30 Mart 2005 Çarşamba

28 Mart 2005 Pazartesi

kiefer sutherland poposu

işte internetin derinliklerinde dolaşan kiefer'ın poposu, ah caniiimmmm, ördek gibi maşşallahhhhh

ulan ulan biyerlerde bizim de ahlaka mugayyir fotolarımız dolaşıyor mudur acabaaaa????

27 Mart 2005 Pazar

pazar pazar hasta hasta

size oturup güzel yazılar yazayım isterdim ama bu aralar hiç macera yaşamadım, sürekli akan kırmızı burnum, selpak aqua tuvalet kağıdı rulom, burnum yara olmasın diye sürdüğüm bepantenimle takılmaktayım birkaç gündür. ama kitap tavsiye edebilirim,
ferhan şensoy - hacı komünist
alın , okuyun, küba maceralarını anlatmış üstat, hatta bütün kitaplarını okuyun , özellikle "kalemimin sapını gülle donattım" benim en sevdiğimdir, ve "oteller kitabı" harikulade...
hadi eyvallah!

26 Mart 2005 Cumartesi

BONO KENDİ SPOR GİYİM MARKASINI YARATMIŞ

Çıldırmak işten değil, Bono da tekstil-hazırgiyim sektörüne el atarak karısıyla marka kurmuş sayın seyirciler, Marka “edun” tersten okuyun ne çıkıyor? Nude! Yani cıbıl! Tunus’ta munusta yaptığı üretimi Afrika’ya kaydırıp aç Afrikalıların abisi olarak onları doyurmak amacıyla bu işi kurmuş.

Bono abiiieeeee Bono abiiieeeeeee, biz de açız abiimmmm, bizi de al işe abimmm benimm beaaaaa

FASHION-Bono

tüketici kadınlar

ülkemde herşeyi tüketmeye çalışan bir kadın kitlesi var.
herşeye yetişmeye çalışıyorlar , herşeyi yapmaya ,herşeyi yaptım diyebilmeye.
neden bu bölünmeler bin parçaya ?
neden bu kadınlar sürekli herşeyi yapabildiklerini göstermeye çalışıyorlar.

neden durup , bir sakin nefes alıp , dışarıdan kendilerine bakıp ne kadar küçük olduklarını , aslında hepimizin şu koca dünyada ne kadar küçük olduğumuzu göremiyorlar.
hırsların anlamsızlığını.

yaşasın ki real bloggerlar biz kendimize gülebiliyoruz ; tek amacımız mutlu, huzurlu olmak.
ya herşeyi yapmaya çalışırken kendini unutan o güvensiz karılardan olsaydık, ya o kadar acınacak halde olsaydık.

24 Mart 2005 Perşembe

aman aman aman

bu akşam peppenin annesinin keşfettiği bir restoranta gittik.
ahırkapıda girit yemekleri yapan , eski bir konağa yerleşik tatlı bir mekan.

fix menüde denizmahsülleri pilavı üzerine salata ve 21 çeşit soğuk girit mezesi geldi.

mezelerin herbiri birbirinden muhteşem ; soğan dolmasından radicaya, kırımlı acı zeytinden favaya, lakerdadan börülceye yok yok.sonra ara sıcaklar ahtapot bacağı , kalamar ve kırım pidesi. üstüne balık , mevsimden ne seçersen...
kırmızı şarap menüde fix ama biz rose istedik , kırmadılar dışardan aldırdılar.
koşulsuz müşteri memnuniyetine benden 100 puan.
üzerine çok acayip tahinli-pekmezli bir tatlı ile parmak tatlısı geldi,
sonra da final orta kahve.

yerdeki kağıt poşet ve çakıl taşlarından yapılmış mumluklar ile cam lambalar muhteşem.
ama en muhteşem yer tuvaletti.tuvaletin iç kapısı muhteşem , musluklar , lavabonun içindeki çiçekler muhteşemdi.
hayatımda gördüğüm en muhteşem tuvalet giritli restauranttaydı diyeceğim.bizden olanlar bu kinayeyi anlar ama caponyayı görmemiş olanların anlaması zor...

