cook shop bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cook shop bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2012 Pazar

Bodrum Tatili 2.Kısım

Lady Charlotte ile tatil maceralarımızı kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum dostlar. En son tekne gezisinden bahsetmiştim. Gezi çarşamba günüydü. perşembe için gezmeye devam diyerek yarımadanın öbür tarafına geçmeye karar verdik.


23 Ağustos Perşembe

Perşembe sabahı kahvaltımızı yaptıktan sonra kendimizi otogara attık. Bodrum yarımadasının her yerine dolmuşlarla gitmek mümkün. Burada metrobüs yok. Hatta otobüs de yok, her yere dolmuş var. Taksi de tutabilirsin ama buralarda taksi çok pahalı, tutmanızı salık vermem.

Otogarda Yalıkavak dolmuşuna atladık, yarımadayı boydan boya geçtik, 35 dakika sürdü herhalde yol. Dolmuş kişi başı 5 tl.


Otogardan inip kenardan kenardan yürüyerek sahile indik, meşhur yeldeğirmeninin oraya geldik.



Sahil boyu restoranlarla dolu idi, bu yolun sonunda ise mavi bayraklı plajlar başlıyordu.



Bu plajlarda da, şezlonga, şemsiyeye para almıyorlar. Ancak yiyip içmek, küçük suya 3 lira vermek zorundasınız. Sahil boyu bir sürü plajda denize girebilirsiniz, biz en baştaki Dede restoranın plajından girdik.




Yalıkavak esintili ve dalgalı, su derinlerde daha güzel. Dalgalardan yosun vs gelebiliyor sahil kısmına. Akşama doğru ise güneşin suyun üstüne vurmasıyla harikulade görünüyor Yalıkavak mendireği.



Yaz tatilinde en sevdiğim şeylerden biri de denizden çıkıp buz gibi bira içip patates kızartması yemektir, kim sevmez ki bunu? Zaten tatildeyiz deyip rejimi bir kenara bıraktık, oooh aldık şezlonga patatesleri, biraları, denize karşı keyif yaptık, yayılıp yattık:))




Güneşe karşı korunmayı ihmal etmedik elbette. İlk hafta Ambre Solaire 15 koruma faktörlü yağ ile güneşlendim. Sonraki hafta ise sadece 4 koruma faktörlü ve de mis kokulu Hawaiian Tropic ile yandım. Tabii önceden güneşlenmiştim, bembeyaz değildim. Sonunda güzel bir kahverengim oldu:))  Gerçekten Nicole Kidman gibi bembeyaz ve narin olan Lady Charlotte 50 faktör ile güneşlendi, gölgede oturdu, dikkat etti kendine. Ama nihayet o da Hawaiian'ı sürüp altın bronz rengine kavuşmuştu:)




Akşam olunca toparlanıp çarşı içine girdik. Yalıkavak çarşısında Bodrum'daki çakmabaşlar yok idi, çoğunlukla elde yapılmış süsler, objeler, kıyafetler, rengarenk takılar vardı. Cıvıl cıvıl, renkli bir çarşı:

Nazar boncuğu ağaçlar










Çarşıdan kendime topik bir baykuş aldım. El yapımı dediler, 25 tl dediler. Eyvallah dedim:

Sağdaki topik baykuş Yalıkavak'tan, minnak kağıt ağırlığı baykuş Kos'tan:)

Yalıkavak'a gittiğimiz gün havanın en sıcak olduğu günlerdendi sanırım, akşam bitmiş vaziyette idim. Yorgunluktan kendimden geçmişim. Merkeze döndüğümüzde güç bela marinaya kadar yürüdüm, yemekte ağzımı bıçak açmadı, ıhhh ıhhh diye inledim:))

Marinadaki Cook Shop'a giderek köfte-piyaz yedik, gayet güzeldi.



