14 Haziran 2015 Pazar

İsveç Kraliyet Düğünü

İsveç kraliyet ailesinin enteresan bir hikayesi var. Seneler evvel, Napoleon'un Fransa'yı yönettiği yıllarda, İsveç kralı delirmiş ve ardından tahta çıkacak kimse de yokmuş. Bunun üzerine parlamento toplanmış ve ülkeye yeni bir kral seçmişler, ne kadar acayip değil mi? Seçtikleri adam ise Jean Baptiste Bernadotte imiş, yani Napoleon'un en sevgili generali. Bernadotte'un karısı ise Desire Clary isimli Marsilyalı bir ipek tüccarının kızıymış. Bu kızın ilk sevgilisi de Napoleon'un ta kendisi işte. Zamanında sahaftan bulduğum Desire isimli kokuşuk kitap sayesinde bütün bu detayları öğrenmiştim işte.

Hülasa, İsveç'te hala devlet başkanı olarak Bernadotte hanedanlığı hüküm sürmekte. Tabii İngiltere'deki gibi sembolik bir kraliyet ailesi bu. Ne var ki muhteşem mücevherleri ve Avrupalı diğer hanedanlarla dostlukları ile gayet royal bir hayat yaşıyorlar.

İşte ben de senelerdir gizli gizli İsveç kralının küçük oğlu Carl Philip'i seviyordum :)))) Kel, kepçe kulaklı, at suratlı Windsor prenslerinin aksine, Carl Philip tam bir beybisiydi, canısıydı. Ama o da bir kuş olup 13 Haziran günü bu semalardan uçup gidiverdi:))

Beybisi Carl Philip


Prens Carl Philip ile model sevgilisi Sofia'nın düğününe Avrupa hanedanları katıldı. Önce misafirlerden ilginç olanlara göz atalım.


Sophie, Wessex Kontesi ve Prens Edward, Wessex Kontu


İngiltere'yi düğünde Kraliçe Elizabeth'in küçük oğlu Prens Edward ile karısı Sophie temsil etti. Sophie her zamanki gibi sade, zarif idi. Prens Edward da pek çirkin işte görün yıllarca prens diye bize neleri ittirdiler.

Danimarka Kraliçesi Margrethe

İskandinav devletleri hep komşularına verdikleri için üst düzey katılım sağlamışlardı düğüne. Zaten hepsi akraba. Danimarka kraliçesi de her zamanki pervasız, cüretkar, renkli stiliyle pek çarpıcıydı.


Danimarka Veliaht Prensi Frederik ve Prenses Mary

Margrethe düğüne gelirken iki oğlunu ve gelinlerini de getirmiş. Veliaht Prens oğlu Frederik, hakkını yemeyelim, royal alemlerde yakışıklılığı ile nam salmıştır ama yıllardır evli ve 4 çocuk babası. Yıpranmış artık. Prenses Mary ise lavanta tuvaleti ve incileriyle çok şıktı. Beğendim.


Danimarka Prensi Joachim ve Prenses Marie

Bunlar da Danimarka'nın ikinci prensi Joachim ile karısı Marie. İkinci oldukları her hallerinden belli, yürüyün canım, ilerleyin, yolu kapatmayın.


Kraliçe Maxima

Ve en sevdiğim, Hollanda Kraliçesi Maxima elbisesi ve takıları ile kırmızı halının da kraliçesi olmuştu. Çok beğendim.

Maxima

Ayy bunun da kocası çok çirkin, güzel kızlar çirkin prenslerle evlenince üzülüyorum. Yapmayın böyle. Maxima aslen Arjantinli ama Hollanda'da çok seviliyor. Daima renkli, risk almaktan çekinmeyen, deneyimlere açık bir stili var.