ayrıntılar için: www.giritlirestoran.com

23 Mart 2005 Çarşamba

acı

bir satır açıyorum hayatta
ya da satırlar ,
satırlardan oluşan kocaman kocaman sayfalar.
ara ara ...
yenilikler için bir yer , bir boşluk...
ben yaratmıyorum ,
birşeylerin yerlerini değiştiriyorum sadece .
bir noktadan , bir başka noktaya ,
bir bilinenden bilinmeyene ,
ve bir bilinmeyenden belki de hiç bir zaman bilinemeyecek olana
sonra ,
boşluk .
ah o boşluk ,
içimi öyle derin acıtıyor ki ,
umutlarım kaçıyor
uykularım kaçıyor
bütün beyaz bulutlar kayboluyor
hayat ,
karamsar bir kabusa dönüşüyor bir an’da.
Bir küçücük an’da.
Her yer acı doluyor ,
Her yer.
Su , bardağıma acı acı akıyor
Bardaktan , dudağıma ve oradan mideme , acı bir geçiş yapıyor sanki...
Sonra ,
o acı sindirildikçe
bütün hücrelerime yayılıyor.
Parmaklarımın ucuna ,
Ruhumun en uzak köşesine , dek uzanıyor.
Kimse bu gizli yayılımı göremiyor ,
Bilinmeyen bir acının görünmeyen yayılımı
Ya da içim atıyor o acıyı ,
Acı acı kusuyor dünyaya.
Gizli gizli ...
Bilinmeyen bir acının ,
görünmeyen kusmuklarıyla doluyor heryer .
ah !
ah kalbim , neden bu kadar kırık ve ruhum neden bu kadar yorgun ?

