28 Temmuz 2008 Pazartesi

kuzenler gecesiii

Cumartesi gecesi kuzen kardeşlerimle Taksim'de buluştuk sayın seyirciler.




Nevizade'deki Vera meyhanesine gittik. Aslında kuzenlerim evlenmemişken biz hep Aslanım birahanesine gider idik püahahaha . Tabii şimdi biraz fazla salaş geliyor orası aman da aman.

En üst kattaki teras doluydu, biz de garson oğlana baskı yapmaya başladık, biz sekiz kişiyiz de , çok içeriz de, ayı gibi yeriz de, bizi terasa alll diye. Sonunda terasta yer bulundu oturduk dizildik boncuk gibi, içtik içtik, daha doğrusu kuzenler mariachi vb ince ince takılırken ben arjantinleri devirdim, neyse. Yalnız mutfakta bir sorun vardı , patates gelmek bilmedi dostlar.

Sonra da yağmur başladı ahahahahaha. Ulan bütün yaz 2 kere yağmur yağdı, o da bize denk düştü, buna inanabiliyor musunuz dostlar? Bu sefer biz aşağıya alsana bizi abiee diye garsona yalakalık yaptık sanıyorsanız , hayır. Ama boş bir bira kupasını tepemize açtıkları tentenin akan kısmının altına koyduk, akan çatının altına leğen koyarsın ya onun alkolik versiyonu, ve de kupa doldukça La Capitana kardeşimiz suları şorrr diye terastan aşşağıya boşalttı püahahahaha.



Artık o sular kikim kafasından aşağı boca oldu bilemeyeceğim. Fakat biz çok eğlendik. Hatta Erkan bize muhteşem bir deniz macerasını anlattı. Sonra başka nelerden konuştuk anımsayamadım , arjantinleri fazlaca hızlı içmişim de.
Vera'dan çıktıktan sonra hepimiz koşa koşa taksilere zor bindik, malum evlere tuvalate yetişme belası ahahahahha.

27 Temmuz 2008 Pazar

Boğaz'da lacivert bir gün

Bu yaz en çok hoşumuza giden aktivide Boğaz'da geçirdiğimiz cumratesiler oldu sayın seyirciler. Hoş benim bütüm ömrüm Boğaz2da geçiyor. (hehehhhe) Ama insanın arkadaşlarıyla bu güzelliğin tadini çıkartması tabii bambaşka, ve harika.

Önce Emirgan Sarı Köşk'te kahvaltı, oburcuğuz ya:) Yaz başı burası vıngır vıngır kalabalık iken Temmuz ayında epey boştu.

Sonra Emirgan'dan Hisar'a yürüyüş


Boğaz lacivert ve üzerinde parlayan güneşin altında pırıl pırıl




Bu parkurda en sevdiğim yer Boyacıköy Eczanesi. Valla birkere bile içine girmişliğim yok. Ben doğmadan önce bizimkiler Baltalimanı'ndan Bebek'e taşınmışlar. Ama annem çok sever bu zarif ve eski eczaneyi , o yüzden benim için de sanki tanıdık bir yer, eski aile hikayelerinde dinlediğim...

Turumuz Hisar Gloria Jeans kahvecisinde büyük boy dondurmalı Cocoa Loco ile sona eriyor :)

kaktüs çiçekleri

annemim kaktüsü çiçek açtı ama ne çiçek, bir seferde ben diyeyim 10, siz deyin 15 çiçek.

Üstelik çiçeklerin ömrü 1 günden az. Cuma sabah erkenden uyandığımda hepsi birden açmıştı, sabahın köründe saksıların tepesine çıkıp fotoğraf çektim :




akşam eve döndüğümde ise çoktan solup gitmişti bu mükemmel güzellik.

