1 Mayıs 2012 Salı

Şahane Bir Gün

Bugün işçi kardeşlerimiz Taksim Meydanında bayramlarını kutlarken, biz de onlar sayesinde yaptığımız tatilin tadını çıkarttık dostlar. Benim adıma nefis bir gündü.

Sabah 10'da uyandım... Büyük bir kahvaltı yaptım.. Sonra dergilerimi okudum. National Geographic ya da Popüler Bilim okuduğumu sanıyorsanız, OK! ve Hello okudum, açıkça söyleyeyim:))

Öğlen Arnavutköy'deki Salı pazarına gittik, kırmızı bir sardunya ve 2 adet levrek aldık.. Hıyar mıyar da aldık amma, balıkla çiçek aldım diye yazınca daha bi güzel oluyor:)) Neyse işte, kırmızı sardunyayı 2 beyazın ortasına koyacakmış annem. Biraz pembemsi kırmızı ama güzel capcanlı rengiyle beyazların arasında pek hoş göründü.



Akşam üzeri de Bebek'ten Aşiyan'a yürüdük... Deli gibi poyraz esiyordu ama güneş sıcacıktı. İpini kopartan Bebek'e gelmiş, lacivert denizi seyrederek tıklım tıkış kaldırımlarda yürümeye çalışıyorlardı.  Biz de Mini'den aldığımız dondurmalarımızı yalaya yalaya aheste keyifle yürüdük. Fırsat bu fırsat diyerek yeni telefonumla bol bol fotoğraf çektim:


Poyrazda deniz tertemiz görünüyor

Bebek Parkının yanındaki Mısır Konsolosluğu


Bebek Koyu

Yükünü almış Bebek Parkı

Bebek Koyu

Bebek Koyu

Aşiyan'dan karşı kıyı

Aşiyan'daki Yılanlı Yalı

Denizde parlayan güneş


Dönüşte de erguvanların tadını çıkarttık, artık biterler, sadece birkaç hafta keyfini sürebiliyoruz bu eşsiz Boğaziçi ağaçlarının.







Eve gelince annem levrekleri teflonda kendi yağlarında ızgara yapıverdi, aman ağzınıza layık... Lokum gibiydi balıklar. Ben de salata yaptım, biraları açtım:)) Valla hepsini lüplettik, pek keyiflendik. Güzel bir güne, güzel bir kapanış oldu.

Gece Uçurum'u izleyip yatarım artık... yarın da ağlayarak işe giderim hüüüüüü

siz nasılsınız dostlar?

xo xo

29 Nisan 2012 Pazar

Kate İş Başında

Bugün 29 Nisan, yani William ve Kate'in birinci evlilik yıldönümleri. Bugünün şerefine Düşes Kate'in geçen haftaki kraliyet görevlerine bir göz atalım. Bakalım genç düşes ne giymiş,ne çıkartmış, nerelere gitmiş?

Geçen seneki düğünü buradan tekrar okuyabilirsiniz:)

Keltoroş çüküprens William ile karıcığı Kate önce Afrika Kedileri isimli bir belgeselin prömiyerine katıldılar. William Kate'e evlenme teklifini Kenya'da yaptığı için çiftimiz özel bir değer veriyormuş Afrika'ya.

Bu gece için Kate turkuvaz taşlarla süslü gri bir elbise giydi. Ben önceden prömiyer filan diye okuyunca uzun tuvaletli bir kırmızı halı olayı sanmıştım ama değilmiş meğersem.






Gördüğünüz gibi koskoca prense şemsiye taşıtıyor bizim Kate, tebrik koyuyoruz kendisine:)

Elbiseye gelince neyse şükür az buçuk taşlarla renklendirilmiş olsa da, Kate'in sapsade kılıklarından biri.

Galanın ardından Will ve Kate bir kaşif derneğinin başarılarını kutlamak için düzenlenen resepsiyona katıldılar. Kate resepsiyona lacivert tüvit etek-ceket takımıyla katıldı.




Saçlarından pek görünmüyor ama çok güzel bir gelincik broş takmıştı Kate ceketine




Ve nihayet dinamik ikilimiz Imperial War Museum resepsiyonuna katıldılar. Kate bu sefer dümdüz, basit bir koyu gri elbise giymişti. Allahıma şükürler olsun saçlarını toplamıştı bu sefer. Belki de elbisenin dümdüzlüğünden sıkılmış olacak, beline Alexander McQueen kemer, kulaklarına altın küpeler takmıştı.