Kraliçe Sonja

Norveç Kraliçesi Sonja, 70'li yıllardan kalma bir kızlık elbisesi ile gelmiş düğüne. Peeeh, hiç beğenmedim. O da yanında oğluyla gelinini getirmiş, komşu düğüne gidiyorlar ya:)


Norveç Veliaht Prensi Hakoon ve Prenses Mette-Marit

Norveç'in gelecekteki kralı ve prens aleminin yüz aklarından Hakoon ile eşinin aşk hikayeleri de ilginç. Mette-Marit prensle evlendiği zaman halk tarafından pek sevilmiyormuş. Prenses aleminde pek görülmedik şekilde bekar bir anneymiş, çocuğunun babası horoyinmanmış, kendisi de asi gençlik yaşamış falan filan. Ama senelerdir Hakoon ile evli, iki de çocukları var. Geçmiş unutulmuş görünüyor. Fakat ablanın dallı güllü elbise merakı bir türlü geçmedi. İşte istediğin kadar prenses ol, rüküşlük baki kalıyor. Bu kız senelerdir ya fırfırlı etek ya da dallı güllü elbise giyer. Başka bir numarasını göremedik.


Kraliçe Mathilde

Belçika Kraliçesi Mathilde, o gümüş tilki kocisini evde bırakıp düğüne gelmiş. Mathilde hep sade ve zariftir, bu sefer elbisesi hoş ama o belini biraz alçakta tutaymış, böyle Gülazer bacı gibi görünmezdi:(

Prens Nikolaos ve Prenses Tatiana

Yunan prensi Nikolaos'un eşi Prenses Tatiana ise en gerçekten prenses gibi görünen kadındı. Ay çok beğendim!


Evet, gelelim aile üyelerine.

Kral Gustaf ve Kraliçe Silvia

Damadın annesi İsveç Kraliçesi Silvia, bol taşlı tuşlu, parlak bir elbise giymiş. Demek ki dünyanın neresine gidersen git, kaynana her daim kaynana oluyor ve o elbiseyi giyiyor.


Prenses Madeleine

Damadın küçük kız kardeşi bir kaç sene evvel Mr Big'e benzeyen Christopher O'Neill diye bir iş adamıyla evlenmişti. Hemen çocuk doğuran prenses, vakit kaybetmeden tekrar hamile kaldı ve abisinin düğününe pırtlatmaya hazır halde katıldı. Chris O'Neill ise çökmüş, o Mr Big havası gitmiş adamın, pelteye dönmüş adeta:)


Veliaht Prenses Victoria, Prens Daniel

Damadın ablası, aynı zamanda İsveç'in veliaht prensesi Victoria ise düğüne H&M'in hazırladığı bir tuvaletle katıldı. Daima tam bir prenses gibi giyinen Victoria'nın düğün için M&M'i seçmesinden hoşlanmadım ama kıyafeti fena değil.

Bunun da kocasıyla öyküleri enteresan. Kocası bunun aerobik hocasıymış zamanında:) Yıllarca gizli aşk yaşamışlar. Sonunda prensesin Avrupalı bir prensle değil de aerobikçi Daniel ile evleneceği ortaya çıkmış. Bunların da düğünleri o vakit olay olmuştu. Düğünden sonraki geleneksel balkon konuşmasında Victoria, İsveç halkına ona prensini verdikleri için teşekkür etmişti. Şimdi Daniel çok seviliyormuş ülkede.


Sonunda konuklar kiliseye yerleşti ve düğün başladı. Sofia, babasının kolunda içeri girince yakışıklı damat heyecandan ağladı




Prenses Sofia, Prens Carl Philip

Gelinliğin hiç bir özelliği yoktu, dümdüz sade bir şey. Adeta sünepeydi. Buketi hoştu ama. Tacı ise kaynanası ile kayınpederinden hediye, zümrütlü elmaslı bir tiara idi. Zarif ve hoş bir parça.







