kına gecesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kına gecesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2015 Pazar

Kına ve Sünnet Düğünlerinin Aranılan Şahsiyeti

Bizim şirketimizde bir adet vardır, bir düğün varsa sürü sepet o düğüne gidip kudurmuş gibi göbek atarız. Biraz delilik var elbet, tekstil sektörü sağolsun. Ben de bu düğünlerin aranılan şahsiyetlerinden biriyim ayıptır söylemesi. Hiç de göbek atamam ama zıpzıp zıplayıp ortalığı ayağa kaldırdığım Emine'nin kınasından sonra şanım alıp yürümüştü:)


Son günler düğün konusunda epey bereketli geçti, önce Sevda'nın kına düğünü vardı, adet olduğu üzere iş çıkışı arabalara doluşup yola koyulduk, tabii azıcık kaybolduk düğün salonunu bulurken:) Sonunda salona ulaştığımızda gelin hanım Hürrem Sultan kıyafeti ile salınıyordu ortalıkta:)






Düğün dernek gezici grubumuz:)))

Neyse efendim takımızı taktık, göbeğimizi attık, sonra bize ıslak mendiller verdiler, anlamadık bunlar ne için? Salonu mu silecektik ne yapacak idik? Meğersem kına içinmiş, kına yakılınca gelin hanım hüngür şakır ağladı:) Ellerine kına yakan kızlar da ıslak mendilleri kullandılar


Dün gece de Nuray'ın oğlanın sünnet düğününe davet edilmiş idik. Düğün Dudullu'da idi, benim için kısa mesafeli uçuşa denk bir uzaklık yani:) Hazırlanırken önce kuaföre gidip saçımı kestirdim. Adam beyazların arttığını söyledi, bir tane çıktı mı ötekileri tetiklermiş, küçük pislikler, adi şerefsizler! Tabii fönsüz olmaz, saçıma da Kate Middleton fönü çektirdim düğün şerefine dostlar ahahahah:))




Fakat yeniden şişmanladığım için şık elbiselerimin hiç biri üzerime girmiyordu, ne yapacaktım? Allahtan, aynen Çalıkuşu Feride gibi bir kat lacivert elbisem vardı (Zara) Onu giyip üzerine Kate kolyemi takınca (Zara) yeterince parladığıma karar verdim:)

Mecidiyeköy'de Özlem ve Miki ile buluşup yollara düştük. Tabii bu kadar dramatik değil, Özlem'in nişanlısı bizi götürdü sağolsun, Yanımızda yolluk olarak lahana dolması, çorba, su ve Miki'nin minicik kızı da vardı. Zaten düğünün yıldızı idi Arin, kucaktan kucağa gezdi gece boyu:) Biz de pek kaybolmadık bu sefer, sadece düğün salonuna kadar gidip, tabelayı göremeyip, geldiğimiz yolu geri dönüp daire çizerek bir daha aynı bulvarı geçmemiz gerekti ama o kaybolmak sayılmaz:)))




Böyle dışarıdan Kate gibi görünüp aslında masanın altında bir Mahmut gibi oturmakta idim dostlar:))) O yüzden görünüşe aldanma dememişler mi?


Sonunda ateş gösterisi ile düğün başladı, küçük şehzade kılığıyla Kerem ve güzel annesi ile babası sahneye çıktılar. Kesim işlemi önceden halledilmiş idi, o yüzden pipili pilav yeme korkumuz yoktu. Nuray arkadaşım çok güzeldi, gelin başı değil pek kibar bir topuz yapmışlar saçını, kuyruklu elbisesi de pek zarifti. 


küçük şehzade:)


Slayt gösterisi ardından çiftetelli, misket havası, Lingo Lingo Şişeler, Ankara'nın Bağları ve bilimum göbek havaları eşliğinde bizim düğün gezici tayfası ile kendimizi piste attık, epey kurtlarımızı döktük. Zaten arkadaşımız sağolsun salonu bize tahsis etmiş; kocasına da 1 masalık kontenjan ayırmış ayıp olmasın diye:))  Biz de sanki en son Cuma günü görüşmemiş ve Pazartesi birbirimizi görmeyecek gibi herkes birbirine sarılmalar, öpmeler:)) İlginç bir durum, herhalde birbirimizi şirketteki iş stresinden ayrı bir havada, süslenmiş ve eğlenmeye hevesli halde görünce hoşumuza gidiyor:)))


Düğün dernek gezici grubumuz:)))


Gece eve girerken uuhhh, ııhhhh diye inliyordum valla, ayaklarım acıyor, terden kafama yapışan saçlarda fönün esamesi kalmamış, suratım terden parlıyor.... Ben "ıııaaahhhh" diye içeri girince babam korktu, beni de bir gülme aldı ne yapayım:))))




