarşamba

Anime Pilgrimage D/R

Lady Oscar incelemelerini araştırıken bulduğum bir anime sitesi, bol bol fotoğraflarla animelerin derin analizlerini sunuyorlar, ellerine sağlık.

Anime Pilgrimage D/R

19 Nisan 2006 Çarşamba

17 Nisan 2006 Pazartesi

ÇİZGİ FİLMCİLER YARDIM

bir çizgi film kahramani arıyorum : HANFRİ
tek hatırladığım bu isim, bi ormanda geçiyordu sanırım, bu Hanfri ayı mıydı timsah mı onu bile anımsamıyorum ama Hanfri çizgisini çok sevdiğimi hatırlıyorum, Allah rızası için birisi bana bu Hanfri'yi hatırlatır mı?
admin@realfiesta.com

12 Nisan 2006 Çarşamba

bizim site patladı

vallahi ne oldu anlamadım, o çizgifilmler bir anda patlama yaptı, admin'e mailler yağmaya başladı sayın seyirciler, ne kadar mutluyum anlatamam! artık Lady Charlotte ile meyhanelere gider, kendimizi sofralara vurup 10'ar tane tekila içeriz açık konuşayım, kutlama yapmamız lazım. Yihhuuuuuu, yaşasın 80'ler ve 80'lerin çocukları! ben şimdi maillere cevap vereceğim, harika birşey bu!

13 Mart 2006 Pazartesi

Step Jun

işte o Judyler'i, Orange Roadlar'ı seyrettiğimiz golden summer günlerinde bir de bu Hai! Step Jun çizgisi vardı, ben çok severdim, hatırlayan kimse görmediğim için şuracığa yazayım dedim. Bu Jun turuncu saçlı ve çok zeki minik bir kızdı, o kadar akıllıydı ki kendine robotlar yapar, evin banyosunda füzeler uçururdu. Bu kadar çok her boku biliyor diye ilkokuldan hooop kolleje geçirmişlerdi bunu, kollejde Zero diye yakışıklı, hayta, serseri bir motorcu oğlan vardı, Jun da ahanda bu oğlana aşıktı, valla tek hatırladığım çok komik olduğu bu çizgi filmin, bayılırdım gülmekten, minicik Jun o kazık kadar oğlanın peşinde koşar, etrafta robotlar uçuşur, bin türlü saçmalık gırla giderdi...püahahahaha , zaten herhalde o yüzden sevmişimdir, R2D2'ya benzeyen yaratık yüzünden, kan çekmiş...

26 Aralık 2005 Pazartesi

Judy şenliği

Sevgili seyirciler, o genki deska? Cumartesi bizim evde toplandık ve bütün gün Judy çizgifilmini seyrettik.

Mönü : Ispanaklı ve peynirli börek, M&N şekerleri, cipsle kaplı fıstık, tuzlu fıstık, çamfıstığı, soslu mısır, tırtıklı cips, içi turşulu kokteyl yeşil zeytin, bira, şarap, diet kola, tatlı olarak ta fıstık sarma.

Pendelton-san , pendelton-san diye o kadar güldük ki, gözlerimizden yaşlar aktı şakır şakır. Özellikle Judy'nin uçurumdan düşüp Jervis'in "Cudiiieee" diye bağırdığı sahnede "Ulan bi çocuğa mukayyet olamadın kazık" ; ve de Jervis'in Judy'i öpmek üzere hamle ettiği bölümde "Ay napiyo küçücük çocuğa" yıktı geçti... Ayrıca benim 15 sene önce TRT'den banta çektiğim Judy bölümlerini, DVD ile senkronize olarak oynatmayı başarıp 2 bölümü Japonca yerine Türkçe seyretmeyi başardık! Deskaraaa.... Japoncamız çok ilerledi. Hatta bundan sonra aramızda Japonca konuşabiliriz.
Sayonara!

21 Aralık 2005 Çarşamba

Judy analizi - 1

Judy'den konuşmadan duramıyorum, abim geçen DVD'mi gösterip karısına dedi ki "Sibo bak sen buna bayılırsın, Judy bunun için kendini jiletlemişti" AHAHAHAHAAH

1.Bölüm : Korkunç Pazartesi

Şimdi, çizgifilmimizin,kitaptan tek büyük farkı bu, kitapta Uzunbacak, Judy’nin makalesini beğenir ve onu yazar olması için üniversiteye gönderir, bu yüzden kitaptaki Judy’nin mektupları daha zengin, entelektüeldir, okuduğu romanlardan alıntılar, Fransızca kelimeler falan kullanır, herneyse.