17 Temmuz 2008 Perşembe

selam dostlar

Tembellik değil de bezginlikten sanki aylardır yazmıyorum

Halbuki bir takım atraksiyonlar içerisindeydik

Mesela yine bir düğün vardı, bizim minik Tuğba'nın düğününde Osman Aga eşliğinde coştuk, yani piyanist şantör arkadaşa zorla Osman Aga çaldırttım, düğünlerde Foolish Kazanova ile beraber enn favori türkümdür püahaaha
Unutmazsam akşama buraya tam göbek anında çekilmiş süper bir foto koyacağım. Ayferle gerdan kırarken Deniz yakalamış bizi.

Sonracığıma kendime yeni bir çanta aldım, yeşilimsi, postacı çantası tadında, böyle birsürü cebi, gözü, fermuarı var, tam seyyahat çantası. Çok sevdim kendisini. Bir gözüne rocco şeker, bir gözüne akbil, öbür gözler boş kaldı ama olsun.

Özgür'ün düğününde giymek üzere indirimden siyah kısa bir elbise aldım Benetton'dan, altın rengi ayakkabılarım vardı , ve de Lady Charlotte bana London'dan çok güzel altın rengi bir kolye getirdiği için kıyafetim tamam olmuştu. Şimdi elbisenin askılarını keseyim de straples olsun mu? kesmeyeyim mi? bunu düşünüyorum. Ya üzerimden düşerse? İşte hiç unutulmayacak bir hatıra olurdu. Ama üzerime tam oturduğuna göre düşmez diye düşünüyorum. neyse , buna henüz karar vermedim.

Efendime söyleyeyim, yine şirketteki bütün kızlar toplandık, lazer epilasyona gittik beraber. En büyük sosyal aktivitemiz bu oldu yahu. Operasyondan sonra da Emirgan'a Sarı Köşk'e kahvaltıya gidiyoruz. Sonra ister Yeniköy'de kahveye git, ister sahilde yürü, ister İstinye Park'ta vitrin gez.

En son turumuzda Baltalimanındaki JAPON BAHÇESİni keşfettik sayın seyirciler. Kendini istanbul'a benzeten bir Japon kenti hediye olarak bize bu bahçeyi yaptırmış. Minik ama gayet zen budistik, gazebosu, şelalesi, köprüsüyle hoş bir bahçe olmuş.

Görüşmediğimiz süre içinde ne izledin diye soracak olursanız, Nicolas Cage'in Büyük Hazine filmlerini izledim, çakma Indiana Jones kılığında Amerika'nın eski masonik hazinelerinin peşinde koşan kel kahramanımız ve ona eşlik eden sakar komik karakter ve sarışın taş abla klişelerini sonuna kadar klullanan ama çok eğlenceli filmler. Hani amaç Da Vinci Şifresi soslu güzel bir aksiyon izleyip gülüp eğlenmek ise bu filmler ideal.

Bir de BBC'nin EGYPT belgeselini buldum sayın seyirciler. Üç bölümlük bu dizinin her bir bölümü Antık Mısır'ın keşfinde en önemli yerleri tutan insanları anlatıyor, ve çok etkileyici. Maceralarını izlediğimiz kişiler :
Tutankhamon'un mezarını bulan Howard Carter
Ebu Simbel'i bulan Büyük Belzoni
Rosetta taşının esrarı ile birlikte hiyeroglif dilini çözen Champollion

Bu dizi ile beraber önereceğim kitap ise YKY'den çıkan Unutulmuş Mısır'ın İzinde olacaktır. İşte Rosetta taşını da Ramses'in devasa büstünü de British Museum'da görmüştüm. Bu da seyyah olmanın ne kadar harika bir karar olduğunun kanıtı.




Okuduğum bir başka kitap ise Marjane Satrapi'nin Persepolis isimli şaheseri. Kimileri bunu Cnbc-e'de yayınlanmış olan animasyon filminden anımsayabilir. Fakat kitabı şahane. Çizimler çok muhteşem olmayabilir fakat kadının anlatımı, bir gecede Molla devrimi ile beraber İran'da hayatlarının değişmesi, düştükleri bunalımlar çok samimi , ve bu açıklık insanı çarpıyor. Mutlaka okumak lazım.