Yanlış görmediysem bu 3 ziyaretin üçünde de Prens William aynı takımı giymişti:))

Kate'in bu haftaki performansını beğendiniz mi? Evetse neden? Hayırsa niçin?

xo xo

28 Nisan 2012 Cumartesi

Yoğurt Bulamazsak Köfte Yeriz

23 Nisan güzel bir tatil günü idi, ilginçtir yağmur yağmadı, gösteri yapan ufaklıklar üşüyüp titremediler bu sene.

Biz de Lady Charlotte ile aman pek güzel bir plan yapmış idik. Eminönü'nden kalkan Boğaz turu vapuruna binip Kanlıca'ya gidecek, şekerli yoğurt yiyecek idik. Epey hevesle hazırlanıp Eminönü'nde buluştuk. Lady Charlotte yollar kapalı olur diye erken gelmişti. Yollar açıktı ama otoparklar ağzına kadar doluydu dostlar, 45 dakika otopark sırası bekledikten; otopark kuyruğuna yandan kaynak olan şerrrrefsizlerle kavgalar ettikten sonra; arabayı İspark'a 2 saatliğine bırakabileceğimizi öğrendik ...  Yani o püfür püfür havada vapura binip lacivert Boğaz sularında düt düt gezemeyecektik.

Üzüntüden mosmor halde bari Sultanahmet'e çıkalım diye düşündük. Aslında ikimiz de eve gidip giysilerimizle yatağa atlayıp hüngür hüngür ağlamak istiyorduk:)) Heyhat! Ayağımızı sürüyerek Sultanahmet'e tırmandık. Kaldırımlarda iğne atsan yere düşmez, kalabalık, herkes sokaklara atmış kendini... Mangalını kapan Gülhane'ye koşuyor evlere şenlik:)) Bir de Soğukçeşme'den tırmandık dimdirik yokuştan:) Poflayarak meydana geldiğimizde ne görelim? Tarihi Sultanahmet Köftecisi önünde 2 kilometre kuyruk olmuş. Yaleppim bütün günümüz kuyruklarda mı geçecek diye isyan edip ilk gördüğümüz yere oturduk. Sultan Pub idi galiba hani köşede, geleni geçeni izlediğin hoş bir cafe-restoran.



Tabii buraya kadar gelmişken köfte yememek olmaz. Madem Kanlıca yoğurdundan olduk bari Sultanahmet köftesi yiyelim diyerek köftelerimizi sipariş ettik. Çok da lezzetli çıktı köfteler ağzınıza layık, sulu sulu:) Yer yemez de hemen kalkıp yuvarlanarak Sirkeci'ye indik, arabayı alıp Taksim'e, alışık olduğumuz bildiğimiz mekanımıza geldik dostlar:))

Kendimizi Midpoint'e attık ama moralimiz bozuuuk, hevesimiz kaçmıışş... Kahve bile içesimiz yoktu, şöyle soğuk birşey olsa dedik ve Hare Türk Kahvesi Likörlü Vanilyalı Dondurmalı Milkshake'i denemeye karar verdik.



Gadanallah bu ne muhteşem bir içecekti dostlar? Bu yaz favorimiz olacak kesin. Hem likör hem dondurma hem türk kahvesi muhteşem tad geçişmesi ile enfes bir karışım meydana getirmiş... Bayıldık!

Soğuk kahveden sonra bu sefer de içimiz üşüdü diye birer çay içtik. Ondan sonra da yarın iş var diye evlere dağıldık.

Eve gelirken Arnavutköy tarafından yürüdüm ki yol uzasın, içtiğim şekerli şeyi yakayım biraz. Ne zamandır da burada THE END diye bir dükkan görüyordum, baktım vitrine koskocaman R2D2 oyuncağı koymuş. Esti aklıma daldım içeri. Meğersem hani Bahariye'deki filmci The End var ya, aynısıymış bu, kardeş mağazasıymış. Burnumun dibinde The End varmış dostlar ne sevindim anlatamam.

Neyse işte R2'nun fiyatını sordum, 850 TL dedi videocu... Filmler kaça dedim, 4 TL dedi, film alıp çıktım ben de:)))

Bu hafta başkaca kayda değer birşey olmadı. Kate Alertlerimiz var, onları da yarın öbürgün yayınlarım:) Bugün için tek arzum Sultanı Öldürmek'i okuyup bitirmek... Yapıştı kaldı elime kitap.

xo xo

22 Nisan 2012 Pazar

Rembrandt Sergisi ve Terkos Pasajı Ganimetleri

Dün sabah İstanbul'a deli gibi yağmur bastırmıştı. Amaan dedim ne güzel gezecektik bu yağmur ne? Bildiğin sel aktı mahalleden... Neyse öğlen hava açtı, biz de Lady Charlotte ile Sabancı Müzesindeki "Rembrant Ve Çağdaşları" sergisine gittik.