Düğün boyunca Carl Philip gözlerini yeni karısından alamadı. Allahııımm adam gerçek bir masal prensiymiş meğersem:)


Gözleriylen yidi bitirdi hakim bey

Gitti gül gibi prens


Düğün ise kraliyet tarihinde görüp göreceğiniz en farklı törene sahne oldu. İlahiler, marşlar yerine düğün boyunca Carl Philip ile Sofia'nın favori pop ve rock şarkıları çalındı. Canlı canlı Coldplay şarkısı söylendi. Hele finalde bunlar kiliseden çıkarken bütün davetliler ayakta alkışlayarak tempo tutuyorlardı. Gerçekten görülmedik bir düğündü onlarınki.




Tabii düğünden sonra at arabalı geçit töreni yapıldı. İşte İngiliz kraliyet düğünü Large beden ise bunlarınki de Small idi ama sevimli ve eğlenceli idi.


Zaferi bulma mutluluğu

Böylece yeni prenses, kocası, aileler ve davetliler saraya gidip gece boyu süren kutlama ziyafetine katıldılar.


Bundan sonra bir kraliyet düğünü görebilmemiz için Prens Harry'nin evlenmesi gerekiyor. Sonra 30 sene (George büyüyene kadar) düğün olmaz, bütün prensler kapıldı artık. Geçmiş olsun:(


xo xo


13 Haziran 2015 Cumartesi

Kate Alert : Kraliçenin Doğum Günü Kutlaması

Bugün Londra'da sezonun en önemli kutlamalarından biri vardı dostlar : Trooping The Colour, yani hükümdarın doğum gününü resmi olarak kutlamak için yapılan muhteşem geçit töreni.

Aslında Kraliçe Elizabeth Nisan doğumlu. Lakin, gelenek işte, hükümdarın doğum kutlaması hep yaz mevsiminde yapılırmış. Yağmurlu memleketin cilvelerinden olsa gerek.

Kutlama için bizimkiler ailecek Buckingham Sarayından at arabalarıyla çıkıp halkı selamladılar; askeri birlikler ve bandolar Kraliçe şerefine uygun adım yürüdüler. İngilizler bu şaşaalı geleneksel törenleri müthiş bir gösteriş ve kusursuzlukla gerçekleştiriyorlar.

Trooping The Colour


Şeftali ve altın tonlarındaki döpiyesiyle Kraliçe birlikleri selamladı. (ayhh döpiyes yazınca içim geçti şuracıkta uyuyakaldım ahahahahah)

Kraliçe 2.Elizabeth

Kate her zamanki gibi Camilla ile aynı arabadaydı. Bunların kocaları da üniforma giymişler, atlı birliklerin başında Kraliçe'yi takip ettiler.

Camilla, Cornwall Düşesi ve Catherine,Cambridge Düşesi

Catherine, Cambridge Düşesi

Ayyy Kate'in kıyafetinin deseninden bizim evde divan vardı eskiden dostlar. Enteresan bir desen seçimi yapmış Kate'cik.

Bu York kızlarına da çok gülüyorum. Çirkin ve hain üvey kız kardeşler gibi kenarda köşede takılıyorlar, yazııık:)

Prenses Beatrice ve Prenses Eugenie

Bu esnada sarayın penceresinde ufak bir surat belirdi! Töreni izleyen küçük prens Georgie, annesiyle babasını komik kıyafetler içerisinde görünce gülmekten ne yapacağını şaşırdı!






Allahııım ne şirin çocuk :))))


Arabalı geçişten sonra diğerleri balkona çıkarken, Kraliçe sarayın önünde hazırlanan alanda birliklerini denetledi.


Balkon konuşması yapacak mısın abla? :)))))


Sonra Kraliçe ve Prens Charles ile William da balkona çıktılar. Vee Prens William'ın kucağında küçük Georgie ilk kez Buckingham Sarayından halkı selamladı! Gelecekte bir gün Kral olacak ve bu sarayda yaşayacaktı ama farkında bile değildi yavrucak.








