kuzenler toplantısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuzenler toplantısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2014 Pazar

Şahane Cumartesi

Size öğlen 1'de başlayıp Pazar sabaha karşı 5'te biten Cumartesimi anlatacağım dostlar.

Sabah uyandığımda saat henüz 7 idi, sanki işe gitmeye geç kalmış gibi panikle sıçramıştım ama sonra haftasonu olduğu aklıma geldi. Üstelik gece dışarı çıkacağım için biraz daha uyumak istiyordum. Gözlerimi yumdum, ıkındım sıkındım, kendime ninni söyledim... (soft kitty, warm kitty..) Sonra gözümü açtım ki öğlen 1 olmuş! Yuh.

Yüzüm gözüm uykudan şişmiş vaziyette kalktım, tabii kahvaltı filan hak getire. Abimler gelmişti, onlarla beraber öğlen yemeği yedim. Kahve içtim. Sonra giyinip kuşandım ve beraberce Zehra Halama, aile toplantısına gittik.

İnanılmaz bir manzaraydı! Sofradaki börekler, baklavalar, sarmalardan bahsetmiyorum. Beraber büyüdüğüm kuzenlerimle beraberdik, hepsi evlenmişti, biri dışında hepsinin kucağında bebesi, ağzına mama tıkmaya uğraşıyorlardı! Tabii küçük prens Ertuğ hariç, canııım,  tabağını almış koltuğun ucuna ilişmiş, kendi kendine böreğini yiyordu o :)

Börülce yemedim

Baklava da yemedim

Sarmadan 3 tane

Bu börekten 1 tane yedim. Su böreği de vardı, onu da yemedim.

Kek yemedim

Hepimiz yanyana dizilip fotoğrafımızı çektirdik, hem üzülmesinler diye gelinlerle damatları da aramıza aldık:)))



Sonra çılgınca selfie çektik, ayy görmemişin selfiesi olmuş!

La Capitana ile Miss Judy

Kaptanımla selfie çektiğimiz odada ne hatıralar, ne hatıralar! O odaya kapanır, deliler gibi gülerdik. Kaptan bana makyaj yapardı, sonra onun beyaz dizilerine gömülür, ağzımızın suları akarak; çelik grisi gözlü erkeklerle inatçı kızların aşk maceralarını okurduk:)


Güzel Sibel, Judy ve La Capitana


Abim niye gırtlağıma sarılmış, onu anlamadım:)

Akşamın sonunda artık ufaklıkları eğlendirme vakti gelmişti, Amca,dayı, enişte, hala, yenge, kim varsa oturduk hep bir ağızdan "Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı", yok efendim "daha dün annemizin kollarında", eyvah eyvah, ben o şarkıda hep ağlarım  "benim annem, güzel annem", hep bir ağızdan güldür güldür söyleyip alkış tuttuk minikler eğlensin diye. Komşular, mahalleye Moskof indi deyip polis çağırmadı ya, hayret! Kuzenlerim ise benim şokla bok arasında gidip gelen suratımla dalga geçtiler epey. Ben de "eve gidip Star Wars izleyeyim de fabrika ayarlarıma geri döneyim" dedim:)


Güleryüzlü, tatlı kuzu Irmak

Miniş, minicik Mina kuzusu

Kalkma zamanı gelince abime beni Cevahir'e bırakmasını reca ettim. Watsons ile Gratis'in Kadınlar Günü indiriminden anneme yüz kremi alacak idim. Kalabalık boğucuydu ama herhalde uykumu aldığımdan mı nedir, cin gibiydim. Gık çıkartmadan kuyrukta bekleyip anneciğimin kremlerini %50 indirimli olarak aldım, sonra metro ile Gayrettepe, oradan otobüs ile Etiler, oradan taksi ile eve geldim. Saat akşam 8 olmuştu. O yağmurda taksi nasıl buldum, ben de hayret ettim.

Saatler 9'u gösterdiğinde giyinip kuşanıp süslenip, Çito, Neşe, Gökçe ve Kadriye ile buluşmaya gittim. Ayy ne macera, gece 10:15'te vapur varmış Kadıköy'e ! O vapura binip karşıya geçtik. Bağdat Caddesindeki Nispet isimli kulübe gittik dostlar, Çito ve Gökçe'nin doğumgünü kutlaması için. Evet, bizim tarafın suyu çıkmış gibi taa buralara gelmiştik.


