düğün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düğün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2015 Pazar

Kına ve Sünnet Düğünlerinin Aranılan Şahsiyeti

Bizim şirketimizde bir adet vardır, bir düğün varsa sürü sepet o düğüne gidip kudurmuş gibi göbek atarız. Biraz delilik var elbet, tekstil sektörü sağolsun. Ben de bu düğünlerin aranılan şahsiyetlerinden biriyim ayıptır söylemesi. Hiç de göbek atamam ama zıpzıp zıplayıp ortalığı ayağa kaldırdığım Emine'nin kınasından sonra şanım alıp yürümüştü:)


Son günler düğün konusunda epey bereketli geçti, önce Sevda'nın kına düğünü vardı, adet olduğu üzere iş çıkışı arabalara doluşup yola koyulduk, tabii azıcık kaybolduk düğün salonunu bulurken:) Sonunda salona ulaştığımızda gelin hanım Hürrem Sultan kıyafeti ile salınıyordu ortalıkta:)






Düğün dernek gezici grubumuz:)))

Neyse efendim takımızı taktık, göbeğimizi attık, sonra bize ıslak mendiller verdiler, anlamadık bunlar ne için? Salonu mu silecektik ne yapacak idik? Meğersem kına içinmiş, kına yakılınca gelin hanım hüngür şakır ağladı:) Ellerine kına yakan kızlar da ıslak mendilleri kullandılar


Dün gece de Nuray'ın oğlanın sünnet düğününe davet edilmiş idik. Düğün Dudullu'da idi, benim için kısa mesafeli uçuşa denk bir uzaklık yani:) Hazırlanırken önce kuaföre gidip saçımı kestirdim. Adam beyazların arttığını söyledi, bir tane çıktı mı ötekileri tetiklermiş, küçük pislikler, adi şerefsizler! Tabii fönsüz olmaz, saçıma da Kate Middleton fönü çektirdim düğün şerefine dostlar ahahahah:))




Fakat yeniden şişmanladığım için şık elbiselerimin hiç biri üzerime girmiyordu, ne yapacaktım? Allahtan, aynen Çalıkuşu Feride gibi bir kat lacivert elbisem vardı (Zara) Onu giyip üzerine Kate kolyemi takınca (Zara) yeterince parladığıma karar verdim:)

Mecidiyeköy'de Özlem ve Miki ile buluşup yollara düştük. Tabii bu kadar dramatik değil, Özlem'in nişanlısı bizi götürdü sağolsun, Yanımızda yolluk olarak lahana dolması, çorba, su ve Miki'nin minicik kızı da vardı. Zaten düğünün yıldızı idi Arin, kucaktan kucağa gezdi gece boyu:) Biz de pek kaybolmadık bu sefer, sadece düğün salonuna kadar gidip, tabelayı göremeyip, geldiğimiz yolu geri dönüp daire çizerek bir daha aynı bulvarı geçmemiz gerekti ama o kaybolmak sayılmaz:)))




Böyle dışarıdan Kate gibi görünüp aslında masanın altında bir Mahmut gibi oturmakta idim dostlar:))) O yüzden görünüşe aldanma dememişler mi?


Sonunda ateş gösterisi ile düğün başladı, küçük şehzade kılığıyla Kerem ve güzel annesi ile babası sahneye çıktılar. Kesim işlemi önceden halledilmiş idi, o yüzden pipili pilav yeme korkumuz yoktu. Nuray arkadaşım çok güzeldi, gelin başı değil pek kibar bir topuz yapmışlar saçını, kuyruklu elbisesi de pek zarifti. 


küçük şehzade:)


Slayt gösterisi ardından çiftetelli, misket havası, Lingo Lingo Şişeler, Ankara'nın Bağları ve bilimum göbek havaları eşliğinde bizim düğün gezici tayfası ile kendimizi piste attık, epey kurtlarımızı döktük. Zaten arkadaşımız sağolsun salonu bize tahsis etmiş; kocasına da 1 masalık kontenjan ayırmış ayıp olmasın diye:))  Biz de sanki en son Cuma günü görüşmemiş ve Pazartesi birbirimizi görmeyecek gibi herkes birbirine sarılmalar, öpmeler:)) İlginç bir durum, herhalde birbirimizi şirketteki iş stresinden ayrı bir havada, süslenmiş ve eğlenmeye hevesli halde görünce hoşumuza gidiyor:)))