Ayy bu çocuk ne gudik bir şey giymiş öyle diyenler için; Georgie'ye , seneler evvel 1984'te, babası William'ın ilk kez balkona çıktığı gün giydiği dantelli tulumu giydirmişler dostlar! El insaf! Bu devirde böyle giyinen çocuk mu kaldı ahahahahah.




Kate ne kadar güzel olursa olsun, bugünün yıldızı Georgie idi. Şirinliği ile gösterinin yıldızı olmuştu. Sizce de öyle değil mi dostlar?


xo xo

11 Haziran 2015 Perşembe

Man From The Stars (2013)

Man From The Stars (diğer ismi My Love From The Stars) izlediğim ikinci Kore dizisi. Tabii yine Sittirella'cığımın tavsiyesi üzerine :) Gayet zevkli bir romantik komedi olan dizimiz yayınlandığında epey sükse yapmış, çılgın reyting almış, hatta diziyi uzatmışlar... Kore dizisi olduğu için sadece 1 bölüm eklemişler tabii, 21 bölüm olmuş. Mazallah bizde olsa 5 sene izlerdik aynı hikayeyi:)


Do Min Joon, 400 sene önce

Dizimiz bundan 400 sene evvel Kore kırsalında başlıyor. Hani eskiden her yer dutlukmuş ya, o hesap. Tahtırevan ile genç bir kızı taşıyan köylüler, gökte apansız bir UFO belirince dehşete kapılıyorlar. UFO'nun rüzgarından insancıklar uçuşmaya başlayınca tahtırevandaki kız da içeride mahsur kalıp, uçurumun kenarında düşeyazıyor. Kahramanımız, işte bu UFO ile yeryüzüne inen sempatik uzaylımız Do Min Joon (Kim Soo-hyun), Do Min Joon zamanı durdurup genç kızı kurtarıyor. Böylece yeryüzündeki hayatı da başlamış oluyor.


Do Min Joon, 400 sene sonra

400 sene sonra, günümüzde, o dutluk kırsal bölge gelişmiş, modern Seul kentine evrilmiş. Kahramanımız kameraya doğrudan bakıp bizimle konuşuyor. Adeta bir günlük gibi, dizi boyunca bize bir şeyler anlatacak zaten. İlk bölümde anlattığına göre, geldiği gezegen dünyaya çok benzemekle birlikte ışınlanma ve zamanı 1 dakikalığına durdurma gibi özel yetenekleri varmış Do Min Joon'un. Ayrıca insanlara çok benzese de bizimle asla sıvı alışverişinde bulunmaması gerekiyormuş. Bu yüzden yemeklerini hep tek başına yiyormuş. Do Min Joon bize çok önemli bir bilgi daha veriyor, 3 ay sonra Dünya'nın yakınından bir kuyruklu yıldız geçecekmiş ve Do Min Joon bu sayede gezegenine dönebilecekmiş.


Cheon Song Yi

Sıra geldi kadın kahramanımıza. Cheon Song Yi (Jun Ji-hyun), Kore'nin en güzel, en aranılan modeli ve oyuncusu. (sanırım bu aktris gerçek hayatta da en güzel ve aranılan oyuncu) Güzel, mağrur ve zengin kızımız epeyce boş kafalı, şımarık ve bencil de tabii. Fakat Jun Ji-hyun öylesine sempatik canlandırmış ki karakteri, ilk dakikadan itibaren çok sevdim Cheon Song Yi'yi.

Cheon Song Yi, yeni taşındığı ultra modern apartmanda tuhaf bir komşusu olduğunu fark ediyor. Bizim zuzaylı Do Min Joon'un ta kendisi! Bu arada attığı saçma sapan bir sosyal medya mesajı yüzünden herkes Cheon Song Yi'yi aptallıkla suçladığından, menajeri kahramanımızın üniversitedeki derslerine devam etmesini istiyor. Peşinde kameralarla okula giden Cheon Song Yi ne görsün, o tuhaf komşu, genç yaşına rağmen profesörmüş meğersem!