Yemekten sonra son kalan enerjimizle Bitez Dondurma'ya yürüdük. Bodrum'a gidip burada dondurma yemeyeni dövüyorlarmış. Gerçekten nefis ve acayip çeşitleri var; mandalinalı, balbademli, kanyaklı, tahin pekmezli vs vs. 6 minik kaşık 10 tl. Önce 6 kaşık dediklerinde çok zannettik ama değilmiş meğersem:)) Yani iki porsiyon bile yiyebilirsiniz, haberiniz olsun:)



24 Ağustos Cuma

Cuma akşamı süper bir planımız vardı : MFÖ Bodrum konserine gidecektik! O yüzden otele yakın kalalım dedik ve kale manzaralı halk plajından denize girdik. Burada yüzmeye bayıldığımı söylemiş miydim? Su derin ve capcanlı, o güzelim Bodrum kalesini izleyerek yüzmek de harikulade bir zevk.


Lady Charlotte

Miss Judy Abbott

Akşam üzeri otele gitmeden yemek yiyelim diyerek, Bodrum'da yemeyeni dövdükleri bir diğer meşhur yiyeceği, sebzeli döneri denemeye karar verdik. Bunun en ünlüsünü ve de orijinalini Şirin Sebzeli Dönercisi yapıyor imiş. Biz çok beğendik bu biberli mimerli, havuçlu mavuçlu süslü döneri.

Şirin sebzeli döner

Şirin sebzeli döner

Bodrum'da Çarşı içinden yürürken, gözden kaçırmanızın imkansız olduğu muhteşem bir vitrin var: Yunuslar Karadeniz Pastanesi . Birbirinden güzel tatlı, tuzlu, bol taze meyvalı muhteşem yiyeceklerin rengarenk dizildiği vitrini görüp de, o tatlılardan denememek imkansızdı dostlar.


Yunuslar Karadeniz Pastanesi

Tuzlular


Büyüleyici meyveler



Tatlılarımızı paketletip otele yürürken, oje almak için ufak bir dükkana girdik. Flormar yoktu, adını sanını duymadığım Elanor marka ojeler vardı. Aman nolacak deneyelim, diyerek en kırmızısından aldım, aseton ve pamuk da aldım ama hiçbirinin markasını bilmiyordum.. Fotoğraflarını çektim o yüzden:)

Elanor oje

Otelde yıkanıp paklanıp oje sürdükten sonra (rengi ve kalıcılığı epey iyi çıktı bu arada Elanor ojenin), Yunuslar Pastanesinden aldığımız muhteşem tatlılara gömülme zamanı gelmişti dostlar. Sizi temin ederim, ben böyle bir şey yememiştim daha önce. Dibinde çikolatalı kek ve krema; üzerinde ise nefis meyveler döşeli, harikulade bir tat geçişmesi yaratmışlar. Meyvelerin içinde top şeklinde kavun ve karpuz olması ise tatlının doruk noktası idi. Kendimizden geçerek yedik bu meyvalıyı.

Yunuslar Pastanesinin meşhur "meyvalı"sı

Giyinip süslendikten sonra artık konsere gitmek için hazırdık. Bileti oteldeki ETS görevlisi Orhancık ayarlamıştı bize, tabii her zamanki gibi transferimiz de vardı. Konser Yalıkavak Palmarina'daki amfi tiyatroda yapılacaktı. Böylece bir kere daha yarımadayı boydan boya geçerek güzel Yalıkavak'a geldik. Amfinin üstünde, sahnenin karşısındaki yerlerimize yerleştik. Bu arada birileri yerimiz çok arka diye dırdırlanmaya başladılar. Halbuki tepeden sahneyi gayet güzel gördüğümüz tam orta sırada bir yerdeydik. Sanki stadyumdayız, teallaam, ufak bir amfi tiyatro işte. Neyse. Alkış kıyamet derken babalar sahneye çıktılar ve konsere bomba gibi Ele Güne Karşı ile başladılar:)