Haftasonu en sevdiğim şey sabahları Sünger Bob Kareşort'un maceralarını izlemek. En çok sevdiğim kahraman ise PATRICK DENİZYILDIZI. Kendisi pembe, tembel ve aptal, o kadar sevimli ki. Şimdi heryerde Patrick oyuncağı arıyorum, gören bilen varsa haber versin.
Yakında yeni seyyahat planlarımdan bahsedeceğim.

29 Haziran 2008 Pazar

beni hayat tutuyor...

ben anladım beni hayat tutuyor ,
ondan hep midem bulanıyor.
gözüme, kendi kirpiğim batıyor.
of içimde kaç tane kadın yaşıyor?

15 Haziran 2008 Pazar

Olaylı bir düğün daha

Hafta sonu kuzenim Obi-Wan Burak ile güzel nişanlısı Yelda'nın düğünlerini yaptık sayın seyirciler. Bana yine vukuat, yine bana rezalet vardı bu gecede de.

Kendime Zara'dan mavili tonlarda bir elbise almıştım, çünkü annemin safirli kolyesini takmayı amaçlıyordum. Bir de max factor'dan lipfinity çıkmaz ruj. Bunun dışında ayakkabılarım üniversite mezuniyetinden kalma, çanta yok, bir tek fotoğraf makinesi alıp gittim ben düğüne. Acele ettirdikleri için makyajım da iyi olmamış , sonradan farkettim.


Düğün Tarabya'da deniz kenarında idi, yani karşımızda masmavi Boğaz, ailemiz biraraya toplanmış, tabii başladık şakır şakır fotoğraf çekmeye. Sözleşmiş gibi bizim familyadan başka resim çeken çektiren yok. Biz sanki ilk kez deniz görmüş gibi ha babam bir sağdan bir soldan poz verip flaşları patlatıyoruz. Millet masasında oturmuş, Görgüsüzler filminin son veriyonunu izler gibi bize bakıyor püahahaahah. Neyse sonunda yerimize oturduk ki, millet manzara görsün
Yavaş yavaş müzik, servis derken, Star Wars'ın aşk teması çalmaya başladı, hani Anakin ile Padme'nin düğünlerinde çalan... Eee, kuzenime boşuna Obi-Wan Kenobi demiyoruz . Bu muhteşem müzik eşliğinde gelin ve damat ve de nikah memuresi düğüne giriş yaptılar ama yine biz başladık şakır şukur fotoğraf çekmeye! Memure kıyamadı bir türlü nikahı. Ve işte tam bu sırada , ayağımdaki sekiz yıllık, mezuniyetten kalma ayakkabılar parçalanmaya başladı dostlar. Aaa bir şerit ikinci şerit derken tabanları çatır çutur söküldü ayol!

Allahtan, anneciğim ben bu topuklu ayakkabılarla rahat göbek atamam diye yazlık sandaletlerimi getirmiş yanında, ayol oturdum masanın altında ayakkabı değiştirdim, yoksa çıplak ayaklı kontes olarak geçirecektim geceyi.
Bu arada nikah kıyıldı, kuzenim çok yakışıklı, Yelda çok zarif ve güzeldi. Nikahtan sonra gözgöze dansettiler, sonra yavaş yavaş çiftler dansa kalkmaya başladı. Aaa! Koca masada bir tek ben kaldım. Elimde bira şişesi, masanın ortasında tek başına Miss judy Abbott. Şişeyle dansa mı kalksam diye düşündüm, vazgeçtim, içmeye devam ettim. Sonra La Capitana kardeşimizin kocası Erkan beni bir tur dansa kaldırdı , bu vartayı da böylece atlattık.