Cheon Song Yi
İşte 21 bölüm boyunca maceralarını izleyeceğimiz uzaylı oğlan ve dünyalı kızla böylece tanışmış oluyoruz. Diziyi izlerken oğlana alışmam epey zaman aldı. Duygusuz, don yağı gibi donuk, heyecansız uzaylımız zaten o emo saç stiliyle feci görünüyor. (Kapama saç :) Aklıma sürekli Bülent Ersoy'un gençliği geldi:)

al işte

aynı değil mi?
İşte dizimiz bize bu tuhaf ikilinin hikayesini anlatıyor. Tabii dizi boyu devam eden esrarlı bir cinayet davası, aynı zamanda geri dönüşlerle izlediğimiz Do Min Joon ile 400 sene evvel ölümden kurtardığı genç kızın macerasını da merakla takip ediyoruz. Sonunda bütün hikayeler bağlanıyor tabii.

Man From The Stars, yavaş başlayan ama giderek sarıp temposu hiç düşmeden finale giden bir dizi. Benim için diziyi izleme sebebi Cheon Song Yi idi. Çok güzel, çok sevimli, inanılmaz eğlenceli, müthiş enerjisi ile diziyi taşıyan yıldızdı bence Jun Ji-hyun.


Cheon Song Yi

Yaz günlerinde tatlı tatlı vakit geçirtecek pek keyifli bir dizi. Tavsiye ediyorum dostlar:)

xo xo

17 Mayıs 2015 Pazar

Fated To Love You (2014)

Fated To Love You, 20 bölümlük bir romantik komedi dizisi, ya da şöleni diyebilirim. Benim de izlediğim ilk Kore dizisi oluyor kendisi. Malum, ülkemizde ve dünyada böyle bir Kore dizisi salgını var, ben de mikrobu kaptım. Kore uzmanı arkadaşım, Sittirela'cığım sağolsun, diziyi bana o önerdi. Tabii benim uykuyu boş verip sabahlara kadar izleyerek tek bir hafta sonunda diziyi bitireceğimi tahmin edememişti. Ne yapayım çok sevdim Fated To Love You dizisini:)


Dizimizin kahramanları; kimya devi şirketlerin sahibi, köklü bir sülalenin son erkek evladı olduğu için aile tarafından evlenip üremesi için habire baskı gören Lee Gun ile; 

Jang Hyuk, Lee Gun rolünde


küçük bir adadan Seul'e çalışmaya gelmiş, kendi halinde, kimseye hayır diyemeyen, utangaç Kim Mi Young

Jang Na Ra, Kim Mi Young rolünde


Dizimiz bir reklam çekimi ile başlıyor. Güzel manken, reklama konu olan şampuanı beğenmeyince çekim duruyor, herkes şaşkın derken bir kahkaha duyuluyor ve genç bir adam sete dalıp artistik hareketlerle saçlarını yıkıyor. Bu adam, Jangin kimyasallarının patronu, Jeonju klanının 22 kuşaktan 9. oğlu Lee Gun'ın ta kendisi! Lee Gun, ürünü ile, mirası ile gurur duyuyor. Dolayısı ile şampuanı beğenmeyen mankeni oracıkta kovup reklam filmini kendi çekiyor, sonra da ardına bakmadan, herkesi etkileyen pek karakteristik kahkahaları ile setten ayrılıyor.

Koreli adamlar böyle, illa döşü kıllı olsun diyorsanız sizi Adanalı dizisine alalım:))))

Pervasız ve cüretkar Lee Gun, şirketi çok iyi yönetmesine rağmen evlenip çocuk yapması için klandan sürekli baskı görmekte. Nihayet, New York'ta çalışan balerin sevgilisi Se Ra'nın Kore'ye döneceğini klana bildiriyor ve Se Ra'ya evlilik teklif etmek için Macau'da bir tatil planlıyor.