Düğün dernek gezici grubumuz:)))


Gece eve girerken uuhhh, ııhhhh diye inliyordum valla, ayaklarım acıyor, terden kafama yapışan saçlarda fönün esamesi kalmamış, suratım terden parlıyor.... Ben "ıııaaahhhh" diye içeri girince babam korktu, beni de bir gülme aldı ne yapayım:))))




İşte bu düğünlerin tek fena tarafı, şirketin hem en güzeli hem de en şahane oynayan kızı olan Tuğba'nın hamilelik sebebiyle iki düğünü de pistin kenarından boynu bükük izlemesi oldu dostlar. Ne yapalım, kısmet gelecek düğünlere, ne de olsa düğün dernek işleri bizden sorulur:))

xo xo

30 Eylül 2014 Salı

Başka Olur Ağaların Düğünü

Ayyy, 53 yaşındaki taşçene George Clooney, geçtiğimiz haftasonu boyunca süren nümayişlerle evlendi, duymuşsunuzdur dostlar. Karısı Amal Alamuddin, Lübnan asıllı bir İngiliz. Kara kaşlı karagözlü bir Arap güzeli yani. Okuduğumuza göre meşhur bir aktivist, uluslararası tanınmış başarılı bir avukatmış Amal.


Amal'ın mezuniyet fotoğrafı

Biricik asil düşesimiz Kate, ikinci çocuğuna hamile olduğu için hiç ortalarda görünmediğinden, elalem ne giymiş muhabbetimizi Amal ile yapalım dedim. Farkettiyseniz Kate'in ilk hamileliğinde blogu ayağa kaldırmama rağmen, ikinci anonsta gıkımı çıkartmadım. Çünkü neden? Kızdım da ondan! Kate'in zamanlamasına kızdım! Cambridge Düşesi'nin 20 Eylül'de Malta seyahati vardı, tek başına yapacağı ve kraliçeyi temsil edeceği bu 2 günlük ziyaret, Kate'e önemli bir ivme kazandıracaktı ama Kate hamile olduğu ve midesi bulandığı için Malta'ya da William gitmek zorunda kaldı. Bu yüzden çok kızmıştım.

Kate olmayınca da kimi yazayım, bari Amal'ı yazayım dedim.

Evet, gösterişçi çiftimiz, Cuma günü kol kola, dudak dudağa Venedik'e geldiler. Amal kızımız, Dolce Gabbana elbisesi ve elinde taşıdığı kocaman şapka kutusuyla pek hoştu.






Cuma gecesi bunların rehearsal dinner dedikleri bi adetleri vardı, düğün öncesindeki gece verilen yemek. Ayol bizde kimsenin düğünden önceki gece yemek verecek mecali olmaz, yanlış mı düşünüyorum? Herkes kafayı kırmış olur:)))

Neyse işte, düğün öncesi yemeğinde Amal, kırmızı bir Alexander McQueen elbise giymiş, bizde de kınada kızlar kırmızı giyer ya:) Hem bacacıklarımı açayım hem de kuyruğum yerlerde sürünsün istediğinden böyle bir model tercih etmiş.









Cumartesi günü asıl düğünü yaptılar. Herkesin en merak ettiği kıyafet olan gelinlik Oscar de la Renta tasarımı çıktı.

VOGUE dergisinden, gelinlik provası. (Aniie Leibovitz)




Düğün ertesinde, biz evde Pazar kahvaltısında gri eşofmanlarımızı gere gere sucuk sahanına ekmek banarken, bunlar Venedik'te brunch yaptılar. Gelecek sefer kızçelerle kahvaltıya giderken hatırlatın, böyle giyineyim ben de:)

Düğün ertesi elbisesi Giambattista Valli:





Ama sizin de aklınıza O gelmedi mi, rica ederim söyleyin:)

Kabarık etekli ayşecik:)

Pazartesi günü de resmi nikah kıydırıp 4 gün 4 gece süren düğün merasimini bitirmişlerdi. Ne diyeyim, bu devirde koskoca kraliyet ailesi bilem 4 gün düğün yapmıyor bebeğim!

