GONE WITH THE WIND - RÜZGAR GİBİ GEÇTİ - 1.Bölüm: Filmden Önce Bir Kitap Vardı

Rüzgar Gibi Geçti; benim hayatta delice hayranı olduğum ilk şeydir. Yıllar boyunca pek çok hayranlık geliştirdim. Alelade bir beğeni değil; hani böyle sizi heyecanlandıran; o konuda bütün filmleri izleten, kitapları okutan, hatıra eşyalarına para saçtıran türden bir hayranlıktan bahsediyorum. Misal seneler sonra Al Pacino, Star Wars, Harry Potter konularında bu denli heyecanlanır olmuştum. Ama Rüzgar Gibi Geçti ilkti. Ve klişelerin dediği gibi, ilkler asla unutulmaz.


Rüzgar Gibi Geçti ile tanışmam, yıllar yıllar evvel; TRT'nin güzel yayınlar yaptığı seneler ama o denli eskiden; bir bayram günü 3 bölüm halinde yayınlanan filmi izlemem ile gerçekleşti. 80'lerin sonu olmalı, belki 1990. Ailecek 3 gece ekran karşısına geçtik ve ta 1939 senesinde çevrilmiş bu devasa filmi bayıla bayıla izledik. Ben tek kelime ile çarpılmıştım. Scarlett O'Hara'nın ateşli tavırları ve yaşama tutkusu, Rhett Butler'ın o büyük ve dile gelmemiş aşkı, Ashley ile Melanie'nin sadakatleri, Gerald O'Hara'nın çiftliği Tara'ya, toprağa duyduğu sevgi beni büyülemişti.





Bu filmin dünyasında, güzel kadınlar incecik bellerini ortaya çıkartan şaşaalı elbiseler giyiyor, centilmen erkekler pamuk çiftlikleri yönetiyorlardı. Filmde adeta başrolde olan Tara çiftliği aklımı almıştı, artık hayattaki en büyük hayalim bir pamuk çiftliğine sahip olmaktı. Sürekli "uğrunda yaşamaya, savaşmaya ve ölmeye değen tek şey topraktır!" diye sayıklıyordum. Sanki bir İrlanda köylüsü idim:) Rüzgar Gibi Geçti ile yatıyor, onunla kalkıyordum. Annem filme dair bildiklerini anlatıyordu. Scarlett rolüne Vivien Leigh'nin seçilmesi Hollywood'un en meşhur hikayelerinde biri haline gelmişti. Rüzgar Gibi Geçti; Hollywood'da kendi efsanesine sahip, sinema tarihinin en unutulmaz, en görkemli, en büyük filmi idi.


Ama filmden önce, bir kitap vardı. Ve o zamanlar bilgisayarım, internetim, dvdlerim yoktu. Fakat kitabım olabilirdi. Rüzgar Gibi Geçti'yi ilk kez teyzemin 2 ciltlik kopyasından okudum. Harika bir çeviriydi, eğer ki bir sahafta 2 ciltlik Rüzgar Gibi Geçti bulursanız alın onu.


Kendi Rüzgar Gibi Geçti kitabıma 1991 senesinde kavuştum:



Bu zavallı kitap, okunmaktan derbeder haldedir. Sayfalarında kırışıklar, lekeler eksik değildir. Resmen okunmaktan eskimiştir kitabım. Ama o kadar güzel ki, şimdi şu satırları yazarken rasgele açtığım sayfalara takılıp yarım saat okudum :)


Rüzgar Gibi Geçti, Amerikalı yazar Margaret Mitchell'in tek romanıdır. Mitchell 1900 senesinde Amerika'nın güney eyaletlerinden Georgia'da, romanının da geçtiği Atlanta şehrinde doğmuş.  Yani Amerika'daki iç savaşın, kuzey-güney savaşının bitmesinden sadece 35 sene sonra. Annesi, küçük Margaret'in elinden tutup onu savaşta mahvolmuş eski malikaneleri gezmeye götürürmüş. Annesi küçük kıza bir zamanlar o malikanelerdeki korunaklı dünyalarında yaşayan insanları anlatırmış. Dünyalarının  ayakları altında patladığını, bir gün Margaret'in de dünyasının yok olabileceğini ve her duruma hazırlıklı olması gerektiğini öğütlermiş. Belki de yazarın romanının temelleri böylece atılmaya başlamış.


