sabancı müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabancı müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2014 Cumartesi

Joan Miro

Geçen hafta bayram tatilinde, Zekish bizi Sabancı Müzesindeki Joan Miro sergisine götürdü dostlar:)

Miro sergisi SSM'nin iki katına yayılmış. İlk kattaki çizimlerden hiç birşey anlamadım:( İkinci kattaki resimler güzeldi, çizgi film gibi rengarenk, neşeli, sevimli şeyler. Gelgelelim, ne olduklarını yine de göremiyorduk. Misal bir eserin önünde epey sanatsal bi tartışma yaşadık, Lady Charlotte baykuş olduğunu iddia ederken bendeniz kedi diye ısrar ettim. Sonradan meğersem kunduz mu, su samuru mu neymiş,öğrendik doğrusunu.




Sergide en sevdiğim, Miro'nun Personnage - Kişi isimli çalışması oldu.








Müzenin 3. katında ise sürekli sergilenen o güzelim Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resimleri sergisi vardı. Buraya her geldiğimde bu tabloları izlemekten büyük mutluluk duyuyorum.


Nazmi Ziya Güran'ın Taksim Meydanı tablosuna bayılıyorum. 1935 senesinde topuklu ayakkabılarıyla meydanda gezen şapkalı, eldivenli hanımlar... Günümüzde ise meydan dümdüz edilip betonarme bir cehenneme çevrildi, seviye yerlerde:(





 Müzenin kırmızı salonuna bayılıyorum. İşte Türk resminde karpuzun yeri ve önemi :





Bunlar da diğer güzellerden bir kaçı. Bazılarını azıcık yamuk çekmişim, artık kusura bakmazsınız.


FEYHAMAN DURAN - SARI ÇİÇEKLER


HALİL PAŞA - PEMBELİ KADIN


HALİL PAŞA - ŞAKAYIKLAR VE KADIN

İBRAHİM ÇALLI - HAMAKTA UZANMIŞ KADIN



İBRAHİM ÇALLI - KAMELYALI NATÜRMORT



İZZET ZİYA - DENİZ KIYISINDA KIZ


SAMİ YETİK - DENİZ


Çıkışta müze mağazasından en sevdiğim resmin bir kopyasını aldım. Kitaplığın tepesine yerleştirdim ama her yer Star Wars dolu olduğu için enteresan bir karışım meydana geldi:




Akşam da Lady Charlotte bizi Ortaköy'e kumpir yemeye götürdü. Allahııım, sanki bütün Istanbul, bayramın son akşamı kumpire aşermişti dostlar! Ne kalabalıktı anlatamam. Olsun biz yine de kısırlı, mısırlı, amerikanlı kumpirlerimizi alıp bir köşede yemeyi becermiştik.


Joan Miro sergisini Sabancı Müzesinde 1 Şubat 2015'e kadar gezebilirsiniz.


xo xo

6 Ekim 2013 Pazar

Sanatın Moderninden Hiç Hazetmiyorum : Anish Kapoor

Real Fiesta bloggerları olarak yeni bir kültür mantarı aktivitemizle karşınızdayız benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim.

Günlerdir bangır bangır "Anish Kapoor Istanbul'da" ilanlarını görünce, tabii Sabancı Müzesindeki bu sergiyi kaçırmayalım dedik ve Aşiyan yollarında buluşup bu Boğaziçi manzaralı harikulade müzeye gittik. Gitmeden önce de Wikipedia'dan baktık, kimdir nedir bu Anish Kapoor? Açıkçası adını sanını evvelden hiç duymamış idik.

Sergi girişinde, bahçede kocaman devasa Gök Ayna bizi karşıladı. Gökyüzünü yansıtan içbükey çelikten bir kase ama kapı kadar. Karşısına geçip fotoğraf çektik, ne yazık ki arkadaşımda kaldı o fotoşlar.

Fakat bu yekpare içbükey eserden sonra başımıza geleceği az buçuk anlamıştık. Ağır ağır binaya girdik ve sanatçının eserleri ile tanıştık.

Kocaman mermer blok içine yarık açmış bir tane, adı Mezar



Duvarların içine uzanıp giden helezoni delikler var... Biz buna "İçine girdiğin küçük, ıslak deliği yeni bir dünya mı sandın?" adını uygun gördük.

Lady Charlotte eseri vaftiz ederken:)

Kafamızı mermer blokların içine oyulmuş deliklere sokup "böööö" diye bağırdık, o kadar gülüp eğlendik ki güvenlikten azar işittik. Az kalsın kovulacaktık. Fakat 15 lira bilet parası vermiştik, sevsek de sevmesek de gezecektik bu sergiyi, sesimizi kısıp devam ettik yola:)







Bu neee???