Çizgifilmimizin ilk bölümünde karanlık, kasvetli John Grier Yetimlerevi’nde yaşayan kimsesiz küçük Judy Abbott’ı tanırız. Çok neşelidir, hiç yürümez hep koşar, bu yüzden bir sürü sakarlıklar yapar, ama onun cesur ve aydınlık bir ruhu vardır. Birgün müdire Bayan Lippett yetimhanedeki 3 en büyük çocuktan birinin, mütevelli heyeti tarafından liseye yollanabileceğini bildirir, gelgelelim pazartesi günkü denetimde Judy herşeyi eline yüzüne bulaştırır. Ne var ki heyetten bir adam Judy’nin makalesini okumuştur, ondaki espri anlayışı ve samimiyet hoşuna gider, Judy’i liseye yollamaya karar verir, Judy bu haberi alınca uzaklaşmakta olan adamın arkasından koşar ama yetişemez, sadece onun akşam loşluğunda uzayan gölgesini görür ve ona Uzunbacaklı Baba ismini takar.

2.Bölüm : Yetimhaneden Ayrılış

Judy, bayan Lippett’ten detayları öğrenir. Onu okula gönderen adamın takma adı John Smith’tir ve gerçek kimliğini saklı tutacaktır. Judy’nin her ay ona bir mektup yazıp günlük hayatı ve dersleri hakkında bilgi vermesini istemektedir, kendisi de kıza her ay 35 dolar cep harçlığı yollayacaktır.

Bay Simit, Judy’ye okula giderken hazırlanması için 50 dolar bırakmıştır, bizimki gidip bunun hepsiyle yetimhanedeki herkese hediye alır. (kitaptaki Judy güzel bir bavul hazırlamıştı)

Judy’nin treni new York’a yola çıkmışken yetimhanedeki çocuklar yetişir ve ona veda ederler, Judy de onlara elinden gelenin en iyisini yapacağına söz verir.



3.Lincoln Memorial Lisesi

Judy New York’ta trenden iner ve birisi zavallı bavulunu çalıverir. Bela mıknatısı bu kız! Şişko bir adam hırsızı yakalar ama polisler de şişkoyu yakalar ve açıklamasını dinlemeden alıp götürürler. Bavuluna kavuşan Judy Pennsylvania istasyonunu ararken , bir mağazanın önüne parketmiş kocaman bir arabaya bir sürü paket taşıyan bir şöföre yardım eder. Arabada sarışın ve narin bir zengin kızı oturmaktadır, adeta küçük bir prenses! Kız Judy’e 10 dolar bahşiş verir ve basıp gider.


Judy nihayet şahane bir kampüsteki okuluna kavuşur, (kampüste göl bile var!) Fergussen Yurdu’nda kalacaktır, 301 no’lu odada! Koşarak odaya çıkar ve sevimli Sallie McBride ile tanışır, veee diğer oda arkadaşı kendini beğenmiş Julia Ruthledge Pendleton olacaktır, Judy’e bahşiş verip ayakkabı almasını öğütleyen küçükhanım! Judy ona parasını geri verir.

Julia ve Sallie 2 kişilik odada kalırken Judy’nin de tekli odası vardır, Judy odasında dans ederken çok sevinçlidir, fakat ona ailesini sorduklarında, Judy yetim olduğunu gizler ve büyük bir malikanede yaşadığını, ebeveynlerinin o çok küçükken öldüğünü, kendisine Uzun Bacaklı babasının baktığını anlatır. Julia için u bilgi yeterli olmaz.

Kızlar Judy’e bavulunun ne zaman geleceğini sorarlar, çünkü açılış partisi vardır ve şık kıyafetler giyilmelidir. Judy panikle kızları yollar, ne yapacaktır? Tam ümitsizliğe düştüğü anda istasyondaki şişko çıkagelir, meğer bu adam Bay John Smith’in sekreteri Walter Griggs imiş veeee Judy’e bir sandık kıyafet getirmiş. Judy bir güzel giyinir kuşanır ve partide çok eğlenir ve o gece Uzunbacaklı babasına ilk mektubunu yazar.