İşte bu düğünlerin tek fena tarafı, şirketin hem en güzeli hem de en şahane oynayan kızı olan Tuğba'nın hamilelik sebebiyle iki düğünü de pistin kenarından boynu bükük izlemesi oldu dostlar. Ne yapalım, kısmet gelecek düğünlere, ne de olsa düğün dernek işleri bizden sorulur:))

xo xo

6 Ekim 2012 Cumartesi

Kına ve Sünnet Düğünlerinin Aranılan Şahsiyeti

Perşembe günü uzun zaman önce planladığımız kızçeler toplantımız olacaktı, fakat son dakika iptalleri olunca toplantımızı bilinmeyen bir tarihe erteledik. Ben de bizim şirketin kızlarıyla toplaşıp iş arkadaşımız Emine'nin kınasına gitmeye karar verdim.

Ben günlük kıyafet içinde idim, blucin, bot, gömlek. Kızlar saat beş'ten itibaren tuvaleti işgal ettiler, efendim dumanlı makyajlar, mini elbiseler, maşalar ortaya çıktı, bütün kızlar lüle saçlı oldu bir anda. Ben böyle meh diye kaldım:)))

klasörler ve koliler:))

Akşam 6 olunca, on iki kız iki arabaya tıkıştık, nasıl becerdik onu ben de anlamadım??? Önce yolda bir şeyler yedik sonra da döne dolaşa mekanı bulup, Hürrem'in cariyeleri gibi kınanın yapıldığı düğün salonuna muhteşem bir giriş yaptık.




Biz biraz erken gelmişiz, masaları birleştirip ağır ablalar gibi köşeye kurulduk. Etrafta bir sürü ufaklık koşuşturuyor, tepede yanar döner lamba dönüyor, salonun sütunlarını kaplayan aynalardan gözlerimiz kamaşıyordu. Şifon elbiseler giymiş küçük kızlar badi badi etrafta gezinirken biz de artık yavaştan kurtlanmaya başlamıştık ve bu kurtların acilen dökülmesi gerekmekte idi dostlar:)


Talar, Özlem, Esra, Nesrin, Alize, Emine gelin, Yurda, Miss Judy, Tuğba, Nuray, Kübracık, Sinem, Sevil:)))

Pisti önce grup fotoğrafımızla şenlendirdik, sonra da Emine gelin'e "amaaan boşver erkek tarafını bekleme, başlasın eğlence" dedik, böylece fingirdek şarkılarla kendimizi pistte zıplarken bulduk:))




Önce herşey normaldi, pop şarkılarıyla hoplayıp zıplıyorduk. Gömleğim de patlayan flaşların altında neredeyse transparan olmak üzereydi:)) Birkaç hoppidi şarkıdan sonra isyan ettik, göbek havası istedik. Zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Kendimi güzel güzel oynayan kızların ortasına bir atmışım... Ayol bir kudurmuşum evlere şenlik dostlar:))


Nuray'la kop kop :)))

Bir noktadan sonra güzel Tuğba ayakkabılarını çıkartıp attı. Tugba tanıdığım en güzel oynayan kız, bütün havaları da bilir. Şirketin yılbaşı partisinde kocasıyla bir ağır roman havası oynamıştı ki inanılmaz, parmaklarımızı yemiştik:)) Tuğba'yı görünce Nuray durur mu, o da ayakkabıları attı, şalını beline doladı, başladılar döktürmeye ooohhhh


Tuğba döktürüyor

Biz de eller hava sanki kulüpteyiz, Kübra'yla kenarda hoplayıp zıplıyorduk ki bana birşeyler oldu, içimdeki Judy canavarı şahlandı, kendimi ortalıklara attım dostlar:))




Artık o polyester H&M gömlek terden sırılsıklam olmuş, suratım patatese dönmüş, blucin kıçımdan düşerken ben başladım çılgınlar gibi oynamaya. Öyle oyun moyun bilmem, tuhaf tuhaf sallanıp yuvarlanıyorum, zıplayıp bağırıyorum, aaa baktım Talar Kübra'ya "Aslı'ya ne içirdiniz??" diye soruyor :))) Herkes benim kafamdan istiyordu dostlar, halbuki su bile içmemiştim:))


Tuğba - Nuray karşılıklı kurtlarını dökerken

Bir kere balataları sıyırınca artık hiç durmadım, bütüüün gece kop kop, hopladım zıpladım. Halaya katıldım, ayak oyunlarını beceremeyince kendimce kıvırdım, piyanist şantör arkadaş  lorke lorke'yi söylediğinde bile eşlik ettim:))


haydi lörke lörke:))

