sünger pizza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sünger pizza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2013 Cumartesi

Bodrum : Tekne Gezisi & Bodrum Kalesi

Bodrum'daki son günümüzde, tatillerin olmazsa olmazı, tekne gezisine katılmaya karar verdik. ETS Tur tekne turu kişi başı 60 lira, sizi alıp Gümbet'e götürüyorlar, tekneye oradan biniyorsunuz. Biz de Bodrum'un içinde adım başı rastladığınız tekne turlarından birine katılalım dedik. Kişi başı 30 lira idi bu turlar. Tekneler de hemen Halikarnas'ın önünden kalkıyor.





Ertesi sabah Halikarnas'a giderek Maradona'nın tekne turunu bulduk. O kadar güzel guletler içinde ceviz kabuğu kadar bir gemicikti bizimki:)) Havlularımızı serdik, ceviz kabuğumuz Bodrum'un yeşillerle çevrili lacivert  sularında yol almaya başladı sallana sallana. Sonra da korkunç bir müzik kulaklarımızı patlatırcasına çalmaya başladı. Efendim, insancıklar müzik istiyormuş. Kafanıza sıçayım sizin müzik isteyenler, o laciverdin ve yeşilin tadını çıkarsanıza mallar!. Ankara'nın bağları, eğer niyetin ciddiyse gel babamdan iste beni niyetin dalgaysa abim öpsün seni gibi evlere şenlik zurnalı türküler çaldıkça yanımızda oturan güneş yüzü görmemiş Ankaralı tombul teyzeler de göbek atmaya başlayınca "hah" dedim. "Behzat Ç'nin pavyonuna döndü gemi"




Tekne bizi önce Karaada'ya götürdü. Burada mağara varmış, ılık su varmış, girişi 6 liraymış falan filan. Kleopatra gelip burada çamur banyosu yapıyormuş, yersen:) Girmedim tabii, mis gibi deniz dururken.



Limandan ayrılıp adanın etrafında dolanmaya başladık. Denizin rengi büyüleyiciydi. İnanamadım gerçekten, bir sürü fotoğraf çektim.





Gerçek mi buuuu????





Adanın arkasında Poyraz burnu Akvaryum koyuna demir attık. Burada habire girip çıktım denize, yeter deyip üşüyüp tekneye çıkıyordum, sonra ısınınca dayanamayıp tekrar atlıyordum. Muhteşem, kumluk, enfes bir koydu burası.









Sonra birkaç koy daha gezdik. Yavaş yavaş güneş alçaldı. O derin lacivert sularda güneş ışığı eridi adeta. Evlere şenlik Ankara türküleri eşliğinde bu harikulade manzaraya veda ettik maalesef.




Perşembe günü otelden çıkışımızı yaptık. Uçağımız taa geceyarısı idi. Önce gidip Mendirek kafede oturduk bir saat. Çay kahve içtik, dondurma yedik. Sonra Bodrum Kalesi'ne girdik.




Kaleyi, 1406'dan 1523'e kadar süren yüz seneden uzun dönemde efsanevi St Jean Şövalyeleri inşa etmiş. Kuleleri, zindanları, şahane sergileri ile saatler boyu zevkle gezebileceğiniz bir müze Bodrum Kalesi Sualtı Arkeoloji Müzesi. Biz tam 4 saat gezdik. Her yere tırmandık, indik, girdik çıktık.










Vaktimiz bol olduğu için yoruldukça tarihi duvarların dibindeki gölgelik banklarda oturduk.
Dinlendik, keyif yaptık. Yavaş yavaş tepelere doğru çıktıkça, güzeller güzeli Bodrum manzarası kendini gözler önüne seriyordu.











Canım annem





Kaleden çıktığımızda akşam olmuştu. Marina boyunca yürüdük, Bodrum'un güzelliklerinden biri de deniz kenarında kaldırımları süsleyen bir sürü heykel. İstanbul'da yok böyle tatlı heykeller.

Aşk

Ahahahah

Kurbağacık

Dalgıç


Marinanın ucunda Sünger Pizza'ya oturduk. Anneme veda ziyafeti güzel bir yemek ısmarlamak istemiştim:)  Biralarımızı tokuşturup saatlerdir gezmekten ağrıyan ayacıklarımızı dinlendirdik:)

Akdeniz Salata

Mantar

Klasik karışık pizza

Dönüşte annemin içinden geldi, aşağıdaki fotoğrafı çekti:



Bizi havaalanına götürecek servise binmeden önce son saatlerimizde bir banka oturup denizi izleyerek Bodrum'a sessizce veda ettik. Bodrum da en güzel gün batımı ile bize güle güle gidin dedi, tekrar gelin.