Sanki bir nevi greatest hits konseriydi, bütün klasik, bildiğimiz şarkıları söyledi babalar. Başlarda biraz durgun görünseler de sonradan inanılmaz açıldılar. Mazhar karizmatik sesini özellikle Yandım Yandım söylerken konuşturdu, o şarkı çok yakışıyor Mazhar'ın sesine. Özkan grubun bir nevi Freddie'si idi, kırmızı pantolonu ile  sürekli kıçını sallaya sallaya dans ederek çaldı gitarını, izleyicileri coşturdu, bilhassa Olduramadım söylerken:) Ses çalışması yaptırttı izleyicilere her zamanki gibi. Zaten ondan sonra grup da coştu, seyirciler de:)



Fuat ise ayrı bir alem, konserin büyük bölümünde kendi köşesinde ağır abiler, kimseye bulaşmadan çaldı, hiç iletişime girmedi. Ne izleyicilerle ne de grupla. Aaa dedim, Fuat'a küsmüşler mi, onunla da oynasınlar, diye söylendim ama sonlara doğru o da bir açıldı, coştu ki, sormayın. Enfes bir konser yaşattı babalar bize, sağolsunlar. Finalde Ali Desidero ile coşturup sahneden ayrıldılar, tabii bis yaptırdık. Ancak o zaman Bodrum Bodrum'u söylediler, eh herhalde özellikle böyle ayarlamışlardır diye düşünüyorum. En son da Sude Sude Sude diye çıldırarak konseri kapattık. Mükemmel bir geceydi:)



Bodrum tatilinde en zevkli şeylerden biri de, gece 1'e kadar açık olan mağazalardan alışveriş yapabilmek idi dostlar. Gündüz çok sıcak, herkes denizde. Akşam akın akın çarşıya, barlar sokağına iniyor insanlar. Mağazalar da geç saatlere kadar açık duruyorlar işte. Biz de yolumuzun üstündeki mağazalara girip çıktık, her gece otele dönerken dükkan gezdik. Afrodit'ten birkaç kıyafet ile LTB'nin 10 liralık tişörtlerinden aldık, öyle deli gibi alışveriş etmedik. Ama gece mağaza gezebilmek hoşumuza gitti, bundan da bahsedeyim dedim:)

Bir sonraki yazıda günübirlik Rodos seyahatimizi anlatacağım:)

xo xo


3 Eylül 2012 Pazartesi

Bodrum Tatili, 1.Kısım

Selam Dostlar:)

Nihayet Bodrum maceralarımızı anlatacağım yazılara sıra geldi, çok heyecanlıyım:)

Bodrum'da bol bol yüzüp güneşlendik, yarımadada gezdik, güzel şeyler yedik. Günübirlik turlarla Rodos ve Kos adalarına gidip nihayet yurtdışına çıkmış olduk uzun aradan sonra. Şeytanın bacağını kırdık yani:)) Tabii bir sürü fotoğraf çektim, bir kaç parçaya ayırıp öyle yazayım diyorum, herşeyi tek yazıya tıkıştırmayayım. Şöyle geniş geniş yayılıp yazalım bakalım:))

Gezilerde kısacık notlar aldığım, topladığım belgeleri içine doldurduğum, eski püskü sevgili seyyahat günlüğüm

Bodrum'da merkezdeki 3 yıldızlı Atrium Otel'de kaldık. Geceliği 80 lira gibi birşeydi, kişi başı. Yeri çok iyi, 5 dakikada yarımada dolmuşlarının kalktığı otogara, 3 dakikada çarşının göbeğine, halk plajlarının başladığı noktaya inebiliyorsunuz. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği fiyata dahil. Kahvaltı çok zengin olmamakla birlikte akşam yemekleri nefisti. Onun dışında çok beklentili gitmemek lazım, ne bileyim sert pikenin gofret deseni popoma çıktı, ufacık sabun vardı, tuvalet kağıdını tek tek bırakıyorlardı, bir kere temizlikçi teyzenin torbasından bir rula çalıp sakladık, o derece:) Dediğim gibi en önemli özelliği merkezi yeri olan ufak bir otel.

Otel rezervasyonunu ETS Tur'da yapmıştık, uçak biletlerini de oradan aldık, THY tabii. ETS'den ise havaalanı-otel transferi satın aldık ve çok memnun kaldık.