Artık durdurulmaz hale gelmiş, pistlerin sultanı olmuştum ahahah:)) Yoksa delisi mi demeli:))) Gömleğin altından göbeğim fışkırmış, makyajım akıp gitmiş, pantül popoma yapışmış, umrumda bile değildi:)) Maşasız saçlarımı savura savura dansediyordum:))





Nihayet gerçekten saçım başım sırılsıklam oluncaya, kına yakma saati de gelinceye kadar oynadım. Sonra gittim tuvalette leş polyester gömleğimi çıkarttım, pambıklı kaşkorse atletimi giydim, oh dünya varmış. Daha da oynamadım tabii. Zaten kına yakıldı, biz de gelin hanımla vedalaşıp çıktık, tramvaya bindik, oh Kabataş'a geldim otura otura:) O saatte metrobüse binmemiş oldum.




Fakat Cuma sabahı işe gittiğimde herkes beni parmakla gösteriyor, ismim ağızlarda bir efsane gibi dolaşıyordu. Tuvalette kiminle karşılaşsam "Aslı, herkes senden bahsediyor" diyordu, "ulan kim bahsediyor, ne bahsediyor?" diye soruyorum, cevap "herkes!". Kossskoca imalat müdürü de gelip "en çok sen oynamışsın, haberini aldım" deyince anladım zaten durumun vehametini. Ohh çok şükür, 1.5 sene sonra nihayet çılgınlığım su yüzüne çıkmıştı dostlar, artık rahatım:))

şimdi gelecek kına ve sünnet düğünlerine gün sayıyoruz:)))

xo xo

30 Ekim 2011 Pazar

Sevalin Kınası veya Sarı Elbisenin Başına Gelenler

Cuma akşamı işten çıkıp Seval'in kınasına gittik sevgili izleyenlerim. Beraber olduğumuz yıllar boyunca ilk kez kızçeler ekibinden bir kızçe, en ufağımız Seval evleniyor idi, hepimiz pek heyecanlıydık. Akşam iş çıkışı gideceğimiz için giyinip kuşanıp şirkete gelmiştik, ben Zara'dan aldığım sezonun hit rengi sarı, fırıl fırıl etekli elbisemi giymiş idim, bakınız :



Öğlen şirkette yemekhaneye inerken aklıma düştü, bugün herkesin gözü üzerimde, kesin üstüme başıma yemek dökerim dedim ve kocaman bir gömlek geçirdim sırtıma, gömlek önlük gibi elbisemi koruyacak idi. Kübra dalga geçti güldü hatta:)) Neyse efendime söyliyeyim, yemekten sonra tepsiyi bırakıp odama çıktım ki ne göreyim, elbisenin etek kısmında kırmızı kırmızı bir sürü leke! Püüüüü, kırmızı lahananın suyu nereden gelip sızıp bulaştıysa elbisemin içine etmişti dostlar, hele bi de arkada olsa bu lekeler evlere şenlik, kesin herkes aynı şeyi düşünecekti:))

Kafamı öne eğip gidip Kübra'ya gösterdim eteği, gülmeye cesaret edemediği için ağzı açık kaldı arkadaşımın, resmen aptala malum olmuştu vaziyet. Sonra Yusuf Kuş'a gittim, Yusuf abiyi eski şirketten tanırım, imalathanede çalışır, hatalı lekeli mallara kocaman büyüteçli cihazlarla bakıp lekeleri çıkartır, üzerinize bişey dökülürse sihirli kimyasallarla çıkartıverir lekeyi.

Tam Yusuf Kuş'a gittim, elektrik kesildi fabrikada. Hoppaaa! Kimyasal püskürten alet elektrikli olduğundan Yusuf Usta "sen git, bu lekeleri biraz ıslat, elektrikler gelince gelirsin" dedi, yine başımı öne eğdim, yukarı çıkarken cereyanlar geldi, koştum hemen imalathaneye, Yusuf Usta da koşarak geldi sağolsun:))) Arka tarafa geçtik, usta önce lekelere kimyasal püskürttü, sonra hava püskürttü, en sonunda da ütü bastı. Kırmızı pis lekeler çıktı ama kimyasalın izi kaldı böyle daire şeklinde, resmen elbise götüme benzedi. Neyse ama pek farkedilecek gibi değildi lekeler, koşarken belli olmaz dedim, eğdim boynumu çıktım yukarı:)

kamera görünce hiç dayananmam:))

Masama gelince aklıma geldi, elbisenin yıkama talimatına baktım. Kuru temizleme yapın, ütülemeyin yazıyordu talimatta. Biz de maşallah pek ıslak bir temizleme yapmış, ütüyü de basmış idik, geçirmişler olsundu artık sarı elbiseye :))))

Neyse nihayet akşam oldu, herşeyin üstüne bir de yükleme günüydü, nasıl işleri bitirdim, telefon trafiğinden nasıl sağ çıktım, o son dakikada paketleme listesini nasıl yetiştirdim ben de anlamadım.  Servise oturdum ve Cuma günü insanlar yarım gün çalıştığı için akşam bomboş kalan yollardan Mecidiyeköy'e geldik uçarcasına.