Madem anlamadık, fotoğrafını çekelim:)

Yarıklar, delikler, çıkıntılar..... Serginin teması "Kutsal Kase" olsa gerekti.



Bu arada Anish Kapoor'un eserlerinin fiyatı 500.000 Eurodan başlıyormuş gençler.

Boydan boya sapsarı delikle kaplı duvar çok güzeldi. Sergiyi gezen herkes bu eserin önünde facebook profil fotosu çekiyordu:))

Eda, Miss Judy, Lady Charlotte, Zekish

Ve en vurucu eser, mor kadife kaplı taşlar en sona saklanmıştı :

Küçük şirin pepildekler

Bu sene bienale de gitmeyeceğiz. Bu kadar modern sanat bize yetti de arttı sevgili dostlar.

Hani karşıdan filan kalkıp gelmeyi düşünenler varsa diye fotoğrafları çektim, bu tarz eserleri var Anish Kapoor'un işte.

Sanat dolu bir hafta dilerim:)

xo xo

22 Nisan 2012 Pazar

Rembrandt Sergisi ve Terkos Pasajı Ganimetleri

Dün sabah İstanbul'a deli gibi yağmur bastırmıştı. Amaan dedim ne güzel gezecektik bu yağmur ne? Bildiğin sel aktı mahalleden... Neyse öğlen hava açtı, biz de Lady Charlotte ile Sabancı Müzesindeki "Rembrant Ve Çağdaşları" sergisine gittik.

Klasik yağlıboya tablolar yüzyıllar öncesinin zengin Amsterdan burjuvalarını olduğu kadar gündelik hayatı ve Hollanda'nın doğa manzaralarını da anlatıyordu. Beğendik. Sanatın moderni yerine klasiğini her zaman tercih etmişizdir zaten.






elbisedeki detayları sevdik


yemeğini kedisiyle paylaşan kadın

gömleğin kollarına bayıldık


kıyafete hayran olduk

Ama bizi en çok etkileyen ve ağzımızı açık bırakan eserler, alt kattaki tuval üzerine mürekkep ile yapılmış deniz manzaraları oldu:



Bunlar kocaman tablolar ve sanatçı Willem van de Velde; bunları mürekkepli kalemle taramalar yaparak meydana getirmiş. Minicik bir karikatürün taramasını yapmak bile ne kadar uzun sürüyor, bu tabloları kimbilir ne kadar zamanda bitirmiştir? Hayran kaldık.

Galeride aynı zamanda Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi sergisi de bulunmakta idi. Şeker Ahmet Paşa'dan İbrahim Çallı'ya klasik Türk resimlerini görmek hoştu. En çok sevdiğimiz tablo ise 1940'ların Taksim Meydanını betimleyen eser oldu :



Bakınız Taksim Meydanı yeşillikler içinde, şapkalı pek şık hanımlar rahatça geziniyorlar. Meydan pek derli toplu ve sıcak görünüyor. Ah nasıl beğendim bu tabloyu anlatamam.

Sergiden çıkınca restoranda oturup birer kahve içtik. Sonra da dışarıda bir bank bulup müzenin manzarasının tadını çıkarttık. Güneş tepemizde parlar, Boğaz en lacivert haliyle önümüzden akarken; karşı tepelerde mosmor açan erguvanlar; İstanbul'un eşssiz güzelliğinin asla kaybolmayacağını müjdeliyordu adeta.





Günün sürprizi: Lady Charlotte dövme yaptırdı, hem de sahici:

The Girl With The Bird Tattoo

 Lady Charlotte'ın gözünden Miss Judy :

En sevdiğim fotoğrafım oldu bu
Müzeden çıkıp Lady Charlotte'ın arabasına atladık ve doğal mekanımız Taksim'e geldik. Açlıktan ağzımız koktuğu için önce Midpoint'e oturup bir güzel yemek yedik. Ben burger mi yesem diye düşünürken Lady Charlotte fajita önerdi. Bizim masamızda biri fajita yerse diğeri de daima ona uyar yoksa çok fena kokuyor namussuz:)) O yüzden ikimiz de fajitaya gömüldük, pek iyi oldu, aç karımız doydu:))



Yemekten sonra restoranın da sıcaklığıyla bize bir ağırlık çöktü sormayın. Kalkıp biraz yürüdük. Bershka'ya bakıp kendimizi Terkos pasajına attık. Lady Charlotte ile Zekish geçen hafta buradan denim gömlek almışlardı hatırlarsanız. Aynısından ben de aldım, çok güzeldi:

Denim gömlek 35 TL

Gömleğin içine de gençliğimde en sevdiğim grup olan Guns N Roses logolu tişört aldım:

Guns N Roses baskılı tişört 10 TL

Bir tane de çok şirin Miki Fareli baskılı tişört kaptım:

Mickey ve Minnie baskılı tişört 10 TL

İstiklalde biraz daha yürüdükten sonra kalabalıktan bunalıp kendimizi Ara Kafeye attık. Galiba çok fazla turist vardı, her zamankinden daha kalabalık geldi bana cadde. Ara Kafede kahvelerimizi içtikten sonra da artık ayaklarımız gezmekten ağrımış vaziyette evlere dağıldık:)

Yarın da iş olmadığı için bugün Pazar akşamı bunalımı yaşamayacağız, aksine bu gece Behzat amirimin düğünü var, içip içip coşacağız:))

Bakalım yarın da nereleri gezeceğiz?

İyi tatiller dostlar

xo xo

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Boğaz'da Pazar günü & Sabancı Müzesi

Pazar sabahı Real Fiesta ekibi olarak Hisar'daki Sade Kahve'ye kahvaltıya gittik dostlar. Sade Kahve bizce sahil boyundaki en lezzetli kahvaltıyı veren mekan, daima ilk tercihimiz oluyor. Dün sabah da dolu dolu kahvaltı tabağını paylaşıp keyfimize göre yumurtalar yedik, ben sucuklu yumurta yedim, Lady Charlotte menemen yedi, Zekish de menemen yedi galiba di mi Zekish? :) Çaylarımızı içtik, üzerine birer Türk kahvesi patlattık. Türk kahvesi çok bal gibi tatlı geldi, içim bayıldı yahu. Hava esintili, güneş tam sevdiğim gibi denizin üzerinde parıldıyordu. Ama Lady Charlotte'dan berbat fotoğraf çektiğimi ve kompozisyonumun otur sıfır! olduğunu öğrendiğim için foto çekmeye cesaret edemedim:)



Yiyip içip sıcakta gevşemeye başlayınca Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki EFSANE İSTANBUL sergisini görmeye gittik sevgili dostlar. Sergi 26 Eylül'e kadar devam edecek, giriş ücreti 10 TL, mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum dostlar. Yaşadığımız bu eşsiz kentin binlerce yıllık tarihini bir parçacık da olsa gözler önüne seren, oldukça zengin bir sergi. Türkiye'den ve dünyadan çeşitli müzelerden İstanbul'un tarihçesinde yer etmiş parçalar toplanmış. Topkapı Sarayından hatırlayacağınız Osmanlı dönemi eserleri olduğu gibi; Berlin'den, Vatikan'dan, Atina'dan gelen hiç bilmediğimiz Bizans dönemi eserleri de mevcut. Sergi odalarından birine yapılan kubbe şaheser olmuş, kubbenin altında sıralar var, kubbenin iç kısmına da İstanbuldan çeşit çeşit kubbe içi görüntüleri yansıtılıyor, izlerken o mekanlara gitmiş gibi oluyorsunuz. Serginin girişinde İstanbul kentinin tarihini anlatan ve aslında sergiyi de özetleyen film mükemmeldi, bin yıl önceki İstanbul'un canlandırmasının içine girmiş gibi hissettim. Bir de serginin en çıkışında kocaman panoramik ekranlarda fotoğraf gösterimi yapılıyordu, İstanbul fotoğrafları... bayıldım.


Tabii müzeye gitmişken Gift Shop'a uğramamak olmaz, en sevdiğimiz yer:)))

Kendime şu kitabı aldım :


Tanıtım metninden alıntı yapıyorum :


Haris Spataris, 1906, İstanbul Fener doğumlu. Ailesi 1922'de Yunanistan'a göç etmiş. Çocukluğuna ait ilk anılar Balkan Savaşı'nın mahallesinde yarattığı gerginliklere, İstanbul'a yığılan muhacirlere ilişkin. Bu kitap, Haris Spataris'in anlattığı Fener'in sokakları adım adım dolaşılarak hazırlandı. Döneme ait fotoğrafların yanı sıra günümüzü yansıtan fotoğraflara da yer verildi. Jacques Pervititch'in hazırladığı, Fener'e ait 1929 tarihli sigorta haritalarının birkaçı da kitaba eklendi. Böylece, okur Haris'in anlattığı 1906–1922 Fener'ini gözünde daha iyi canlandırabilecek, hatta isterse, dokusu hemen hemen hiç değişmeyen mahallenin sokaklarında bir gezintiye bile çıkabilecek. Bu kitap, okurları için aynı zamanda bir gezi rehberi.

xo xo