Nikah kıyafeti de Stella McCartney imiş diyorlar. Bu kıyafette tabii şapkayı çok beğendim:)







Gördüğünüz gibi Amal hevesli ve heyecanlı, Clooney'in ise her yanı ağarmıştı. Yani bu kadar genç, başarılı, havalı bir kadın niye gidip kaşları bile beyazlamış George Clooney ile evlenir anlayabilmiş değilim dostlar.


Geri dön Kate :(


Hangisi beğendiniz?

xo xo


5 Kasım 2011 Cumartesi

Şapkamı taktım, nikahı bastım, benim Kate'den neyim eksik Allahım?

Eveettt, Cuma gecesi kına, Cumartesi gecesi düşükçoraplı düğün derken geçtiğimiz Pazar günü tam sabahtan kalma patates gibiydim uyandığımda. Hava kapalı, soğuk; bacaklarım ağrıyor, içtiğim şaraplardan bir hoş olmuşum... Allah için Dedeman'ın şarabı pek güzelmiş ama ne verdiler bilmiyorum da, hiç başım ağrımadı, salt bir çakır keyiflik yaşadım. O keyifle nasıl deli uyudu isem, saçımın fönü de bozulmuştu biraz, böyle bir moralim bozuldu, canım sıkıldı...

Nikah 15:30'da idi, sıkkın sıkkın hazırlandım, bu sefer kobalt mavi Zara elbisemi giydim, o gevşek çorapları giymedim tabii, öbür paketi açtım. Bunları da kaç sene evvel hani Beyoğlu'nda küçük bir tükkan var ya, Şirin İç Çamaşırı Çorap tükkanı, oradan almışım, salak kafam! Git Penti'den al adam gibi bi çorap 3 lira mıdır nedir?? Yok işte tembellikten geliyor başıma ne geliyorsa...

Neyse efendime söyleyeyim, giyindim kuşandım. Veee çakma bir İngiliz düşesi olarak, İngilizlerin nikaha giderken daima şapka takılır kuralı uyarınca şapkamı da taktım bir güzel! Benim Kate'den neyim eksik idi yaleppim? Beyaz limuzinli keltoroş sarı pipi prensim yoktu kolumda işte o kadar!



Antika ayna önündeki pozumuzu da verelim:)))
Artık yavaş yavaş evden çıkmaya hazırlanırken Lady Charlotte aradı. Nikaha beraber gidecektik ama canım arkadaşım çok hastalanmıştı, telefonda o kadar fenaydı ki sesi; elim ayağım boşandı, çok endişelendim. Böylece minik Charlotte kendini hastaneye kaldırırken ben de aklım başımdan uçmuş vaziyette kendimi dışarı attım.

Kısa elbisem, tıkır tıkır papuçlarım ve de kafama kondurduğum bir avuç tüy ve tülle kendimi Mecidiyeköy'e attım. Ali Sami Yen stadı önünde beni kafamda şapka deli saraylı pozisyonunda düşünün, işte tam o halde idim ahahaha. Nikaha da geç kalmak üzereydim, zaten kendimi bildim bileli nikahlara geç kalırız ailecek, küçükken babam sağolsun işten bir türlü gelemediği için her yere geç kalmamızla meşhurduk ailecek. İçimde yer etmiş herhalde şimdi gideceğim yere gecikmekten nefret ederim.


Kafamdaki tüyleri titrete titrete koşarak taksiye atladım ve Kadıköy'e geldim. Evlendirme dairesinin karşısındaki ışıklarda beklerken, bir kaç delikanlı şööyle bir süzdüler baştan aşağı, sonra şaşkın şaşkın bir daha baktılar, artık dayanamadım "Nikaha gidiyorum o yüzden şapka taktım, yoksa deli değilim!" diye atarlandım AHAHAHAH:))) Çocuklar arkalarına bakmadan yeşil ışığı beklemeden koşturarak kaçmasınlar mı aaaaa! üzerime iyilik sağlık!!!  "ezileceksiniz çocuuuum" diye seslenesim geldi ama daha fazla korkmasınlar diye tuttum çenemi:))) Yeşil ışık yanınca ben de attım kendimi yola, tam nikah dairesine yetişeceğim amaaannn, benim çorap yine başladı inmeye püüüü!