Lady Charlotte bizi burada bekliyordu, Murat Muhallebicinde beklerim dediği için aptal kafamla kızı aramadan Kübra'yı yürüttüm muhallebiciye. Meğersem Lady Charlotte metro girişindeki Simit Sarayı'nda oturmuş, Murat Muhallebicisi'ne kadar yürümesin diye ahahah, hadi geri döndük, Simit Sarayı'nda buluştuk, Charlotte'ın oturduğu masanın yanındaki masada yaşlı bir beyamca simit yiyordu, amca masasını bize doğru iteledi:)) Boş sandalyesini verdi, fakat sonra Deniz gelince, üstüne Arzu bize katılınca kalkıp başka masaya oturdu sağolsun. Bu arada Minik Sino'nun da gelişiyle ekip tamamlandı, biz de metroya attık kendimizi.

Metrodan Sanayi durağında inerek Seyrantepe istasyonuna aktardık, yani merdiven inip çıkıp dönendik metronun içinde. Bu esnada Seval'in ekipte olmaması çok değişikti tabii, kınasına gittiğimize göre elbet yanımızda olmayacaktı ama biri eksikti işte ekipten.

en tuhaf tren kazasına maruz kalmadan çektik neyse şu fötöyü:))

Yol boyu ne kadar gülüp söyledik, neye güldük anımsamıyorum bile dostlar. Hepsi çoktan renkli bir geçmişin parçası olup uzaya karıştı:)) Polis lojmanlarında metrodan indiğimide ise sesimiz kesildi soğuktan amannn, nasıl esiyordu oralar öyle?? Vakit kaybetmeden kınanın yapıldığı salona koştuk.

Kırmızı dekolteli tuvaletiyle hem güzellik hem ebat açısından Hürrem Sultan'a dönmüş olan Seval gelin bizi karşıladı, biz önce nazlı nazlı arka sıralarda koltuklara dizildik ahahaha, kaynanalar gibi:)) Sonra artık dayanamadık, hem biricik arkadaşımızın kınası, kalktık piste, oynadık da oynadık, göbecikleri attık, kıvırdık, kurtlarımızı döktük. Özellikle Salla isimli parçada Lady Charlotte'ın muhteşem performansı gecenin efsanesi oldu:)))

Lady Charlotte ve Miss Judy ile sezon modası:))

Arzuşka, Judy ve Kübra:)))

Heyyoooo

Bu fasulya 7,5 lira, salla salla gül memeler çağlasın, elmanın dirisine ben vuruldum birisine, o yana da bu yana da salla, dona düşer son damla, şakşuka şakşuka şaka da şukaaaa gibi şahane şarkılarla bol bol tepindik, bütün elektriğimizi boşalttık, içimizdeki küçük Asena canavarlarını ortaya çıkarttık. Misal ben hiç oynayamam Seval de "çok Avrupai oynuyorsun" diye dalga geçti ama olsun elimizden geldiğince kıvırıp çok eğlendik.

Artık kına yakma zamanı gelmiş idi, Seval'i arkaya aldılar, kaftan giydirdiler. Sonra damat beyle gelin hanım mum taşıyan genç kızların eşliğinde, yüksek yüksek tepeler türküsü çalarken içeri girdiler. Kınalar yakıldı, ağlayan olmadı, gelin hanımın ağzı kulaklarında idi valla:)))

Kına hatırası

Kına faslından sonra kuruyemişler ve meyve suları dağıtıldı, bunları Seval gelin elleriyle dantel poşetlere doldurmuş idi, biz de bir güzel kuruyemişlerimizi yedik, meyve sularımızı içtik. Sonra da Pazar günü düğünde görüşmek üzere Seval'i öperek yola düzüldük.

Aman yine o metroda in in in, dön dön dön, çık çık çık, midemiz bulandı, başımız döndü, ayaklarımıza karasular indi dostlar.

Kızçeler

Yine de gülmeye devam ettik, bize dair en sevdiğim özellik de bu zaten:))

Gece evde yatağa nasıl attım kendimi bilmiyorum, o kadar yorulmuşum ki anlatamam. Cumartesi günü de taa üniversiteden arkadaşım Demet'in Dedeman Oteli'ndeki düğününe gidecektim. Pazar günü ise Seval'in düğünü olacaktı. Bu maceraları da gelecek yazılarda anlatacağım dostlar. Şimdi Seval'in düğünü için hazırlanayım:))

Darısı isteyenlerin başına,

xo xo.