Konya Mevlana Seyahati 3. Bölüm : Sille ören yeri, Karatay Medresesi, İnce Minare, Alaeddin Tepesi, Konya Çarşısı ve alışverişlerimiz

Sema töreninin ertesi günü, yani Pazar sabahı uyandığımızda hala yorgunduk. Söylene söylene toparlandık; erkenden kalktığımız halde oramızın damlası, buramızın melhemi derken kahvaltıya zor yetiştik:))) Kahvaltıdan sonra da otobüsümüze binerek Konya'nın Sille denen bir ören yerine gittik.


Sille'nin özelliği Kapadokya'ya benzer dağlara kazılmış mağaraları imiş. Tabii bu mağaralara tırmanmadık. Köyün in ile cinin top oynadığı yegane caddesinden yürüyerek restore edilmekte olan bir küçük kiliseye baktık, sonra da geri döndük. Restorasyon devam ettiği için kilisenin içine de giremediğimizden, anlamsız bir ziyaret olmuştu bence Sille köyü.

Aya Elena Kilisesi


Kiliseyi gördükten sonra, köyün bomboş ve ayaz altında titreten ana sokağından otobüsümüze yürüdük. Birkaç tane seramik dükkanı gördük bu yol üzerinde. Demek buralarda el işi seramikler makbul imiş.




Yüzyıllarca önce kayalara oyulmuş kiliselerle bezeli kocaman tepenin yamacında ufacıcık bir köydü Sille.











Yolun sonunda otobüse geldiğimizde rehberimiz haydi kalkıyoruz diyerek bizi araca oturttu ama birden soğuktan mıdır nedir, acele çiçek toplamamız gerekti. Rehber de "gidiyoruz şimdi, burada tuvalet de yok" diyerek inmemize müsaade etmedi ama geç kalan birkaç kişi bir türlü gelmek bilmediler. Biz de artık dayanamadık, hemen berimizdeki ahşap, ufak binaya daldık.


 Şok şok şok! Dışarıdan hayalet kasabada bir ölü evi gibi görünen restoranda meğersem şenlik varmış, içerisi resmen kopuyordu dostlar. Müthiş bir açık büfe serpme kahvaltı, şarkılar türküler eşliğinde eğlenip kahvaltı eden insanlar, ahşap ağırlıklı otantik dekorasyon, canlı hayat!... Ne kadar şaşırtıcı bir görüntü!

Sille'de gizlenmiş güzel bir kahvaltı mekanı

Kapısında WC değil HELA yazan tuvalette çiçek topladıktan sonra nihayet otobüse doluşup Sille'ye bay bay dedik ve çabucak merkeze geri döndük. (seviyorum merkez değil Konya merkez annem) İlk önce Karatay Medresesi'ni ziyeret ettik.

Türk üçgenleri

İçeriye girdiğimiz anda kendimden geçtim dostlar. Dörtköşe, ufak, üzerine bir kubbe kondurulmuş sade bir Selçuklu medresesi idi burası. Fakat binanın içi gördüğüm en şahane çinilerle bezenmişti. O parlak turkuvaz renk asırlardır parlaklığını kaybetmemiş, capcanlı renkleriyle gözlerimizi kamaştırmaktaydı.

Sade bir kare formu olan medresenin kubbesi, Türk üçgeni denen bu teknikle binanın üzerine oturtulmuş. Selçuklular devrinde matematik ve astronomi eğitimi veren medrese, Osmanlı döneminde de bir süre kullanıldıktan sonra terkedilmiş. Cumhuriyet döneminde ise Çini Eserleri Müzesi olarak tekrar hizmet vermeye başlamış.


Medresede, günümüze kalıntıları gelmiş olan Kubadabad sarayından kalma enfes çiniler de sergilenmekte.



Medresenin çini bezemelerinin içinde dualar ve kutsal kişilerin isimleri gizlenmiş



Karatay Medresesi bence Konya'da görülmeye değer yerlerin başında geliyor. Nefes kesici güzellikler barındıran, ufacık ama unutulmaz bir müze burası.


Alaeddin Tepesinde koruma altındaki Selçuklu saray duvarı 

Karatay'dan çıkıp tıngır mıngır yürüyerek Alaeddin Tepesine geldik. Tabak gibi dümdüz Konya'nın merkezi olan bu höyük ve çevresi; şehrin en canlı, en hayat dolu yeri. Tramvay hattı bu tepenin etrafında dolanıyor. Tepede ağaçlıklı bir park, çay bahçeleri ve Alaeddin Camii bulunmakta. Aynı zamanda eski Selçuklu sarayından kalan son duvar da koruma altına alınmış.