Aman sabahlar olmasın

Kudurrrr


Bora Öztoprak, Kaan Öztürk, Equip


Bora Öztoprak'ı hayatımda ilk kez dinledim herhalde ne bileyim? Bardak kadar bir adam. Çok eğlenceli bir program yapıyor. 90'ların meşhur Türkçe pop şarkıları teması tutturmuşlar ekibiyle, yanında Kaan diye biri var, her frontman'in ihtiyaç duyduğu nefis bir lead guitar. Hem harika çalıyor, hem de harika söylüyor o da. Bunlar takır takır şarkı söylüyorlar, arada muhabbet edip izleyicilere takılıyor, hem de bazen şarkı sözleriyle oynayıp Tayyo'ya giydiriyorlar bir güzel. Türkçe pop ve 90'lar seviyorsanız mutlaka gidin, şahane kudurur, kurtları dökersiniz. 100TL, sınırsız yerli içki, çerez, patlamış mısır eşliğinde:) Vestiyer paralı.



İndirimden aldığım Maybelline mercan rengi rujum çok şahane:)

Ayyy sadece tek kötü bir şey vardı, gece 3'ten sonra sigara yasağı bitiyormuş. Ne gerzekçe değil mi? Kulüp dediğin yerin altında, kapalı, kutu gibi bir mekan. Üstüne millet denyo gibi sigara içmeye başlayınca bütün keyfim kaçtı haliyle. Program bitene kadar, 1 saat zehir soluduk. Allah kahretsin, bu yasaktan önce biz nasıl Mojo'da sabahlıyorduk, inanamıyorum. Kendimi zor attım dışarı.

Eve dönüşümüz de çok kolay oldu, taksiye atlayıp bomboş yollardan cırt diye bizim tarafa geldik. Kııız, karşı yaka ne kadar durgun ve sıkıcıydı. Bağdat Caddesi dışında her yer derin bir sessizliğe gömülmüştü. Bizim yakada hayat vardı, millet kudurmuş gibi sabahın 4:30'unda sokaklarda idi:)))

Etiler'den geçerken de trafik durdu bir an, Ayta Sözeri geçmesin mi önümüzden! O da programını bitirmiş aracına gidiyordu gidiyordu herhalde. Ay çok severim Ayta Sözeri'yi, bir kere Taximhane'de programına gitmiştim, harikulade idi.

Neyse efendim, kızlar beni eve bıraktılar ve gece burada bitti sanıyorsanız bir daha düşünün derim. 

Taksiden indim, el salladım, sonra kapıya hamle ederken bizim mahallenin 5 köpeğinin koşa koşa bana doğru geldiklerini gördüm. Bir tek Fındık yoktu, Fındık minnacık bir cins köpekti, hep büyüklerin arkasından, en sonda koşardı. Gazeteci İsmet Berkan'ın tekmesiyle araba altında kalıp öldü. Hep üzülürüm onun o pıtır pıtır koşmasını anımsadıkça.

Üzerime koşan köpekleri görünce hemen evde sakladığım kemik şeklindeki bisküvi torbasını alıp sokağa geri döndüm. Sabahın 5'ince köpüşlerle parti yaptım, bir güzel yediler bisküvileri takır takır. Tontikler ya.










Yalnız bir hariç. Buncağız bisküvi yemedi, Ne yaptı biliyor musunuz, ben çömelmiş diğerlerinin ağzına bisküvi tıkalarken, bu geldi kocaman kafasını bana yasladı, öylece bekledi. Canım ya, bütün canlılar gibi sadece sevilmek istiyordu. Şu yavrucaklara kalkan eller ayaklar kopsun inşallah.






Bisküviler bitince eve girdim, sesim duyup uyanan, sonra da fırt diye bahçeye kaçan şişko kedimi yakaladım, onu da yatırdıktan sonra nihayet yatağa girip uyuyabildim.

Ne inanılmaz bir günmüş değil mi?

