9 Haziran 2012 Cumartesi

7 Haziran 2012 Madonna İstanbul Konseri

Real Fiesta ahalisi olarak, büyük stadyum konseri serimize, bu sene de Madonna'nın Mdna turu İstanbul konseri ile devam ettik benim canımdan çok sevdiğim izleyenlerim. Artık sağır sultan bile duymaktan bıkmıştır herhalde Madonna konserini, ben de maceramızı anlatayım da bir sonraki yazıma  geçebileyim ki o yazı devasa upuzun bir  diamond jubilee yazısı olacak.

Biletinin fotoğrafını çekmeyini dövüyorlardı tillahi:)

Eveet, biletlerimizi çok önceden ve çok indirimli olarak Zekish kuzu sayesinde alabilmiştik. Bu sefer tribünden izleyecektik konseri. Zekish biraz üzüldü bu duruma, çünkü stadyum konseri coşkusunu saha içinde yaşıyorsunuz gerçekten. Ama Lady Charlotte ve ben pek memnun kaldık tribünde oturmaktan.

Real Fiesta ekibi konserde: Judy Abbott, Lady Charlotte, Zekish

Konser günü 4'te işten çıktım, 10 dk filan sonra da Lady Charlotte arabayla gelip beni aldı Cevizlibağ'dan. Oraya kadar uçarak gelmiş ama o noktadan sonra trafik bir tıkalıydı ki sormayın. Sahil yoluna indik, orası da evlere şenlik. Sahil yolundan Taksim'e oradan Levent'e gelene kadar 2 saat geçti, inanılır gibi değil, nasıl tampon tampona bir trafik anlatamam. Açlıktan benim sesim soluğum kesildi. Saatlerce araba kullanmaktan Lady Charlotte'ın bacakları He-Man'e döndü... Ama asıl çilemiz bu değilmiş meğersem, asıl çile, o Allahın belası Gültepe kavşağıymış. Allah kahretsin o kavşağı! Taaam 45 dakikada yolun karşısından öbür tarafa dönerek Kanyon'un önüne gelebildik dostlar! 45 dakika! 5 adımlık yol için.

Kendimizden geçmiş vaziyette Kanyon'a girdiğimizde saat 7'yi geçmişti herhalde. Kanyon ağzına kadar dolu idi, elalem yerlere serilmiş, oradan buradan aldığı yiyecekleri kemiriyor idi. Bütün restoranlar, cafeler konserci ahali ile dolup taşıyor idi. Sağolsun Zekish bize Burger King'de hem yer tutmuş hem de hamburger almış idi. Böylece oturup bir güzel aç karnımızı doyurduk. Hatta masada yok diye yandaki restoradan tuzluk, peçete filan çaldım:))

Artık metroya binip stadyuma gitmemiz gerekiyordu ama tuvalete gitmeden eve kadar bile gidecek durumda değildim. Tahmin edersiniz ki, tuvaletteki kuyruk Madonna'nın amına kadar uzayıp gitmekteydi... El mahkum sıraya girdik, diğerleri konsere yetişmek için önden gittiler. Biz de acaba konsere yetişecek miyiz diye meraklanırken, sıra başı abla erkekler tuvaletini basmaya karar verdi. Hurraaaa bizim önümüzdeki ablalar büyük bir coşkuyla erkekler tuvaletine saldırdı, hatta birini kovaladılar, adamcağız iyice yerleştiremeden çıkmak zorunda kaldı:)) Böylece bir anda sıra bize gelmiş oldu ve işimizi halledip stadyuma doğru yola çıktık.

Hem biletin fotoğrafını çekerim, hem de biletle fotoğraf çektiririm:)

Eh, metro haliyle her köşesine kadar dolu idi. Sanayi'de inip Seyrantepe'ye aktardık kendimizi. Aktarma trenini o kadar bekledik ki, tren gelince bir alkış koptu kalabalıktan. Metroya binmeye çalışan kendi halinde biri de arkamızdan "conconlar sanayiye kaportalarını düzelttirmeye gelmişler" demesin mi? Öldük gülmekten:))

Yüzlerce insan metrodan inip stadyuma koştuk. Curcuna kalabalık, su-bira satanlar, kafana bağlamalık Madonna bandajı kakalayanlar, biletini fahiş fiyattan okutmaya çalışanlar ve paldır küldür stada koşan bizler, biz insancıklar...

Stadyumun turnikelerinden geçip içeri girdikten sonra asıl girişte kaldık. Kaçyüz kişi orada yığıldık. Acaba kapılar açılmayacak, konseri izleyemeyecek miydik? derken açtılar kapıları, ondan sonra bir daha kontrolden geçince artık stada gelmiştik.

Tribüne tırmanmadan önce "Official Merchandise" diye kakalamaya çalıştıkları Madonna'nın resmi ürünlerine baktık Lady Charlotte ile. Püahahah 50 liralık paçoz tişörtler vardı, resmi ürün diye koymuşlar, burnunuzu silmezsiniz. Gidip Terkos'dan alırız bunlardan diyerek oradan da kaçtık.