Yapacak birşey yok, inşallah çorabın ağı eteğin altından görünmez diye dua ederek nikah dairesine daldım, tam o esnada Seval ve Aras için salona çağırıldık, oh! Yetişmiştik! (Biz ben ve şapkam oluyor sanırsam:)))

Böylece beş dakikada nikah kıyıldı, düşünmeden edemedim, herşey ne kadar çabuk olup bitiyordu! O esnada benim kızçeler de geldiler çok şükür. Şapkamla epey bir olay yarattım tabii, nikah salonu şenlendi birden:))

Gelinle damat tebrikleri kabul etmek için dışarı çıkmışlar, davetliler de uzuun bir kuyruk oluşturmuşlardı ki, birden aklım başıma geldi. Lady Charlotte hastalanınca o kadar meraklanmıştım ki, kendimi panikle evden dışarı atarken geline takacağım altını evde unutmuşum! Püüüüü! Arzu demez mi "ben de altını unuttum!!!" Deniz de unutmuş ama o eve geri dönüp almış, meğersem o yüzden geç kalmış nikaha ahahaah hepimiz aynı kafadayız yani. Sinem de altını keseye atacağım diye üzerine sticker yapıştırıp adını filan yazmış AHAAHAHAH, hepimiz apayrı bir alemdeymişiz dostlar:)))

Ne yapalım, Arzuşka'yla gidip nikah dairesindeki kuyumcudan altın alalım dedik, amcam sadece nakit paraya satıyormuş altınları. Haydi kolkola girdik, mini mini elbiselerimizden içeri esen buz gibi rüzgarla titreyerek tıkır tıkır nikah dairesinden çıkıp bankamatiklere yürüdük, para çektik, geri geldik, altın aldık, bizimkilerle sıraya girdik:)) Sırada beklerken çorabımı düzelteyim bari dedim, benim meşhur plie hareketini çektim bir güzel. Aaa sonra bir baktım o nikah dairesinin duvarları cammış, ve de cam duvarlarının ardından bir sürü tombul teyzeler beni seyrediyor!!!!! AHAHAHAHAH Herkes yarıldı tabii, takı kuyruğunda kahkahalarımız arşüalaya çıktı resmen, böylece güle oynaya Sevalciğimize altınları taktık, akşamki düğün yemeğinde fotoğraf çekeriz diyerek oyalanmadan salondan çıktık.

Kızçeler düğünde:))

Düğün yemeğine kadar o civarda bir arkadaşımızın arkadaşı oturuyormuş, onun evine gidecektik. Ama önce yol üstündeki Tedi tükkanına girip Deniz'le bana çorap aldık dostlar, ben artık bu gevşek çoraplara daha fazla katlanamayacaktım. Deniz de siyah elbisesinin altına gri çorap giymek zorunda kalmış, değiştirmesi gerekiyordu:)

İlk kez tanışacağımız arkadaşın arkadaşının evine bu vaziyette gittik, benim kafamda tüyler birşeyler; Deniz'in elinde bir torba çorap, Arzu tirtir titriyor, bi de elbisenin altına giydiği bootieleri çıkartınca sarı çizgili Arı Maya çorapları çıkmasın mı AHAHAHAH amaannn napalım dedik, geçtik içeri.

Ev çok güzeldi, Fenerbahçe stadını ve Marmara denizi gören enfes bir manzarası vardı. Evsahibimizin 2 tane de muhabbet kuşu varmış, onlar da kafeslerinde cikcikcik cükcükcük ötüşüp duruyorlardı ayyhhhh! Sonra bunları saldılar kafesten, o esnada Arzuşka'ya pasta kesiyorduk, pırrr bunların bi tanesi geldi Arzu'nun tepesine kondu, meğersem bunlar masada yemek görünce hiç dayanamazlarmış, obur kuşlar. "Eğer gelip şapkama konarsan ümmüüğünü sıkarım senin kuş!" dedim de bana bulaşmadılar neyse:))

Ümmüğüünü sıkarım senin kuuşşş!