Alaeddin Camii

Cami, meşhur Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılmış.İçi sütunlarla dolu ama duvarları çıplak, öyle müstesna bir güzelliği yok idi. Yalnız mihrapta güzel bir çini işçiliği görülüyordu. Belki de caminin içi de eskiden çini bezeliydi de günümüze gelememişti, kim bilir?

Alaeddin Camiinin çinili mihrabı

Ama caminin en büyük güzelliği, artık yokolmaya yüz tutmuş Kündekari sanatıyla yapılmış olan minberi idi. Abanoz ağacından, tek bir çivi kullanılmadan, birbirine geçirme yöntemiyle yapılmış olan minberin işçiliği nefes kesici idi.

tek bir çivi kullanılmadan, Kündekari tekniği ile yapılmış...

Abanoz minber

Caminin avlusunda bulunan türbede ise tam sekiz Anadolu Selçuklu Sultanı'nın yattığı söyleniyor. Türbe taş işçiliğiyle yapılmış süslemelerle bezenmiş.


Selçuklu sultanları türbesi



Alaeddin Tepesinin üstü, gayet güzel ağaçlandırılmış ufak bir park, çaybahçeleri var, gençler burada takılıyor. Görünüşte Konya'nın hem en yeşil hem de en canlı yeri idi Alaeddin Tepesi.

Alaeddin tepesi

Tepenin üstünden yuvarlanarak diğer tarafa indiğimizde ise karşımıza Konya'nın bir diğer küçük mücevheri İnce Minare çıktı dostlar.

İnce Minare

İnce Minareli Medrese, yine Selçuklular devrinde yapılmış, bu sefer çini değil taş işçiliğinin en güzel eserleri ile bezenmiş bir medrese. 1956'dan beri Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak hizmet vermekteymiş.



Medresenin taç kapısı, müthiş detaylı süslemeleriyle herhalde Selçuklu dönemi taş işçiliğinin en güzel örneğidir. Taş işçiliğinin güzelliği harikulade idi.

Taç Kapı


Medresenin minaresi 1901 senesinde düşen bir yıldırımla yıkılmış. Yine de minareden kalan kısmı, turkuvaz renkli taşlarla örülmüş, harika bir eser.

İnce Minare


Medresenin kubbesi de renkli taşlarla örülmüş ve harika işçiliği ile oldukça çarpıcı idi.

İnce Minare'nin taş işçiliği kubbesi





Medresede Selçuklu devrinde ait taş kitabeler, Konya Sarayından gelme rölyefler, ahşap cami kapıları da sergileniyor. Benim en çok sevdiklerim Selçuklu simgesi kartal ve melek kabartmaları oldu.

Kapılar
Melek

Selçuklu Kartalı

Kitabeler

Bu medreseden sonra artık yavaş yavaş turumuzun sonuna geliyorduk. Rehberimiz de alışveriş edelim, iç turizme katkıda bulunalım diye bizi Konya Çarşısına bıraktı. Gelenler görenler bilir, adımbaşı bir Necati mağazası var Konya'da, her tür hediyelik hatıra eşya bu mağazalardan alınabilir. Biz de bol bol Konya şekeri, derviş figürü, magnet vs aldık Necati'den.

Kediyi çağırmak için semazenli çanım

Alışverişimiz sonunda Necati mağazalarından biri tarafından hediye edilen Sikke yaka iğnem

Dervişim

Alışverişden sonra çarşıda şöyle bir tur attık ve çok güzel minareleri ile gözümü alan Aziziye camisini panoramik olarak gezdik:) Zaten çarşı dediysem birbirini kesen birkaç minik sokaktan oluşmuş, o sokaklarda da Necati mağazalarından başka birşey yok, 2 adımda bitti çarşı.

Aziziye, Osmanlı devrinde yapılmış bir camii, mimarisi o yüzden çok hoşuma gitmiş olacak. Gerçekten çok oturaklı ve zarif bir eserdi.




Camiyi görüp başladığımız yere geri dönünce ne görelim? Bizim tur arkadaşlarımız ufak bir çay ocağı bulmuşlar kahve içiyorlar. Kahveeee! sadece 1 TL'ye köpüklü mis gibi Türk kahvelerimizi höpürdettik, o kadar lezzetli geldi ki bize o kahveler anlatamam. Sonra da çok merak ettiğimiz gümüşçü dükkanlarına bakmak için meydana döndük.