Yurt içinde ilk kez uçağa bindim, 1 saat 15 dk sürüyor yol, binmemizle inmemiz bir oldu yani. Bavulları aldıktan sonra ETS görevlileri bizi kapılarda karşılayıp servis aracına bindirdiler ve otelimize gittik. Tarih 20 Ağustos 2012, Pazartesi. Tatilimiz böyle başladı işte.

Eşyalarımızı bırakıp kendimizi çarşıya attık. Her yer tıklım tıklım, hava sıcak, daha kendimize gelememişiz.. Ama çarşı çok renkli ve eğlenceliydi.


En çok çakmacılara şaşırdım, Bodrum deli gibi çakma çanta ve ayakkabı satılan bir merkeze dönmüş dostlar. Hermesler, McQueenler, Chaneller, Miu Miular, Longchampler, Vuittonlar...her markanın en son modelleri, her rengi, her boyunun çakması bütün vitrinleri süslemekte idi. O kadar şaşırmışım ki, fotoğraf çekmemişim bile düşün.

Biz önce sahile inip Halikarnas tarafına doğru yürüdük, gözümüz gönlümüz açıldı



Bu taraf önde halk plajlarının, arkada barların, Leman Kültür'ün vb olduğu kısım

Göt Göte Bar:)

Buradan geri dönüp çarşının içinden geçerek Mendirek tarafına yürüdük, yani kalenin ön kısmı oluyor. Orası acayip esintili, püfür püfürdü, bir de çay bahçesi var, favorimiz oldu tatil boyunca.

Mendirekten çarşıya dönerek Starbucks'ı bulduk, Hadigari'nin girişinin yanında hemen:))) Oturup kahvelerimizi içtik, kendimize geldik:)

İlk akşamımızda, sıra sıra restoranların dizili olduğu Marina tarafına yürüdük. Sünger Pizza'da yemek yedik. Burası pek meşhur, mutlaka gidin demişlerdi. Dedikleri kadar varmış. Dışarıda kuyruk vardı, içeride oturduk. Epey de bekledik ama pizzalar mükemmeldi.



Gece marina cıvıl cıvıldı tabii, biz de şöyle bir gezip tozduktan sonra otele dönüp yatıp uyuduk:)

Bodrum geceleri

21 Ağustos Salı

Tatilin ikinci günü artık karpuzları suya indirme zamanı gelmişti. Halk plajına iniverdik, plajda şemsiye-şezlong ücreti alınmıyor. Ama küçük su 3 lira, kola 6,5 lira. Geçirebildikleri kadar geçiriyorlar yani. Yine de buradan denize girmek çok güzeldi, deniz derin ve tam kaleye karşı yüzmekten büyük keyif aldım.




İlk günden haşlanmak istemiyorduk, akşam biraz erkenden çılgın gibi sıcak güneşten kaçıp Cafe Del Mar'a attık kendimizi. Burası Deniz ile Gökhan'ın aşklarının başladığı yer olduğundan mutlaka gidip dondurma yememizi tavsiye etmişlerdi, aynen öyle yaptık:

Cafe Del Mar'da dondurma keyfi

Bu kafe ilginç bir konsepte sahip. Tam deniz kenarında, masalar koltuklar filan da kumun üzerinde, yani Cafe Del Mar'dan denize girebilir, bütün gün yiyip içerek zevki sefa sürebilirsiniz, bilginiz olsun.

O akşam güneş batarken marinaya indik.



Yine adını çok duyduğumuz Körfez Restoranda balık yemeğe karar vermiştik. Önce mezelerimizi ve kalamarımızı söyledik.




Kocaman bir levreği paylaştık, 3 bira ve 1 kola içtik. 200 lira hesap ödedik. Mekanı pek sevmedik ama, bir kere maç yayınlıyorlardı bangır bangır; ona maruz kaldık. Servis feciydi, herşeyi tek tek söylemek gerekiyor. Ne bileyim kola istiyorsun geliyor, ayrıca bardak istemen gerekiyor, bir daha peçeteyi söylemen gerekiyor falan filan.



