13 Aralık 2014 Cumartesi

Türkiye İş Bankası Müzesi

Hatırlarsanız son maceramızda kızçelerle Eminönü'ne gitmiş; kendimize Pandeli'de dillere destan bir ziyafet çekmiştik.

Ziyafetin üstüne Mısır çarşısında dolanırken; Lady Charlotte ile kendimize birer yüzük aldık. İnce altın, etrafı nazar boncuğu mineli tatlışko birer yüzük. Sonra eve gelince bir baktım, benim yüzükteki minelerden biri düşmüş. O yüzden bu hafta yine sokaklara dökülüp Eminönü'ne gittim ama buralarda gezmeyi çok sevdiğimden pek keyiflendim.

Yüzüğü götürüp tamir etsinler diye kuyumcunun kafasına attıktan sonra, ne zamandır ziyaret etmek istediğim Türkiye İş Bankası Müzesine gittim.


Yeni Camii

Müzenin yeri çok kolay, hemen Yeni Camii'nin arkasında. 


Türkiye İş Bankası Müzes,

Müze kapısında çok yakışıklı bir sarışın tarafından karşılandım:)




Müzeye giriş ücretsiz, girerken hemen broşürünüzü veriyorlar, üst kattan gezmeye başlıyoruz. 

Merdivenler soluk kesici, içeri adım attığınız anda etkileniyorsunuz zaten.






Müzenin ilk kurulduğu günlerden itibaren saklanmış tüm vesaikleri, siyah beyaz fotoğrafları, film gösterileri ile, hem bankanın hem genç Türkiye Cumhuriyetinin tarihine tanıklık ediyoruz.






Salonlar dönemlere göre düzenlenmiş, her salonda belgeler, fotoğraflar, o dönemde kullanılan ofis araçları ve interaktif standlar mevcut. Bu standlardan fotoğraflara bakıp belgeleri inceleyebilirsiniz. Beni en çok duygulandıran o güzelim İş Bankası kumbaraları oldu. Sizin de var mıydı parlak İş Bankası kumbaranız?











Müzenin giriş katı, ilk İş Bankası şubesi gibi düzenlenmiş, o kadar güzel ki! Sanki Gringotts  Büyücü Bankası koridorlarında gezer gibi hissediyorsunuz.





İlk İş Bankası çalışanları:



Banka hesap cüzdanları:



Memur ve Memurelerin Dikkatine: 

Bazı koşullar ne kadar ağırmış...


Müzenin en heyecanlı kısmı ise, sarmal merdivenlerden aşağıya inerek banka kasasını ve emanet kasalarını ziyaret ettiğimiz bodrum katı!







Kasalar Hollanda Malı imiş :





Kasa dairesinden çıkınca daracık bir koridordan yürüyerek emanet kasası kısmına geçiyoruz. Ama ne koridor! Nefis ışıklandırması ile Matrix'in içinden yürümüş oluyorsunuz:

what is matriks ulaaan?

 Emanet kasalarından bazılarının kapağı açık, içindeki eski objeleri keşfedebilirsiniz:)








Peki, siz olsanız kasanızda ne saklarsınız?



Müzenin web sayfası : http://www.muze.isbank.com.tr/


xo xo

10 Aralık 2014 Çarşamba

Kate Alert : New York, New York

Prens William ile canımız, bir tanemiz Düşes Kate; 3 günlük mini bir New York turu yaptılar sevgili seyirciler. 3 gün boyunca Prens William laci takımları üstünden çıkarmazken; Kate'cik 5 aylık hamile haliyle kılıktan kılığa girmek zorunda kaldı.

Prens ve Düşes, New York'a Pazar gecesi vardılar. Otele girmeden birkaç dakika durup gazetecilere poz verdiler.  Böylece Kate'in mantosunu görebildik. Mürdüm rengi, bukle kumaştan, hamileler için özel dikim idi mantosu:




Kate'in ayakkabıları:(


Ayyy bu model ayakkabı hiç sevmem. Üstelik sankim Kate bunlarla tek kale maç oynamış, deli gibi şut çekmiş sanki.. pek eski görünüyorlar; beğenmedim.

Otele girdikten yarım saat sonra yemeğe çıkan çiftimiz, uçak yolculuğundan hiç etkilenmemiş gibiydi. Biz olsak 3 saat yatar, yemeğe öyle giderdik, üstümüze de en gevşek taytımızla uzun kazak giyerdik:) Kate ise çarpıcı gümüş küpeler takmış, siyah bir kokteyl elbisesi giymişti.