Margaret Mitchell


Eski Güney'in kahramanlık öyküleri ile büyüse de Margaret, tam manasıyla özgür ruhlu bir 20'ler kadını imiş. Atlanta Journal gazetesinde çalışmaya başlamış. Daima esprili, cüretkar ve ilgi çeken biri olmuş Margaret. Atletik ve de yakışıklı ilk kocasını çok içtiği için boşamış, düğünde sağdıç olan John Marsh ile evlenmiş. 1926 senesinde attan düşüp sakatlık geçirince, evde oturmaya başlayınca. kadına sürekli kitap taşımaktan bıkan kocası onu bu kadar okumak yerine bir roman yazması için heveslendirmiş. Böylece Margaret Mitchell, 10 sene sürecek olan ve İç Savaş dönemini anlatan meşhur kitabını yazmaya başlamış.


Aslında Rüzgar Gibi Geçti'yi anlatmak için, birazcık Amerika tarihinin bu en kanlı döneminden bahsetmek gerek.


Amerikan İç Savaşı, 1861-1865 seneleri arasında; kuzeydeki sanayileşmiş eyaletler ile; güneyin gelenekselci, varlığını köle emeğiyle işletilen pamuk çiftliklerine bağlı zengin eyaletleri arasında yaşanmıştır.  1861 senesinde başkan seçilen Abraham Lincoln köleliği kaldırınca; köleliğin bedelsiz iş gücünden yararlanıp refaha kavuşmuş güney eyaletleri birlikten ayrılıp Konfederasyon'u kurdular. Konfederasyon ordusunun Sumter kalesine saldırması ile iç savaş başladı. Amerika tarihinin en ölümcül savaşında yaklaşık 800.000 asker ve sivil ölmüş, Güneyli bir nesil toptan yok olmuştur. Savaşın sonunda Kuzey kazanmış, kölelik kaldırılmış, Güney'deki eski geleneksel yaşam tarzı rüzgar gibi geçip gitmiştir.


Rüzgar Gibi Geçti filmindeki meşhur panoramik Atlanta mağlubiyeti sahnesi ve Konfederasyon bayrağı


İşte Rüzgar Gibi Geçti romanında anlatılan tam da budur. Savaşın başladığı sene 16 yaşında olan Güneyli güzel Scarlett O'hara; babasının çiftliği Tara'da refah içinde yaşarken, kendini savaşın ortasında buluverir. Roman boyunca Scarlett'in ayakta kalma mücadelesini ve Ashley Wilkes'e duyduğu karşılıksız aşkın peşinden koşmasını okuruz. Savaştan daha zor olan belki de, savaş sonrası hayata adapte olabilmektir. Güçlüler değişime ayak uydurup hayatta kalır. Zayıflarsa bu değişimle baş edemez. Ve Scarlett O'Hara edebiyat tarihinde yaratılmış en güçlü kadın karakterdir. Savaşı ve mağlubiyeti yaşar; etrafında sayısız ölüme şahit olur, ailesiz yapayalnız kalır, çiftliği Tara'yı elinde tutabilmek için her şeyi göze alır, ırgat gibi tarlalarda çalışır, erkek gibi iş kurar, Yankilerle ticaret yapıp para kazanmaktan imtina etmez. Çünkü hayatta kalmanın, kendisinin ve ailesini bir daha asla aç kalmamasının tek yolu budur. Ne yazık ki Scarlett bu cevvalliği aşk hayatında gösteremez. Savaş boyu ona yoldaşlık eden Rhett Butler'ın tutkulu aşkını fark edemez. Ashley'in kendisini sevmediğini, kendisinin de aslında Rhett'e aşık olduğunu anladığında ise artık çok geçtir. Fakat Scarlett O'Hara için o bitti demeden hiç bir şey bitmez. O daima bir yolunu bulacaktır. Çünkü Scarlett için yarın daima yeni bir gündür!