Klasik yağlıboya tablolar yüzyıllar öncesinin zengin Amsterdan burjuvalarını olduğu kadar gündelik hayatı ve Hollanda'nın doğa manzaralarını da anlatıyordu. Beğendik. Sanatın moderni yerine klasiğini her zaman tercih etmişizdir zaten.






elbisedeki detayları sevdik


yemeğini kedisiyle paylaşan kadın

gömleğin kollarına bayıldık


kıyafete hayran olduk

Ama bizi en çok etkileyen ve ağzımızı açık bırakan eserler, alt kattaki tuval üzerine mürekkep ile yapılmış deniz manzaraları oldu:



Bunlar kocaman tablolar ve sanatçı Willem van de Velde; bunları mürekkepli kalemle taramalar yaparak meydana getirmiş. Minicik bir karikatürün taramasını yapmak bile ne kadar uzun sürüyor, bu tabloları kimbilir ne kadar zamanda bitirmiştir? Hayran kaldık.

Galeride aynı zamanda Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi sergisi de bulunmakta idi. Şeker Ahmet Paşa'dan İbrahim Çallı'ya klasik Türk resimlerini görmek hoştu. En çok sevdiğimiz tablo ise 1940'ların Taksim Meydanını betimleyen eser oldu :



Bakınız Taksim Meydanı yeşillikler içinde, şapkalı pek şık hanımlar rahatça geziniyorlar. Meydan pek derli toplu ve sıcak görünüyor. Ah nasıl beğendim bu tabloyu anlatamam.

Sergiden çıkınca restoranda oturup birer kahve içtik. Sonra da dışarıda bir bank bulup müzenin manzarasının tadını çıkarttık. Güneş tepemizde parlar, Boğaz en lacivert haliyle önümüzden akarken; karşı tepelerde mosmor açan erguvanlar; İstanbul'un eşssiz güzelliğinin asla kaybolmayacağını müjdeliyordu adeta.





Günün sürprizi: Lady Charlotte dövme yaptırdı, hem de sahici:

The Girl With The Bird Tattoo

 Lady Charlotte'ın gözünden Miss Judy :

En sevdiğim fotoğrafım oldu bu
Müzeden çıkıp Lady Charlotte'ın arabasına atladık ve doğal mekanımız Taksim'e geldik. Açlıktan ağzımız koktuğu için önce Midpoint'e oturup bir güzel yemek yedik. Ben burger mi yesem diye düşünürken Lady Charlotte fajita önerdi. Bizim masamızda biri fajita yerse diğeri de daima ona uyar yoksa çok fena kokuyor namussuz:)) O yüzden ikimiz de fajitaya gömüldük, pek iyi oldu, aç karımız doydu:))



Yemekten sonra restoranın da sıcaklığıyla bize bir ağırlık çöktü sormayın. Kalkıp biraz yürüdük. Bershka'ya bakıp kendimizi Terkos pasajına attık. Lady Charlotte ile Zekish geçen hafta buradan denim gömlek almışlardı hatırlarsanız. Aynısından ben de aldım, çok güzeldi:

Denim gömlek 35 TL

Gömleğin içine de gençliğimde en sevdiğim grup olan Guns N Roses logolu tişört aldım:

Guns N Roses baskılı tişört 10 TL

Bir tane de çok şirin Miki Fareli baskılı tişört kaptım:

Mickey ve Minnie baskılı tişört 10 TL

İstiklalde biraz daha yürüdükten sonra kalabalıktan bunalıp kendimizi Ara Kafeye attık. Galiba çok fazla turist vardı, her zamankinden daha kalabalık geldi bana cadde. Ara Kafede kahvelerimizi içtikten sonra da artık ayaklarımız gezmekten ağrımış vaziyette evlere dağıldık:)

Yarın da iş olmadığı için bugün Pazar akşamı bunalımı yaşamayacağız, aksine bu gece Behzat amirimin düğünü var, içip içip coşacağız:))

Bakalım yarın da nereleri gezeceğiz?

İyi tatiller dostlar

xo xo