Salyangoz kahramanımız:)

Kim Mi Young, bir hukuk ofisinde asistan gibi çalışıyor. Herkese sürekli kahve getiriyor, patronun özel işlerine koşturmaktan gocunmuyor. O adeta bir post-it kız, kullanışlı ama iş bitince buruşturulup çöpe atılan bir post-it. Mi Young, şirket çekilişinde Macau tatili kazanınca başına geleceklerden habersiz tatile gidiyor.

Kahramanlarımız Macau'da bir takım komploların kurbanı olup bir geceyi beraber geçiriyorlar ve Mi Young hamile kalıyor. Babaannesi Lee Gun'ı evlenmeye zorlayınca ikilinin müşterek hayatları da başlamış oluyor. 

Lee Gun (Jang Hyuk) ve Kim Mi Young (Jang Na Ra)


Dizimizin özellikle ilk 10 bölümü feci derecede eğlenceli ve romantik. Başroldeki Jang Hyuk bir harika. Lee Gun'ın çılgın kahkahalarını, sert görünüşü altında iyi kalpliliğini mükemmel yansıtıyor. Kendisi dişlek bir adam, tabii bir Freddie Mercury haşmetinde değil ama hafif dişlek işte:) Bu özelliğini de Lee Gun'ın o unutulmaz kahkahasında çok iyi kullanmış . Komedi duygusu çok başarılı, fiziksel komik sahnelerde de kendini salak durumuna koymaktan da hiç çekinmemiş, bayıldım adama! Kesinlikle dizinin lokomotifi:)

Lee Gun'ın çılgın kahkahaları

Lee Gun işini bilir:)

Lee Gun kahkahası:)

hafif dişlek:)

Jang Na Ra ise Kim Mi Young rolünde mükemmel. Zaten ufacık tefecik bir kız. Yüzü kaşık kadar, gözleri iri iri, minik dudakları da kiraz gibi olunca, Kim Mi Young ile gülüyor ve onunla ağlıyorsunuz. (Ben bazı bölümlerde ağladım diziyi izlerken) . Tabii arada "yeter kızım eziklenme bu kadar" diye sarsmak istiyorsunuz omuzlarından tutup ama o kadar tatlı bir konuşması var ve o denli sevimli ki pek kıyamıyor insan:)








Dizide sevdiğim o kadar şey var ki hangi birini anlatsam bilemedim. En başta komployu kurup bizimkilerin başını yakan Hamo Hamo ikilisi dizi boyunca biz güldürüyorlar:)

hamo hamooo

Lee Gun'ın sekreteri Tak, aynı şekilde, özellikle dizimizin drama kısmı ağırlaştığında komedi unsurunu devam ettiriyor.


Sekreter Tak :)

Dizide saçma sapan kötü karakter olmamasını da çok sevdim. Yani bu tarz filmlerde veya dizilerde, esas adamın eski sevgilisi manasızca kötü olur ya, bu kötü kadınların ev yakanından çocuk düşürtenine neler gördük :)) Bu dizide eski sevgili Se Ra, gayet normal tepkiler veriyor :)  Sonra Lee Gun'ın üvey annesi de kötücül bir tip gibi ara sıra komplolar kursa da, komik sevimli bir hali var. 


Lee Gun'ın babaannesi ile Mi Young'ın annesi de dizinin eğlenceli unsurlarından. Kafaları attı mı Lee Gun'ı pataklamaktan çekinmemeleri ile gönlümüzü kazanıyorlar.


hahahahah adam süper gülüyor!


Fated To Love You, aşık olmanın heyecanını, ilk aşkın coşkunu pek tatlı anlatan harika bir dizi. "Hadi öpsene kızı!", "kızım, yumul şu adama!" diye tezahürat yaparak seyredebilirsiniz benim gibi. Dizi birer saatlik 20 bölümden oluşuyor. Bizim diziler gibi bir bölüm saatlerce, hikaye de yıllar boyu sürmediği için gönül rahatlığıyla öneriyorum. 



xo xo


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...