3 Eylül 2012 Pazartesi

Bodrum Tatili, 1.Kısım

Selam Dostlar:)

Nihayet Bodrum maceralarımızı anlatacağım yazılara sıra geldi, çok heyecanlıyım:)

Bodrum'da bol bol yüzüp güneşlendik, yarımadada gezdik, güzel şeyler yedik. Günübirlik turlarla Rodos ve Kos adalarına gidip nihayet yurtdışına çıkmış olduk uzun aradan sonra. Şeytanın bacağını kırdık yani:)) Tabii bir sürü fotoğraf çektim, bir kaç parçaya ayırıp öyle yazayım diyorum, herşeyi tek yazıya tıkıştırmayayım. Şöyle geniş geniş yayılıp yazalım bakalım:))

Gezilerde kısacık notlar aldığım, topladığım belgeleri içine doldurduğum, eski püskü sevgili seyyahat günlüğüm

Bodrum'da merkezdeki 3 yıldızlı Atrium Otel'de kaldık. Geceliği 80 lira gibi birşeydi, kişi başı. Yeri çok iyi, 5 dakikada yarımada dolmuşlarının kalktığı otogara, 3 dakikada çarşının göbeğine, halk plajlarının başladığı noktaya inebiliyorsunuz. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği fiyata dahil. Kahvaltı çok zengin olmamakla birlikte akşam yemekleri nefisti. Onun dışında çok beklentili gitmemek lazım, ne bileyim sert pikenin gofret deseni popoma çıktı, ufacık sabun vardı, tuvalet kağıdını tek tek bırakıyorlardı, bir kere temizlikçi teyzenin torbasından bir rula çalıp sakladık, o derece:) Dediğim gibi en önemli özelliği merkezi yeri olan ufak bir otel.

Otel rezervasyonunu ETS Tur'da yapmıştık, uçak biletlerini de oradan aldık, THY tabii. ETS'den ise havaalanı-otel transferi satın aldık ve çok memnun kaldık.

Yurt içinde ilk kez uçağa bindim, 1 saat 15 dk sürüyor yol, binmemizle inmemiz bir oldu yani. Bavulları aldıktan sonra ETS görevlileri bizi kapılarda karşılayıp servis aracına bindirdiler ve otelimize gittik. Tarih 20 Ağustos 2012, Pazartesi. Tatilimiz böyle başladı işte.

Eşyalarımızı bırakıp kendimizi çarşıya attık. Her yer tıklım tıklım, hava sıcak, daha kendimize gelememişiz.. Ama çarşı çok renkli ve eğlenceliydi.


En çok çakmacılara şaşırdım, Bodrum deli gibi çakma çanta ve ayakkabı satılan bir merkeze dönmüş dostlar. Hermesler, McQueenler, Chaneller, Miu Miular, Longchampler, Vuittonlar...her markanın en son modelleri, her rengi, her boyunun çakması bütün vitrinleri süslemekte idi. O kadar şaşırmışım ki, fotoğraf çekmemişim bile düşün.

Biz önce sahile inip Halikarnas tarafına doğru yürüdük, gözümüz gönlümüz açıldı



Bu taraf önde halk plajlarının, arkada barların, Leman Kültür'ün vb olduğu kısım

Göt Göte Bar:)

Buradan geri dönüp çarşının içinden geçerek Mendirek tarafına yürüdük, yani kalenin ön kısmı oluyor. Orası acayip esintili, püfür püfürdü, bir de çay bahçesi var, favorimiz oldu tatil boyunca.

Mendirekten çarşıya dönerek Starbucks'ı bulduk, Hadigari'nin girişinin yanında hemen:))) Oturup kahvelerimizi içtik, kendimize geldik:)

İlk akşamımızda, sıra sıra restoranların dizili olduğu Marina tarafına yürüdük. Sünger Pizza'da yemek yedik. Burası pek meşhur, mutlaka gidin demişlerdi. Dedikleri kadar varmış. Dışarıda kuyruk vardı, içeride oturduk. Epey de bekledik ama pizzalar mükemmeldi.



Gece marina cıvıl cıvıldı tabii, biz de şöyle bir gezip tozduktan sonra otele dönüp yatıp uyuduk:)

Bodrum geceleri

21 Ağustos Salı

Tatilin ikinci günü artık karpuzları suya indirme zamanı gelmişti. Halk plajına iniverdik, plajda şemsiye-şezlong ücreti alınmıyor. Ama küçük su 3 lira, kola 6,5 lira. Geçirebildikleri kadar geçiriyorlar yani. Yine de buradan denize girmek çok güzeldi, deniz derin ve tam kaleye karşı yüzmekten büyük keyif aldım.




İlk günden haşlanmak istemiyorduk, akşam biraz erkenden çılgın gibi sıcak güneşten kaçıp Cafe Del Mar'a attık kendimizi. Burası Deniz ile Gökhan'ın aşklarının başladığı yer olduğundan mutlaka gidip dondurma yememizi tavsiye etmişlerdi, aynen öyle yaptık:

Cafe Del Mar'da dondurma keyfi

Bu kafe ilginç bir konsepte sahip. Tam deniz kenarında, masalar koltuklar filan da kumun üzerinde, yani Cafe Del Mar'dan denize girebilir, bütün gün yiyip içerek zevki sefa sürebilirsiniz, bilginiz olsun.