Ve böylece kutlu doğum haftama girmiş bulunuyorduk:)))


xo xo


1 Kasım 2009 Pazar

Sino'nun pijama partisi, LaCapitana'nın yemek ziyafeti :)

Cuma akşamı işten çıkıp cümbür cemaat Sino'ya gittik dostlar.Şirkettekiler çılgınca içerek kumar oynayacağımızı sanıyorlardı, şanımız yürüsün diye öyle demiştim de:)))

Marketten salata alıp Sinoya giderken Mecidiyeköyün ara sokaklarından birinde dünyanın en acayip derneğinin tabelasını gördük : SEVENLER VE SEVİLENLER YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ


İşte o andan beri uykularım kaçıyor, acaba bu dernekte ne yapıyorlar, kime nasıl yardım ediyorlar , çok merak etmekteyim , ne kadar fantastik bir dernektir bu böyle yaleppim???

Sino'ya gittiğimizde fesleğenli krema soslu makarna pişirip salata yaptık. Ben sadece salatanın limonunu sıktım, bir de tatlının üzerini süsledim, yani bütün o renkli şeker parçacıklarını sıvadım tatlının üzerine, rengarenk birşey oldu :


Sonra da makarnaya gömüldükkk


Lady Charlotte'ın getirdiği çikolataları...


soğanlı çerezzoları, ve diğer abur cuburları yedik...


sino bize Erdek'den güzel dokuma eşarplar getirmişti, çok eğlendik onlarla :







Ama gecenin en eğlenceli aktivitesi, Sinonun yatak odasını yeni aldığı duvar stickerları ile süslemek oldu. O kadar güzel oldu ki , oda bir anda değişti, her yerden mor kelebekler uçuşuyor idi şimdi.... çok beğendim, star warslı duvar stickerı bulursam ben de odamı han solo'yla, obi wan'la şenlendirmek isterim dostlar:)))






Gecenin sonunda votka içip 51 oynadık, sonra da odalara dağılıp uyduk, valla ben tırsıyordum uyuyamam diye, yabancı yerde yatmayı pek sevmem, ya uykum kaçarsa?? uykum çok kıymetlidir, az uyursam bütün günüm fena geçer, falan filan neyse tosur tosur uyumuşum, sabah bir kalktım saat 9'u geçiyor, halbuki Lady Charlotte ile buluşacak idim.. Nasıl da yağmur yağıyor, şakır şakır..., Cevahire yürüyene kadar o ayağımdaki güya deri botlar ekmek gibi ıslandı, pantolon dizlerime kadar sırılsıklam, şemsiye de ters dönüp kafama geçti oyyy... Olsun yine de buluşmayı başarıp Murat Muhallebicisinde mükellef bir kahvaltı yaptık kolbörekli... Sonra da NT mağazasından çin işi komik kırtasiye malzemeleri aldık very ucuza...Ayy sonra evlere dağıldık, hemen kaynar suyla yıkanıp 3 kat giyinip battaniyeye sarıldım ki hasta olmayayım...

Aradan birkaç saat geçmemişti , Regarding Henry filmini izleyip yağmur yağarken evde olmanın tadını çıkartıyordun ki, La Capitanacığım aradı, havuçlu kek yapmış bizi çağırıyor, aaa dedim ben hayatta gelemem, ıslanmak istemiyorum, meğerkim Tilekcanlar Metrocity'delermiş ve gelip beni aldılar, Tarık da gelmişti, ohh kuzen kardeşler toplanmış olduk.

La Capitana'nın havuçlu keki şahaneydi



Fakat ben keçi peynirli, biberli ve domatesli böreklere gömüldüm


kek ve börekle açlığımızı (!) bastırdıktan sonra yemek saatine kadar muhabbet ettik. Yemekte içi löp löp mantarlı muhteşem bir çorba, çin usulü böf stragonof ve Maya'nın belçika usülü patates kızartması vardı.

Kaptancığım etleri sabahtan beri özel bir sosun içinde marine etmiş, sonra onları yeşil soğanlarl vok tavada pişirdi. Bu arada ben pişen patateslere dadanmıştım, hafif tuzlu ince uzun çıtır çıtır patatesler ağzınıza layık idi.