21 Mart 2005 Pazartesi

İş görüşmeleri tecrübeleri

İş görüşmeleri tecrübeleri

Part two

Diğer iş görüşmesine gidiyorum. Büyük bir şirkete yönetici adayı olmak için. Burada da genel yetenek ve genel kültür testlerine tabi tutulacağım. Üniversite sınavına girecekmiş gibi heyecanlıyım. Şirket bu toplantıyı allahın unuttuğu uzaaaak bir yerde gerçekleştirecek ve saat Cumartesi sabahı 9’da...
Ben tabii ki 7 ‘de kalkıp cicilerimi giyip oraya gitmek üzere yola koyuldum. Önce Taksim’e geldim, ki oradan dolmuşa binip karşıya geçeceğim. Kadıköy dolmuşlarına yürüdüm. Benim en son bildiğim yer Tek binasının orada bakırköy dolmuşlarının olduğu yerdi. Ben bu memlekette yokken yerini değiştirmişler bu durakların ve ben allahım bu ne şans yahu diyerek dolmuşun yeni yerini aramaya koyuldum. Bu arada saat 8’e geliyordu. Evlendirme dairesinin aşağısında biryerlerdeymiş. Yürüdüm, yürüdüm. Kadıköy durağını sonunda buldum. Buldum ama bir tane araç yok!! Yoksa burası değil mi diye yumurtası gelmiş tavuklar gibi oradan oraya koşuşturmaya başladım. Saat 08.20’yi geçiyordu. Tam ben koşuştururken bir dolmuş gözüküverdi. Bir ohhh çektim içeriye oturdum, ama ohhhum uzun sürmedi. Çünkü biliyordum ki bu dolmuş dolmadan kalkmayacaktı ve biz henüz iki kişiydik!!.saat 08.25. o sırada geceden kalmış bir gençlik bindi içeriye alkol kokusuyla beraber. Canı sıkılan bu arkadaşımız iş görüşmesine gitmeye çalışan, zamanı iyice azaldığı için gerilme katsayısı yükselen bana laf atmaya başladı. Arkadaşım sen nereye gidiyorsun, naparsın, hayattan beklentin nedir gibi sorular sıralamaya ve benim gerilmiş sinirlerimi iyice germeye koyuldu. Offfffffff dedim. Nedir bu allahım. Lütfen sussun ve işimize gidelim. Tabii dedi işinize gelmeyen şeylere cevap vermeyin siz. Alah allah. Nereden çıktı şimdi bu karşıma!!.maymunlar cehennemine mi düşmüştüm, neydi. Bu arada saatın 08:45 olduğunu ve hala üç kişi olduğumuzu hatırlatırım. Yoldan geçen herkese dolmuşa binmeleri için yalvarıyordum içimden. Ne olur bunlar kadıköye gitsin, ne olur kalkalım artık. Ne olur şu çocuk sussun. Göya erken kalkmıştım ancak 40 dakikadır aynı yerde ve felsefik bir arkadaşın bitmeyen sorularıyla karşı karşıyaydım. Zamanın gittikçe tükenmek üzereydi. Tam ümidi kesmişken aslan gibi 3 adet delikanlı gencimiz imdadıma yetişti, kapıdan içeriye girip şööööyle bir oturdular. “Kadıköy ne kadar?” işte şimdiye kadar duyduğum en rahatlatıcı sözlerdi bunlar. Sonunda yola çıkabilmiştik. Deli şöförümüz bizi 10 dakikada karşıya geçirip beni ankara asfaltında atıverdi, çünkü benim işkencem daha bitmemişti. Orada tekrar münübüse binip verilen adrese ulaştığımda saat 09:20 idi.
En büyük fiyasko verilen saatte gidememektir arkadaşlar. Ben ilk sınavdan kalmış bulunuyordum. Neyse nazik ve sevimli hanımlar karşıladı beni ama odaya girdiğimde
takım ceketli ve asık suratlı bir rakiple karşılaştım. Gayri ihtiyarı kendilerine de merhaba dediysem de biz rakip olduğumuz için gayet soğuk bir şekilde merhaba dedi zorla. Bu iş durumları insanı böyle mi yapıyordu yani. Neyse takma kafanı öyle herkese dedim. Ama huyum bu, can çıkar huy çıkmaz demişler!!!
Şirket geçmişi hakkında power point izledikten sonra sıra sınava gelmişti. Bu şirket olaya çok daha iyi hazırlanmıştı, gerçekten soru kitapçıkları ve cevap anahtarlarıyla karşı karşıyaydım. Gerçek bir ÖSS sendromu... şu şekilden sonra hangisi gelir, zeytin ile çekirdek arasıdaki benzerlik ile aşağıdakilerden hangisi uyumludur, 1,5,7,11 ? cevabını bulunuz gibi çeşitli zeka testi sorularını yanıtladıktan sonra sıra genel kültür olayına gelmişti. Ben bir kültür mantarı olarak yeni geçen mevzuları hemen biliverdim tabiiki ancak atatürk şapkayı ilk nerede takmıştır gibi sorulara da maruz kaldım. Kastamonu dedim cevap olarak ama bilmiyorum doğru mudur. Ve daha nice soruları 15 dakikada yaparak sınavımızı tamamladık. Daha sonra tek tek özel görüşmeye alındık veeeeeeeee en sevmediğim soruyla karşılaştım yine. “ iş yerinizden neden ayrıldınız”, ikinci sevmediğim soru ise amacınız nedir. O kadar amacım var ki, hangi birini anlatayım. Anlattım anlattım konuştum ve biz değerlendirme sonucu sizi arayacağız dediler.
Ve tabii ki arayan olmadı.
Yine bir denek maymunu hissinden kurtulamamıştım. Yine sınav sonucunu öğrenememiştim, yine bir iş yerine girmeye çalışmak için bayırdan koşan atlar misali istanbulun bir ucuna gidip bir sonuç elde edemeden geri dönmüştüm.
Bu arada kadıköy’e geri geldiğimde seka direnişçileri için gösteri yapıyorlardı. Tüm yollar kapatılmıştı ve ben yarım saat yürüyerek ancak meydana ulaştığımda şöyle dedim.
Bağırın işçi kardeşlerim, bir kere olsun bu yolları da siz kapatın. Onca okuduk, onca didindik, hala işsiziz, hala işsiz haklarımız yok, hala bizi koruyan yok. Bir işe girebilmek için oradan oraya savrulup duruyoruz. Sonumuz ne olacak bilmiyoruz.
Bağırın be. BAĞIRINNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNNN

iş görüşlemeleri tecrübeleri!!! Part 1

iş görüşlemeleri tecrübeleri!!!