Yedik içtik, konuştuk eğlendik... Deniz'le "başbaşa kalmak istiyoruz" deyip boş bir odada  çoraplarımızı değiştirdik, oh be dünya varmış! Ama az kalsın eski gevşek çoraplarımızı hediye olarak ev sahibine bırakacaktık, son anda Deniz hatırladı da toparladık eskileri :))))

Artık yemeğe gitmek saati gelmişti, ben bir de ne farkedeyim, evden telaşla çıktım ya, yeni aldığım kolyemi takmayı da unutmuşum, halbuki düğün için hususi olarak seçip almıştım! Ayy nasıl üzüldüm, tek takım o olacaktı, böyle bomboş kalmıştım. Arzuşka sağolsun üzülmeyeyim diye incili melek kanatlı kolyesini bana verdi, canımm:)) Ben de çenemi kapattım, zırlamadım tabii:)))

Şimdi bizi yemeğe götürmek için Deniz'in kocisi Gökhan gelecekti, Gökhan'ı yıllardır tanırız, sessiz sakin bir çocuktur, zavallıcığı zorla Twilight'a filan götürüp Edvırt izlettirmişliğimiz vardır:)) Gökhan o gün GS maçını izlemeye gitmişti, Deniz arayıp sorunca da geliyorum demişti ama aradan epey zaman geçtiği halde bir türlü gelemedi. Biz artık yemeğe geç kalmıştık, Denizo habire arıyor Gökhan'a kızıyordu, aman eyvah derken Gökhan geldi, bir sürü kız arabaya doluştuk. Ortam bir gerildi ki sormayın.. Bir de yemeğin verildiği restoranı bulamayıp kaybolduk mu size, biz "duralım soralım" dedikçe Gökhan daha çok kızdı, kızdıkça dolandık dolandık ahaahah, evlere şenlik dolandıkça her yer birbirine benzemeye başladı... Sonunda doğruca damat beyi aradık, az kalsın onu da azarlayacaktı Gökhan telefonda, neyse zor bela bulduk yolu, nihayet şakşak turizmin yavşak yolcuları pozisyonunda restorana vardık :)))


Masaya oturup mezeleri yiyip karnımız doyurunca hem ısındık, hem de moralimiz yerine geldi. Hemen ardından dağıtılan yemeği de yedikten sonra artık göbek atarak eğlenme zamanı gelmişti, piyanist şantör arkadaş en sevdiğim Sabahlara Dayanamam Osman Aga türküsünü söylerken biz de kalkıp bir güzel oynadık, Sevalimizi gelin ettik uğurladık dostlar.

İncili kolye benim oldu, Seval de bilezikleri topladı :)))

Ohhh oynadık, kıvırdık, gerdan kırdık... Deniz Gökhan'ı öptü, gerginlikler geçti gitti:)) Seval gelin ile restoranın bahçesinde bir sürü müthiş fotoğraf çektirdik... Sonra yine oynayıp göbek attıktan sonra artık evlere dağılma saati gelmişti. Gökhan'la Deniz sağolsunlar beni Mecidiyeköy'e bıraktılar, ben de oradan eve geldim.Ve böylece inanılmaz bir hafta sonu bitmiş oldu. Çok yorulmuştum ama çok da eğlenmiştim, iki günde 2 arkadaşımı gelin etmiş göndermiştim, daha ne olsun:))) Üstelik 3 günde üç değişik yeni elbise giyerek kendimi pek hoş eğlemiştim. Şimdi dolapta asılı elbiselere bakmak bile hoşuma gidiyor:))



Her günümüz bayram tadında geçsin diyerek bu yazıyı kapatırken hepinize mutlu günler, neşeli bayramlar dilerim benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim:)

xo xo

1 Kasım 2011 Salı

Miss Judy Düşükçorap:)))

Cumartesi günü yataktan kalktığımda bacaklarım bir gece önceki kınada nasıl kudurduğumu hatırlatırcasına ağrıyor idi. Kahvaltımı yedim, bacaklarımı uzatıp babamın yeni telefonuna bendeki klasik müzik cdlerinden bol bol müzik yükledim, annemin sevdiğim bi fotosunu da duvarkağıdı yaptım. Baktım öğlen olmuş, bir yürüyüş yapayım diyerek kendimi Bebek sahillerine attım.