Kate'in küpeleri hoşuma gitti; elbisenin çok benzerinden beş kere filan giymişti daha önce. O yüzden pek heyecanlandığımı söyleyemem.



Pazartesi günü ikilimiz ayrı aktivitelere katıldılar. Prens William Washington'a gidip başkan Obama ile muhabbet etti. Artık doğru mu değil mi bilemem, pis günahları boyunlarına, William dedi ki, George doğduğunda o kadar heyecanlanmış; etrafında da öyle bir kaos varmış ki; kız mı erkek mi bakmayı unutmuş. Ulan başkana yaptığı goygoya bak koskoca prensin:)))

Kocayı başından atan Kate de, Harlem mahallesinde bir derneği ziyaret etti. Çocuklarla oyunlar oynayıp hediyeler paketledi.



Ayy önlük gibi kapkara giyinmişti Kate, içim sıkıldı. Bir de manto hep üstünde, hiç çıkartmıyor. İçeri girince de mantoyla oturuyor... Buradaki mantık beni aştı. Pişersin evladım!






Neyse bari akşam William geldi, otelde kavuştular, Kate üzerini değiştirdi ve Hilary Clinton ile buluşmaya gittiler.

Tövbeler olsun, bu Hilary bunları gördüğüne çok sevinmişti:

Ahahahahahah:)))

Bu akşam için Kate gümüşi bukle kumaşran kısa manto ve siyah blucin tercih etmişti. Manto hep üzerinde kaldı. Karnını göstermeye mi utanıyor, nazardan mı çekiniyor anlamadım. George'a 8 aylık hamileyken mini etekli kıyafetlerle geziyordu. Hepsinin bu blogda kaydı var! Ahahahah:)))  Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu annem?


Küpeleri timsah şeklinde, uzun. Demdeğişik.

Kendilerini Hilary'nin anaç göğsünden kurtaran ikilimiz, Brooklyn'de bir NBA basketbol maçını izlemeye gittiler.



Saha kenarında tezahürat yapan, patlak mısır yiyen, kiss cam'e el sallamakla yetinen çiftimiz, devre arasında Beyonce ve kocası Jay Z ile tanıştılar. (Meğersem Jay Z maç yapan takımlardan birinin sahibiymiş. Oha, muhabbete bak. Biri müstakbel kral, berikinin takımı var. Kimsiniz abi siz? Nasıl bi adamlarsınız siz anam? )



Yalnız Amerikalılar bu tanışmadan ötürü pek heyecanlandılar, interneti filan kırdı hayvanlar neredeyse. Tuhaf bi kraliyet merakı var (!) bu Amerikalılarda, hiç anlamadım :))) 


Neyse biz işimize bakalım, maçtan sonra yok artık Lebron James ile tanışan kraliyet ailesine, üzerinde isim yazan formalar hediye etti meşhur sporcu.



Sonra da vıjık vıjık terli koltuk altı ile Kate'i bir güzel sarmalayıp gazetecilere poz verdi! Yok artık Lebron James. Kate o sıcak ve yapışık ıslaklığın içinde ne hissetti ben bilemem. Ama bebeğe azıcık ter kokusu geçmiştir diye düşünüyorum:))))


Lebron'un ananın amı gibi yapış yapış vıjık vıjık koltuk altı ve kate:))

Salı sabahı, New York'da delice yağan yağmura aldırmayan William ile Kate; 11 Eylül anıtını ve müzesini ziyaret ettiler. İşte bugün Kate çok hoştu. 




At kuyruğu saç ve pembe Mulberry manto nefisti. Prens William da otelden ödünç aldığı şemsiyesiyle günün centilmeni seçilmişti.






11 Eylül anıtına çiçek bıraktıktan sonra çekirdek ailemiz, yine bir çocuklara yardım derneğini ziyaret ettiler. Burada gençlerin hazırladığı gösteriyi Prens William ayakta alkışladı. Aferim Wills.




Dernekten çıkıp bu sefer de bir resepsiyona katıldıklarında ise Kate mantoyu çıkarttı. Düz siyah bir elbise ve feci pahalı bir Cartier kolye ile kalıverdi. Kolyenin fiyatı hakkında çılgın rakamlar dönüyor, 50.000 Pound deyollar bilemem.


bu nasıl 5 aylık hamile?

resepsiyon çok eğlenceli geçmiş:)


Nihayet gece olunca, William ile Kate en güzel kıyafetlerini giydiler ve St Andrews Üniversitesinin 600. yıldönümü galasına katıldılar. Biliyorsunuz ikisi orada okurken tanışmış ve 10 sene beraber olduktan sonra evlenmişlerdi.