part one
Yaşadığım en ilginç deneyim küçücük kareciklerle oynayarak bana gösterilen şekilleri yapmaya çalışmaktı. Evet, bu bir iş görüşmesiydi. pisikoloci testinden geçiyordum. Bir firmaya girebilmek için maymun gibi teste tabi tutulmuştum. Aman allahım dedim. Ben şekilleri yaparken karşımdaki kadın sürekli notlar alıyordu. Acaba ne yazıyordu. Merakımdan çatlayacaktım. Ben o kareleri sağdan ya da soldan, yada toplu halde aynı anda birleştirdiğimde acaba ne yorumlara maruz kalıyordum. Büyük bir hevesle, anaokulunda lego oynar gibi yaptım bu işi ve şekiller bittiğinde pisikolog hanım bana sizinle diğer arkadaşlar ilgilenecek diyerek beni odadan çıkardı. Acaba deli gömleği mi giyecektim? Dışarıda beni kimler nereye götürecekti. Beni bir paranoya rüzgarı sarmaya başlamıştı. Bu kadın oraya ne yazdı. Beni nasıl anladı o küçük küplerle. Ne yazıyorsunuz acaba çok merak ettim gibi bir geyik yapacaktım ama tabii ki sustum. Ne de olsa iş görüşmesindeydik. Laubaliliğe gerek yoktu. Ancak bana uygulanan muamele son derece muammaydı ve ben bu denek durumundan sıyrılmak istiyordum. Sonuçta beni odadan aldılar. Beklemeye koyuldum. İki kişilik kanepede otururken bir çift geldi ve kadın yüzüme bile bakmadan ve beni itiştirerek yanındaki beyefendiye aynı koltuğa oturması için ısrar etti.”gel canım, sığışırız!!!!” nereye sığışacaktık. Zaten sinirlerim iyice bozulmaya başlamıştı, dışarıda beklemeye alınmıştım ve küplerin benim hakkımda neye karar verdirdiklerini merak etmekle meşguldüm. Bir de bu kadınla aynı koltukta bacak bacağa oturmak istemiyordum. Kadın ısrarla ve de çantama oturarak gelsene canım diyordu. Ben tabii ki içimden canın çıksın emi diyordum. Stress içinde başka gorüşmelere çağırılmayı beklerken içeriden daracık pantolonlu bir genç kızımız gelerek”.....hanım, sizinle gorusmemiz bitti, degerlendirme sonucunda biz sizi arayacagız” demez mi!!! Hani başkaları da görüşecekti, ne oldu. Bu küplerden ne sonuç çıktı, neden ben hemen gidiyorum, olay nedir gibi soruları içimde tutarak ve neden tuttuğuma küfrederek oradan uzaklaştım. Bu bir iş görüşmesiydi ve ben kendimi tecavüze uğramış gibi hissediyordum. Bu neydi kardeşim. Hiçbir yetkili bir açıklama yapmayacak mıydı. Küpleri yerleştirdim de ne oldu yani. Aloooooooooooooo. Nerede bu devlet. Bu zavallı deneklere kimse sahip çıkmayacak mıydı.
Ama hiçbir şey olmadı. Ne arayan var, ne soran. İşin en merak ettiğim yani, bari sonucu söyleselerdi.
Yoksa ben bir gerizekalı mıydım!!!!

Kıssadan hisse:
Zeka testi, zeka testi
Gel beni de ölç hadi
Eğer yapamazsam küpleri
Allah müstakımı versin emi

Tuzsuz deli bekir


20 Mart 2005 Pazar

Nuri Alço & Ahu Tuğba röportajı

Türker İnanoğlu’na, ‘Ne oynayacağız, senaryo ne’ diye soruyorduk. ‘Ne senaryosu, biriniz orospuyu oynayacak, diğeriniz de pezevengi oynayacaksınız’ diyordu.
Hürriyet Pazar

The Official Formula 1 Website

şumi, melbourne'den sonra malezya'da da hayal kırıklığı yaşadı, 13. başlayıp 7. bitirdi,
ferrari takımı halen eski arabayla yarışmakta

The Official Formula 1 Website