7 Mart 2015 Cumartesi

2015 Paris Seyahati : Pasajlar, Kitaplar, Vitrinler ve şehir ışıkları

Paris'te 2.günümüz müşteri ziyareti ve toplantılarla geçti. Öğlen gittiğimiz müşterimiz Belleville semtinde idi ve bizi ufak bir Thai restoranına götürdüler. Restoranın adını sanını bilemedim, tam bir ara mahalle esnaf lokantası idi ama yemeklere bayıldım.


Kuru dana eti, susamlı.

börek ?

Deniz mahsüllü noodle

Toplantılarımız bittikten sonra haftasonumuza başlamak üzere metroya yürürken Belleville'in Çin Yeniyılı için süslenmiş olduğunu farkettim, hoşuma gitti.

Belleville

Belleville'den Opera meydanına geldiğimizde yağmur başlamıştı. Arkadaşlarımı Opera'dan Haussmann Bulvarında oradan da Montmartre Bulvarında yürüttüm. Yağmur yağdığına göre evvelki sene keşfettiğim pasajlarda ıslanmadan rahatça gezebilirdik.

Yağmur altında Paris

İlk önce Passage Des Panoramas'a girdik. Burada ufak ufak restoranlar ve ilginç, kimi kapalı bazı dükkanlar bulabilirsiniz.

















Passage des Panoramas'ın tam karşısında en sevdiğim Passage Jeuffroy bulunmakta. Bu pasajda kafeler ve rengarenk harika mağazaların yanı sıra, balmumu müzesi de yer alıyor. Jeoffroy'un devamı da Passage Verdeau, aslında Panoramas ile beraber bu üçü yekpare bir geçitmiş geçmişte.


Jeuffroy'daki butik çikolatacılar, oyuncakçılar, hediyelik eşya dükkanlarının vitrinleri rengarenk ve büyüleyici.



















Star Wars Satranç Seti
Veee kitapçılar!

















İşte bu seneki ganimetlerim: Bu yıl yeni bir Paris kitapları serisi başlamış. Siyah beyaz fotoğraf albümleri şehrin tarihini anlatıyor. 1900 senesinin Paris'i ile şehrin kedilerini anlatan 2 kitap aldım. How To Be Parisian oldukça tantanası yapılan bir kitap idi, onu Istanbul'dan aldım ama güzel görünüyor diye aşağıdaki fotoğrafa ekledim:) Küçük kitap ise hayret bende olmayan bir Taschen Paris fotoğraf albümü. Onu Arc de Triomph'un tepesinden almıştım:) Minik teneke tepsiler ise olasılıkla hiç işe yaramayacak ama çok güzel görünüyorlar, kütüphaneme dekor diye koydum:)



Pasajın sonuna geldiğimizde Le Stube diye bir kafede mola verdik, vişneli turtayı gömdük, bira ve kahve içtik. Paris'te oturduğumuz her kafenin her restoranın beleş wifi bağlantısı vardı. Böylece bol bol check in yaparak fotoğraf paylaşabiliyorsunuz:))




İşte Cuma gecesi mutluluğu, ufak bir kafede biram ve ben:) Pasajın ucundan gelen akordeon sesiyle de Paris klişelerimiz tamamlanmış oldu fakat o akordeon bir süre sonra yeter beee dedirtiyor, açık konuşayım:))




Pasajlardan çıkınca Rue Vivienne'den dosdoğru yürüyerek Palais Royal bahçesine vardık. Bahçe çıplak dallı ağaçlarıyla bomboş görünüyordu, biz de bahçeyi çevreleyen sütunlu geçitlerin altından yürüdük, hem ıslanmadık hem de vitrinlere baktık.


Palais Royal

Palais Royal

Oyuncakçı dükkanları çok güzeldi gerçekten. Sunay Akın'ın müzesine layık bu minyatür pastaneye bayıldım:

Minyatür pastane:)

Burada ise minnak köpeciğe bayıldım:)



Tontonlar'ı hatırlayan kaç kişi kaldık dostlar? Benim Tontonlu minik bir yastığım bile vardı. Hatta bitti diye ağladığım ilk çizgi filmmiş Tontonlar.

Hop hop hop! Değiş Tonton!

Palais Royal'den en sevdiğim minik meydana çıkmıştık, bu ışıl ışıl güzel bina Comédie-Française devlet tiyatrosu imiş. Buradaki bankta oturup dinlenmişliğim çoktur:)




Hemen yolun karşısında ise yeryüzünün en muhteşem bazı sanat eserlerine ev sahipliği yapan Louvre Müzesi bulunmakta idi.


Kutsal Kâse Roslin'in altında
Bıçak ve kadeh bekçidir ona
Şaheserler süsler yatağını
Seyrederken yıldızlı semayı



Louvre ile Tuileries bahçesi arasında minik Arc de Triomphe du Carrousel yer alıyor. Bu da büyük Zafer Anıtı gibi, Napoleon'un başarılarını kutlamak adına dikilmiş. Tuileries'de, tam da bu anıtın arkasında eskiden aynı isimli bir saray varmış. Tuileries Sarayı 1871'de yakılmış, 1883'de kalıntıları yok edilmiş ve boşalan alan Tuilieres Bahçesine eklenmiş.