O akşam güneş batarken marinaya indik.



Yine adını çok duyduğumuz Körfez Restoranda balık yemeğe karar vermiştik. Önce mezelerimizi ve kalamarımızı söyledik.




Kocaman bir levreği paylaştık, 3 bira ve 1 kola içtik. 200 lira hesap ödedik. Mekanı pek sevmedik ama, bir kere maç yayınlıyorlardı bangır bangır; ona maruz kaldık. Servis feciydi, herşeyi tek tek söylemek gerekiyor. Ne bileyim kola istiyorsun geliyor, ayrıca bardak istemen gerekiyor, bir daha peçeteyi söylemen gerekiyor falan filan.



22 Ağustos Çarşamba

Çarşamba günü güney sahillerinde geçireceğiniz herhangi bir tatilde muhakkak yapmak gerektiğini düşündüğüm tekne gezisine katıldık. ETS'nin düzenlediği geziyi seçtik biz, otelden tekneye, tekneden tekrar otele transfer var diye. Yoksa Bodrum'da yapılan pek çok geziden birine katılabilirsiniz. Eminim, meşhur kaptanların düzenlediği, geyikleri yıllarca unutulmayan geziler vardır, o kaptanları bulursanız o gemilerle çıkın tura. Yoksa herhangi biri olur bence. Bodrum yarımadasının her bir koyu o denli büyüleyici güzellikte ki, hangi gemiyle hangi koya gittiğiniz çok da önemli değil bence.


Bizim tur Gümbet'ten başladı. Tatilde çılgınlar gibi sabaha kadar dansedip içmek isterim diyorsanız, Gümbet sizin adresiniz. Hava karardığında buralar neon ışıkları ile ışıl ışıl, gece kulüpleriyle bezeli bir nevi Bodrum'un Lalesi'ne dönüşüyor, bütün turist kızlar sokaklarda:) Biz mendirekte oturup çay içen tipler olduğumuzdan gelmedik Gümbet'e :))))



Gezi teknemiz yola çıkar çıkmaz havlularımızı serip üst kata yerleştik, anlatılmaz güzellikte manzarayı izlemeye koyulduk. Öyle cennet bir memleket ki burası, gelişigüzel basıp çektiğin fotoğraflar bile rüya gibi görünüyor



O lacivert sular, denizin üzerinde parlayan güneş tarif edilmez güzellikler sunuyor bizlere.








Teknemiz bizi 5 koya götürdü :

Ada Boğazı
Tavşan Adası
Ortakent Develi Plajı (Camel Beach)
Akvaryum Koyu
Kadınlar Plajı

Koylarda açıklarda demir attık. Gemiden cumburlop serin lacivert sulara daldık, yüzdük yüzdük... Sonra da güneşlendik. Öğlen yemeğini de teknede yedik haliyle.



Yemekten sonra gittiğimiz Ortakent'deki Develi Plajında 1 saat mola verdik. Burası kumsal, sığ bir plaj, develerle gezintiye çıkabilir, su sporları yapabilirsiniz. Tabii adını Camel Beach koymuşlar. Beach lafını da hiç sevmem, plaj işte. Neyse, ufaklıklarla tatil yapıyorsanız burayı deneyin derim.

Develi Plajı





Meşhur develer:))))


Develi'den ayrıldıktan sonra Akvaryum ve Kadınlar koylarına gittik. Akvaryum'da deli gibi balıklar vardı, insanlar suya ekmek attılar, pıtır pıtır suyun üzerine çıktı balıklar, o kadar çoktular. Kadınlar koyu da serin sularıyla içimi ürpertti.





Miss Judy sularda

O akşam tekne turu dönüşü iyice acıkmış ve yorulmuştuk. Yine de marinanın epey ucundaki Cook Shop'a kadar yürüdük, açıkta ve vantilatörün altında güzel bir yer bulduk. Soframızı kurduk:

Parmesanlı roka salatası

Mozarella stick

Antrikot

Yemeğin en güzel noktalarından biri çalan güzelim müzikler diğeri de buz bardaklar idi:) Neyse ben bir kaç tane bira içip "kedimi özlediiimm" diye höykürmeyeydim iyidi:))

Yanmaya başlamışım:)

Yediklerimizi hazmetmek için kalkıp mendireğe yürüdük, çay içtik. Çay bahçesinde yanıma sıska, şirin bir kedicik yanaştı. Ya da benim kedi ayı gibi olduğu için diğer bütün kediler bana sıska geliyor, bilemedim. Onu sevip okşadım da biraz kedi hasretimi yatıştırdım:)))

Kedi sevgisi başka şey:)


Böylece tatilin ilk birkaç günlük kısmını bitirmiş olduk, arkası yarın diyelim o vakit dostlar

xo xo