Damağımızda eriyen muhteşem eti yalayıp yuttuktan sonra üst kata çıkıp yayılıp yuvarlandık, artık bir damla bile yiyecek halimiz kalmamış idi dostlar. Aaaa kalan börekleri ben aldım eve getirdim, bu sabah kahaltıda yedim ayıptır söylemesi:))) Ellerine sağlık kaptanım, harikulade idi herşey:))

6 Eylül 2009 Pazar

La Capitana'nın geleneksel iftar şöleni ziyafeti

Cumartesi gecesi La Capitanacığım biz hep aç kuzenlerine iftar yemeği verdi sayın seyirciler. İftar saatini beklerken Boğaz manzaralı balkonda salıncak keyfi yaptık, ailedeki en son dedikoduları paylaştık :))) Sonra ben mutfağa indim, sannatsal yemek fotoları çekmek için. Dakikalar geçmek bilmedi resmen (ben oruçlu da değildim hee) Nihayet top patlayınca resmen La Capitana'nın muhteşem sofrasında bayılana kadar yemek yedik sayın seyirciler. Hatta bizim minik Sibel çatlayacaktı, rekor kırdı kendisi dün gece:)))


Ben de saçımı kestirmiş idim ama olmadı bu sefer, kırıkçı İsmail ne yaptın sen beee


Miss Judy'nin uyuz saçları
(hani nerede o her yeri başka tarafa giden çılgın kesim, nerede bu Mirelle Mathieu kesimi???)

İşte mönüden bazı güzellikler :

Kırmızı biberler:


La Capitana'nın içinde peynir eriyen meşhur ispanaklı böreği


Gecenin olayı, YAVŞAK KROKETLER püaaaa, kaptancığım bunlar fırında iken dereceyi aniden yükseltmiş, buncağızlar da peynirlerini salıverip yevşemişler yazıık. Sonra ben bunları ispatula ile tek tek tepsiden çıkarttım, mıncıklayarak yuvarlak hale getirip tabağa dizdim dostlar hahaha, mıncıklarken birkaç tane ağzıma attım valla napim?


Muhteşem Akdeniz yeşillikleri salatası

Üzerine yumurta kırılmış sıcak ramazan pidesi

Fotoğraflar bu kadar diye sanmayınız ki mönü de bu kadar idi dostlar. Osmanlı reçeli mi yoktu, halis muhlis kayseri pastırması mı? mis gibi barbunya, hakiki organik mercimek çorbası, 3 çeşit peynir (birinin adını unuttum Kaptanım neydi??) Üzerinde yaprağıyla zeytinler... Fakat benim dangalaklığıma bakar mısın, yemekle o kadar meşgüldüm ki, ANA YEMEKLERİN FOTOLARINI ÇEKMEMİŞİM KIZIM  kaptanım sakın kızma:)))

Ayol o üzerinde kaşşşşar eritilmiş mantarlı iç pilav menüye sırf benim için konmuştu, doyasıya yiyemedim, gözlerim dönmeye başlamıştı da... (hay bu arada ben bu space tuşunu sikeyim e mi, ne vardı bozulacak, sürekli kelimeler birleşik yazılıyor elle ayırıyorum tek tek püüüüü)

Neyse işte o muazzam pilava gelene kadar ben doymuş idim ama tabii ki karamelize olmuş muhteşem tavuklarla beraber tadı damaklara seza pilavımızı zevkle yedik. (V tuşu da yok, onun olduğu yerde bir çukur var oraya basıyorum püüüüüü) Yemekten sonra erkekler maç izlemek için üst kata çıktılar. Ben de açıkça şu an tek istediğim şeyin yere yatıp yuvarlanmak olduğunu söyledim... La capitana osmanlı sedirini boşalttı benim için, yattım yuvarlandım anacım, fakat o fotoları koyamayacağım, çok fenalar:)

Gecenin sonunda Tarık'ın doğumgününü kutladık (ya utanıyorum söylemeye bir de pasta yedik, ama çok hafif içinde bi tek yağ var, un var, şeker var :)))))) Sonra valla bardak bardak çay içtik de öyle hazmettik dostlar bu ziyafeti. Fakat remezandan sonra hillside'a gidemezsem bütün kuzenlerim Golds'a gidecekmişler, ben de onlarla giderim o zaman. Bu iş böyle olmayacak. Şişman olmayı kabul etmiyorum heeeyyyy.

16 Eylül 2008 Salı

iftar şöleni ziyafeti

Geçen gece muhteşem bir iftar ziyafetine katıldım sevgili seyirciler.

Ziyafeti veren yabancı değil, bizim la capitana kuzenim Tuba idi. Akşam vakti evine vardığımızda kuzeni mutfakta tavalar, tencereler, yiyecekler arasında delirmiş bulduk. Büyük bir tencerede çorba fokuduyor; tavada ballı soya soslu tavuklar kebap oluyor, tezgahın üzerinde kocaman cam bir tabakta da iç pilava benzer, mantarlı üzümlü bir pilav beklemekte idi...