13 Aralık 2005 Salı

Uzunbacak Destanı


İşte Los Angeles’ten postaya verilen DVD setim geldi, Judy artık parmağımın ucunda, peki 15 yıl sonra bu çizgi filmi izlerken aynı şekilde hissetmeyi beklemek, bunu istemek çok mu naif?

Özetlemeye çalışırsak :

40 bölümlük çizgi dizimiz yetimhaneden gelen Judy’nin esrarengiz Bay John Smith tarafından prestijli bir liseye gönderilmesi ile başlar ve Judy’nin lisedeki 3 yılını anlatır. Judy yetimhaneden geldiğini kimselere söyleyemez, bu yüzden hep insanlara yalan söylediğini düşünür ve acı çeker. Oda arkadaşı Sallie’nin ağabeyi ve diğer oda arkadaşı Julia’nın amcası Judy’e aşık olurlar. Ulan bizim yok şöyle bir amcalı arkadaşımız değil mi Rustic’ciğim? Neyse, Judy ise amca Jervis’e tutulmuştur ama onlar ayrı dünyaların insanıdır. Bu sebepten ayrılan aşıklar, Judy’nin mezuniyet töreninde tüm okula yetim olduğunu itiraf etmesinden sonra bir araya gelirler çünkü aslında Judy’i okula gönderen zengin adam Jervis’in ta kendisi imiş!

Şimdi bu güzelim dvd’leri izlerken öncelikle TRT Ankara Televizyonu seslendirme sanatçılarına saygılarımı sunuyor, muhteşem başarılarından ötürü onlara teşekkür ediyorum. Keşke Judy’i yine TRT seslendirmesi ile izleyebilsem. Güzelliğinin bir parçası da o muhteşem sanatkarların eseri yaşatan dublajları imiş. Judy’i seslendiren hanım kızın bir daha hiç duymadım. Jervis’i konıuşan beyefendi ise en son gördüğümde Meclis Channel’da haberleri sunuyordu! Terfi etmişti herhalde???!!!



Animasyon yönünden ele alacak olursak, Judy’de hikayenin geçtiği 3 yıl boyunca kahramanlarımızın fiziken büyüyüp geliştiklerini görebiliyoruz. Ayrıca mevsimlere ve olaylara göre bol bol kıyafet değiştiriyorlar, ki Şeker Orospu Candy’nin 10 sene aynı çirkin basmayı giydiğini düşünürsek, bu bence hikayemize oldukça gerçeklik katıyor. Takdir ediyoruz çizer takımını!

Animasyonda başka bir olumlu nokta, bu çizgi filmde eşşek gözlü , kocaman yeşil saçlı kimse yok, inanılır gibi değil, herhalde Japon animelerinin Gerçekçilik akımına denk düşmüş? Gözler olabildiğine normale indirgenmiş, saçlar karakterlere uygun, o yıllarda görünen normal ler. Keşke Judy’nin saçı da Uzunçorap Pippi’den arak olmasaymış, tam olurmuş.

Ve fakat animasyonda feci bir ölçekleme sorunu var, şeker kardeşim, bacaklar çok uzun, kafalar vücutların üzerinde ya nokta gibi ya da karpuz gibi kalıyor! Mesela Jervis o kadar uzun görünüyor ki, gerçek hayatta 3 metre falan olmalıydı. Zavallı Judy’nin memelerinin hemen altından bacakları çıkıyor gibi, yine de Jervis’in beline geliyor ilk tanıştıklarında, olur şey değil, bu durumda Judy’nin 1 metrelik badi badi bir şey olması gerek. Neyseki ilerleyen yıllarda kızcağıza boy attırıyorlar, Jervis’in göğüs hizasına erişiyor da öpüşebiliyorlar. Hepsi birer kibrit çöpü gibi görünen kızlarımız balo elbisesi giydiklerinde birden yuvarlak memeleri ortaya çıkıyor. Neyse bunu da Japonya’daki liseli kız sapıklığına verelim.



Judy’i izlemek, tekrar tekrar izleyebilecek olmak müthiş! En sevdiğim bölümleri izledim, aaah ah! Ne heyecan! Bakalım ne zaman bir Judy günü yapıp 40 bölümü seyredeceğim?

Yakında Orange Road’u sipariş etmeyi düşünüyorum! Keşke Rose of Versailles (Lady Oscar) yı da DVD yapsalar, onu da alırım!