30 Mart 2007 Cuma

sevgili la capitana aramiza hosgeldin !

Marie Antoinette DVD'im vardı

İnanamıyorum dostlar! Marie Antoinette filmine biletim var diye sevinirken, genç ve güzel kuzenim Dilek'den gökten zembille dvd'si geldi bana! Buna inanabiliyor musunuz sayın seyirciler? Aylardır bu filmi bekliyorum, Fransalara gidip bir sürü para döküp Versaille sarayında Marie Antoinette'in hayaletini bile aradım. Ve bütün bunlar olurken DVD'si Dilek'de varmış!! Aahahahah!

O zaman bu gece şampanyamı havyarımı pastamı alıp seyrederim diye hayal ediyordum amma kandilmiş bu akşam. Ne yapacağız şimdi?


28 Mart 2007 Çarşamba

Sosyeteye Takdimimdir...

Ufacık tefeciktim, 4 yaşında filandım, koca klanda tek kız olmanın keyfini sürüyordum ve bunun ömür boyu böle süreceğini düşünürken.......

- Alo.

- ( bir an sessizlik) aaaaaaa sahi mi?Ne zaman doğdu?Ay yerim onu

- İsmini ne koydunuz?

- Ne demek kod adı Judy? Neyse boşver, sağlıklı mı, boyu kaç cm, kilosu?

- Parmakları tam mı, saydın mı?

- Allah analı babalı büyütsün...

Diye geçen bir konuşmayla ,tek başına prensesliğini sürdüğüm dünyama bir ortak geldiğini acı şekilde öğrenmiş bulunuyordum.

Ve geldiği o günden bu güne kadar hayatımın her türlü eksikliğini doldurdu, doldurdu, doldurdu ve taşırdıııııııı.

Gecen gün zorla, seni de blogger yapalım eyy ulu capitana dedi ve istediği her şey gibi bunu da başardı.

Kutlama partisini Yeniköy Passion Cafede yaptık.Ben kırmızı halılar, şampanya eşliğinde balo müziği beklerken, şömine başında yenilen orman meyvalı cheese cake, yanında sakızlı ve vanilyalı harika dondurmalar ve ne idüğü belirsiz zımbırtı kahvelerle geçiştirdik.

Evde beni bekleyen 2 yaşındaki yakışıklı kavalyemin hayaliyle ,Judy'min eşsiz sohbetiyle eve doğru sahilde yürürken, kıskanç mehtap çelik grisi gözleriyle bizi izliyordu.

Sonra ne mi oldu?

Judy ve La-capitana öpüştü, koklaştı , en kısa zamanda klanı toplama sözü verildi ve herkes evinin yolunu tuttu...

27 Mart 2007 Salı

Marie Antoinette biletim vardı

işte Mojito grubumuzla 6 Nisan'da İstanbul Film Festivali'nde gösterilecek olan MARIE ANTOINETTE filmine bilet almıştık sayın seyirciler. Nihayet aylardır beklediğim bu filmi izleyeceğim, Lady Charlotte ile Versailles Şatosu'nda gezdiğimiz odaları, bahçeleri, küçük köyü görüp hatıralar geçidine dalacağım. İhtilal! Skandal! Seks! Yaşasın Marie Antoinette!



26 Mart 2007 Pazartesi

Ela'da Mojito partisi

Farkettim de geçen haftayı Lost'un 1.sezonunu izleyerek geçirdiğim için bloglama yapmamışım.


O halde haftasonumu anlatayım size sayın seyirciler. Cuma akşam işten çıkıp Cihangir'deki Leyla'nın üst katına kurulmuş olan Ela isimli tapas bara gittik.
Manzara müthişti, boydan boya Haliç, Topkapı, camiler, eski İstanbul silueti. Tapas ispanyol mezesi olduğu için yemek yoktu, sadece meze vardı: Patatas bravas; mantarlı bilmemne, Endülüs usülü tapas. Sonra mojito içmeye başladık, naneli serinletici mojitolar arka arkaya götürüyorduk; bir üç beş derken geri kalanını anımsamıyorum, deliler gibi gülüyorduk, garsona 6 Nisan'da gelip 6 tane mojito içeceğiz falan gibi şeyler söylüyorduk... Sonra minik Ceyda Didem'i ve beni evlere dağıttı, yatıp sızmışım. Cumartesi sabahı berbat bir başağrısı ile uyandım, kovayla kahve içip kendimi dışarı attım. Ama Cuma gecesi nelerden bahsettik, ne muhabbetler döndü, rezillik çıkarttım mı? Anımsamıyorum!