Kuzen adeta bir ahtapota benzemiş, sürekli o tencereden bu tavaya, dolaptan tezgaha uzanıyor, her saniye bir şey karıştırıp, kesip, pişirirken; beri yandan da bize görevler paylaştırıyordu. Ben oturdum 1 adet tam yağlı taze kaşar kalıbını rendelemeye koyuldum. Yelda salataya girişti. Dilek de valla çok çetrefilli birşey yapıyor idi ama anımsayamadım şimdi ne yaptığını .:)) Sonra benim rendelediğim kaşerler tezgahta bekleyen pilavın üzerine döşendi ve pilav fırına verildi oyy oyyyy oyyy, şimdi bile ağzımın suları aktı dostlar.



Bu arada kuzenimin yardımcısı Dadı Maya (e ama böyle söyleyince ne tuhaf oldu ahahahahah) kahvaltılıkları hazırlıyor idi. Fakat yanlışlıkla kanapenin üzerindeki sıcak pidelere oturmasın mı ahaahahahah çığlık atarak yerinden fırladı, salamlarla pastırmaları ayakta dizmeye başladı tabağa, ama bu sefer de kuzenim çığlık atmıştı, çünkü Maya tabağa bir kenarı azıcık kıvrılmış bir salam dilimi koymuş idi. Halbuki kuzenimin iftar yemeğinde her bir salam dilimi kusursuz yuvarlaklıkta olmalıydı. Maya'nın korka korka kestiği tulum peyniri dilimlerini her biri mükemmel birer eşkenar üçgen olmalıydı. Ve tabii süslü tabağın ortasına yerleştirilen minik domates mükemmel büyüklükte olmalıydı.


Bu arada masanın üzerine çoktan arasında beyaz peynirle kızartılmış patlıcanlar, peynirli-domatesli-biberli börek, kırmızı biber salatası ve de pastırmalı humus dizilmiş idi. Ev yapımı kızılcık reçeli yakut gibi, incir reçeli zümrüt gibi parlamaktaydı . Zeytinler Ayvalıktan kırma, hıyarlar Çengelköyden, domatesler arka bahçeden gelmişti. Diğer kahvaltılıkları saymıyorum bile.

Nihayet ezan okundu, üzerindeki şimdi erimiş kaşarı benim rendelemiş olduğum o şahane pilav fırından çıktı, biz de sofradaki harikulade lezzetlerden kam almaya başladık. Fakat o mezelerden, böreklerden, kızartmalardan, kahvaltılıklardan doya doya yiyemedik ki, tam hamle etmiştik, Tuba "SAKIN YEMEYİN, ANA YEMEKLERE YER BIRAKIN" diye panik yaptı, ahahahhaah, hoopp çat diye fırından sıcak pilav, ocaktan ballı tavuklar geldi, fakat o pilavın içine gömüldüm, o kadar nefisti ki, mantarlar ve kuşüzümlerinin verdiği rayiha, üzerinde yumuşacık kaşarla, damağımızda dağıldı, lüp lüp yuttuk pilavı.
Pişirmesi saatler sürmüş olan bu harika yemekleri, işte biz yarım saatte cumburlop midelerimize indirdik. Sonra ıkınıp sıkınmaya başladık tahmin edersiniz. Çıktık arka bahçeye. Çok tatlı bir hava vardı, bir de kuzenimin minik oğluna amcasının hediye ettiği beyaz tavşan kafesinde havuç kemiriyor... Gayet huzurlu bir ortam. Tavşanı da gözümüze kestirdik, semirsin, yılbaşında yiyeceğiz! hahahahaha.
Neyse, laf lafı açtı, sohbet uzadı, derken boş boş konuşmayalım diye çaylar ve de kreması dahi tamamen evde yapılmış framboazlı pasta ikram edildi. Yahu onu da yedik! Üstüne de tablo gibi bir meyve tabağı, şeftali, armut, üzüm, yanında nefis Ege incirleri gelince , eh bütün bu menünün üzerine incirle evlere şenlik bir kapanış yaptık dostlar.
İşte bu ramazanda gittiğim ilk iftar daveti böyle geçmiş idi. Krallara layık bir ziyafet!
Ertesi gün yemekten sarhoş olmuşum kendime gelemedim, hatta sabah kuzenim sesinde en ufak bir yorgunluk belirtisi olmaksızın beni arayarak hayvanat bahçesine davet ettiğinde kendime gelememiş idim. O sebepten hayvanat bahçesine gidemedim. Gitseydim günlüğe yazacak bir maceram daha olacak idi.
Şimdi de gideyim de dondurma yiyeyim o vakit, ağzımız boş durmasın, değil mi?