22 Ağustos Çarşamba

Çarşamba günü güney sahillerinde geçireceğiniz herhangi bir tatilde muhakkak yapmak gerektiğini düşündüğüm tekne gezisine katıldık. ETS'nin düzenlediği geziyi seçtik biz, otelden tekneye, tekneden tekrar otele transfer var diye. Yoksa Bodrum'da yapılan pek çok geziden birine katılabilirsiniz. Eminim, meşhur kaptanların düzenlediği, geyikleri yıllarca unutulmayan geziler vardır, o kaptanları bulursanız o gemilerle çıkın tura. Yoksa herhangi biri olur bence. Bodrum yarımadasının her bir koyu o denli büyüleyici güzellikte ki, hangi gemiyle hangi koya gittiğiniz çok da önemli değil bence.


Bizim tur Gümbet'ten başladı. Tatilde çılgınlar gibi sabaha kadar dansedip içmek isterim diyorsanız, Gümbet sizin adresiniz. Hava karardığında buralar neon ışıkları ile ışıl ışıl, gece kulüpleriyle bezeli bir nevi Bodrum'un Lalesi'ne dönüşüyor, bütün turist kızlar sokaklarda:) Biz mendirekte oturup çay içen tipler olduğumuzdan gelmedik Gümbet'e :))))



Gezi teknemiz yola çıkar çıkmaz havlularımızı serip üst kata yerleştik, anlatılmaz güzellikte manzarayı izlemeye koyulduk. Öyle cennet bir memleket ki burası, gelişigüzel basıp çektiğin fotoğraflar bile rüya gibi görünüyor



O lacivert sular, denizin üzerinde parlayan güneş tarif edilmez güzellikler sunuyor bizlere.








Teknemiz bizi 5 koya götürdü :

Ada Boğazı
Tavşan Adası
Ortakent Develi Plajı (Camel Beach)
Akvaryum Koyu
Kadınlar Plajı

Koylarda açıklarda demir attık. Gemiden cumburlop serin lacivert sulara daldık, yüzdük yüzdük... Sonra da güneşlendik. Öğlen yemeğini de teknede yedik haliyle.



Yemekten sonra gittiğimiz Ortakent'deki Develi Plajında 1 saat mola verdik. Burası kumsal, sığ bir plaj, develerle gezintiye çıkabilir, su sporları yapabilirsiniz. Tabii adını Camel Beach koymuşlar. Beach lafını da hiç sevmem, plaj işte. Neyse, ufaklıklarla tatil yapıyorsanız burayı deneyin derim.

Develi Plajı





Meşhur develer:))))


Develi'den ayrıldıktan sonra Akvaryum ve Kadınlar koylarına gittik. Akvaryum'da deli gibi balıklar vardı, insanlar suya ekmek attılar, pıtır pıtır suyun üzerine çıktı balıklar, o kadar çoktular. Kadınlar koyu da serin sularıyla içimi ürpertti.





Miss Judy sularda

O akşam tekne turu dönüşü iyice acıkmış ve yorulmuştuk. Yine de marinanın epey ucundaki Cook Shop'a kadar yürüdük, açıkta ve vantilatörün altında güzel bir yer bulduk. Soframızı kurduk:

Parmesanlı roka salatası

Mozarella stick

Antrikot

Yemeğin en güzel noktalarından biri çalan güzelim müzikler diğeri de buz bardaklar idi:) Neyse ben bir kaç tane bira içip "kedimi özlediiimm" diye höykürmeyeydim iyidi:))

Yanmaya başlamışım:)

Yediklerimizi hazmetmek için kalkıp mendireğe yürüdük, çay içtik. Çay bahçesinde yanıma sıska, şirin bir kedicik yanaştı. Ya da benim kedi ayı gibi olduğu için diğer bütün kediler bana sıska geliyor, bilemedim. Onu sevip okşadım da biraz kedi hasretimi yatıştırdım:)))

Kedi sevgisi başka şey:)


Böylece tatilin ilk birkaç günlük kısmını bitirmiş olduk, arkası yarın diyelim o vakit dostlar

xo xo