Kate daha önce giydiği harika Jenny Packham tuvaleti ile prensesler gibiydi. Keşke William da kilt giyseydi!







Kate saçlarını toplamış, bir çift zümrütle bezeli harikulade elmas küpeler ve aynı takımın bileziğini takmıştı. Ay nefesim kesildi! Çok güzeldi be!






Bu kız prenses olmak için doğmamış mı sanki dostlar? Prens gözünün içine bakıyordu bizim arka mahalleden komşu kızı Kate'in :)))











Peri masalının bir bölümü de böyle sona ermişti. Beğendiniz mi Kate'i?

xo xo


7 Aralık 2014 Pazar

Pandeli

Cumartesi günü kızçeler ekibi tam kadro buluşup Eminönü'ndeki meşhur Pandeli restorana gittik sevgili seyirciler.

Pandeli, Mısır Çarşısının girişinde. Yeni Camii'nin yanından, tam meydana açılan kapıdan Mısır Çarşısına girdiğinizde hemen solda tabelasını göreceksiniz.




Harikulade çinilerle bezeli daracık uzun merdivenlerden üst kata çıkarken zaten özel bir mekana geldiğinizi hissediyorsunuz.





Restoran birbirinin içine geçen 3 salona sahip ve her tarafı o güzelim çinilerle kaplı. dar Osmanlı pencerelerinden cıvıl cıvıl Eminönü meydanını izleyebilirsiniz. Bunun için bir gün önceden rezervasyon yaparak pencere önü masa istemeyi unutmayın.




Masanıza yerleştikten sonra gelsin selfiler, gitsin etiketlemeler, yer bildirimleri :)






Restoranın o zarif menüsünden zorlukla seçim yaptıktan sonra, çabucak yemekler masaya geliyor.


Patlıcan salatası

Patlıcan salatasını nasıl tarif etsem bilemedim, köpük gibi insanın damağından akıp gidiyor. Garsonlar boş tabağı almaya çalışırken ben hala ekmekle sıyırıyordum, içine düştüm patlıcanın.


Patlıcanlı börek

Üzerinde bir dilim dönerle servis edilen patlıcanlı börek, mükemmel bir arasıcak. Muhakkak yemelisiniz. Sakın bir tane alalım paylaşalım demeyin, sofrada herkes bir dilim yemeli bu yumuş börekten. Tam bir ağız tadı şenliği.


Hünkar Beğendi

Hünkar mı beğendi? Asıl ben beğendim ben, Judy beğendi!!! Yumuşacık etin patlıcanla birleşmesinden doğan bu harikulade lezzet, damaklarımızda çarpıcı lezzet rüzgarları estirdi.

Bol patlıcanlı klasik etli lezzetler bir harikaydı. Pandeli'de gelecek sefer ise balık ürünleri seçip, tarama ve kağıtta levrek denemek istiyorum. 


Gelelim tatlı faslına. Klasik Türk tatlılarından bir seçki sunuyor Pandeli bize. Ben güllaç yedim. içinde gül suyu yoktu, tam sevdiğim gibi.




Kaymakla servis edilen kabak tatlısı çok başarılıydı.




Çıtır çıtır sarı burma ise biraz çok şerbetli ve ağır geldi bize.




Kişi başı 65 TL hesap ödedik Pandeli'de. Deniz ürünleri biraz daha pahalı.


Eminönü'ne gelmişken tabii gezmemek olmaz. Önce feci bir kalabalığın içinden kahramanca geçip, Kurukahveci Mehmet Efendi'den mis gibi çekilmiş kahvelerimizi aldık. Sonra koştura koştura Ali Muhiddin Hacı Bekir'e gidip çifte kavrulmuş fıstıklı lokumlar aldık. Çikolata kaplı naneli lokumlar da harikaydı, tavsiye ederim





Artık akşam olmuş, kadim şehre karanlık çökmüştü. Bu güzel Eminönü akşamında, Hacı BEkir'in karşısındaki Brew Cafee'de birer kahve içip lokumların tadına bakarak günü bitirdik.






Pandeli lezzetlerinin şehrimizden hiç eksik olmaması dileğiyle...


xo xo
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...