Cumartesi günü blogumuzun en yeni üyesi La Capitana ile Yeniköy'de buluştuk sayın seyirciler. Kendisi ile bütün ömrümce beraberdim o yüzden inanılmaz öyküleriyle blogumuzu şenlendireceğini düşünüyorum. Capitana ile Yeniköy Passion cafe'de oturup kahve içtik, muhteşem böğürtlenli pastasından tattık, sakızlı dondurma yedik, sonra Tarabya'ya kadar yürüdük. Sahil yolu çok güzeldi, yalılar malılar insanın aklını alıyor zaten.

Konuşurken şunu düşündük, yıllar önce Capitana'nın odasına kapanır, arka arkaya beyaz dizi romanlarını okurduk, şu küçük beyaz aşk romanları serisinden bahsediyorum. Bu romanların kahramanı genç güzel ve incecik kızlar, taş gibi yakışıklı, zengin, ateşli, ve mutlaka ÇELİK GRİSİ gözlere sahip heriflerle aşk yaşarlardı. Ulan ömrümde bir çift çelik grisi göz görmeden ölüp gideceğim ona yanıyorum. Neyse işte biz oturur bu kitapları arka arkaya yalar yutar kafayı yerdik beraberce. Şimdi aradan 15 yıl falan geçti , belki daha fazla. Hayatımızın o romanlardaki gibi olmayacağını anlamamızın üzerinden de çok geçti herhalde. Hayat çok tuhaf. O kitapları okur ve hayal kurarken nerede olacağımı sanıyorsak, şu an çok bambaşka yerlerdeyiz. Belki yine o küçük romantik ve sonu hep mutlu biten kitapları okumalıyız. Çünkü sanırım yeni hayallere ihtiyacımız var bizim.

19 Mart 2007 Pazartesi

ıssız bir adaya düşersem yanıma alacağım 3 jack

nihayet biliyorum artık, ıssız bir adaya düşersem yanıma alacağım 3 jack:

Lost'un kahramanı doktor Jack Shephard (yaaavvruumm)
24'ün süpermeni ajan Jack Bauer (peeh peehhh)
Karayip Korsanları'nın çılgını Kaptan Jack Sparrow (yürrüüüüü)

ne adada ne kutupta, bu manyaklarla hayatta sırtım yere gelmez hahahayytt







16 Mart 2007 Cuma

14 Mart 2007 Çarşamba

Kuleli Ocakbaşı ve Çamlıca tepesinde çılgın bir gece

Dün gece şirketten bir grup arkadaş tıngır mıngır karşıya geçip Kuleli Ocakbaşı'na gittik sayın seyirciler; fındık kabuğu ateşinde kebap keyfi yaşayacaktık. Mekan çok güzeldi, tam Boğaz Köprüsüne bakıyordu ve köprüdeki yeni süs ışıkları renk değiştirdikçe harikulade güzellikte bir gökkuşağı ortaya çıkıyordu.

Kocaman ocağın etrafına dizildik, bir garson gelip ince metal çubuğuyla ocağı karıştırıp ateşi harladı; etler, köfteler, tavuklar, domatesler ve de biberler geldi, bunları güzelce ocağa dizip evire çevire kebap etmeye başladık. Özellikle Ceyda çok marifetliydi, amanın ekmekleri etlerin üzerine yerleştiriyor, baharatlar serpiyor, döndüre döndüre pişirip bize yediriyordu.


Ocakbaşının köfteleri çok güzeldi, dombik dombik. Yemeğin sonunda Yavuz abi benim şerefime bir seri daha köfte dizdirdi ocağa hahahayt. Onları da afiyetle yedikten sonra çay içeceğiz diye beklerken tataaaa, üzerinde mumlarla pasta gelmesin mi! Sürpriz erken doğumgünü kutlaması! Ne kadar sevindim!
Böylece güle oynaya ocakbaşından ayrılınca ne yapalım diye düşündük ve Çamlıca'ya çıkmaya karar verdik. Hava buz gibiydi, yağmur yağıyordu, fakat manzara mükemmeldi. Çamıca'ya çıktıkça, Boğaz köprüsü İstanbul üzerinde bir pırlanta kolye gibi görünüyordu.