Hava kapalı ve soğuktu, rüzgar beterdi ama Aşiyan'a kadar yürüdüm. Tam Aşiyanda iken ETS turdan aradılar. Bizim 9 kasım'daki Dubrovnik uçuşu iptal olmuş... İstersek bayramın 1. günü uçabilir mişiz ama kişi başı 240 Euro fark ödemeliymişiz! Hırsız terbiyesiz soyguncular!! Epey bir söylendim telefonda, ama elden ne gelir, turumuzu iptal ettik. Nazar mı değdi ne oldu bilmiyorum ama DOBROVSKİ OLDUK işte ühüh. O kadar üzüldüm ki anlatamam, bir karış suratımla eve geldim.Hala da canım sıkkın, seyahatimiz deve oldu.

Neyse evde duşumu aldım, yemek yedim açlıktan iyice asabım bozulması diye. Kuaföre gitmem gerekiyordu, birden aklıma geldi, ya 29 Ekim sebebiyle kuaför kapalıysa? Haydaaa... Ne yapayım, kimi bulursam ona giderim diye çıktım Arnavutköy'e yürüdüm. Yolda aklıma geldi, cüzdanımda para yok, para taşımayı sevmem, parakart ile alışveriş ederim ama kuaförde geçmez ki o? Söylene söylene Arnavutköy'ün ucundaki Garanti'ye geldim, tam paramatiğin önünde zırt diye karşıdan gelen herifin biri önüme geçti. Artık kavgaya halim kalmamıştı, sabırla bekledim. Para çektikten sonra da gerisin geriye yürüyüp söylenerek kuaföre geldim.

Kuaför çok şükür açıktı, ama adamcağız ayak bileğini kırmış tövbeler olsun yaleppim, tek ayak üstünde hoplaya sıçraya saçımı kesti, dümdüz de fönü çekti. Ortaya çıkan saç şu idi:



Neyse, nikah Dedeman'da olacağı için küçük siyah bir elbise almış idim Zara'dan onu giydim. Hatırlarsanız günlerce arayıp sonunda rahatını bulduğum minik topuklu ayakkabıları taktım ayağıma, kırmızı rujumu sürünce de artık hazır idim.


o diyetisyene saçtığım paracıklar helal olsuunnn AAHAHAHAH:))

Annemle babam beni görünce pek beğendiler, hatta babam epey şaşırdı,  "fıstık gibi olmuşsun kııız" dedi ahahah sağolsun. Böyle ince çorap+kısa bi elbise giymişliğim pek yoktur, o yüzden biraz tuhaf hissederek evden çıktım, taksiye atlayıp Dedeman'a geldim.

Allah otelin kapısında valeler karşıladı, kapıyı açtılar... Şerefsiz taksici de dolandırmıştı gelirken, aman artık ne yapayım, vale kapıyı açıp yol göstermişken 2 tl para üstünü almayayım dedim, höh. Salınarak otele girdim, paltomu vestiyere bıraktım. Kokteylin yapıldığı hole girdim. Demet'in annesiyle abisini gördüm hemen, annesiyle epey konuştuk. Demet'le üniversite hazırlık kursundan tanışırız, neredeyse 20 sene olmuş. Üniversitede ise 3'lü bir grup olmuştuk, Demet-Buket-Aslı üçlüsü, hey gidi:) O seneler  Memo'suyla, Cücü'süyle unutulmazdı. Neyse, bunlar ayrı hikayeler:)))

Nikahtan önce 15. kata çıkıp Demet'i gördüm gelin odasında, o kadar güzeldi ki canım arkadaşım, çok duygulandım onu öyle görünce.



Biraz sonra gelinle damat beye yemek geldi, ben de onları rahat bırakıp aşağıya indim. Amaaann, ilk kez hayatımda tek başıma nikaha gelmişim, kimsecikleri tanımıyorum... Baktım masanın üzeri içecek dolu, ohh 2 tane votka-vişneyi yuvarladım ve Demet'in hiç tanımadığım lise arkadaşları ile sohbete giriştim. Aaa ben de şaştım bu girişkenliğe ahahah. Demet'in arkadaşları çok şeker insanlardı hatta gecenin sonunda telefonumu filan aldılar "sen ne kadar pozitif bir insanmışsın" dediler sağolsunlar:)))

