Nitekim çok stresli bir ayı bitirmenin mutluluğu içindeyim. Bitmiş olmasını umuyorum yani. Şirketin finansmanıyla ilgili işlerimi hallettim, ama hala isteyecekleri şeyler olabilir. En zorlayan kısım geçti ama. Bundan sonra Eylül böylesi zorlu geçer herhalde.
Çok bunaldım gerçekten haftalardır, büyük patron bile kalkıp İstanbul'a geldi; telefonlar susmak bilmedi, toplantılar, açıklamalar, küçük patronun yanardönerlikleri derken saçlarımdaki beyazlar çoğaldı. Para stresi gibi pis bir stres daha var mı ya? Hem de para benim param değil, işin moktan tarafı bu. Elalemin parasının derdi beni gerdi, bi de bu kadar sıkıntıya 2 aydır maaş almadık, avans bile vermediler. Borçlarımız ödeyemedik. Allahım, ben de beceriksizim herhalde, yeni bir iş bulup kaçamadım. Bu kısırdöngüde kafam sıkışarak dönüp durdum.
Günlerdir olan biten bu, başka hiç birşey yok. Bir turuncu oje bile alamadım. Kızçelerle buluşamadık. Şu hafta içi buluşmalarımızın kesintiye uğraması çok yazık oldu. Belki bu akşam buluşuruz da ben de kabus görmem.
Sonuçta dün geceyi Mösyö Poirot ile geçirdim. Dostumuzun yılan zehiriyle işlenen bir cinayeti çözdüğü filmi izleyip yatınca haliyle sabaha karşı karabasan bastı. Poirot ile bir odaya hapsolmuştuk. Dışarıda büyük bir tehlike bize saldırmak üzereydi. Odanın iki ucunda birer kapı vardı. Poirot kapılardan birini kilitledi ama ben çığlık çığlığa bağırırken diğer kapının kilidinden odaya korkunç bir yılan girdi. Çok korkarım yılandan. O korkuyla uyandım, daha da uyuyamadım, hala da başım ağrıyor dostlar, üzerinize afiyet.
xo xo
Sansüre karşı bildirimiz : Bloguma Dokunma!
Blogları özgürce okuyabilmek için lütfen destekleyin : http://www.facebook.com/blogumadokunma