Sonra klasik masaları dolaşma, takı merasimi vb vb derken müzik nihayet Sulukule moduna geçti. Biz de başladık kurtlarımızı dökmeye.
İşte herhalde ne olduysa o an oldu. Parmağımdaki annemin safirli yüzüğü ciyuvvv uçup gitti. Allahım! Ağzım kupkuru oldu. Danseden insanların arasında yere eğiliğ yüzük aramaya başladım. Meseleyi duyan bana katıldı, birdenbire acayip bir konsept oluştu düğünde. Tabii bulamadık yüzüğü. Ben de masaya çöktüm kaldım. Annemin yüzüne nasıl bakarım? Geçen düğünde de cep telefonumu düşürmüştüm (düğünden sonra bulmuştum) Ama bu telefon değil ki, asla yerine koyamayacağım birşey, pırlantalı safir taşlı koca yüzük. Yazık, annem "hiç üzülmedim, sen oyna evladım" dedi ama bende adım atacak hal kalmamış ki. Sonra kalkıp eve geldik, yolda annem duymasın diye sesimi çıkarmadan ağladım ağladım ağladım. Eve gelince ışığı yakmadan hemen yattım, aynada kendime bakacak yüzüm yoktu çünkü. Tam yattım , cebim çaldı. Damat kuzenim arıyor, yüzük bulunmuş!

Valla artık düğün lafı duymak istemiyorum. Bundan sora kim düğün yapacaksa haberi olsun, yanımda küçük dantelli bir don getirip onu kaybedeceğim bu sefer.

Bu arada ruj hakikaten çok başarılı idi. Tavsiye ederim.

13 Haziran 2008 Cuma

Sex and the City

Evet dün birsürü kız toplandık ve Sex and the City filmine gittik sayın seyirciler.
Bunun dizisini toplasan 3 kere seyretmemişimdir herhalde. Özet olarak dizide New York şehrinde bir elleri yağda ötekisi havyarda yaşayan, sürekli tassarımcı kıyafetleri, Manolo Blahnik ayakkabıları giyip şehirdeki tüm adamlarla sırayla yatarak birbirlerine deneyimlerini anlatan 4 hanım kızımızın maceraları anlatılmaktadır. Bir de dizinin ilk sezonunda başlayan başroldeki Carrie kızımızla galantore sevgilisi Mr Big'in big aşkları mevzusu var. Bunlar birinci sezonda aşık olup ayrılıp taa altıncı sezonda Paris'te kavuşmuşlar idi. Filmde bundan sonra kahramanlarımızın hayatı nasıl ilerlemiş, onu izliyoruz.

Gayet eğlenceli bir film olmuş, bol bol güldüm. Tabii kıyafetler, ayakkabılar falan çok şükela olmuş da, bu karıların hayatının bizimle uzaktan yakından alakası yok. O yüzden ha uzaylı filmi ha Sex & the City . Böylesi ekmek elden su gölden, bir eli yağda ötekisi havyarda bir hayat yok yani, varsa da ben görmedim.
Ve de bu film sadece kadınlar için. Sakın sevgiliciğinizi götürüp eziyet etmeyin adamlara.

1 Haziran 2008 Pazar

Al Pacino Sevgisi

Bu hafta sonu peşpeşe 3 Baba filmini izleyince Al Pacino sayfamızı da güncellemek istedim

Bir sürü yeni foto ile:

Al Pacino Sevgisi

Çok ilginç birşey oldu, tam bu yazıyı yazdım, kafayı tv'ye kaldırdım, aaa Al Pacino! Cnbc-e'de Donnie Brasco filmin vereceklermiş. Onun reklamına denk gelmişim. Ne tesadüf ama :))

RIGHTEOUS KILL

işte Al Pacino ve Bob De Niro'nun beraber oynadıkları yeni filmin resmi fragmanı

RIGHTEOUS KILL

Pacino ne kadar çöktü diye üzülüyorum, nerde Don Michael nerde bu peruklu işkembe suratlı adam
ama işte seviyorum napalım :)