Darbe Günlükleri - 3

Mine G.Kırıkkanat
Vatan Gazetesi , 24.03.09


21 Ekim 1999: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı öldürülüyor.
21 Ocak 2000: İki yıl önce Mersin’de kaçırılan İslamcı feminist Konca Kuriş’in cesedi, Hizbullah’ın Konya’daki mezar evinden çıkıyor.

2000-2001 arası yapılan operasyonlarda, değişik illerde Hizbullah’a ait mezar evlere, hatta bazıları sahillere gömülmüş 60’tan fazla cesede ulaşılıyor. Türkiye’de 1991’den öteye
kaybolup ne ölüsü, ne de dirisi bulunabilen insan sayısı bu tarihe kadar 543...

24 Ocak 2001: Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan öldürülüyor.

25 Ağustos 2001: İş adamı Üzeyir Garih öldürülüyor.

18 Aralık 2002: Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu öldürülüyor.

15 Kasım 2003: İstanbul’daki Neve Şalom ve Beth İsrail sinagoglarına yapılan saldırılarda 27 kişi öldürülüyor.

20 Kasım 2003: İstanbul’daki İngiltere Başkonsolosluğu ve HSBC Genel Müdürlüğü’ne yaptığı saldırılarda 30 kişi öldürülüyor.

3 Mayıs 2004: Tuzla’da “Dost Tarikatı” lideri olduğu öne sürülen Em. Binbaşı İhsan Güven ve İmam Hatip Lisesi Felsefe öğretmeni eşi Sibel Güven’in başlarından kurşunlanmış cesetleri bulunuyor.

5 Şubat 2006: Trabzon’daki Santa Maria Katolik Kilisesi’nin rahibi Andrea Santoro
öldürülüyor.

17 Mayıs 2006: Danıştay’a saldırı. Yargıç Mustafa Yücel öldürülüyor, dört yargıç
yaralanıyor.

19 Ocak 2007: Gazeteci Hrant Dink öldürülüyor. Trabzon’dan gelen katil Ogün Samast, “Cuma namazını kıldım, vurdum,” diyor.

18 Nisan 2007: Malatya’daki Zirve Yayınevi’nde biri Alman 3 kişi, İncil basıp dağıttıkları gerekçesiyle Hizbullah usulü bağlanıp boğazları kesilerek öldürülüyor.

12 Haziran 2007: Ümraniye’de bir evde bulunan silahlarla, Ergenekon davasına konu olacak operasyonlar başlıyor. Ergenekon, dalga numaraları verilen toplu gözaltılarla 2008’in tamamına yayılıyor ve gerek soruşturma, gerekse yargılama süreci halen devam ediyor.
***
Ey Türkiye’nin masum ve düzgün yurttaşları, Sayın Seyirciler!

Yukarıda üçüncüsü yer alan ve son ikisini tümüyle belleğime dayanarak hazırladığım olaylar dizini, çok eksiktir. 12 Eylül 1980 darbesinin binlerce ölüsü, işkence malulü ve darbeyi izleyen mezalimin doğurduğu PKK terörüne verilen 30 bin can, aynı yıl Çorum ve 1995 Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen, nedense hep Alevileri hedef alan toplu katliamlar, Van, Şemdinli gibi isyan provalarını sıralamaya değil gazete, kitap yetmez, ansiklopedi gerekir.

Ama üç makaleye yayılan bu sınırlı tarihçeyi hazırlarken, parçaları alt alta
sıralamanın böylesine korkunç bir bütün oluşturacağını, inanın öngörmemiştim,
ortaya çıkan dehşet tablosuna ben bile şaşırdım! Bu sıralamaya dair
gönderdiğiniz mektuplardan sizin de etkilendiğinizi anlıyorum...

Bu tabloya, fon rengi olarak her gün işlenen ortalama 5 cinayet, 2,5 tecavüz (Emniyet istatistikleridir) , cesetleri bulunan ve bulunamayan kayıpları eklediğinizde sonuç çok açık:

Türkiye, eşi benzeri hiç bir demokraside görülmeyen bir şiddet ülkesidir. Terör, töre, suikast, toplu ve münferit cinayetleri birleştirdiğinizde, böyle bir şiddet yaygınlığı, uygarlık belirtisi olmasa gerekir. Hatta suikast ve katliam yoğunluğu, 1970’den öteye (1980 darbesine kadar 5 bin, sonra 30 bin kişi katle kurban gitti) geri kalmış ülkelerle dikta rejimleri ortalamasını da
aşmakta, bir iç savaş sonuçlarına taşmaktadır.

Oysa hepimiz biliyoruz ki Türk halkı ne diğerlerinden daha kötü yürekli, ne de acımasızdır. Tam tersine, iyilik, dostluk, yadımseverlik ve dayanışma nitelikleri başka toplumlardan daha yüksektir.

Öyleyse niçin bunca cani vardır bu ülkede? Nasıl olup da ardı arkası kesilmeyen bu cinayetleri işleyen, suikastları ve katliamları yapan, yenilerini de yapmaya hazır bunca adam çıkmaktadır bu toplumdan?

Nerede hata yapılmış, bu şiddet potansiyeli nasıl hazırlanmış, azımsanmayacak sayıda ölmeye ve öldürmeye meraklı bir nüfus yoğunluğu nasıl yaratılmıştır?

Net olarak söylüyorum: Yapılan hata değildir, sürekli darbe politikasıdır.

Sürekli darbe politikasını ve Türkiye’nin kimler tarafından nasıl çökertildiğini yarın yazacağım.

Yorumlar

Popüler Yayınlar