Tribünlerin girişinde epey bir kuyruk vardı, biz de aradan kaynak olduk:)) Tabii birileri laf etti, azıcık kavga çıktı ama pıt diye girdik içeri, kat kat merdivenleri tırmandık ve arkadaşlarımızı bulup yerleştik. Hıncahınç dolu stadyumun ve enteresan şekilli sahnenin görüntüsü nefes kesici idi.

Saha içi dibine kadar

Tribünler ağzına kadar dolu idi

Biz yerimize oturduğumuzda 9:30'da geliyordu saat, yani başlama saati. Staddan gelen gök gürültüsü gibi alkış ve tezahürata rağmen Maddy sahneye çıktığında saat 10'u geçmişti. Yuh da çektik tabii, ben o hengamede "tekstil ömrümü yedi" diye bağırmış olabilirim:))

Nihayet ışıklar söndü, seyircilerden gelen kükreme sesi eşliğinde sahne aydınlandı ve gösteri başladı.


Bundan sonra olanlara konser diyemeyiz. şarkıcının düz bir sahneye çıkıp şarkılarla izleyicileri coşturduğu konserlerden değildi bu. Her anı planlanmış, efektlerle pekiştirilmiş, dijital müzik ve ışık gösterisi idi.

Sahneye tepeden kırmızı cüppeli dansçılar inmişti. Sonra sahnenin altından beyaz cüppeli abiler çıktı yukarı, sahnenin üzerine.... Hidrolik bir sahne kurulmuş. Dansçılar bir anda aşağı inip esrarlı bir şekilde gözden kayboluyorlar ya da sahnenin altından yukarı çıkıyorlar, bir anda sahnede bir grup beliriyor. Çok etkileyici idi. Sahnede de alçalıp yükselen, şekil değiştiren bloklar vardı. Bunlar da koreografinin parçası idiler.

Yani biz bir konser değil her anı planlanmış, koreografisi ve prodüksiyonu yapılmış neredeyse bir modern sanat gösterisi izledik dostlar. İzleyici coşmadı haliyle. Ağzımız açık, daha önce benzerini görmediğimiz bu yapımı seyrettik. Setlist'in ağırlığı da yeni elektronik, dijital şarkılarda idi. Eski bildik parçalardan bir kaç tane geldi sadece onların da düzenlemesi çok farklıydı. Misal Like a Virgin değişik bir balad haline gelmişti. Papa Don't Preach bir kuple okundu. Hevesim kursağımda kalmış olabilir o yüzden.


Gösteriyi anlatmak, yazmak istiyorum ama anlatacak söz bulamıyorum:) Kadın karşımızda bir film çekti sanki. Bir şarkıda sahneden otel odası yükseldi. Şarkıda "bang bang" dedikçe, bizimki ateş ediyor, o anda bir dansçı yere düşüyor, arka sahnede ona uygun görüntüler akıyor, şarkı resmen enteresan bir formatta gözlerimizin önünde canlanıyordu.

Çarpıcı, ulvi giriş ve otel odası aksiyonundan başka, en etkileyici kısımları düşününce, ilk aklıma gelen Express Yourself, bütün sahneyi dolduran bando takımı kılığında dansçılar ve tepeden aşağı adeta uçarak inen davulcular...  O performans inanılmazdı. Sonra Maddy'nin ağır aksak makamda icra ettiği Like A Virgin... Kadın yerlerde yuvarlandı, açtı memesini gösterdi, arkadan gelen dansçı sevgilisine belini sıktırdı, beli kaldı kaşık kadar...Vogue'un sahnelenmesi şahaneydi, konik sütyen strikes back diyebiliriz. Tüm kıyafetler ve danslar harikaydı  Vogue'da...

Zaten o dansçılara laf eden çarpılır, onları görünce kendini dansçı diye bize yutturmya kalkan bir takım insaların kendilerini damdan atması gerektiğine inanıyorsunuz. Dans, esneklik, mükemel zamanlama; hepsi Mado ablanın dansçılarında bol bol mevcuttu.



Nihayet gösterinin sonunda sahnede Maria Magdalena korosu belirdi ve aynen olması gerektiği yani bildiğimiz şekliyle muhteşem bir Like A Prayer dinledik, boğazım patlayana kdar bağırarak eşlik ettim şarkıya. Konser boyu stadın en belki tek coştuğu an bu oldu dostlar.