Çamlıca'da Safa diye bir mekana girdik. Kocaman bir yer, camlar doğruca manzaraya bakıyor, ortada dans pisti var, bir de masmavi bir ışıkla aydınlatılmış kocaman romantik bir masa. Zaten içeri girmemizle herkes bize dönmüştü, bir de oraya otursak dedikodular ayyuka çıkardı herhalde hahahayt, normal bir masanın etrafında dizildik.

Mekanda büyük Türk sanatçısı, piyanist şantör Mustafa Anamur program yapmaktaydı. Biz içeri girdiğimizde Nikah Masası'nı söylüyordu, epeyce tezahürat yaptık, o da oynamak istiyor muyuz diye sordu, Zübeyde hepimizin yerine cevap verince, Alllaaaaaa, Anamur coştu! Bir baktım Zübeyde ile karşılıklı pistteyim, şakır şakır oynuyorum sayın seyirciler! hahahahahaahyyhhttt. Aman bir kurtlarımız döktük sormayın. Sonra Anamur slow müzik çalmaya başladı. Zübeyde hemen Adnan abiyi kolundan yakaladığı gibi piste uçurdu. Adnan abi aynen eski Türk filimlerindeki gibi saçları kenardan ağaran , Kartal Tibet model bıyıkları olan yakışıklı bir abimizdir. Evi de gittiğimiz mekanın 200 mt ilerisinde olduğu için hanımının şerrinden ödü patlıyordu ama Zübeyde'ye karşı koymak mümkün mü? Sonra baktım aaa Aras baygın baygın Neşe'nin kollarında dans ediyor. En sonunda Yavuz abi de beni dansa kaldırdı, pistin tozunu attık sayın seyirciler. Beni döndürdü, evirdi, çevirdi, attı tuttu! süperdi.
Slow danstan sonra sıra halaya gelmişti, ve birden Zübeyde çantasından uçları pullu, zilli rengarenk halay mendilleri çıkartıverdi. Allahım bu kız bunlarla mı dolaşıyor, hani olur da halay görüp katılırım, hazırlıklı olayım diye??? Böylece halayımız da çektikten sonra evlere dağılma vakti gelmişti sayın seyirciler. Karar verdik, hiçbirimiz yıkanmayacağız, ki herkes anlasın akşam et yedik ahahaahahah

13 Mart 2007 Salı

Tehlikenin Farkına Varın

Çocuk Bayramı'nda 20 yaşında başkan! / Siyaset / Milliyet Gazete

Geçen yıl 23 Nisan'da Meclis Başkanı Arınç'ın koltuğuna 21 yaşındaki bir imam hatip lisesi öğrencisinin oturmasının ardından bu yıl da başkan 20 yaşındaki bir imam hatip liseli olacak

12 Mart 2007 Pazartesi

Kitapkurdu

Size hafta sonu okuduğum kitaplardan bahsedeyim sevgili izleyiciler.

Aşka Şeytan Karışır , Hande Altaylı
Modern şehirli kadının bunalımlarını anlatan bir roman. Para verip almadım, kadınlar günü hediyesi olarak geldi. Roman kahramanının adı Aslı! Fakat karı afedersiniz motorun önde gideni, bildiğiniz kaşer. Kitap boyu önüne gelenle al takke ver külah , bekledim ki sonunda hepsi akraba çıksın ama olmadı hahahayyt.

Kiralık Nişanlı , Amanda Quick
Bir heves aldığım yeni çıkmış bir aşk romanı idi, tabii bu da oldukça hafif bir romandı ama Barbara Cartland'dan bir tık yukarda olduğunu söyleyebiliriz. Efendim, bu roman Viktorya dönemi İngiltere'sinde geçiyor, yakkışıklı ve de çok zengin bir lord , büyükamcasını öldüren çılgın mucidi ararken etrafın dikkatini dağıtsın diye genç bir kızı göstermelik nişanlısı olarak sosyeteye takdim ediyor. Tabii sonu en baştan belli, bu iki derhal aşık oluyorlar falan filan.

She's Got the Look, Leslie Kellie
Leslie Kelly'nin She Drives Me Crazy isimli romanını okuyup sevdiyseniz bu da hoşunuza gidecek. Ben ikisi de geçen sene Amazon.com'dan almıştım. İki romanda da yeni boşanmış güzel bir kadın, Güney'de tozlu ve bol dedikodulu bir kasabaya taşınıyor ve kasabanın en yakışıklı adamına aşık olup al takke ver külah gününü gün ederken bir takım anlaşmazlıkları, cinayetleri, bilmemneleri çözmeye çalışıyor. İki kitaptaki yakışıklı heriflerin kardeş olduğunu belirtmem gerek.