Margaret Mitchell, neredeyse 1000 sayfalık romanının basılacağını hiç düşünmemiştir. Fakat 1935 senesinde basacak yeni eserler arayan bir editör Atlanta'ya gelir. Kitabı gören adam bunun bir best seller olacağını anlar, Margaret'den sadece baş kahraman Pansy O'Hara'nın adını değiştirmesini ister. Pansy'nin adı böylece Scarlett olmuştur. Kitabın yayınlanacağı kesinleşince, Margaret 6 ay daha çalışıp tarihi noktaların gerçeğe uygunluğunu kontrol eder. Açılış kısmını defalarca değiştirir. 1936 senesinin Haziran ayında Rüzgar Gibi Geçti yayınlanır.


O zamana göre astronomik 3 Dolar fiyattan satışa sunulan kitabın satışı yıl sonunda 1 milyona ulaşmıştır bile. 1937 senesinde Margaret Mitchell Pulitzer ödülü kazanır. Kitap tüm dünyada okunmaya başlamıştır. Türkiye'de ise 1941 senesinde ilk kez yayınlanmıştır. Elimde bunu kanıtlayan ciltler mevcut:)




1941 senesinde Hilmi Kitabevi basmış Rüzgar Gibi Geçti'yi. Orijinal ismin bu harikulade çevirisi için de bu göçüp gitmiş kahramanlara, Hilmi Ziya Ülken ile Avni İnsel'e binlerce teşekkür!






Şu kapağın güzelliğine bakar mısınız?




Kitap henüz yeni satışa sunulmuşken, Temmuz ayında, Hollywood'un en meşhur yapımcılarından David O. Selznick, adı sanı duyulmamış bir yazarın kitabına 50.000 Dolar ödeyip kitabın film haklarını satın alır. Ve bir efsane böylece doğmaya başlamıştır!


Yorumlar

  1. Benim için de çok önemlidir Rüzgar gibi geçti, takılıp kaldığım, hayran olduğum, hayatımın bir parçası haline gelen ilk şey.
    Bizim evin kitaplığında en değerli kitap olarak durur ilk basımı. Annemden Ablalarımdan ilk defa okuyup-izledikleri zaman ki yorumlarını dinlemeyi çok severim. Hala ara-ara hep birlikte oturup konuşuruz.
    Kitabı ilk okuduğum andan beri elime defalarca kitaplıktan alıyor olmam kitabı perişan hale getireceğime benzediği için, babam korkup eski bir kitapçıda aynı kitabı bulup almıştı bana. Artık benim kitaplığımdaydı ve bana aitti, ne mutlu olmuştum. Ondan sonra da hayatım bunun üzerine kurulmuştu sanki..
    Bir ara kaybettim ama geçen hafta yine kavuştum.

    Aslı çok güzel yazmışsın ve iyi ki yazmışsın.
    Ben bu yazı dizisi fikrine bayıldım, 3-4 yetmez daha çok olsun :)
    Böyle güzel bir yazı okuttuğun için çok teşekkür ederim. İçim kıpır-kıpır oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa Zeynep inanamıyorum, ne güzel bir şey bu:) Aynı şeyleri yaşamışız neredeyse:)

      Benim için bu yazı senelerdir yazmaya niyetlendiğim, Rüzgar Gibi Geçti'ye boynumun borcu gördüğüm bir yazıydı. Sonunda ortaya çıkartabildiğim için çok seviniyorum:)