Sonuç olarak hiç hayal edemeyeceğim kadar etkileyici, renkli, yaratıcı bir show idi Madonna konseri. Ama bildiğimiz anlamda konser değildi. Dün gece ben Madonna'ya hep ilerlediği ve sürekli kendini yenileyip zirvede kalabildği için hayran oldum elbet ama asıl hayranlığım Bon Jovi kazandı - bir kere daha- Adamlar dümdüz bomboş sahnede bilfiil müzik yapıp saatlerce şarkı söylemişlerdi. Benim zevk aldığım konser ve performans böyle bir şeydi işte. Madonna'nın görsel şöleni ise hayatta bir kere rastlayabileceğimiz türden birşeydi. ölmeden önce görebildiğimiz için çok ama çok şanslıyız. Ben ömrümde böyle birşey izlememiştim dostlar. Muhteşem bir deneyimdi. Hem de dünya gözüyle Madonna'yı gördük, o da aradan çıktı oh!

xo xo

9 yorum:

  1. çogzel anlatmışsın yine judiğğğ..

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Uyuyamadım Judy :)
    İyi etmişsin... madem dünya gözüyle görmek istiyordun; görmüşsün.
    Listeden bir ''yapılacak'' daha silinmiş.
    Ben -gıcık mıyımdır, neyimdir-bedava bilet verseler belki giderdim.
    Kalabalıktan nefret ediyorum.
    Tribün vs. bir yere kadar olur ama saha içi: kalsın! :/
    Madonna'yı sevmem :) o apayrı mesele.
    Oldum olası -tek bi' şarkısı hariç- hiç bir şarkısı da beni cezbetmemiştir, bana bir duygu-yaşanmışlık hediye etmemiştir.
    Bedava biletle de gitsem gitsem tek o şarkı için giderdim ahahha :)
    Anlayamadım açıkçası bu Madonna çılgınlığını milletin.
    Trafikte ömürden saatler kaybedeceğinizi bile bile... o sıkıntı çekilmez be.
    Hani burda olsa, ne trafik kitlenir ne girişte yirmi dakka kaybedilir... ama orası Türkiye.
    Yarım millar dolarcık kazanacakmış bu turneyle, sizin de payınız olmuş işte hatun kişinin servetinde :D
    Zaten bir saate yakın geç çıkıp 1.5 saat söylemiş gitmiş.
    Esefle kınadım onu!
    Evet, çok pisim sanırım :)
    Sen uyuma, onca yazı yaz-yayımla, dengesizin biri gelsin böle de bi' yorum yapsın.
    Kovayım ben kendimi.
    Defol git Sitti!
    Hatta: Sittirella :)
    Ahahahha :)
    Öperim Judy'm :)*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahahah Sitticim sorma , Lady Charlotte çok uzakta oturuyor, yoksa arabaya binmez metrobüs-metro yapar, trafikte kalmadan giderdik konsere. Tabii o zaman da kalabalıkta ezilir, sosis olurduk:))Öyle bir şehir ki, 1000 senedir toplu taşıma mevzusunu çözememiş, ben de buna ifrit oluyorum.

      o kalabalığa girmek için konser veren adamı çok sevmek ve konser için heyecanlanmak gerekiyor. Misal Bon Jovi. O konseri tribünden izleyemezdim asla, saha içinde 50.000 kişinin arasında olmalıydım. O kadar heyecanlıydım ki çektiğim yorgunluğu, eziyeti unuttum gitti. Oh iyi ki madonna için o eziyeti çekmemişim, paşalar gibi oturduk izledik. Zaten izlemelik bir şeydi, ses yoktu görüntü vardı ablada: ) Onu da gördük, oh aradan çıktı:))
      Ama şöyle bir greatest hits konseri verse giderdim, eski şarkılarını severim, ilk kasetini aldığım şarkıcılardandır Mado abla:))

      yine kasetli günleri andık yaşımız ortaya çıktı :)))

      öptüm Sitticim

      Sil
  4. Ben de aynen Sittirella'ya katılıyorum, hislerime tercüman olmuş, Madonna bana Mado dondurma dışında birşey çağrıştırmaz (yaş icabı olabiler mi diyecem ama değil). Ama sen gidip gördüğüne iyi etmişsin, varsa bir fırsat zevk alınacak herşeyden pay alınmalı. Sefan olsun Cudiko, öperim seni...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Leylakcığım küçüklüğümden beri severim aslında, en azından kadının bir felsefesi var, memesini açabilme özgürlüğünü savunuyor:)) açtı da netekim:)))

      Sil
  5. Eğer gitmeseydim giden arkadaşlarımın ağzından Madonna bir hit olacaktı. Gittim de ne oldu? Dediğin gibi bir Madonna aradan çıkmış oldu. Allah aşkına La Isla Bonita'sız Madonna mı olur canım! Bir de üstüne dönüş işkencesi. Denilen şudur ki Bon Jovi'de izleyici ile arasında duygu varmış. Madonna biraz kof çıktı:)))

    YanıtlaSil
  6. Özlem evet, Bon Jovi inanılmazdı, Jon'a aşık olup çıktık stadtan hepimiz. Bi de o en sevilen şarkılarının hepsini söyledi, bütün stad konsere eşlik etmişti. Mado ise bir tiyatro sergiledi. Görmeye değerdi kesinlikle. Ama bizi coşturacak tipte bir konser değildi, biz nostalji severiz:)

    YanıtlaSil

Yaz ki muhabbet olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...