Anlayacağınız , bir tane işe yarar birşey okumamışım hafta sonu!

8 Mart 2007 Perşembe

Protesto Ediyoruz!

Bilişime Sansürü Protesto Ediyoruz

Yunanistan vatandaşı olduğu “sanılan” birinin Atatürk hakkında hakaret dolu videosuna yanıt olarak, Türk Adaleti ve Telekom Şirketi problemin çözümünü 70 milyonluk Türkiye vatandaşını youtube.com‘a erişimden men ederek buldu.
Youtube.com, Türk Mahkemelerinin, Türk Telekom Şirketinin sandığının aksine, ücretsiz akademik video derslere, Türkiye’nin tanıtımı ile ilgili pek çok videoya, artık yayından kaldırımış çizgi filmlere, 100 yıllık zaman icinde kaydedilmiş eşi benzeri olmayan milyonlarca görüntülü sesli kaynağa ev sahipliği yapıyordu. Bu göresel işitsel materyaller Türkiye insanının “uzaktan öğrenme” ile yoğun olarak tanışması için de bir fırsat yaratmıştı. ...

yazının tamamı :

Protesto Ediyoruz!

5 Mart 2007 Pazartesi

Uyarca bize uymadı

Cumartesi günü yakışıklı kuzenim Tolga, genç ve güzel nişanlısı Dilek ve de arkadaşları ile tiyatroya gittim sayın seyirciler. Oyunun adı Uyarca idi, AKM'nin arkasındaki Aziz Nesin Sahnesi'nde oynanıyordu. Her zamanki gibi geç kaldığımız için koştura koştura gittik tiyatroya, hevesle o rahatsız koltuklara yerleştik ve oyun başladı.
Sahne düzenlemesi, dekor harikaydı. Gerçekten insan kendini yerin 5 kat dibinde bir depoda sanıyordu. Oyuncular başarılı fakat tiyatrovari konuşmaları rahatsız ediciydi.
Oyun ise o kadar ağır, o kadar san'atsaldı ki, ortadan ikiye çatlayacaktık az kalsın. Dakikalar geçmek bilmedi, o koltuklarda kıvrım kıvrım kıvrandık, ara olunca da bu kadar sanata 1,5 saat daha katlanamayacağımızı itiraf edip kaçıp gittik, salonun orta yerinde komple bir sıra boşaldı bizim yüzümüzden.
Sonuçta bu çapraşık ve de herkesin birbirini arkasından vurup boynuzladığı oyunun sonunda ne oluyormuş, öğrenemedik. Ölüleri çözelten kaçık bilim adamı Şefi de çözeltti mi? Karizmatik komiserin akıbeti ne oldu? Küçük orospucuk Ann kime kaldı, bütün bu sorular cevapsız kaldı, bilen varsa bir zahmet yazıversin.

3 Mart 2007 Cumartesi

kusursuz

"They came from Nottingham, England; their names were Jayne Torvill and Christopher Dean and when they took to the ice for their final performance in the 1984 Olympic Games in Sarajevo, the world was expecting something sensational..."

http://www.youtube.com/watch?v=t2zbbN4OL98





1 Mart 2007 Perşembe

çok güzel bir fotoğraf


bu gerçek bir foto, dijital değil, annem çekti, tam Paris'te Lady Charlotte ile buluşmak üzere, havaalanına doğru evden çıkarken. Tam bir Real Fiesta seyyahıyım değil mi? Çekçek bavul, H&M çanta, kargo pantolon, Kermitli adidaslar, siyah kazak, belde anorak; en sevdiğim seyyahat kıyafetim. Ne kadar mutlu görünüyorum bu fotoğrafta öyle değil mi?


inşallah Yonanistan'a Prag'a da gideriz.


Ocak ... Şupat ... Zart

işte Mart ayı gelmişti sayın seyirciler. Bu ayın benim için anlamı doğum ayım olması idi eskiden. Ama bu yıl, Mart ayının çok önemli bir özelliği var.. Bu ay günleri sayacağız, 1, 2, 3.. bir bir derken.. 31 Mart'ta Lady Charlotte İstanbul'a gelecek! Real Fiesta ahalisi Paris seyyahatinin ardından bu sefer İstanbul'da buluşacak...

Allahım bu ay çabuk geçsin, Lady Charlotte gelsinnnnnn

ya ne kadar zayıfmışız eski seyyahatlerimizde ühühühü
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...