      Sil
  2. Zeynep benden önce davranmış, ben yazar isminden başlayarak google'lamaya başlayınca ve dalıp gidince Amerikan İç Savaşına, zaman kaybettim :)))
    Bu kitap benim içimde yaradır aslında. Babannemin evinde keşif yaparken bulduğum eski kitaplar ve plaklarla dolu bavuldan sapasağlam çıkan kitaptır. Sonra o bavul yok oldu! Kim aldı, daha doğrusu kim çaldı? bilinmedi, bulunmadı...
    Oturup seyretmem lazım Rüzgâr Gibi Geçti'yi, ilk ve son kez herhalde 20 küsur yıl önce seyretmişimdir :/
    Serinin diğer gönderilerini de merakla bekliyor olacağım, yazan parmaklarına-ellerine sağlık! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuzum sen bu yazının sancılı yaratılış sürecine eşlik etmiş arkadaşımsın:) Filmin bulabilirsen 65. veya 75. yıl versiyonlarını izle. 65.yılında filmi restore ettiler, orijinal Technicolor rengine geri döndürdüler ve inanılmaz güzel görünüyor. Biz tv'de izlediğimizde Scarlett mavi gözlü idi. Halbuki restorasyonla yeşil gözler ortaya çıkmış vs vs. Çok güzel olmuş:)

      Sil
  3. Ah 70'lerin ortalarında şimdi ellere satılan, o zamanlar Ankara'nın en klas sineması Akün'de upuzun bir kuyrukta beklemeyi göze alıp bilet alarak izlemiştim elden geçirilmiş orijinal filmini, ben de hiç unutamam. Kadının ismi bile şiirsel "Scarlet O'Hara". Ben sonraları başka bir yazarın yazdığı, romanın devamı niteliğinde "Scarlet" isimli bir kitap okuduğumu hatırlıyorum, sen de okudun mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Leylakcığım tabii okudum, maalesef okudum. Ne rezil ne leş bir kitaptı o. O kitabın dizisini de çekmişlerdi, dizi için yeniden bir Scarlet aramaya başlamışlardı, hatta Türkiye'nin adayı Derya Arbaş olmuştu. Sonunda Joanne Whalley Scarlett; bizim Bay Rochester Timothy Dalton da Rhett olmuştu. Ay facia, unutmak istiyorum. Zaten o Scarlett kazası hiç olmamış gibi davrandım bu yazı dizisi boyunca:)

      Sil
    2. Hahaha, bak sahi ben de hatırladım Türkiye adaylarını, TV'de salınmışlardı. ipek Çeken bile adaydı :)

      Sil
  4. Slm, bizde de hem İngilizce versiyonu hem de ciltli Türkçe versiyonu babamın kütüphanesinde mevcuttu. Film gerçekten bir başyapıt. Beni güldüren 2 sahnesi vardır. Scarlet'in ilk kocası öldükten sonra katıldığı yardım balosunda yas tutuyo rolü yapması, üst gövdesi durgun haldeyken ayaklarıyla dans etmekten kendini alamaması ve bunu Rhett'in farketmesi:) Bir de Rhett'le evli olup Ashley Ashley inlerken , Rhett'in gece içkili eve gelip o uzun merdivenlerden tutkuyla .ikerim lan bu aşkı tavrıyla hatunu yatak odasına götürmesi ve ertesi sabah Scarlet'in suratındaki mutluluk ifadesi:)) Bana filmle ilgili tek inandırıcı gelmeyen şey Ashley'i daha yakışıklı birinin oynaması gerektiği. Clark Gable varken kim ne yapsın Leslie Howard'ı, göz var nizam var:) Bu arada The Divorce of the Lady X'i de ben çok severim.Merle Oberon ve Laurance Olivier ile çok tatlı bir filmdir.Bir ara izle cnm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle Ashley konusuna katılıyorum. Zaten Leslie Howard hiç oynamak istememiş. Rol için çok yaşlı olduğunun farkındaymış. Yapımcı inat etmiş onu oynatmak için.
      dün gece izledim tekrar filmi, aynen o dediğin Atlanta pazarı sahnesinde güldüm:)
      Filmin Scarlett ile Rhett evlendikten sonraki son kısmını izlemedim. Çok sinirleniyorum da Scarlett'e. Rhett'in tutkulu çılgın aşkını göremeyip bir sarı çıyana takıntılı olmasına katlanamıtorum:(

      Sil

Yorum Gönder

Yaz ki muhabbet olsun.

Popüler Yayınlar