Neyse votka vişnelerden ve ısınma sohbetlerinden sonra kapılar açıldı, balo salonuna girdik. Aman aman herşey pek güzel, pek zarifti. Demet beni damadın bekar arkadaşlarının masasına oturttuklarını söylemişti ama ben o masayı hiç beğenmedim. Bi kere masa sahneyi görmeyen kötü bir pozisyonda idi ve somurtuk bekar bi adamdan başka kimse oturmuyordu masada. Öfff , kahrolsun popülarite yaşasın müzikalite diyerek Demet'in lise grubu masasına koştum dostlar, bu masada kısmet yoktu ama muhabbet vardı, şu hayatta en sevdiğim şey:)))

buketi yakalamadım merak etmeyin:))

Biraz sonra garson gelip ne içeceğimi sordu, baktım masadaki mönüde "dana madalyon" yazıyor, kırmızı şarap istedim ayyyy, o kadar güzeldi ki, ben başladım şarapları devirmeye:))) Ama garson oğlanlara bardağımı tekrar doldurmaları için çektiğim minik zarif hareketi görecektiniz, pek hoştu.

Şarap içtikçe çenem açıldı, çenem açıldıkça masa dostlarımla pek bir samimi olduk:)) Haydi beni şöyle çek, böyle çek, ver ben sizi çekeyim derken şangırrrr diye benim şarap devril! Allahtan üstüme gelmedi, ekmek tabağına şarap doldu, pek acayip oldu:))) Bizim garson oğlan peçetelerle toparladı, o canım zarif masayı peçetelerle kapladı da oturabildim, bardağı da tekrar doldurttum tabii:))

Sonra ışıklar söndü, gelinle damat kolkola içeri girip nikah masasına oturdular. Nikah kıyıldı, dansettiler. Herşey çok güzeldi, ama düşünmeden edemedim, acaba bütün bunlar, düğün dediğimiz hadise başkaları için ortaya koyduğumuz bir gösteri miydi? Çünü herşey o kadar kurallı ki, sanki biri önceden yazmış, bak böyle böyle, önce yemek, sonra nikah, sonra dans, konuklarla öpüşme, sonra göbek havası, haydi pasta keselim hoptiiii... Ne oldu? Evlendik! hayırlı olsun.

Efendim, bizim nikah kıyıldı, Demet'le kocası masaları gezip hoşgeldinizlere başladılar, biz de dana madalyona gömüldük, aman yemekler pek enfesti, kadehleri peşisıra yuvarlıyordum, ilk kez tanıştığım insanlarla tatlı tatlı muhabbet ediyor pek eğleniyordum..

İşte o esnada çorabı farkettim...

Şimdi efenim, ben yıllardır opak çorap giyerim, en son ince çorap alışımın üzerinden yıllar geçmiş, meğersem sen çorabın lastiği gevşe...Aaaa ben oturduğum yerde yok şarap döküldü, yok masa beğenmedim diye oturup kalkarken o çorap sen başla aşşağılara kaymaya... Neredeyse çorabın ağı eteğin altından elime gelecek AHAHAHAHAAH ay ne yapacağımı şaşırdım, Miss Judy Düşükçorap oldum bir anda...Koştum tuvalete çekiştirdim çorabı, ağını yerli yerine yerleştirmek için de benim efsane bir hareketim var, balerin kankim Arzu "aaaaa kız plie yaptın!!" der o harekete, işte o hareketi yapa yapa salona geldim, kimse görmedi AHAHAHAHAH Allah kahretmeye:)))

Üstelik daha gece yeni başlıyordu, o kadar yeme içme üzerine çılgınlar gibi dansedip göbek atma saati gelmişti, deliler gibi oynadık, oynadık ama ben oynadıkça benim çorap da oynadı, artık o zarif düğünün şık videosunda sürekli donunu çekiştiren bir görüntü çıktıysa o benim ahahaha, ne yapayım hopladıkça plie mlie yetmiyor, çekmek gerekiyordu çorabı, yoksa valla ağı eteğin altından fışkırıverecekti :))) Hele o damat karşılama mı, damat havası mı, gitgide hızlanan bir dans var ya... Halayda bile ayaklarım karışır artık bu damat havasında heryerlerim birbirine karıştı, zıplaya zıplaya halaydan kaçıp bir köşede çorap çekiştirdim, uçkur yerleştirdim püüüüüüü aaahahah.