28 Temmuz 2008 Pazartesi

kuzenler gecesiii

Cumartesi gecesi kuzen kardeşlerimle Taksim'de buluştuk sayın seyirciler.




Nevizade'deki Vera meyhanesine gittik. Aslında kuzenlerim evlenmemişken biz hep Aslanım birahanesine gider idik püahahaha . Tabii şimdi biraz fazla salaş geliyor orası aman da aman.

En üst kattaki teras doluydu, biz de garson oğlana baskı yapmaya başladık, biz sekiz kişiyiz de , çok içeriz de, ayı gibi yeriz de, bizi terasa alll diye. Sonunda terasta yer bulundu oturduk dizildik boncuk gibi, içtik içtik, daha doğrusu kuzenler mariachi vb ince ince takılırken ben arjantinleri devirdim, neyse. Yalnız mutfakta bir sorun vardı , patates gelmek bilmedi dostlar.

Sonra da yağmur başladı ahahahahaha. Ulan bütün yaz 2 kere yağmur yağdı, o da bize denk düştü, buna inanabiliyor musunuz dostlar? Bu sefer biz aşağıya alsana bizi abiee diye garsona yalakalık yaptık sanıyorsanız , hayır. Ama boş bir bira kupasını tepemize açtıkları tentenin akan kısmının altına koyduk, akan çatının altına leğen koyarsın ya onun alkolik versiyonu, ve de kupa doldukça La Capitana kardeşimiz suları şorrr diye terastan aşşağıya boşalttı püahahahaha.



Artık o sular kikim kafasından aşağı boca oldu bilemeyeceğim. Fakat biz çok eğlendik. Hatta Erkan bize muhteşem bir deniz macerasını anlattı. Sonra başka nelerden konuştuk anımsayamadım , arjantinleri fazlaca hızlı içmişim de.
Vera'dan çıktıktan sonra hepimiz koşa koşa taksilere zor bindik, malum evlere tuvalate yetişme belası ahahahahha.

21 Ocak 2008 Pazartesi

nuru yüzüme şevki gözüme

bu gece işten çıktım, gökte böyle testekerlek parlak bir dolunay, şıkır şıkır yıldızlar
ben de gözümü aydedeye dikerek şöyle söyledim:

aya baktım allah
amentü billah
nuru yüzüne, şevki gözüme
bütün günahlarım bülent ersoy'un üstüneee

püaahahahah

işte dün Tolga ve Dilek'e missafir olduk, düğünden sonra ilk ziyaretimizdi, aman ne güzel, ne cici bir ev yapmışlar anlatamam. Kocaman bej koltuklar, pofidik yastıklar, minimalist ve de sade ahşap mobilya. Sonra güzeller güzeli sempatik gelinimiz Dilek bize bir sürü yemek yapmış, sütlü peynirli börek, ıspanaklı börek, kısır, cheesecake, kurabiye, cips, çerez... Bizim nasıl bi aile olduğumuz çözmüş ayol, ahhahaha . Bir de pek hamarat kendisi, helal olsun gelinimize. Tabii Dilek'in bu şovunun üstüne, Obi Wan kuzenimin güzel ve de canayakın sözlüsü Yelda da, hamaratlığımı göstereyim dedi, ay Dilekçim nasıl yardım edeyim sana diyerek mutfağa koştu. Hahahaha şimdi bak arar beni birazdan bunu okuyup . Neyse bense hiç istifimi bozmadan yangelip yayarak oturmaya devam ettim, ne de olsa hamarat olmadığım herkesin malumu. Böylece yedik içtik, üzerine bir film bir de düğün videosu seyrettik. Nasıl fiks menü değil mi, ilk ziyarete gittiğinde düğün videosu izlemek. Tabii söz konusu bizim aile olunca düğün kaseti evlere şenlik hababam sınıfına dönmüş, artık ömürleri boyunca izler izler güler çocuklar. :)))