Bana kalsa Konya'da gümüşçü dükkanına gitmek aklıma gelmezdi, sağolsun Handan'cım son dakikada mutlaka bak diye harika bir tavsiye vermiş... Allahımmmm, o kadar güzel takılar vardı ki girdiğimiz dükkanda (Osmanlı Gümüşçüsü) ... Kalan vaktimizin tamamını orada yüzüklere, kolyelere, bilekliklere bakarak geçirdik. Lady Charlotte şahane bir takım aldı, ama böyle güzel bir işçilik görmemiştim. Ben de turkuazlı dervişli bileklik ve kolyesi ile; minik bir yüzük ve ona uygun bileklik aldım. Yüzüğü o kadar sevdim ki, sürekli takmak istiyorum. Tam parmağıma göre idi kendisi. (9,5 numara imiş parmak ölçüm) Bileklikler de şaşırtıcı derecede tam ince bileklerime göreydi, misal ben hiç bilezik alamam, hep çok büyük gelirler, elimden çıkarlar. Halbuki bunlar tam bana göreydi:)))




Birer kültür turu parasını gümüşçüde bırakıp buluşma noktasına geri döndük. Tabii hemen yeni yüzüklerimizi taktık ve öğle yemeği yiyeceğimiz restorana gittik. O ziyafetten de en son yazacağım gurme yazımda bahsedeceğim:)))

Yemekten sonra artık Konya'dan ayrılıp kalabalık ve gürültülü,çıldırtıcı ama hayat dolu İstanbul'a geri dönme zamanı gelmişti. Yola çıktığımızda saat 2'ye geliyordu yanılmıyorsam. Gece 11'de İstanbul'da idik. (Yolda bolca çiçek topladığımızı söylemek lazım). Pazar gecesi o saatte şehre girip kalabalık trafiği görünce sevinçten gözlerim doldu:))))) Oh be dünya varmış, hayat budur işte dedim valla:))) Hava da 15 derece ateş gibi idi. Yani gitmek, görmek, yenilikler deneyimlemek çok zevkli olsa da her seyahatin en güzel tarafı İstanbul'a geri dönmek idi dostlar:))

Konya yazı disimin son bölümünde yöresel yemeklere sıra geliyor:) Muhteşem bir "gırtlağıma hakim olamamıştım" yazısı için bizi izlemeye devam edin benim canımdan çok sevdiğim seyircilerim:)

xo xo

Yorumlar

  1. sondan bier önceki fotodaki kolyeden bende de var, ama yüzük farklı benim yüzük mavi kocaman bir taşın yanında bir semazen figürü olan bir yüzük, hala severek takıyorum her ikisini de şahmeranı da

    YanıtlaSil
  2. En merak ettiğim bölüme sıra geliyor nihayet:))
    İmza: Obur

    Konya'ya defalarca gittim ama bu cami ve medreselerin (Mevlananınki dışında) içine hiç girmedim. Bir daha da Konya'ya gitmek isteyeceğimi sanmıyorum, geçen yaz gitmiş ve nefretle dönmüştüm sıcak ve başka faktörler yüzünden zira.

    "Şu Sille'nin ufak taşı" diye bir türkü vardı, demek o Sille bu Sille imiş:)) Hadi bakalım gezip gördüğün senin olsun yiyip içtiklerini anlat:)))

    YanıtlaSil
  3. Etli ekmekleri yuvarlamıştır kesin:)

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Bir rehberle gezdiniz değil mi? İletişim bilgilerini öğrenmem mümkün müdür acaba?

    YanıtlaSil
  6. Handan : heyy ben de çok severek takıyorum, hep de seni hatırlıyorum çünkü sen söylemesen hayatta gümüşçüye dikkat etmezdim Konya'da:)

    YanıtlaSil
  7. Leylak Dalı : evet evet, Sille'nin daşı doprağı meşhur imiş:))
    Açıkçası ben de bir daha Konya'ya gitmek istemem. Ama çini görmek için Kütahya'ya bir kültür turu düzenleyebiliriz Real Fiesta ekibi olarak bilemiyorum:))

    YanıtlaSil
  8. rock lee : ayıpsın yalamadan yuttum :)))))))

    YanıtlaSil
  9. Bir Kadın : Pronto Tur'un Konya Mevlana turu ile gittik, rehberi tur şirketi belirliyor. İsterseniz Pronto tur ile görüşün, yardımcı olurlar sanırım:)

    YanıtlaSil
  10. Yuzuk cok guzelmis. Gule gule kullan. Ilk kez Konya'ya gitsem mi diye dusunmeye basladim yazini okuduktan sonra.

    YanıtlaSil
  11. kütahyaya gelirseniz haberim olsun, sınır bize ama işte bir bahane lazım gitmeye, ben de katılabilirim size

    YanıtlaSil
  12. vejateryenkedi : işte haftasonu en fazla 1 geceliğine gidip dönülebilir. Fazlası bunaltabilir:)

    YanıtlaSil
  13. Handaniko : olur valla Kütahya Çini Turu:))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yaz ki muhabbet olsun.

Popüler Yayınlar