Yaa işte böyle, gevşek çoraplarıma rağmen bütün gece eğlendim, düğünün tadını çıkarttım. Gecenin sonunda Demet'in arkadaşları beni eve kadar bıraktılar sağolsunlar. Herşeye rağmen çok ama çok eğlenmiştim, o düşük çorapları da çöpe attım amma çöpe gitmeden önce bir düğüne daha gitti o müsibet yaratıklar, onları da bir sonraki yazıda anlatacağım ooyyhhhh, haftasonu gittiğim diğer düğünde de vukuat eksik olmadı tahmin edersiniz ki dostlar:)))

diğer düğün maceramda görüşmek üzere

xo xo

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Yıldız Parkında düğün & moda çekimi

Cumartesi günü Realfiesta ahalisinden Korhan ile Begüm'ün düğünleri vardı sevgili seyirciler (Yani Sevişgen Ördek ile Küfkedisi:))) Biz de Sibelinsu ile beraber hem arkadaşlarımızla tanışmaya hem de fotoğraf çekimine gittik. Ne kadar enteresan değil mi? Yıllardır tanışıyoruz, bir sürü konuda muhabbet ettik ve ilk kez yüzyüze tanışıyorduk. Ama hiç yeni tanışmış gibi olmadık tabii:)) Çığlıklar atarak sarmaş dolaş olduk, sanki uzun bir seyahat sonrası biraraya gelmiş gibi.

İşte dostlar, meğersem bizim Korhan'ın hakiki adı Seyfettin imiş. Gizleme çalışmış ama nikah memuresi yemedi, bütün salona ilan etti gerçeği:)) Bi de evden kocaman ayıcıklı peçeteler doldurmuş cebine öyle gelmiş nikaha bu arkadaş:))) Bütün gün cebinden ayıcıklı peçeteler çıkartıp durdu. Begüm ise eski zaman güzellerini andıran gelinliği ile ipincecik ve çok zarifti. Tören sırasında nikah masasında bir an dalıp gitti, memure hanım adını soyadını sorunca kendine gelip cevap vermesi birkaç saniye sürdü, çok şirindi :)))))

Ayy bir de Korhan'ın babasıyla tanıştık, aman allah, nasıl çapkın, nasıl tatlı dilli bir beyefendi anlatamam. Monako prensi gibi bir adam, çok hoştu. Kendisinden muhteşem bir roman kahramanı olur, öyle söyleyeyim.

Nikahtan sonra gelinle damadı kaçırıp Yıldız Parkına götürdük. Tam teçhizatlı fotoğrafçı Sibel, bir haftadır bu çekime hazırlanmaktaydı. Balonlar getirmiş, şemsiyeler getirmiş, kırmızı kalp, günün tarihini boyadığı minik bir afiş... Mizansenler çalışmış. Böylece çekime başladık. Sibel şakır şakır çekiyor, mizansen veriyor, ben de balonları şişiriyordum fotoğrafçı asistanı olarak:))) Park çok güzeldi Fotoşlar da çok güzel oldular, ama tam biz havaya girmeye başlamışken damat beyin heyheyleri gelmesin mi? Aaa sıkıldım dedi, bu kadar yeter didi:))) Halbuki 1 saat çekim yapmayı planlıyorduk...


Biz de çılgın aşık çiftimize vedalaşıp daha çok çekim yapmak üzere kendimizi parkın bayırlarına vurduk. Model ben olmak zorunda kaldım tabii. Allahımmm ne kadar zevkli birşeymiş fotoğraf çektirmek, yani böyle pozlar verip , hem de güzel çekildiğini bilerek fotoğraf çektirmek çok zevkliymiş. Sibel'in ellerine sağlık, çok teşekkür ediyorum kendisine:




Resmen Miss Dior Cherie'nin reklamına benzemiş fotoşlar değil mi, harika olmuşlar. O gün baştan aşağı Cherie kokuyor olmamın etkisi var mı bilemedim:)))


Veeee Jedi güçlerimi kullanıp uçtuğum o anı da yakalamıştı Sibelcim:



İşte böyleyken böyle dostlar. Pazar günü de hepimizi pire bastı, heryanlarımız delik deşik oldu, defalarca yıkanıp evi baştan aşağı ilaçlamamıza rağmen kurtulamadık. Artık sonumuz ne olur bilmiyorum.

Doğum ve düğün fotoğraflarınız için Sibel ile buradan veya buradan iletişime geçebilirsiniz siz de . Ama ben her çekime gitmiyorum ona göre:))))


xo xo