Arc de Triomphe du Carrousel

Jardin de Tuilieres

Tuilieres'den çıkıp Concorde'a kadar uzanan Rivoli caddesinin üzeri kapalı kısmından yürüdük. Bunu nasıl anlatayım bilemedim. Rivoli aslında upuzun bir cadde, iki yanında mağazalar restoranlar dolu. Bağdat Caddesi gibi diyelim. Rivoli'nin Louvre Müzesinden sonra Concorde'a kadar devam eden kısmında, binalar caddeye sıfır ama binaların en alt katları yok. Bu kısımları sütunlarla desteklemişler ve böylece üzeri kapalı bir yürüme alanı oluşmuş. Böylece caddenin yanından yürüyorsunuz ama üzeriniz kapalı olduğundan ıslanmıyorsunuz. Rivoli'nin bu kısmında meşhur Angelina pastanesi, hediyelik eşya dükkanları, saray gibi oteller ve ünlü markaların butikleri bulunuyor. Angelina'da bir sıcak çikolata içmek nasip kısmet olmadı ama:) Gelecek sefer Paris'te hedefim Angelina olacak.


bir çikolatacı


Concorde'dan metroya binerek Trocadero'ya geldik, böylelikle Eiffel Kulesi tam karşımıza çıkmıştı. 



Şu kuleyi de o kadar severim ki, yaz kış ne vakit Paris'e gelsem bir gelip bakarım. Eiffel kulesi 1889 senesinde dikilmiş. Şu anda Paris'in en yüksek kulesi ve yeryüzünde en çok ziyaretçi alan anıtmış.






Aşağı inip nehir kıyısından yukarı doğru yürümeye koyulduk. Place de l'Alma'ya geldik. (Prenses Diana'nın öldüğü alt geçit buracıkta) Eskiden burada sevdiğim bir kafe vardı, Eiffel manzaralı idi. Bu kafe ne yazık ki kapanmış. Biz de George V restoranda oturduk ve tabii ki sümüklü böcek yedik.


escargot de bourgogne

Her sümüklüyü yiyemezsiniz, salyangozun Bourgogne sümüklüsü olmasına dikkat edin. Bunları sarımsaklı, tereyağlı muhteşem kokulu bir sosla pişiriyorlar. Geleneksel olarak 6 veya 12 adet servis ediliyor. Pretty Woman filminden anımsayacağınız komik maşa ile salyangozu tutmanız gerekiyor çünkü masaya çok sıcak geliyor. Sonra da ince bir çatalla etini alıp yutuyorsunuz. Yanınızdaki arkadaşınız öğürme sesleri çıkartırsa aldırmamaya çalışın. Bir kere deneyin, o üzerindeki sosa doyamayacaksınız.


Paris'te hep mutluyum:)

Yemek olarak da ızgara somon seçtim, hafif olsun diye. Yanında bolca patates kızartması geldi ve içine gömüldük patateslerin. Bildiğin ev yapımı patates kızartması idi ama çok lezzetliydi gerçekten. Belki yağındandır. Önce gece L'Europeen'de yediğimiz patatesleri de çok beğenmiştik.





Restoranın bulunduğu cadde capcanlı idi:



Restorandan çıkınca Avenue Montaigne'den yürümeye devam ettik. Burası Sex and the City dizisinin finalinde Carrie'nin kaldığı Plaza Athenee otelinin ve bütün büyük moda evlerinin yer aldığı çok toşbilli bir cadde idi.











Bu güzel bulvarın sonunda Champs Elysees'nin aşağı kısmına bağlanmıştık. Nehir kenarına geri dönüp yürümeye devam ettik.



Böylelikle ışıkları parlayan Alexandre III Köprüsüne gelmiş idik.




Paris'in bu en debdebeli, en süslü köprüsü, 1896-1900 yılları arasında inşa edilmiş. İsmini de eski Rus Çarından almış. Altın varraklı heykeller, kocaman lambalarla süslü bu köprü pek romantik gerçekten de.



Köprüden Eiffel manzarası ve Paris'in Seine nehrine yansıyan ışıkları :



Köprüden Concorde Meydanı ve dönme dolabımız.



Köprüden  Concorde'a doğru yürümeye devam ettik. Concorde'dan metroyla otele döndük. Paris'te taban teptiğimiz bir gün daha böylece sona ermişti.



xo xo

2 yorum:

  1. her yeri ve her şeyi o kadar harika anlatmışsın ki, sümüklü böceği bile deneyesim geldi:)))))) Parisi seninle gezmek lazım
    çenebaz

    YanıtlaSil

Yaz ki muhabbet olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...